İzmir Bölge Adliye Mahkemesinden, sıvı teması iddialı ayıplı cep telefonu bedel iadesi davasının reddine ilişkin istinaf kararı.
Özet: Bu istinaf kararı, bir şirketin satın aldığı cep telefonunda sıvı teması olduğu iddia edilerek garanti kapsamında onarımın reddedilmesi üzerine, ayıplı maldan kaynaklı sözleşmeden dönme ve ödenen bedelin iadesi talebiyle açtığı davanın ilk derece mahkemesince reddedilmesi üzerine yapılan başvuruyu incelemektedir; davacı şirket, yetkili servisin gerçek dışı iddialarla garanti dışı bıraktığı telefonun bedelinin iadesini talep ederken, davalı servis sağlayıcı hukuki yarar yokluğu, delil sunma eksikliği, satıcı olmaması ve ayıp ihbarının usulüne uygun yapılmaması gerekçeleriyle davanın reddini savunmaktadır.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : █████████
KARAR NO : ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2022
NUMARASI : ████████ Esas ████████ Karar
DAVA : AYIPLI TELEFONUN VE ÖDENEN BEDELİN İADESİ
KARAR TARİHİ : █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin, 05.12.2019 tarihinde davalıdan 13.395,01 -TL bedele ... Marka ....dahili hafızalı cep telefonu aldığını, Ancak daha sonra telefon arıza yapmış olup müvekkil şirket garanti kapsamında arızalı telefonu 26.04.2021 tarihinde yetkili servise götürdüğünü, yetkili servis burada gerçek dışı iddialarda bulunarak telefonda sıvı teması olduğunu iddia etmiş ve garanti kapsamında işlem yapılamayacağını ve telefonun arızasının giderilmesi için cihaz değişim bedeli adı altında 7.399,00-TL ödeme istediğini, söz konusu telefonun sıvı ile teması gibi bir olay asla yaşanmadığını, bu iddiaların tümü gerçeğe aykırı olduğunu, bu nedenle de müvekkil şirket bu iddiaları kabul etmediğini, bunun üzerine yetkili servis ücrete onay verilmiyor diyerek söz konusu telefonu işlemsiz geri iade etmediğini, işbu hususlar servis bilgi formunda açıkça görülmekte olduğunu, bu yazıda " yapılan incelemede ürününüzde sıvı hasarı tespit edildiğini, sıvı temaslı cihazlarda Garanti Kapsamında işlem yapılmadığını, talep edilmesi durumunda da birebir cihaz değişim bedeli 7399 TL olduğunu, ücrete onay verilmediği için cihaz işlemsiz olarak geri iade edildiğinin, yazdığını, daha sonra işbu uyuşmazlığın çözümü için dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, burada da anlaşma sağlanamadığını, müvekkil şirket tüm bu nedenlerle çok mağdur olduğunu, müvekkilin ödediği bedelden her iki davalıda müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, tüm bu nedenlerle, ayıplı mal (cep telefonu) satışından kaynaklı sözleşmeden dönme seçimlik hakkının kullanılması ile satılanı iade ederek; 13.395,01 TL ödenen bedelin iadesi istemi ile başvuru zorunluluğu hasıl olduğunu, ayıplı mal (cep telefonu) satışından kaynaklı sözleşmeden dönme seçimlik hakkının kullanılması ile satılanı iade ederek; şimdilik 100,00 -TL ödenen bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı ....ŞTİ. vekili cevap dilekçesi ile özetle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114. maddesine göre dava şartları arasında "hukuki yarar"ın mevcut olması gerektiğini, davacının dava açmakta herhangi bir hukuki yararı olmadığı gibi, haksız olarak menfaat elde etme amacı içerisinde olduğunu, taraflarına sadece dava dilekçesi tebliğ edilmiş olup, delil listesinde belirtilen fatura gibi hiçbir delil tarafımıza tebliğ edilmediğini, HMK madde 121 e göre, davacının, dava dilekçesinde dayandığı delilleri davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örnekleri ile mahkemeye ibrazının zorunlu olduğu belirtildiğini, bu sebeple HMK gereğince davacının bundan sonrada delil ibrazına muvafakatimiz bulunmadığını, müvekkil şirket, servis olarak pasif husumet ehliyeti bulunmaması sebebiyle işbu davada sorumlu tutulamayacağını, İade ve değişim hizmetimiz /sorumluluğu olmadığını, nitekim Yargıtay'ın bu yönde örnek kararları mevcut olduğunu, ayrıca asla ve asla kabul etmemekle birlikte ayıplı hizmet durumunun gerçekleşmesi halinde dahi satış bedelinin iadesi ve yeni bir cihazla değişim için müvekkil yetkili servise husumet yöneltilemeyeceğini, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde, Söz Konusu Bedel İadesi Talebi Satıcının Muhatap Olması Gereken Bir Taleptir; İşbu Dava Bakımından Satıcı Konumunda Bulunmayan Müvekkilin Davacı Tarafından İade Borçlusu Olarak Nitelendirilmesi Hukuken Kabul Edilebilecek bir Durum olmadığını, Müteselsilen sorumluluktan da bahsedilemeyeceğini, Dosya kapsamı, cihazın faturası ve tüm deliller değerlendirildiğinde davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığının görüldüğü, davacı taraf yasal süresi içerinde usulüne uygun ihbar / bildirim / başvuruda bulunmadığını, ayıp ihbarının TTK'da belirtilen sürelerde ve usulde yapılması gerekmekte olduğunu, Ayıp ihbarının noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapıldığı kanıtlanması gerektiini, Ayıp ihbarının süresinde ve usulüne uygun biçimde yapılmadığı açık olduğunun, cihaz, garanti kapsamında olmadığını, cihaz ayıplı mal kapsamında olmadığını, tacirin ticari işletmesi ile ilgili tüm faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi davranması gerektiğini, ... merkezinin davaya konu cihazın üreticisi olması sebebiyle davanın ... TÜRKİYE- ... .Şirketine ihbarını talep ettiklerini, zamanaşımı ve husumet itirazımız ile tüm itirazlarımızın kabulü ile, İşbu haksız ve mesnetsiz davanın tüm istemleriyle birlikte tarafımız açısından ve esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
05.12.2019 tarihli Fatura, servis formları, davaya konu ... marka .... dahili hafızalı cep telefonu ve davaya konu telefona ilişkin tüm belge ve kayıtlar, tanık, ... prosedürleri ve ilgili tüm sözleşmeler, bilirkişi incelemesi, Arabuluculuk anlaşmama tutanağı delil olarak sunulmuştur.
Davalı ... Şti ye yazılan müzekkere cevabı mahkememiz dosyası içerine alınmıştır.
Mahkememizce dinlenen tanık ... beyanında;" ben davacı şirkette iş makinası tamircisi olarak çalışırım, dava konusu cep telefonu davacı şirket tarafından bize iş yerinde kullanılmak üzere alınıp zimmetlenen telefondur, bu telefon sıva teması ve toz temasına karşı dayanaklı olduğundan dolayı aldık, bu telefon ile hiçbir sıvı teması olmadığı halde telefon kendi kendine kapandı, şarja taktık yine açılmadı, dava şirket yetkililerine durumu bildirdik, garanti belgesinden ilgili şirkete telefonu gönderdik, ilgili firma su ile temas ettiğinden telefonun açılmadığını söyledi, telefon bana zimmetlidir, şirketin bana verdiği bu telefonun ben şehir dışına çıktığımda yanıma alırım, benim şahsıma ait telefonum vardır, dava konusu cep telefonu benim zimmetimdedir, İzmir ilinde olduğum sürece telefon ya iş yerinde yada işim gereği arabayla bir yere giderken arabada olur, bu telefonu ben eve hiç götürmedim," şeklinde beyanda bulunmuştur.
Mahkememizce elektrik - elektronik mühendisinden aldırılan █████/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; cihazın kullanıcı hatası nedeni ile kullanılamaz durumda olduğu, Cihazda “Ayıplı Mal” olmasını gerektirecek hiçbir emare tespit edilememiştir. Bu nedenle 6502 sayılı tüketicinin korunması hakkındaki kanunun Madde 11'de belirtilen “Tüketicinin seçimlik haklarını” kullanması gerektiren durum oluşmadığı hususunda görüş ve kanaatini bildirmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava, ayıplı mal (cep telefonu) satışından kaynaklı sözleşmeden dönme seçimlik hakkının kullanılması ile satılanı iade ederek, ödenen bedelin faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talepli alacak davasıdır.
Davacı ...'nin davalı ...nden █████/2019 tarih ve PTA2019000021317 numaralı fatura ile ... ... . marka/model ... IMEİ nolu akıllı telefonu █████/2019 tarihinde satın aldığı anlaşılmıştır.
Dava dosyasında ayrıca ... █████/2021 6/███████ tarihli 118280 form numaralı “Servis Bilgi Formu” incelenmiştir. İlgili Servis Formunda Çağrı Nedeni olarak "iTunes modunda kalmış yazılım denenecek 50 ti onaylanıyor." kaydı ile gelen cihazın servis raporu olarak "Yapılan incelemede ürününüzde sivi hasar tespit edilmiştir. Sıvı temaslı cihazlar da Garanti Kapsamında işlem yapılamamaktadır. Talep edilmesi durumun da birebir cihaz değişim bedeli 7399 TL dir. Ücrete onay verilmediği için cihaz işlemsiz olarak geri iade edildi." şeklinde kapatıldığı anlaşılmıştır.
Mahkememiz ara kararı gereğince dosya elektrik/elektronik mühendisi bilirkişiye tevdi edilerek rapor düzenlenmiş, Elektrik / elektronik mühendisi bilirkişi █████/2022 tarihli raporunun denetime elverişli ve açık olduğu buna göre; Telefonun teknik incelemesi için davacı vekilinden teslim alındığı ve incelemenin yapıldığı, cihaz açılmadığı için iç IMEI kontrolü yapılamadığı, teslim edilen kutu üzerindeki IMEI bilgisinin faturası ile aynı olduğu, cihaz incelenmek için arka kapağı açıldığında cihazın arka kapağında sıvı temasını önlemek için bulunması gereken contanın olmadığı sadece kalıntılarının kaldığı tespit edilmiştir.
Bilirkişi raporunda ayrıca, cihazın kullanıcı hatası nedeni ile kullanılamaz durumda olduğu belirlenmiş cihazda “Ayıplı Mal” olmasını gerektirecek hiçbir emare tespit edilememiştir.
6098 Sayılı TBK'nun 219 ve devamı maddelerinde ayıptan sorumluluk düzenlenmiştir. Buna göre alıcı devir aldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre inkar bulunup bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içerisinde ona bildirmek zorundadır.
Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanın kabul etmiş sayılır. Ancak satılanda olağan bir gözden geçirme ile ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmez ise, satılan bu ayıp ile birlikte kabul edilmiş sayılır.
Davacı ...'nin, davalı ....' dan satın aldığı cep telefonunu garanti kapsamında arızalı olduğunu belirterek davalı ....Şirketi yetkili servisine götürdüğünü, yetkili servisin cihazda sıvı teması ve sıvı hasarı tespit edildiğinden garanti kapsamında işlem yapılmadığı bu nedenle sözleşmeden dönme seçimlik hakkı kullanılarak satılanın iadesi ile fatura bedelinin talep edildiği, satılanda açık ya da gizli ayıp olup olmadığının tespiti için cep telefonu alanında uzman elektrik elektronik mühendisi bilirkişi görevlendirildiği, alanında uzman bilirkişi tarafından yapılan tespitte, dava konusu cep telefonunda sıvı teması nedeni ile oluşan korozyon etkilerinin bulunduğu, bunların üstünkörü bir şekilde temizlenmeye çalışıldığı, cihazın arka kapağı incelenmek için açıldığında cihazın arka kapağında sıvı temasını önlemek için bulunması gereken contanın olmadığı, sadece kalıntıların olduğu, telefonda kullanımdan kaynaklı olarak sıvı teması olması nedeni ile telefonun ayıplı mal olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşıldığı, bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu, bilirkişi tarafından yapılan tespit de dikkatte alındığında ayıp nedeni ile sözleşmeden dönme seçimlik hakkının kullanılabilmesi için öncelikle satılanın ayıplı olması gerektiği, satılanın ayıplı olduğunun ispat külfetinin davacıya ait olduğu, dava konusu cep telefonunun servis kayıtlarına göre cep telefonunda sıvı hasarının tespit edildiği ve bu nedenle cihaza müdahale edilmeyerek garanti kapsamında da değiştirilmeyeceği belirtilerek davacıya iade edildiği, bilirkişi raporunda dava konusu cep telefonunun arka kapağında sıvı temasını önlemesi için bulunması gereken contanın olmadığı, sadece kalıntılarının bulunduğu, telefonun içerisinde sıvı teması nedeni ile korozyon etkilerinin tespit edildiği, dava konusu cep telefonunda satıcının sorumluluğunu gerektirecek ayıp bulunmadığı, bu nedenle davalı satıcının bir sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varılmış, ayrıca davacı servise satılanın iadesi yönünden husumet yöneltilemeyeceği..." gerekçesi ile, davalı ... Şti hakkındaki davanın HUSUMET YOKLUĞUNDAN REDDİNE, davalı ....Şti yönünden davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dilekçesinde harca esas değerin 100.00.TL olarak belirtilmesine ve yargılama sırasında harcın tamamlatılmamasına ve hükmedilecek vekalet ücretinin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyecek olmasına rağmen 9.200.00.TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili davacı şirketin, 05.12.2019 tarihinde davalıdan 13.395,01-TL bedelle ... Marka.... dahili hafızalı cep telefonu satın aldığını ancak daha sonra telefonun arıza yapması üzerine müvekkili şirketin garanti kapsamında arızalı telefonu 26.04.2021 tarihinde yetkili servise götürdüğünü, yetkili servisin birtakım gerçek dışı iddialarda bulunarak telefonda sıvı teması olduğunu iddia ettiğini ve garanti kapsamında işlem yapılamayacağını ve telefonun arızasının giderilmesi için cihaz değişim bedeli adı altında 7.399,00-TL ödeme yapılması gerektiğini belirttiğini, telefonun kesinlikle sıvı ile temasının söz konusu olmadığını, yetkili servisin tamir için ücrete onay verilmiyor diyerek telefonu işlemsiz bir biçimde iade ettiğini, telefonun IEC standardı 60529 kapsamında İP68 derecesine sahip olmasına ve bu standarda göre 30 dakika boyunca 2 m derinlikteki tatlı suya dayanmasının beklenmesine yani bu telefonun su temasına dayanaklı olması gerekmesine rağmen sıvının nevi ve miktarı belirlenmeden ayrıca cihaza yapılan müdahalenin yetkili serviste mi yoksa yetkisiz bir müdahalenin mi olduğu tespit edilmeden yani satım konusu telefonunda imalat hatası mı yoksa kullanıcı hatası mı bulunduğunun uzman teknik bilirkişi tarafından denetime esas olacak şekilde belirlenmeden yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme ile hatalı hüküm kurulduğunu, garanti kapsamındaki telefona yetkisiz bir müdahalede bulunulmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ayrıca yetkili servis raporunda önceden yetkisiz müdahalede bulunulduğundan da bahsedilmediğini ayrıca cihazda sıvı contasının bulunmaması ve cihazın özelliği gereği sıvı temasına dayanıklı olması gerekmesine göre de ayıplı imal edilen telefonun iadesi yönünde davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, ticari satıma konu cep telefonunun TBK m. 219 ve devamına göre gizli ayıp nedeniyle sözleşmesinin feshi ile ödenen bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Tarafların tacir olduğu, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklandığı hususu tartışmasızdır.
Tarafların tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, a-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Türk Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1, a-c hükmü de uygulanacaktır.
Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karşı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:
Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir.
TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.
Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:
a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır
Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.
b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.
Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.
c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.
Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.
Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.
d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır
e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır
f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır
Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür.
Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü .maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir.
Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.
Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;
-Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011)
Satım sözleşmesine konu cep telefonunun ayıplı olup olmadığı ve ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., █████████ K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
Ayrıca, bilindiği üzere maddi hukuk alanında dava şartlarından olan husumet (sıfat) ehliyeti, davanın tarafları arasındaki ilişki ile ilgili olup, dava konusu hakkında bir karar verilebilmesi için bu kişilerin gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına haiz olmaları gerekir. Husumet ehliyeti maddi hukuk dava şartı olup mahkemece re'sen dikkate alınmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davacı tarafından satıma konu cep telefonunun üretimden kaynaklı gizli ayıplı olduğunun ileri sürülmesine ve servis hizmetinin ayıplı sunulduğunun ileri sürülmemesinden dolayı ayıplı telefonun iadesi ile ödenen bedelin tahsili isteminde davalılardan servis hizmeti veren davalı şirketin davada pasif husumet ehliyetinin bulunmamasına, davaya konu telefonun üretimden kaynaklı gizli ayıplı olduğunun davacı tarafından yasal delillerle ispatlanamamasına, mahkemece yargılama sırasında Harçlar Kanunu gereğince davacının davaya konu satılan cep telefonun iadesi ile ilgili talebi yönünden eksik harcın davacıya tamamlatılmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2022 tarih ve ████████ Esas ████████ Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!