İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin ticari şirket fesih davasında verilen, taşınmaz ve araç devrini önleyen ihtiyati tedbirin istinaf edilebilirlik tartışması hakkındaki kararı.
Özet: Bir üst mahkeme, ticari şirket fesih davasında, ilk derece mahkemesinin, davalı şirketin taşınmaz ve araçlarının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi yönündeki ihtiyati tedbir talebini kabul etmesi ve bu tedbirin davacının zarara uğrama tehlikesi göz önüne alınarak verildiği gerekçesiyle, davalının bu karara yaptığı istinaf başvurusunu, tedbirin itiraz yoluna tabi olduğu gerekçesiyle reddetmesi üzerine, davalının ilk derece mahkemesinin bu ret kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunu değerlendirmekte olup, davalı, tedbir kararının taraflar huzurunda verilmesi nedeniyle doğrudan istinaf yoluna açık olduğunu ileri sürmektedir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ13. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: ████████ EsasKARAR NO : █████████ KararT Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNUMARASI : █████████ Esas (Derdest Dava Dosyası)TARİH: █████/2026 tarihli celsede verilen 12 ve 13 numaralı tedbir ara kararlarına ilişkin █████/2026 tarihinde yazılan gerekçeli ara karar, █████/2026 tarihli istinaf başvurusu değerlendirme kararıDAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)KARAR TARİHİ: █████/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili █████/2025 tarihli tedbir talepli dilekçesinde özetle; Yargıtay bozma ilamı, dosyaya mübrez bilirkişi raporu ile özel denetçi tarfaından düzenlenen rapor nazara alınarak, davalı şirketin motorlu taşıtlar dahil taşınır ve taşınmaz mevcut tüm/ mallarının, ortaklar dahil başkalarına devir ve temlikini önleyici nitelikte ihyitati tedbir kararı verilmesini verilmesini talep etmiştir. /İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi █████████ esas (derdest), █████/2026 (█████/2026 gerekçeli ara kararın yazım tarihi) tarihli ara kararında " Somut olayda davacı vekili, davalı şirketlere ait taşınmazlar ile araçların devrini önleyici nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş olup her ne kadar ihtiyati tedbir uyuşmazlık konusu hakkında verilebilecek olup davalı şirketlere ait taşınmazlar ile araçlar davanın doğrudan konusunu oluşturmamakla birlikte haklı sebeple feshin varlığının ispatı hâlinde davacının şirketten çıkartılmasına alternatif çözüm olarak Mahkemece karar verildiğinde söz konusu taşınmazlar ile araçların dolaylı da olsa uyuşmazlık konusu olabileceği, davacı tarafından açılan fesih davasının bir sonucu olarak ortaklıktan çıkma durumuda gözönüne alındığında davalı şirkete ait taşınmazlar ile araçların kontrolsüz bir şekilde elden çıkartılması durumunda bundan davacının en azından açacağı davaların süreci gözönüne alındığında zarara uğrama tehlikesinin bulunması ve tarafların menfaat dengesi gözönüne alındığında, davacının ,davalı şirkete ait taşınmazlar ile araçların üçüncü kişilere devrinin önlenmesine ilişkin talebinin kabulü ile davalı şirkete ait taşınmazlar ile araçların üçüncü kişilere rızaen devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır."gerekçesi ile, '' 1-Davacının, davalı şirkete ait taşınmazların ve araçların üçüncü kişilere devir ve temliki ile her türlü ayni ve şahsi hak tesisinin önlenmesine ilişkin ihtiyati tedbir talebinin KABULÜ İLE; 2-Davalı ... Anonim Şirketine ait;-İstanbul ili, Beylikdüzü ilçesi, Yakuplu mahallesi, ...kayıtlı tarla vasıflı taşınmaz,-....sayılı araç, Yukarıda dökümü yapılan ve listelenen taşınmazlar ile araçların, üçüncü kişilere RIZAEN devir ve temliki ile her türlü ayni ve şahsi hak tesisinin TEDBİREN ÖNLENMESİNE, (HİSSELİ TAŞINMAZLAR İÇİN DAVALI ŞİRKETİN HİSSESİ ORANINDA )3-Davacının davalı şirketlerdeki hissesi gözönüne alınarak takdiren teminat alınmasına YER OLMADIĞINA, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İlk derece mahkemesi tarafından █████/2026 tarihli İstinaf Başvurusu Değerlendirme Kararı ile: "Mahkememiz tarafından █████/2026 tarihli duruşma celsesinde "davacının, davalı şirkete ait taşınmazların ve araçların üçüncü kişilere devir ve temliki ile her türlü ayni ve şahsi hak tesisinin önlenmesine ilişkin ihtiyati tedbir talebinin kabulü"ne dair verilen 12 nolu ara karar hakkında davalı vekili tarafından █████/2025 tarihli dilekçesi ile istinaf yoluna başvurulmuş ise de, dosyanın tetkikinde █████/2026 tarihli duruşma celsesinin 12 nolu bendinde verilen ara kararın istinaf kanun yoluna açık olmadığı, itiraza tabi olduğu anlaşılmakla, HMK'nun 346/1 maddesi uyarınca davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, "1-Davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun ara kararın itiraz yoluna tabi olması sebebiyle REDDİNE," şeklinde karar verilmiş ve bu karara karşı da davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekilinin █████/2026 tarihli istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi tarafından verilen █████/2026 tarihli kararın HMK'nun 341/1-b bendine aykırı olduğunu, zira ihtiyati tedbire ilişkin ara kararın █████/2026 tarihli duruşmada, taraflar hazır iken yüzlerine karşı verildiğini, bu nedenle doğrudan istinaf incelemesine konu edilebileceğini, HMK m.341/1-b hükmünde açıkça düzenlendiğini, ihtiyati tedbir talebinin kabulü kararına yönelik istinaf başvurularının reddine dair 12.02.2026 tarihli kararın kaldırılması ve tedbire yönelik istinaf sebeplerinin değerlendirilmesi gerektiğini, tedbir koşullarının oluşmadığını ileri sürerek; ilk derece mahkemesinin 12.02.2026 tarihli kararının kaldırılmasına, dosyanın istinaf incelemesine tabi olduğunun tespiti ile esasa girilmesine ve 05.02.2026 tarihli ihtiyati tedbir içerikli ara kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin ihtiyati tedbir kararına yönelik █████/2026 tarihli istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece 05.02.2026 tarihli celsede verilen ihtiyati tedbir kararına karşı taraflarınca süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulduğunu; 12.02.2026 tarihli istinaf başvurusunun değerlendirilmesi kararı ile, ihtiyati tedbir kararının öncelikle itiraz kanun yoluna tabi olduğu gerekçesiyle başvurularının reddedildiğini; bu karara karşı da taraflarınca istinaf yoluna başvurulduğunu; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 26.03.2026 tarihli, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararı ile, 05.02.2026 tarihli ihtiyati tedbir kararının HMK m.391/2, HMK m.297/1 ve Anayasa m.141 hükümlerine uygun şekilde gerekçeli karar olarak yazılmadığı, bu nedenle istinaf incelemesinin bu aşamada mümkün olmadığı belirtilerek dosyanın mahkemesine geri çevrilmesine karar verildiğini, geri çevirme kararı sonrasında mahkemece 22.04.2026 tarihli gerekçeli ara karar tesis edilmiş ise de, bu kararın ihtiyati tedbirin kanuni şartlarının somut olayda gerçekleştiğini ortaya koyan denetime elverişli, yeterli ve somut bir gerekçe içermediğiniDavacının, Türk Ticaret Kanunu madde 531 kapsamında şirketin feshi/tasfiyesi istemiyle açtığı davada daha önce davalı şirketin taşınır/taşınmazları üzerine tedbir konulmasını talep ettiğini, ilk derece mahkemesi tarafından tedbire yapılan itirazın reddedildiğini, itirazın reddi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğunu ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı davacının davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat edemediği gerekçesi ile tedbirin kaldırıldığını, davacının yargılamada esas hakkında karar verildikten sonra temyiz aşamasında Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin ████████ Esas, █████████ Karar sayılı bozma ilamı sonrası bu kez “özel denetim koşulları” ve bir kısım harcama/defter kaydı iddialarını gerekçe göstererek yeniden tedbir talep ettiğini ve ilk derece mahkemesince işbu talebin kabul edildiğini; ancak davacının ileri sürdüğü olguların hem güncel/ivedi bir tehlike göstermediğini hem de esasa ilişkin tartışmalar olduklarını, davacı her ne kadar bozma ilamına dayanarak ihtiyati tedbir talep etmişse de bozma ilamında davacının iddialarının haklılığına ilişkin herhangi bir tespit yapılmadığını; yalnızca özel denetçi raporunun fesih davasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiğini; Yargıtay'ın, iddiaların ispatlandığını değil, tüm delillerle birlikte yargılama sırasında tartışılması gerektiğini ifade ettiğini; bu nedenle bozma kararının, davacının haklılığını ya da ihtiyati tedbir şartlarının oluştuğunu gösteren bir karar niteliğinde olmadığını; bu itibarla, istinaf merciince yaklaşık ispat yokluğu ve mevcut ve yakın tehlikenin bulunmaması gerekçeleriyle daha önce kaldırılan bir tedbirin hukuki durumda esaslı bir değişiklik olmaksızın yeniden tesis edilmesinin, üst mahkeme kararında ortaya konulan hukuki değerlendirmelerle açık bir çelişki teşkil etmekte olduğunu, İlk derece mahkemesinin 05.02.2026 tarihli ihtiyati tedbir ara kararına ilişkin █████/2026 tarihli gerekçeli ara kararında; somut olay bakımından mevcut ve yakın tehlikenin ne olduğunun, yaklaşık ispatın hangi delillerle sağlandığının ve neden daha hafif bir tedbir yerine tüm araç ve taşınmazlara yayılan ağır bir tasarruf kısıtlamasına gidildiğinin açıklanmadığını, ihtiyati tedbir gibi tarafın mülkiyet ve tasarruf yetkisini doğrudan sınırlayan, ticari ve ekonomik sonuçlar doğuran istisnai bir hukuki koruma bakımından, gerekçe yükümlülüğünün daha da özenle yerine getirilmesi gerektiğini; mahkemece 22.04.2026 tarihli gerekçeli ara kararda, davalı şirkete ait taşınmazlar ile araçların davanın doğrudan konusunu oluşturmadığının açıkça kabul edildiğini; buna rağmen davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi ihtimali bakımından bu malvarlığı değerlerinin “dolaylı da olsa uyuşmazlık konusu olabileceği” gerekçesiyle ihtiyati tedbir tesis edildiğini; oysa ihtiyati tedbirin “dolaylı ihtimal” veya “ileride açılabilecek davaların süreci” gibi soyut ve varsayımsal gerekçelerle uygulanmasının mümkün olmadığını; mahkemece 22.04.2026 tarihli gerekçeli ara kararda, davalı şirkete ait taşınmazlar ile araçların “kontrolsüz bir şekilde elden çıkarılması” durumunda davacının zarara uğrama tehlikesinin bulunduğu belirtilmiş ise de, bu kabulün tamamen soyut ve varsayımsal nitelikte olduğunu; dosyada müvekkili şirketin malvarlığını kaçırdığına, faaliyetini sonlandırmaya hazırlandığına, araç ve taşınmazlarını olağan ticari işleyiş dışında devrettiğine veya davacının olası hakkını bertaraf etmeye yönelik somut bir işlem yaptığına dair hiçbir delil bulunmadığını; ihtiyati tedbir kararının, soyut ve varsayımsal bir “kontrolsüz elden çıkarma” ihtimaline değil, somut olayda mevcut ve yakın tehlikeyi gösteren delillere dayanması gerektiğini; aksi kabulün, şirketin tüm malvarlığı üzerinde ihtiyati tedbir uygulanmasını neredeyse otomatik hale getireceğini ve HMK 389 ve m.390’da aranan yaklaşık ispat, mevcut tehlike ve ölçülülük şartlarını işlevsiz bırakacağını Davacının ihtiyati tedbir talebine dayanak yaptığı tüm iddiaların, geçmiş yıllara -özellikle 2021–2022 dönemine- ilişkin olduğunu; oysa ihtiyati tedbirin, geçmişte kaldığı iddia edilen işlemlerin “sonradan tartışılması” için değil; güncel, yakın ve somut bir tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla öngörülmüş istisnai bir hukuki koruma olduğunu; davacı, ileri sürdüğü iddiaların bugün itibarıyla şirket malvarlığında acil ve telafisi imkansız bir kayba yol açacağına, yahut yargılama sonucunda verilebilecek bir kararın icrasını fiilen imkansızlaştıracağına dair hiçbir somut veri ortaya koyamadığnıı; aksine müvekkili şirketin, aktif şekilde faaliyet göstermdiğini, ticari hayatını olağan ve istikrarlı biçimde sürdürdüğünü, şirketin üretim, satış, hizmet ve finansal akışının kesintisiz devam ettiğini, mal kaçırma, faaliyeti durdurma, varlıkları boşaltma gibi bir durumun fiilen ve güncel olarak mevcut olmadığını; Davacının Lüleburgaz ilçesindeki taşınmazlara ilişkin iddiaları ceza soruşturmasına konu edilmiş olup yapılan inceleme neticesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ██████████ Soruşturma ve ██████████ Karar sayılı kararı ile şikayet hakkında takipsizlik kararı verildiğini ve dosya kesin olarak sonuçlandığını; bu durumun, davacının aynı olguları ihtiyati tedbir gerekçesi yapmasının kabul edilemez olduğunu gösterdiğini, takipsizlikle kesinleşmiş bir olayın, halen devam eden ve acil müdahale gerektiren bir tehlike varmış gibi ihtiyati tedbir talebine dayanak yapılmasının, dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı gibi, yaklaşık ispat koşulunun hiçbir şekilde oluşmadığını da açıkça ortaya koyduğunu; ayrıca söz konusu taşınmaz devirlerinin, iddia edildiği üzere bugün veya yakın dönemde değil yıllar önce tamamlanmış işlemler olduğunu; güncel bir tasarruf tehlikesinin bulunmadığı gibi, davacı tarafından bu yönde ileri sürülebilecek yeni ve somut hiçbir olgunun da mevcut olmadığını; söz konusu taşınmazların, müvekkili şirketin aktif toplamı ve bilanço büyüklüğü içerisinde son derece sınırlı ve tali bir yer tuttuğunu, şirketin mali bütünlüğünü veya faaliyet devamlılığını etkileyecek mahiyette olmadığını; bu durum karşısında, bilanço içerisinde ihmal edilebilir düzeyde yer kaplayan, üstelik ceza soruşturması neticesinde hukuka aykırılık bulunmadığı açıkça tespit edilmiş bir işlem gerekçe gösterilerek, müvekkili şirkete ait tüm araç ve taşınmazlar bakımından kapsayıcı ve genel bir ihtiyati tedbir tesis edilmesinin, tedbirin amacı ile kullanılan araç arasındaki dengeyi bütünüyle ortadan kaldırdığını, anılan taşınmazların devrinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin █████████ Esas, █████████ Karar sayılı istinaf incelemesi sırasında da mahkemenin bilgisi dahilinde olduğunu ve istinaf mahkemesinin bu durumu bilerek ve gözeterek, somut olayda HMK m.389 ve m.390 koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararını kaldırdığını; dolayısıyla, Lüleburgaz’daki taşınmazlara ilişkin devir işlemleri bakımından istinaf kararından sonra ortaya çıkan yeni, farklı veya güncel herhangi bir durum bulunmadığını,İhtiyati tedbir geçici ve istisnai bir hukuki koruma olup tedbirin kapsamı ve etkileri itibarıyla uyuşmazlığın konusu ile ölçülü olmasının zorunlu olduğunu, ihtiyati tedbirin; ulaşılmak istenen amaca elverişli, gerekli ve orantılı olması, aynı sonucu sağlayabilecek daha hafif tedbirler mevcutken en ağır müdahalenin tercih edilmemesi gerektiğini, davalı şirketin temel iş konusunun pazarlama ve dağıtım olduğunu, araçlarını ve taşınmazlarını aktif olarak kullandığını, müvekkili şirketin faaliyet konusu ağırlıklı olarak distribütörlük olup şirket, iş ilişkisi içinde bulunduğu tedarikçi ve müşterilerin ihtiyaçlarına göre araç filosunu sürekli olarak yenilemek, araç türlerini değiştirmek, bazı araçları elden çıkarıp yerine farklı nitelikte araçlar iktisap etmek zorunda olduğunu; distribütörlük faaliyetinde kullanılan araçların sabit olmadığını, işin ve sahadaki ihtiyaçların gerektirdiği şekilde zaman içinde değişmekte ve yenilenmekte olduğunu; müvekkili şirketin araç alım-satımı yapmasının, faaliyetinin doğal ve zorunlu bir sonucu olduğunu, tesis edilen ihtiyati tedbir ile müvekkili şirkete ait tüm araçlar bakımından devir ve temlikin yasaklanmasının, şirketin operasyonel karar alma kabiliyetini fiilen ortadan kaldırdığını, distribütörlük faaliyetinin gerektirdiği esnekliği yok ederek ticari işleyişi doğrudan sekteye uğrattığını; şirketin günlük ticari faaliyetlerini felce uğratan sonuçlar doğurduğunu; şirketin temel ihtiyacı durumunda bulunan araç ve taşınmazlara tedbir konulması halinde şirketin faaliyet konusu da göz önüne alındığında önlenemez zararların ortaya çıkacağını, ; bu bağlamda şirketin otuzdan fazla aracına ve mevcut taşınmazlarına tedbir konulmasının açıklanabilir bir gerekçesi olmadığı gibi ölçülülük ilkesine de açıkça aykırı olduğunu; ortaklardan birinin veya birkaçının şirketin iyi yönetilmediğinden bahisle şirketin zarara uğratıldığını veya şirketten beklenilen karlılığın alınamadığı gibi iddiaların ihtiyati tedbir kararı için yeterli olmadığını; her ne kadar tedbir talep edenin haklarının korunması gerekmekte ise de aleyhine tedbir talep edilenin de menfaatleri korunması, ölçülülük ilkesinin her daim göz önünde bulundurulması gerektiğini; tedbirin şirkete ait tüm araçları ve tüm taşınmazları kapsayacak şekilde, genel ve sınırsız bir müdahale niteliği taşıdığını, dayanak gösterilen olgular ile tesis edilen tedbirin kapsamı arasında makul ve ölçülü bir bağlantı bulunmadığını, müvekkili şirketin araç ve taşınmazları üzerine konulan tasarruf kısıtlamalarının, yalnızca operasyonel faaliyetleri değil, şirketin finansmana erişimini de doğrudan olumsuz etkilediğini; bankalar ve diğer finans kuruluşları nezdinde araç ve taşınmazlar, şirketin kredi temininde önemli teminat unsurları olup üzerlerinde mevcut bulunan ihtiyati tedbir şerhlerinin, yeni kredi kullanımını güçleştirdiğini, mevcut kredi limitlerinin revizyonunu ve yenilenmesini fiilen imkansız hale getirdiğni; özellikle yüksek enflasyonun hüküm sürdüğü mevcut ekonomik koşullarda, finansmana erişimin zorlaşması, şirketin nakit akışını, yatırım ve operasyonel karar alma kabiliyetini ciddi biçimde zedelediğini ve ihtiyati tedbirin geçici koruma amacını aşarak müvekkili şirket bakımından telafisi güç ekonomik sonuçlar doğurmasına yol açtığını, T.C. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin ████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamında; davacının iddialarının doğru veya haklı olduğu yönünde herhangi bir tespit yapılmadığını, yalnızca özel denetçi atanmasına ilişkin dosyada verilen karar ile bu dosya kapsamında düzenlenen özel denetçi raporunun, fesih davası ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin ifade edildiğini; başka bir anlatımla Yargıtay'ın, davacının ileri sürdüğü vakıaların sübut bulduğunu değil; bu vakıaların yargılama sırasında, tüm delillerle birlikte ele alınarak tartışılması gerektiğini belirttiğini; bozma gerekçesinin, “özel denetçi raporu davacıyı haklı kılar” şeklinde bir kabul içermeyip, bu rapor hiç değerlendirilmeden karar verilmesini eksik inceleme olarak nitelendirdiğini, bu yönüyle bozma ilamının, davacının davada veya ihtiyati tedbir bakımından haklılığını ortaya koyan bir karar olmadığını; davacının, bozma kararını “yaklaşık ispat oluştuğu” veya “HMK m.389–390 şartlarının gerçekleştiği” şeklinde yorumlamasının, Yargıtay ilamının kapsamını aşan isabetsiz bir yorum olduğunu, Davacının genel kurula katılmamasının, ihtiyati tedbir talebinin güncel ve ciddi bir tehlikeye dayanmadığını açıkça ortaya koymakta olduğunu, davacı tarafın, şirketin güncel mali durumu, faaliyet seyri ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı son genel kurul toplantısına katılmamış olduğunu,; anılan genel kurulda, şirketin ekonomik durumu, faaliyet planları ve finansal tabloları ortakların bilgisine sunulmuş olmasına rağmen, davacının bu toplantıya katılmayıp, herhangi bir itiraz veya öneride bulunmadığını, şirketin mali yapısına ya da faaliyet devamlılığına ilişkin acil bir risk bulunduğu yönünde bir talep yahut çekince ileri sürmediğini; davacının genel kurulda bu yönde hiçbir girişimde bulunmamasına rağmen, sonradan mahkeme nezdinde ihtiyati tedbir gibi istisnai ve ağır bir koruma talep etmesinin, iddia edilen tehlikenin gerçek, güncel ve acil olmadığını açıkça gösterdiğini, davacının ihtiyati tedbir talebinin şirket faaliyetlerini baskı altına almaya yönelik olduğu yönündeki değerlendirmeyi güçlendirdiğini, Davacı ihtiyati tedbirin şartlarını yazmakla yetinmiş olup, ihtiyati tedbir için gerekli olan yaklaşık ispatı sağlayacak hiçbir beyanda bulunamadığını; mahkeme tarafından ise şartları oluşmadan, yaklaşık ispat dahi sağlanmadan ihtiyati tedbir kararın üstelik teminat istenmeksizin verildiğini; mahkemece 22.04.2026 tarihli gerekçeli ara kararda, “davacının davalı şirketteki hissesi” göz önüne alınarak teminat alınmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de, bu ifadenin HMK m.392 anlamında teminatsız tedbiri haklı kılacak somut, yeterli ve denetime elverişli bir gerekçe niteliğinde olmadığını; davacının şirket ortağı olmasının, müvekkili şirketin kırkı aşkın aracı ve çok sayıda taşınmazı üzerinde geniş kapsamlı tasarruf kısıtlaması uygulanmasını ve bu ağır tedbirin teminatsız şekilde sürdürülmesini tek başına haklı kılmayacağını; HMK m.392 uyarınca teminatsız tedbir istisnai nitelikte olup, bunun için talebin resmi belgeye, kesin delile dayanması yahut somut durum ve koşulların teminat alınmamasını zorunlu kılması gerektiğini; somut olayda ise bu şartlardan hiçbirinin mevcut olmadığını; bu nedenle teminat alınmaksızın tesis edilen ihtiyati tedbir kararının, menfaat dengesi ve ölçülülük ilkesi bakımından da hukuka aykırı olduğunu; kanunen teminata itiraz edilebileceğinin özellikle hüküm altına alındığını; dolayısıyla izaha gerek olmaksızın ihtiyati tedbir kararlarında teminatın öneminin ortada olduğunu; davacı taraf ihtiyati tedbirin gerekliliğine dair hiçbir delil sunmadığı gibi teminatsız ihtiyati tedbir kararı alınabilmesine yarayacak hiçbir belge de sunmadığını; bu şart sağlanmadan teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesinin menfaat dengesini açıkça zedelediğini, İleri sürerek, yukarıda izah edilen ve mahkemenizce re'sen gözetilecek sebeplerle ilk derece mahkemesinin █████/2026 tarihli ihtiyati tedbir ara kararının kaldırılmasına karar verilmesini vekaleten talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının ortağı olduğu davalı şirketin TTK'nun 531 maddesine dayalı haklı nedenle fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin olup, davacı vekilinin davalı şirkete kayıtlı taşınmazlar ile araçlar üzerine devri önleyici mahiyette tedbir konulmasına yönelik talebi mahkemece █████/2026 tarihli celsede değerlendirilerek tarafların hazır bulunduğu duruşma ara kararı ile kabul edilmiş, karara karşı davalı vekilince yapılan istinaf başvurusu █████/2026 tarihli istinaf başvurusu değerlendirilmesi kararı ile reddedilmiş olup, davalı vekili tarafından her iki karara yönelik istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 6100 Sayılı HMK'nun 341/1-b bendi uyarınca; ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararlarına, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir. Mahkemece istinaf konusu edilen █████/2026 tarihli ihtiyati tedbir ara kararı 05/2/2026 tarihli celsede ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilmiş olduğundan, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir. Bu saptama karşısında, mahkemenin tedbir kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabileceği gerekçesi ile istinaf başvurusunun reddine karar vermesi doğru görülmemiş, davalı yanın mahkemenin █████/2026 tarihli istinaf başvurusu değerlendirme kararına yönelik istinaf istemi haklı bulunmuş, anılan kararın 6100 Sayılı HMK'nun 346 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. İstinaf başvurusunun değerlendirilmesi kararının kaldırılmasına karar verildiğinden, ilk derece mahkemesinin █████/2026 tarihli ihtiyati tedbir kararına (█████/2026 gerekçeli ara karar yazım tarihi) yönelik istinaf sebepleri değerlendirilmesine geçmek gerekmiştir. TTK'nın 531. Maddesinde, bu hükme dayalı açılan fesih davalarında uygulanacak önlemler veya verilebilecek tedbirlere yönelik özel bir düzenleme mevcut olmayıp, talep edilen tedbirin koşullarının oluşup oluşmadığı HMK'nun ihtiyati tedbire ilişkin 389 ve devamı hükümlerine göre değerlendirilmek gerekir. 6100 Sayılı HMK'nun 389/1 fıkrasında; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. " hükmü düzenlenmiştir. 6100 Sayılı HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buna göre tedbir talep edenin iddialarının esası bakımından yaklaşık düzeyde ispat şartını sağlaması halinde; ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. Yine 6100 Sayılı HMK'nun 392/1 fıkrası uyarınca; İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. TTK'nun 531 maddesi uyarınca haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde ise yirmide birini temsil eden pay sahipleri, mahkemeden şirketin feshini talep edebilirler. Mahkeme fesih yerine davacı pay sahiplerine, payların karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenerek, davacı pay sahiplerinin ortaklıktan çıkarılmasına karar verebileceği gibi, duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de karar verebilecektir. Ancak bu kararların verilebilmesi için pay sahibi davacıların haklı nedenin varlığını ispat etmeleri ve bu haklı nedenin kendi kusurlarıyla ortaya çıkmamış olması gerekir. Somut olayda; davalı şirketin malvarlığına dahil taşınmazlar ve araçların, hem fesih kararı verilmesi hem de çıkarma kararı verilmesi ihtimallerinde, davacının tasfiye payının veya çıkma payının değerine esas alınacak unsurlardan olmaları nedeniyle uyuşmazlığın konusunu teşkil ettikleri, bu malvarlığı unsurlarının yargılama süreci devam ederken değerlerinin altında elden çıkarılmaları halinde tasfiye ve çıkma paylarının doğrudan etkileneceğinin, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle tasfiye veya çıkma payı hakkının elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağının kabulü gerektiği, dairemizin yargılamanın başlangıç safhasında istinaf incelemesini yaptığı tedbir kararının kaldırılması akabinde mahkemece yargılamaya devam olunduğu, yargılamanın bulunduğu aşama itibariyle dosyaya mübrez tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluştuğu, HMK'nun 392/2 fıkrası uyarınca durum ve koşulların gerektirmesi halinde tedbire teminatsız da hükmedilebileceği, mahkemece gerekçesi açıklanarak teminatsız şekilde tedbire hükmedilmesinde de usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, delil durumunun ve koşulların değişmesi halinde mahkemeden tedbirin yeniden değerlendirilmesinin talep edilebileceği de gözetildiğinde, mahkemece tedbir isteminin kabulüne dair kararda isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; davalının ilk derece mahkemesinin █████/2026 tarihli istinaf başvurusunun değerlendirilmesine dair ara kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin █████/2026 tarihli ara kararının 6100 Sayılı HMK'nun 346/2 fıkrası uyarınca kaldırılmasına, ilk derece mahkemesinin █████/2026 tarihli ihtiyati tedbir kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının ilk derece mahkemesinin █████/2026 tarihli istinaf başvurusunun değerlendirilmesine dair ara kararına yönelik istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, ilk derece mahkemesinin █████/2026 tarihli ara kararının 6100 Sayılı HMK'nun 346/2 fıkrası uyarınca kaldırılmasına,2- Davalının ilk derece mahkemesinin █████/2026 tarihli ihtiyati tedbir kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda █████/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.