Danıştay 10. Daire, Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetleri Tebliğinin acil servis tanımı, personel nitelikleri ve triyaj dahil birçok hükmünün iptali talebini inceliyor.
Özet: Davacı tarafından, Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğin, acil servis tanımı, sunulan hizmetlerin kapsamı, personel yeterlilikleri, icap nöbetleri, konsültasyon davetleri ve triyaj uygulamalarına ilişkin maddeleri ile eklerindeki bazı hükümlerin, üst hukuk normlarına, tıp biliminin gereklerine ve acil sağlık hizmetlerinin mahiyetine aykırı olduğu iddiasıyla iptali talep edilmektedir.
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : █████████
Karar No : █████████
DAVACI : ... Birliği
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVANIN_KONUSU : Davacı tarafından, █████/2022 tarih ve 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğin; 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümünü" ibaresi ile anılan fıkranın (n) ve (p) bendinin, 7. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendinin, 10. maddesinin 5., 6., 9., 12. ve 14. fıkralarının, anılan maddenin 10. fıkrasında yer alan "Dal hastanelerinde görev yapan uzman tabipler ihtiyaç halinde genel hastane nöbetlerine dahil edilebilirler." cümlesi ve 16. fıkrasının (c) bendinde yer alan "İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir." cümleleri ile "İcap sürecinin mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması gereklidir. Bu işlemler SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde yapılır." cümlelerinin, 11. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınır." cümlesinin ve "Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması" başlıklı Ek-4'ün Yeşil renk kodlamasını içeren satırının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümünü" ibaresi yönünden, yürürlükten kaldırılan Tebliğ’de yapılan acil servisin tanımı ile dava konusu Tebliğ'de yapılan acil servis tanımının farklı olduğu, Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile "acil servis hizmetleri"nin de yeniden belirlendiği, acil servislerde sunulacak sağlık hizmetine (tıbbi müdahaleye) dair hastanın, tanı ve tedavisi için diğer hizmetlere devrine personel tarafından değerlendirilmesi, tanısının konulması, hayati tehlikesini ortadan kaldıracak tıbbi müdahale ve tedavisinin yapılması şeklindeki kimi net belirlemelere yer verilmediği, dava konusu Tebliğ'de acil servis hizmetlerinin "ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda hastaların sakatlık ya da ölümden korunması amacıyla yapılması gereken müdahale veya tedaviye yönelik acil serviste yapılan tıbbi hizmetler" şeklinde tanımlandığı, bu haliyle acil servisi "poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümü" olarak tanımlayan ilk bent ile çeliştiği, sağlık hizmeti sunacaklar ile hizmetten yararlanacak kişiler yönünden belirsizliğe neden olacağı, dava konusu düzenlemenin tıp biliminin gerekleri, acil servislerin kuruluş amacı ve niteliği ile de uyumlu olmadığı, acil tıbbın esas olarak diğer poliklinik hizmetlerinin 24 saat sürdürülebildiği, yataklı tedavi uygulanan bir birim ve tıpta uzmanlık branşı ve sağlık hizmeti olmadığı, kaldı ki Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin acil hizmetlerde nöbet uygulamasını düzenleyen 14. maddesine ve Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nde yapılan acil sağlık hizmeti tanımına uygun olmadığı, dava konusu Tebliğin acil tıbbi hizmet sunulacak alana dair tanımının açıklanan nedenlerle tıp biliminin ve sağlık hizmetinin gerekleri ile üst hukuk normlarına aykırı olduğu; Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (n) bendi yönünden, dava konusu Tebliğ'de üst hukuk normlarına aykırı olarak acil servis hizmetlerinin "konusunda özel eğitim almış ekipler tarafından" sunulabilecek bir hizmet olarak tanımlanmadığı, oysa Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliğinde, bu yolda özel bir nitelemenin ve ifadenin varlığını korumakta olduğu, anılan Yönetmeliğe göre acil sağlık hizmetlerinin, ancak "konusunda özel eğitim almış ekipler tarafından" sunulabilecek bir hizmet olduğu, dolayısıyla üst hukuk normlarında hekimler yönünden acil tıp uzmanı hekimler ile özel eğitim almış diğer hekimlerin yanında yine bu kapsamda eğitim almış sağlık çalışanları eliyle bu hizmetin yürütülmesi kabul edilmişken Tebliğ ile buna dair belirlemenin kaldırılmasının üst hukuk normlarına ve acil sağlık hizmetinin niteliğine aykırı olduğu; Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (p) bendi ve "Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması" başlıklı Ek-4'ün Yeşil renk kodlamasını içeren satırı yönünden, dava konusu düzenlemede "triyaj" uygulamasına dair yeni bir tanım yapıldığı, triyaj işleminin doğrudan tabip veya bu konuda eğitim almış sağlık personeli tarafından gerçekleştirileceği yolunda önceki Tebliğ'de yer alan belirgin ifadenin, "görevli sağlık personeli" şeklinde değiştirildiği, triyajın "öncelik belirleme" olan amacına "ilgili tedavi birimine yönlendirme"nin eklendiği, Tebliğ Ek-4te, renk kodlamasının "yeşil" olarak belirlendiği, uygulamada, "hayati tehlikesi olmayan", "basit sağlık sorunları olan", "aktif yakınması olmayan" kişilerin acil servis içinde yeşil alanda muayene edileceklerinin düzenlenmiş olduğu, ancak dayanak Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinde "vardiya sistemi veya mesai başlangıç saatleri değiştirilerek gördürülemeyen hizmetler için" öngörülenin acil servis hizmeti değil normal nöbetler olduğu, dava konusu Tebliğ'de ve yine Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nde "yeşil alan" tanımının bulunmadığı, dolayısıyla dayanak mevzuatta ve kendi içinde tanımına, amacına yer verilmemiş ve esas olarak düzenlemenin konusu olan acil sağlık hizmetleri kapsamında da yer almayan bir uygulamanın Tebliğin ekinde yer almakta olduğu, her iki düzenleme birlikte ele alındığında acil servisin ve acil serviste hizmet sunacak hekimlerin görev tanımlarında, tıp biliminin gereklerine uyumlu olmayan hükümlerin yer aldığı, diğer yandan acil tıbba ilişkin özel eğitim almamış sağlık çalışanlarının hem "öncelik belirleme" hem de "ilgili tedavi birimine yönlendirme" olarak belirlenen görev tanımlarının, sağlık hizmetinin gereklerine, acil tıp hizmetinin hedeflerine aykırı olduğu; Tebliğ'in 7. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi, 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinin ikinci ve üçüncü cümleleri, 11. maddesinin 11. fıkrasının son cümlesi yönünden, düzenlemelerin kişisel verilerin güvenliği ile iletişimin gizliliğinin ihlali niteliğinde ve hastaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. ve Anayasa'nın 20. maddesi ile korunan özel hayatın gizliliği hakkını ihlal eder nitelikte olduğu, her ne kadar Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6. maddesinde, Sağlık Bakanlığına sağlık verilerinin işlenmesine ilişkin bir yetki verilmişse de, Kanun’un 4. maddesinde bu yetkinin hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun, belirli, açık ve meşru amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak işlenmesi gerekliliğinin düzenlenmiş olduğu, bu nedenle Sağlık Bakanlığının özel hayata ilişkin verilerin kaydını, saklanmasını ve aktarılmasını içeren düzenlemelerinde bu verilerin belirlenen meşru amaçlardan hangisi için kullanılacağının, söz konusu amacın gerçekleştirilmesi için, özel hayatın gizliliği hakkını ihlal etmeyecek, daha elverişli bir yolun neden bulunmadığının, özel hayatın gizliliğini ihlal etmeden belirlenen amacın neden gerçekleştirilemeyeceğinin, hasta hekim arasında bulunması zorunlu güven ilişkisi korunarak istenilen amaca neden ulaşılamayacağının, hastaların çekinmeden sağlık hizmeti alma, hekimlerin sır saklama yükümlülüğünü içeren güven ilişkisini zedeleyecek bir sınırlamanın genel sağlık için zorunlu bir toplumsal ihtiyaca nasıl denk düştüğünün ortaya konulması gerektiği, anılan ölçütler sağlanmaksızın, Sağlık Bakanlığın sağlık verilerini içeren görüşmeleri kayıt altına alması hastaların ve çalışanların haklarını ihlal etmekte olduğu, kaldı ki Sağlık Bakanlığının bu tür bir iletişimi kayıt altına almasına olanak sağlayan açık bir yetkin düzenlemesinin de bulunmamakta olduğu, her ne kadar 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesi ile hasta verilerinin toplanıp işlenmesi yetkisi verildiği ileri sürülebilecekse de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun söz konusu maddenin Anayasa'ya aykırı olduğunu değerlendirmiş olduğu, itiraz yolu ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduğu; Tebliğ'in 10. maddesinin 5. fıkrası yönünden, düzenlemenin tüm uzman hekimlerin acil servis nöbetine dahil edilmelerine olanak tanıdığı, ancak Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nde acil nöbetlerin uzman durumu müsait olan kurumlarda konulabileceğinin düzenlendiği, kaldı ki Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin 43. maddesi ile icap, normal, acil ve branş nöbeti olarak yapılan ayrımda her bir nöbet türünün gereklerinin belirlendiği, dava konusu düzenlemenin, anılan ölçütlere aykırı olup, müstakil branş nöbeti uygulaması için yeter sayıda uzman hekimin bulunmadığı sağlık kuruluşlarında tüm uzman hekimlerin, uzmanlık alanlarının yapısı, aldıkları eğitimin içeriği ve niteliği gözetilmeksizin acil servis nöbet hizmetine dahil edilmeleri ve ayrıca diğer nöbetlerden muaf olacaklarına ilişkin Yönetmelikteki koruyucu düzenlemeyi içermemesi nedeniyle hukuka aykırı olduğu; Tebliğ'in 10. maddesinin 6. fıkrası yönünden, Yatakta Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nde açıkça belirtilen "Gece nöbeti tutanlara ertesi günü görev verilmez", "Hafta tatillerinde ve resmi tatil günlerinde nöbet tutanlara hizmeti aksatmamak kaydıyla diğer iş günlerinde nöbet süresi kadar izin verilebilir" ve "Branş nöbetlerini üstlenen klinikler o dalın acillerinin yatarak tedavi hizmetlerini de ifa ederler ve bu klinik personeline başkaca nöbet hizmetleri verilmez" kurallarına Tebliğ'de yer verilmemesinin, çalışanların haklarının da korunmasının idarenin görevi olması karşısında 657 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile dayanak Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'ne aykırı olduğu; Tebliğ'in 10. maddesinin 9. fıkrası yönünden, yan dal uzmanlarının gereğinde ana daldaki acil nöbetlerine dahil edilebilmesine, dava konusu Tebliğ'de yer verilmediği, dolayısıyla yan dal uzmanı hekimler için mevcudun ne olacağına dair yani tek bir yan dal uzmanı olması durumunda onun nöbetine dair açık bir ölçü içermemesi nedeniyle hukuka aykırı eksik düzenleme niteliğinde olduğu; Tebliğ'in 10. maddesinin 10. ve 12. fıkraları yönünden, dava konusu hükümlerde hekimlere çalıştıkları kurum dışında nöbet görevi verilmesine olanak tanıyan düzenlemeler yapılmışsa da her iki maddede uygulamaya yön verecek, uygulamanın ölçütünü gösteren herhangi bir açıklık bulunmadığı gibi her iki maddede de il sağlık müdürlüklerine yetki tanınmasına karşın yetkinin kullanılma ölçütlerinin belirlenmemiş olduğu, hekimlerin uygulamaya dair haklarının ve sorumluluklarının belirlenmemesinin de hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu; Tebliğ'in 10. maddesinin 14. fıkrası yönünden, düzenlemenin, ihtiyaç halinde çağrı demek suretiyle -ki icap nöbetçileri de esasen bu amaçla nöbet tutmaktadır- branşında tek olan hekimlere de icap nöbeti yükümlülüğü getirdiği, bu durumda branşında tek olan hekimin 7 gün 24 saat davet edilmesinin mümkün olabileceği, düzenlemenin şu haliyle üst hukuk normu olan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'ne, Anayasa'ya, uluslararası belgelere ve yargı kararlarına aykırı olduğu, Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'ne göre icap nöbetinin, aynı alanda hekim sayısının dörtten az, ancak birden fazla olduğu dallarda uygulanmakta olduğu, Yönetmeliğin tek hekim bulunan sağlık kuruluşlarında mesai saatleri sonrasında hekimlik hizmetinin nasıl yürütüleceğini ise ayrıca düzenlemiş olduğu, diğer taraftan söz konusu düzenlemenin, hekimlerin maddi manevi varlığını koruma, geliştirme, aile birliğini sürdürme, dinlenme ve seyahat etme hakkını ihlal ettiğinden Anayasaya aykırı olduğu, acil servis hizmetinin ihtiyaç halinde, "aynı branşta birden fazla hekimin bulunması kaydıyla" ilgili dal uzmanının kuruma davet edilebileceğine yönelik düzenleme içermemesi nedeniyle düzenlemede eksiklik bulunduğu; Tebliğ'in 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinin altıncı ve yedinci cümleleri yönünden, düzenlemede hekimin mesleki özerkliğinin korunmasına yönelik herhangi bir ibare yer almadığı gibi aksine tıbbi teşhis ve tedavinin belirlenenlerden biri ile sınırlandırılmasının dayanağının da bulunmadığı, icapçı hekimin davet edildiği hastanın kendi klinik durumuna, vakanın karmaşık olup olmadığına göre hekimlerin inisiyatifi ile bir karar verilmesi gerekirken düzenleyici işlemle hekimin verebileceği kararların belirlenmesinin 1219 sayılı Kanun’a aykırı olduğu, kaldı ki Sağlık Bakanlığının 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin ilgili hükümleri ile 3359 sayılı Kanun’da tanımlanan yetkilerinin de iptali talep edilen düzenlemeyi olanaklı kılmadığı, dolayısıyla hekimin vereceği kararın Tebliğ ile belirlenmesine yönelik cümlelerin iptaline karar verilmesi gerektiği iddia edilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümünü" ibaresi yönünden, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Acil Tıp Federasyonu (IFEM) ve daha birçok anlaşma ve sözleşmelerde, acil servis hizmetlerinin yatarak ve ayaktan sağlık hizmetleri şeklinde olduğunun belirtildiği, dava konusu Tebliğ'de yer alan acil servis ve acil servis hizmetleri tanımlarında herhangi bir eksiklik ya da çelişkinin söz konusu olmadığı, acil servislerde çalışan hekimlerin acil tıp uzmanlarından oluştuğu ve acil serviste çalışan tüm hekimlerin TUKMOS (Tıpta Uzmanlık Kurulu Müfredat Oluşturma ve Standartları Belirleme Sistemi) tarafından alınan kararlara uymak zorunda olduğu algısının yanlış olduğu, ülkemizde 1., 2. ve 3. seviye olarak seviyelendirilen aciller şeklinde toplam yaklaşık 1458 kamu, özel ve üniversite hastanesinin mevcut olduğu, sayıları değişmekle birlikte 219 hastanede acil tıp uzmanının görev yapmakta olduğu, bu hizmetlerin ülkemizde acil tıp uzmanları, pratisyen hekimler, asistan hekimler, öğretim görevlileri ile yürütülmekte olduğu, her hekimin 6 yıllık eğitimi sonrasında acil hastaları değerlendirme, müdahale etme yetisine sahip olduğu, yani acil sağlık hizmetlerini sunma noktasında gerekli eğitimi almış oldukları, bu durumda, uluslararası pek çok anlaşmada yer alan “acil servis” tanımlarında, “yatarak ve ayakta tedavi” ibaresinin mevcut olduğu; Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (n) bendi yönünden, dava konusu Tebliğin dayanaklarından olan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin 28. maddesinde istihdam edilecek personelin nitelikleri ile görev ve yetkilerinin ayrıntılı olarak düzenlenmiş olduğu, Yönetmelik'te acil sağlık hizmetlerinde görev yapacak personelin unvan ve branş yönünden sayma suretiyle belirlenmemiş olduğu ve istihdam edilecek hekim ve diğer sağlık personelinin nitelikleri ile görev ve yetkilerinin düzenlenmesi hususunda Bakanlığın yetkili olduğunun ortaya konulduğu, ayrıca Tebliğin 4/1-d maddesinde de, acil sağlık hizmetlerinin yürütülmesinin acil servis sorumlu tabibinin denetimi altında gerçekleştirileceğinin düzenlenmiş olduğu, bu durumda, acil sağlık hizmet birimlerinde görev yapan personelin, tedavi ve müdahale yöntemlerine ait bilgi ve becerilerinin güncelleştirilebilmesini sağlamak amacıyla, Bakanlığın belirleyeceği bölge merkezleri ve Bakanlıkça yetkilendirilen eğitim kuruluşlarında belirlenecek sürelerde hizmet içi eğitime tabi tutulacağı, bu şekilde acil sağlık hizmetlerinin yürütülmesi noktasında gerekli donanıma sahip olacağı, öte yandan, acil servis işleyişinin acil servis sorumlu tabibinin denetimi altında olacağı dikkate alındığında davacı iddialarına itibar edilemeyeceği; Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (p) bendi ve "Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması" başlıklı Ek-4'ün Yeşil renk kodlamasını içeren satırı yönünden, Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin 29. maddesinin 2. fıkrasına göre, acil servis birimlerinde görev yapmakta olan personelin acil sağlık hizmetlerinin yürütülmesi noktasında bilgi ve becerilerinin güncelleştirilebilmesi maksadıyla hizmet içi eğitimlere tabi tutulmakta olduğu, bu sebeple maddede yer alan “görevli sağlık personeli” ibaresinin zaten bu konuda eğitim almış sağlık personelini kapsadığı hususunda bir beis bulunmadığı, diğer yandan anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (y) bendinde triyajın “Çok sayıda hasta ve yaralının bulunduğu durumlarda, bunlardan öncelikli tedavi ve nakil edilmesi gerekenlerin tespiti amacıyla, olay yerinde ve bunların ulaştırıldığı her sağlık kuruluşunda yapılan hızlı seçme ve kodlama işlemi” olarak tanımlanmış olduğu, yer verilen tanımdan da anlaşılacağı üzere triyaj işlemi ile amaçlanan hususlar arasında öncelikli tedavi ve nakil edilmesi gerekenlerin tespitinin bulunmakta olduğu, Tebliğ'in “Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması”nın düzenlendiği Ek-4 kısmında yer alan “Yeşil” renk koduna ilişkin satırın, Tebliğ'de ve dayanak Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliğinde tanımının bulunmadığı gerekçesi ile iptali talep edilmekte ise de, Tebliğ'in “Triyaj Uygulaması ve Renk Kodlaması” başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasında, triyaj işleminin Ek-4'te belirtilen tablo kullanılarak yapılabileceği gibi uluslararası kabul görmüş başka triyaj yöntemi ile de yapılabileceğinin düzenlendiği ve bu haliyle uygulamaya yön vermek amacıyla genel çerçevenin çizilmiş olduğu, bu sebeple dava konusu düzenlemede hukuka ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı; Tebliğ'in 7. maddesinin 1. fıkrasının ( o ) bendi, 10. maddesinin 16. fıkrasının ( c ) bendinin ikinci ve üçüncü cümleleri ve 11. maddesinin 11. fıkrasının son cümlesi yönünden, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesinde, 1. fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel verilerin, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceğinin düzenlenmiş olduğu ve devamında 3. fıkrada sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel verilerin ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceğinin düzenlenmiş olduğu, █████/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasında sağlık hizmeti sunumunda görevli kişilerin; ilgili kişinin sağlık verilerine verilecek olan sağlık hizmetinin gereği ile sınırlı olmak kaydıyla erişebileceği düzenlemesine yer verilmiş olduğu, dava konusu Tebliğde, nöbetçi personelin icap ve konsültan personel taleplerinde gerekli verileri ilgili hekimle paylaşması, Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin belirtilen maddesi kapsamında sağlık hizmetinin gereği olduğu ve Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi amacına yönelik olduğu, dava konusu düzenleyici işlemde hukuka ve üst hukuk normlarına aykırı bir yön bulunmadığı; Tebliğ'in 10. maddesinin iptali istenen tüm düzenlemelerine yönelik olarak, yataklı sağlık tesislerinde personelin tutacağı nöbetlere ilişkin ana düzenlemelerin, Yataklı Sağlık Tesisleri İşletme Yönetmeliği'nde yer almakta olduğu, Yönetmeliğin acil servis hizmetlerini düzenleyen 14. maddesinde, acil hizmetlerinin, acil polikliniği veya acil servisi, bunlar yoksa nöbetçi tabibi tarafından yürütüleceği, bu hizmetlerin 24 saat süre ile kesiksiz olarak yürütüleceği, acil servisin, baştabibin teklifi ve Valilik onayı ile kurulacağı ve tescil için Sağlık Bakanlığına bildirileceği, bu hizmetlerde, hizmetin sürekliliğini sağlayacak şekilde, yeteri kadar sağlık ve yardımcı sağlık personeli ile, hayati önemi haiz araç, gereç ve nöbetçi eczacı bulunmayan kurumlarda da lüzumlu ilaçlar bulundurulacağı düzenlemesine yer verildiği, 42. maddesinde de, yataklı tedavi kurumlarında görevli hekimlerin, evde nöbet (icapçı nöbeti), normal nöbet, acil nöbeti ve branş nöbeti olmak üzere dört tür nöbet ile yükümlendirilebileceklerinin öngörülmüş olduğu, maddenin (c) bendinde, uzman durumu müsait olan kurumlarda lüzum görülen branşlar için normal nöbete ilave olarak ayrıca acil nöbeti konulabileceğinin ifade edilmiş olduğu, dava konusu hükümlerde de benzer düzenlemeye yer verilmiş olduğu, Yönetmeliğin anılan maddesinin (d) bendinde ise, birden fazla genel cerrahi, iç hastalıkları klinikleri ve kadın hastalıkları ve doğum kliniği bulunan yataklı tedavi kurumlarında uzman ve klinik adedi göz önüne alınarak acil hizmet için kliniklere bütün personeliyle birlikte branş nöbeti tutturulabileceğinin öngörülmüş olduğu buna göre, branş nöbetinin esas itibarıyla acil servis nöbetinden ayrı bir nöbet türü olmadığı, acil hizmeti için öngörülmüş bir nöbet olduğu, bu durumun, Yönetmeliğinin 42. maddesinin (d) bendinde açıkça ifade edildiği, sağlık hizmetlerinin genel olarak, 24 saat süreklilik arz eden, geciktirilemez ve ertelenemez nitelikte bir kamu hizmeti olmasının yanı sıra, acil servis hizmetlerinin, normal sağlık hizmetlerinden farklı olarak ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri beklenmeyen durumlarda oluşan sağlık sorunlarında, sakatlık ya da ölümden korunması amacıyla, hastanın acil serviste görevli sağlık personeli tarafından tıbbi araç ve gereç desteği ile değerlendirilmesi, tanısının konulması, tıbbi müdahale ve tedavisinin yapılması için yataklı sağlık tesislerinde sunulan acil sağlık hizmetlerini ifade ettiği, yaşanacak en küçük gecikmenin bile telafisi olmayan sakatlıklarla, daha da önemlisi ölümle sonuçlanma ihtimalinin, etkin ve zamanında yapılması gereken tıbbi müdahaleyi, acil servisteki sağlık hizmetinin en temel unsuru haline getirmekte olduğu, acil sağlık hizmetlerinin belirtilen niteliklerine istinaden nöbet usül ve esaslarına ilişkin yapılan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, nitekim dava konusu Tebliğ ile yürürlükten kaldırılan █████/2009 tarih ve 27378 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğin “Acil Servis Nöbetleri” başlıklı 12. maddesinin muhtelif fıkralarının iptali talebiyle açılan davada Danıştay Beşinci Dairesinin █████/2014 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği ve anılan kararın kanun yollarından geçerek kesinleştiği, yine mülga Tebliğ'in 12. maddesinin 9. fıkrası ile mezkur hükme binaen tesis edilen bireysel işlemin iptali talebiyle açılan davada Danıştay Onbirinci Dairesinin █████/2018 tarih ve E:████████, K:█████████ sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği ve anılan karara karşı davacının temyiz başvurusunun da reddedildiği, davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Davanın kısmen karar verilmesine yer olmadığı, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava; █████/2022 tarihli, 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğin;
-4. maddesinin 1. fıkrasının a) bendinde yer alan "poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümünü" ibaresinin,
-4. maddesinin 1. fıkrasının n) bendinin,
-4. maddesinin 1. fıkrasının p) bendinin,
-"Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması" başlıklı Ek-4'ün Yeşil renk kodlamasını içeren satırının,
-7. maddesinin 1. fıkrasının o) bendinin,
-10. maddesinin 5, 6, 9, 12 ve 14. fıkralarının,
-10. maddesinin 10. fıkrasında yer alan "Dal hastanelerinde görev yapan uzman tabipler ihtiyaç halinde genel hastane nöbetlerine dahil edilebilirler." ibaresinin,
-10. maddesinin 16. fıkrasının c) bendinde yer alan "İcap sürecinin mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması gereklidir. Bu işlemler SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde yapılır." ibaresinin,
-10. maddesinin 16. fıkrasının c) bendinde yer alan "İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir." ibaresinin,
-11. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınır." ibaresinin,
iptali istemiyle açılmıştır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinde; sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanarak koordine edilmesi, mali yönden desteklenip geliştirilmesi; bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılması, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenmesi; sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla, bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyon ve işbirliği yapması, sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik ve fonksiyonel hizmet alanları, verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konularda tespit edilen esaslara uymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlü olarak çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşvikinin sağlanması, sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslar arasında sayılmıştır.
3359 sayılı Kanunun 9. maddesinin c) fıkrasında ise: "Bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir." kuralı yer almıştır.
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355. maddesinde Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri düzenlenmiş, 1. fıkrasının a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak, c) bendinde ise kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek bu görev ve yetkileri arasında sayılmış; 508. maddesiyle de, bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi tanınmıştır.
Acil sağlık hizmetlerinin yurt sathında eşit, ulaşılabilir, kaliteli, süratli ve verimli olarak yürütülmesini sağlamak maksadıyla, sağlık hizmeti sunan ve sağlık hizmeti ile ilgili olan bütün kurum ve kuruluşların uymakla mükellef oldukları esaslar ile bu kuruluşlar arasında koordinasyonun temin edilmesine ve Bakanlık tarafından yürütülecek olan acil sağlık hizmetlerinin sevk ve idaresine dair usul ve esasları belirlemek amacıyla Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği çıkarılmış ve █████/2000 tarihli, 24046 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yönetmeliğin "Yataklı Tedavi Kuruluşları Bünyesinde Yer Alan Acil Servisler" başlıklı 15. maddesinde; genel ve katma bütçeli dairelere, il özel idarelerine, belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yataklı tedavi kurumları ile özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait yataklı tedavi kurumları 24 saat kesintisiz olarak acil sağlık hizmeti vermeleri, özel ve kamuya ait bütün hastanelerin acil birimleri, bütün acil başvurularını ayırım yapmaksızın kabul ederek başvuran her hasta için acil tıbbî değerlendirme, müdahale ve gerektiğinde stabilizasyon sağlamaları, acil sağlık hizmetinin, hizmete ihtiyaç duyulan andan itibaren, kesin tedavi sürecine kadar hiçbir kesinti olmadan vermeleri öngörülmüştür.
Maddede, acil servislerde kaliteli ve itinalı hizmet sunumunu sağlanması için altı başlık altında belirlenmiştir. Buna göre; bu birimlerin 24 saat kesintisiz sunulmasını sağlayacak şekilde yapılandırılması, hizmetlerin bir bütün olarak yürütülecek şekilde organize edilmesi, görevlendirilecek personelin hizmet öncesi resmî bir eğitim programına alınması, hizmet sırasında izlenmesi ve değerlendirilmesi, fizikî konumu açısında ulaşılabilir, elverişli, yeterli ve uygun fizikî niteliklere haiz olması, bütün araç-gereç ve tıbbî donanım, daima kullanıma hazır halde bulundurulması ile bütün veri kayıt ve arşiv sistemi kurularak ilgili mevzuattın öngörüldüğü süre ve usulde saklanması, adli vakaların mevzuatına uygun yapılması şeklinde gösterilmiştir.
Maddenin son fıkrası ile acil servislerin malzeme, personel, hizmet kıstasları, fizikî şartları ve diğer hususların Bakanlıkça belirleneceği yolunda kural getirilmiş ve bu maddeye dayanılarak uyuşmazlığa konu edilen Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ çıkarılmış; █████/2009 tarihli, 27378 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan aynı ada sahip Tebliğ (2009 Tebliği olarak adlandırılacaktır) yürürlükten kaldırılmıştır.
Uyuşmazlığa konu Tebliğin iptali istenilen ve konu bakımından bütünlük oluşturan 4. maddesinin 1. fıkrasının a) bendinde yer alan "poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümünü" ibaresi, n) ve p) bentleri ile "Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması" başlıklı Ek-4'ün Yeşil renk kodlamasını içeren satırı incelendiğinde;
Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının a) bendinde: "Acil servis: Kamu, üniversite ve özel yataklı sağlık tesisleri bünyesinde yer alan ve acil sağlık hizmeti ihtiyacı olan hastalara sağlık hizmeti sunulan poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümünü," kuralı getirilmiş, 2009 Tebliğinde yer alan "acil servisler" ibaresi yerine dava konusu ibare almıştır.
Dava dilekçesinde; 4. maddenin 1. fıkrasının b) bendinde tanımı değiştirilen "Acil sağlık hizmetleri" kapsamında sunulacak sağlık hizmetinin (tıbbi müdahalenin) niteliği açısından çeliştiği, bu tanımlamanın sağlık hizmeti sunacaklar ile hizmetten yararlanacak kişiler yönünden belirsizliğe yol açacağı, tıp biliminin ve sağlık hizmetlerinin gerekleri ile üst hukuk normuna aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idarenin cevap dilekçesinde; Tebliğin acil servis ve acil servis hizmetleri tanımlarında eksiklik ya da çelişki olmadığı, Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Acil Tıp Federasyonu (IFEM) ile Alabama, Kaliforniya, Florida, Kansas, Nebraska, New York ve Kuzey Karolina Sözleşmeleri, Gürcistan, Montana, Oklahama ve Batı Virjinya Anlaşmalarında yer alan Acil Servis tanımlarında "yatarak ve ayakta tedavi" ibaresinin mevcut olduğu, benzer yönde düzenleme yapıldığı savunulmaktadır.
Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin 14. maddesinde, "Servis hizmetleri" uzman, uzmanlık eğitimi görenler, hemşire ile eczacı, diyetisyen, fizyoterapist, psikoloğ gibi branşla ilgili diğer meslek mensupları tarafından birlikte yürütülen bir ekip çalışması olarak nitelendirildiği, "Acil hizmetleri"nin 15. maddede, acil polikliniği veya acil servisi, bunlar yoksa nöbetçi tabibi tarafından 24 saat süre ile kesiksiz olarak yürütülmek üzere kurulan, yeteri kadar sağlık ve yardımcı sağlık personeli ile hayati önemi haiz araç, gereç ve nöbetçi eczacı bulunmayan kurumlarda da lüzumlu ilaçların bulundurulduğu sağlık tesisinin bir bölümü olduğu, servis hizmetinden farklılaşan yönüyle düzenlemeye konu edildiği görülmektedir.
2009 Tebliğinde yer "Acil servis" tanımı Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddenin 1. fıkrasının h) bendinin tekrarı niteliğindedir. Uyuşmazlığa konu düzenlemeyle acil servis tanımının, tanımlamak istediği kavram (kendisi) ile yapılması yerine, üst norma aykırı olmayacak şekilde tanımlamaya gidilmiştir. Yataklı sağlık tesislerindeki acil servislerin, çağın gerekleri ile günümüz ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya dönük olarak, idarenin savunmasında ifade ettiği, davacının da reddetmediği uluslararası sözleşmelerde yer alan acil servise ilişkin tanımlara ve Yönetmeliğin aynı düzenlemesinin i) bendinde ifade edilen "acil hastalık ve yaralanma hallerinde", başka bir ifadeyle de ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda, acil tıbbi durumu stabilize etmek, acil tıbbi durumu değerlendirmek, hizmet alan kişinin ölümünü veya sağlığının ciddi şekilde bozulmasını önlemek üzere, Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin 15. maddesine göre acil hizmetinin sunulduğu acil polikliniği veya acil servisi olarak Tebliğ'de bu amaçlarla "sağlık hizmeti sunulan poliklinik ve yataklı servis işlevi yapabilen" sağlık tesisi bölümü şeklinde tanımlanmada yer verilmesinde hukuka aykırı bir yönü görülmemiştir.
Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının a) bendindeki "poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümünü"ne yönelik olarak davanın reddi gerekir.
Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin 15. maddesinin 7. fıkrasının b) bendinde: "Hizmetler; uzman tabip sorumluluğunda, acil sağlık hizmetleri konusunda eğitim görmüş, tecrübeli ve yeter sayıda tabibin, hemşirenin ve diğer personelin de katılımı ile bir bütün olarak yürütülecek şekilde organize edilir." kuralı yer almıştır.
Yönetmeliğin, İstihdam Edilen Personelin Eğitim Durumu başlıklı 29. maddesinde (Değişik: RG-█████/2007-26463); acil sağlık hizmeti kapsamında istihdam edilen personelin, istihdam edildikleri alan ile ilgili eğitim veren kurumlardan mezun olmasının esas olduğu, görevleri ile ilgili eğitim programı bulunmayan personel, Bakanlıkça belirlenecek hizmet içi eğitim programını tamamladıktan sonra acil sağlık hizmetinin ilgili birimlerinde istihdam edileceği, acil sağlık hizmet birimlerinde görev yapan personel, tedavi ve müdahale yöntemlerine ait bilgi ve becerilerinin güncelleştirilebilmesini sağlamak amacıyla, Bakanlığın belirleyeceği bölge merkezleri ve Bakanlıkça yetkilendirilen eğitim kuruluşlarında belirlenecek sürelerde hizmet içi eğitime tabi tutulacağı yolunda düzenleme yapılmıştır.
Uyuşmazlık konusu Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının d) bendi, acil servis işleyişinin bir bütün halinde yürütülebilmesi amacıyla gerekli koordinasyon ile denetim işlemlerini gerçekleştiren tabibin "Acil servis sorumlu tabibi" olarak göstermiştir.
Yönetmeliğin acil sağlık hizmetlerinde istihdam edilecek hekim ve diğer personelin nitelikleri ile görev ve yetkileri, yukarıda düzenlenen hususlar da nazara alınarak, hizmetin ve hizmet verilecek birimin mahiyetine göre Bakanlık gerekli düzenlemeleri yapmaya yetkili olup, Tebliği ile tanımlanması yapılan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık taşımamakta, Tebliğ ve dayanağı Yönetmelikteki "İstihdam edilecek personelin nitelikleri ile görev ve yetkiler" (m.28) ve "İstihdam Edilen Personelin Eğitim Durumu"na (m.29) ilişkin hükümler bir bütün olarak ele alındığında eksik düzenleme olarak nitelendirmeye hukuken olanak bulunmamaktadır.
Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının n) bendi yönünden davanın reddi gerekir.
Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının p) bendinde; Triyaj: Acil servislere başvuran hastaların, görevli sağlık personeli tarafından hastalıkları ile ilgili şikâyetleri ile belirtilerinin şiddeti ve tıbbi durumlarının aciliyeti gözetilerek, tıbbi önceliklerinin ve yönlendirilecekleri tedavi birimlerinin belirlenmesi işlemini ifade ettiği belirtilmiştir.
2009 Tebliğindeki, tabip veya bu konuda eğitim almış sağlık personeli tarafından yapılan öncelik belirleme işlemi dava konusu düzenleme ile "görevli" sağlık personeli olarak değiştirilmiş ve bunların öncelik belirlenme görevi yerine "yönlendirilecekleri tedavi birimlerinin belirlenmesi" ibareleri getirilmiştir.
Triyaj Uygulaması ve Renk Kodlaması, Muayene ve Refakat Esasları Tebliğ'in Üçüncü Bölümünde düzenlenmiş, 8. maddeyle triyaj uygulaması ve renk kodlaması esaslarına ilişkin kurallar getirilmiş; triyaj işleminin, acil servis yoğunluğuna bağlı olarak hastaların zarar görmesini engellemek, ihtiyaç duydukları tıbbi bakıma gecikmeksizin ulaşmalarını sağlamak amacıyla bu Tebliğin Ek-4’ünde belirtilen hükümler çerçevesinde uygun sayıda personel ile yapılması öngörülmüştür.
"Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması" başlıklı Ek-4'ün dava konusu edilen yeşil renk kodlamasını içeren satırının, dava dilekçesinde, "hayati tehlikesi olmayan", "basit sağlık sorunları olan", "aktif yakınması olmayan" kişilerin acil servis içinde yeşil alanda muayene edileceklerini düzenlediği, öngörülenin acil servis hizmeti kapsamında olmadığı, tıp biliminin gerekleriyle uyuşmadığı, hasta yoğunluğunun artmasına yol açacağı, özel eğitim almış sağlık çalışanları eliyle yürütülmesi gerektiği, üst normlarda yeşil renk düzenlemesi bulunmadığı, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek sözü geçen düzenlemelerin (4/1-p ve Ek-4'ün yeşil renk kodlaması kısmı) iptali istenilmektedir.
Davalı idare tarafından, Yönetmeliğin düzenlemelerine paralel bir düzenleme yapıldığı, renk kodlamasının alan ve vaka niteliğine göre belirlendiği, hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasına █████/2004 tarihli, 25412 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan değişikle eklenen y) bendinde, "Triaj: Çok sayıda hasta ve yaralının bulunduğu durumlarda, bunlardan öncelikli tedavi ve nakil edilmesi gerekenlerin tespiti amacıyla, olay yerinde ve bunların ulaştırıldığı her sağlık kuruluşunda yapılan hızlı seçme ve kodlama işlemini" olarak tanımlanmıştır.
Dava konusu edilen düzenlemelerle, öncelikli tedavi ve nakil edilmesi gerekenlerin tespitine dönük olarak yataklı sağlık tesislerindeki acil servis hizmetlerinin sunulması sırasında hızlı seçme ve kodlama işleminin, Yönetmelik gereğince, hekimlerin yanı sıra acil sağlık hizmeti kapsamında istihdam edilmek üzere ilgili eğitim veren kurumlardan mezun olan ya da hizmet içi eğitim programını tamamlayan personelin "görevli sağlık personeli"nin triyaj tanımı içinde ifade edilmesinde hukuka aykırılık olmadığı gibi bu ifadenin tabip veya bu konuda eğitim almış sağlık personelini içermesi karşısında dava dilekçesindeki iddia hukuki dayanaktan yoksundur.
Uluslararası kabul görmüş triyaj yöntemlerinin de uygulanabileceği durumda Tebliğe ekli Ek-4'deki renk kodlaması ve triyaj uygulaması içerisinde vakanın niteliğine göre, ayaktan başvuran, genel durumu itibariyle stabil olan, akut semptomları sebebiyle beklemesi hayati tehdit, morbidite veya komplikasyon oluşturmayacak basit sağlık sorunları bulunan hastaların, Tebliğ'de bahsi geçen sarı ve kırmızı renk alanları dışında yeşil renk kodlamasında gösterilmesi, hizmetten yararlanmak isteyen kişilerin sağlık sorunlarını öykülendirme gerekse başkaca surette değişikliklerin de olabileceği hususları gözetildiğinde hukuka aykırılık oluşturacak bir durumu ifade etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının p) bendi ile "Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması" başlıklı Ek-4'ün Yeşil renk kodlamasını içeren satırı yönünden davanın reddi gerekir.
Tebliğin Acil Servis Nöbet Usul ve Esasları başlıklı 10. maddesinin 5, 6, 9, 10, 12, 14, ve 16. fıkraları incelendiğinde;
Danıştay kararlarına da yansıdığı üzere;
Sağlık hizmetlerinin genel olarak, 24 saat süreklilik arzeden, geciktirilemez ve ertelenemez nitelikte bir kamu hizmeti olmasının yanısıra, acil servis hizmetleri, normal sağlık hizmetlerinden farklı olarak, ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri beklenmeyen durumlarda oluşan sağlık sorunlarında, sakatlık ya da ölümden korunma amacıyla, hastanın acil serviste görevli sağlık personeli tarafından tıbbi araç ve gereç desteği ile değerlendirilmesi, tanısının konulması, tıbbi müdahale ve tedavisinin yapılması için yataklı sağlık tesislerinde sunulan acil sağlık hizmetlerini ifade etmektedir.
Yaşanacak en küçük gecikmenin dahi telafisi mümkün olmayan sakatlıklar, daha da önemlisi ölümle sonuçlanma ihtimali, etkin ve zamanında yapılması gereken tıbbi müdahaleyi, acil servisteki sağlık hizmetinin en temel unsuru haline getirmektedir. Etkin müdahalenin, öncelikle uzman tabip tarafından yapılabileceğinden, acil servislerde günün her saatinde uzman düzeyindeki hekimlerden sağlık hizmeti almanın, bu hizmete ihtiyaç duyan her vatandaşın doğal hakkı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Diğer yandan, belirtilen düzenlemeler yapılırken, hekimlerin ve diğer sağlık personelinin Anayasa ve yasalardan doğan çalışma saatleri, izin ve diğer sosyal haklarının da korunması gerekmektedir.
Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin "Acil Hizmetleri" başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında: "Acil hizmetleri, acil polikliniği veya acil servisi, bunlar yoksa nöbetçi tabibi tarafından yürütülür. Bu hizmetler 24 saat süre ile kesiksiz olarak yürütülür." kuralına yer verilmiştir.
Yönetmeliğin 42. maddesi "Nöbet Türleri"ni düzenlenmiş, nöbet hizmetlerinin evde nöbet, normal, acil, branş nöbeti olarak dört şekilde yürütüleceği, acil ve branş nöbetlerinin hangi hallerde, tutulacağı hastanenin türüne, iş durumuna, personel mevcuduna, hizmetin gereklerine göre baştabip tarafından tesbit edeceği, yine Eğitim Hastanelerinde de uzman ve uzmanlık eğitimi görenlerden kimlerin hangi nöbete gireceklerini ve ne nöbeti tutacaklarını da baştabip tarafından tesbit edileceği öngörülmüştür.
42. maddenin 1. fıkrasının c) bendinde; "Acil nöbetler: Uzman durumu müsait olan kurumlarda lüzum görülen branşlar için normal nöbete ilave olarak ayrıca acil nöbeti konulabilir. Bu takdirde acil nöbetine iştirak edecek diğer sağlık ve yardımcı sağlık personelinin kimler olacağını ve bunların miktarını baştabib tesbit eder. Acil nöbeti tutanlar bir başka nöbete dahil edilmezler." kuralı getirilmiştir.
Tebliğin dava konusu edilen 10. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, acil tıp uzmanı veya çocuk acil tıp yan dal uzman sayısı yeterli olmayan hastanelerde tüm uzman tabiplerin, acil servis sorumlu tabibinin teklifi baştabibin onayı ile acil servis nöbet görevine dahil edilebileceği yolundaki düzenleme Yönetmeliğin yukarıda aktarılan 42. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine uygun şekilde kural getirilmiş, 4. fıkradaki acil tıp uzmanı veya çocuk acil tıp yan dal uzman sayısının yeterli olması halinde aynı anda birden çok uzmana nöbet görevi verileceği yolundaki kuralla benzer yaklaşım içerdiği görülmekte olup, hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava dilekçesinde üst norm olan Yönetmelik kurallarındaki koruyucu ve diğer düzenlemeleri içermemesi, bu normun yürürlükte olması karşısında tek başına iptalini gerektirmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Tebliğin 10. maddesinin 5. fıkrasına yönelik olarak davanın reddi gerekir.
Yönetmeliğin 42. maddenin 1. fıkrasının d) bendinde: "Branş nöbeti: Birden fazla genel cerrahi, iç hastalıkları klinikleri ve kadın hastalıkları ve doğum kliniği bulunan yataklı tedavi kurumlarında uzman ve klinik adedi gözönüne alınarak acil hizmet için kliniklere bütün personeliyle birlikte branş nöbeti tutturulabilir. Gerek görülürse ve uzman adedi yeterli bulunduğu takdirde acil vak'ası bulunan dallardan birer uzman, yoksa kıdemli uzmanlık eğitimi görenler de bu ekibe eklenebilir, veya davet edilebilir. Branş nöbetini üstlenen klinikler, gece nöbetini ifa edecek tabib ve personel ekiplerini düzenleyerek gereği yapılmak üzere baştabibliğe verirler. Bu kliniklere gereğinde başka hizmetlerden personel takviyesi yapılabilir. Branş nöbetlerini üstlenen klinikler o dalın acillerinin yatarak tedavi hizmetlerini de ifa ederler ve bu klinik personeline başkaca nöbet hizmetleri verilmez." kuralı getirilmiştir.
Tebliğ'in 10. maddesinin dava konusu 6. fıkrasında, yeterli sayıda uzman tabibin görev yaptığı branşlar için branş nöbeti düzenlenmesi esasları ile hangi branşlarda öncelikli olarak branş nöbeti düzenleneceği kuralı, Yönetmeliğin 42. maddesinin 1. fıkrasının d) bendindeki branş nöbetinin kliniklerin o dalın acillerinin yatarak tedavi hizmetlerini de ifa edecekleri yolundaki kurala aykırı bulunmamıştır. Ayrıca dava konusu edilmeyen 7. fıkrasında müstakil acil branş nöbeti düzenlenen ve bu nöbeti tutan tabibe nöbet günü ek görev verilmemesi öngörülmüş olup, Yönetmeliğin branş nöbetlerini personele başkaca nöbet hizmeti verilemeyeceği yolundaki kesin kural içeren üst norm kuralıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu ifadenin Tebliğde ayrıca yer almaması dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi bu normun yasadan sonraki ikincil etkideki düzenleyici gücü karşısında, tek başına iptalini gerektirir nitelikte görülmemiştir.
Tebliğin 10. maddesinin 6. fıkrası yönünden davanın reddi gerekir.
Yönetmeliğin 42. maddesinin 1. fıkrasının a) bendinde; "İcapçı nöbeti (Ev nöbeti): Uzman adedi nöbet tutacak miktarlardan az, fakat birden fazla olan kurumlarda uzmanlar sırayla ev nöbetini tutarlar. Bunun için aylık ev nöbet listeleri hazırlanır. Ev nöbetçisi mesai saatleri dışında kurumun idari ve tıbbi her türlü gereklerinden sorumludur. Ev nöbetçisi akşam vizitlerini yapmaya, mesai dışında bulunduğu yeri bildirmeye, kuruma her davette gelmeye mecburdur." kuralına yer verilmiştir.
Ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda, acil tıbbi durumu stabilize etmek, acil tıbbi durumu değerlendirmek, hizmet alan kişinin ölümünü veya sağlığının ciddi şekilde bozulmasını önlemek acil servisteki sağlık hizmetinin en temel unsurunu oluşturmaktadır. Yaşanacak en küçük bir gecikmenin dahi telafisi mümkün olmayan sakatlıklar, daha da önemlisi ölümle sonuçlanma ihtimalinin olması, etkin ve zamanında yapılması gereken tıbbi müdahaleyi öne çıkmaktadır.
Tebliğin 10. maddesinin 9. fıkrası, yan dal uzmanlarının ilgili ana daldaki nöbet görevine dahil edilmesi, ihtiyaç duyulması halinde yan dal icap nöbet görevi de verilebilmesi konusunu, hasta yoğunluğu ve benzeri sebeplerden kaynaklı olarak düzenlemekte, dava dilekçesinden 2019 Tebliğindeki düzenleme (m12/8) gibi olması gerektiği, eksik düzenleme yapıldığı ileri sürülmekte ise de, dava konusu düzenlemenin "hasta yoğunluğu ve benzeri sebeplerden ihtiyaç duyulması" şeklinde objektif nedene dayanması karşısında hukuka aykırı görülmemiştir.
Tebliğin 10. maddesinin 9. fıkrasına yönelik olarak davanın reddi gerekir.
Tebliğin 10. maddesinin 10. fıkrası ile dal hastanelerinde görev yapan uzman tabipler ihtiyaç halinde genel hastane nöbetlerine dahil edilebilmesi acil sağlık hizmetlerinin kendine özgü niteliği gözetildiğinde bu hizmetin gerekleri ve özelliklerine aykırılık taşımaması karşısında hukuka aykırılığından söz edilemez.
Tebliğin 10. maddesinin 10. fıkrası yönünden davanın reddi gerekir.
Tebliğin 10. maddesinin 12. fıkrasıyla; il genelinde üniversiteler hariç olmak üzere kamu sağlık tesislerinde görevli olan uzman tabiplerin, kendi kurumlarındaki görevlerini aksatmayacak şekilde müdürlük tarafından yapılacak planlamaya göre görev yaptıkları kurumlar haricindeki kamu yataklı sağlık tesislerinde nöbet görevine dâhil edilmeleri mümkün hale getirilmiştir.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu kapsamında yönetilen sınırları il mülki sınırı olan il ve ilçe merkezleri ile bunun dışında 5393 sayılı Belediye Kanuna tabi il ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus, TÜİK tarafından açıklanan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2021 sonuçlarına göre ülke nüfusun 93,2%’sini oluşturmaktadır (https://cevreselgostergeler.csb.gov.tr).
Tebliğin aynı maddesinin 10. fıkrasında ifadesini bulan uzmanın görevli olduğu "hastanesine uzaklık ve benzeri kriterler gözetilerek" nöbet hizmetinin düzenlenebileceğine dair iller ve ilçelerin nüfus ve coğrafi büyüklükleri, ulaşım gibi kimi objektif esaslar belirlenmeden sadece yapılacak planlama ifadesi ile belirsiz şekilde düzenlenmesi eksik düzenleme içermekte olup, hukuka uyarlığından söz edilemez.
Tebliğin 10. maddesinin 12. fıkrasının eksik düzenleme nedeniyle iptali gerekir.
Tebliğin 10. maddesinin 14. fıkrasında; "Kamu ve özel sağlık tesisleri bünyesindeki I. seviye acil servislerde, acil sağlık hizmetleri en az 1 tabip ve her vardiyada en az 2 sağlık personeli ile yürütülür ve ihtiyaç halinde ilgili dal uzmanı kuruma davet edilir." kuralına yer verilmiştir.
Dava dilekçesinde, ihtiyaç halinde çağrı ile hekimlere icap yükümlülüğü getirildiği, icap görevinin amacının aşıldığı, Yönetmelikteki düzenlemeleri içermediği hangi koşulda icap nöbetine çağrılacağı konusunda noksan düzenleme olduğu ileri sürülerek iptali istenilmektedir.
Tebliğin dava konusu düzenlemesi, Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin 42. 1. fıkrasının a) bendindeki icap nöbetinin oluşması durumunda işletilebilecek bir kural olup, birlikte ele alındığında hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Tebliğin 10. maddesinin 14. fıkrası yönünden davanın reddi gerekir.
Tebliğin 10. maddesinin 16. fıkrasının c) bendindeki; "İcap sürecinin mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması gereklidir. Bu işlemler SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde yapılır." kuralı getirilmiştir.
16. fıkra icap nöbeti esaslarını belirlemekte ve aktarılan düzenleme de bu esasa dair bir hususu içermektedir. Bu durum tıp bilimi ve acil hizsmetinin gerekleri dışında ela alınarak mevzuat yolu ile tababete ait bir konunun "mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması" şeklinde sonuçlandırılmasına dair bir ifade değil güçlü bir beklenti vurgulama niteliği taşıması karşısında iptali gerektirir bir yön görülmemiştir.
Tebliğin 10. maddesinin 16. fıkrasının c) bendindeki ibare yönünden davanın reddi gerekir.
Tebliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının o) bendi, 10. maddesinin 16. Fıkrasının c) bendinde iptali istenilen kısımlar ile 11. maddesinin 11. fıkrası incelendiğinde;
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında: "Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir." şeklinde belirlenmiş, 3. fıkrasında da birinci sağlığa ilişkin kişisel verilerin ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilmesine imkan tanınmıştır.
Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin "Sağlık personelinin verilere erişimi" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında: "Sağlık hizmeti sunumunda görevli kişiler; ilgili kişinin sağlık verilerine ancak, verilecek olan sağlık hizmetinin gereği ile sınırlı olmak kaydıyla erişebilir." kuralına yer verilmiştir.
Tebliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının o) bendindeki; nöbetçi personelin icap ve konsültan personel taleplerinde, görüşmelerin kayıt altına alınmasını ve en az 6 ay süre ile saklanmasını sağlayacak santrale entegre donanım oluşturulması ve görüşmelerin kayıt altına alındığı ibaresi görüşme öncesi otomatik olarak taraflara bildirilmesi;
10. maddesinin 16. fıkrasının c) bendindeki; "İcap sürecinin mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması gereklidir. Bu işlemler SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde yapılır." ibare ile "İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir." ibaresi;
11. maddesinin 11. fıkrasında ise; Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınacağı yolunda düzenleme yapılmıştır.
Dava dilekçesinde, özel hayata ilişkin verilerin kaydı, saklanması ve aktarılması konusunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8, Anayasanın 20. maddesi ile 6698 sayılı Yasaya aykırı olduğu, davalı tarafından ise Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesine uygun olduğu savunulmaktadır.
Tebliğin, sağlık ve acil sağlık hizmetlerinin gereği olarak kişinin tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi kapsamında gerek hizmetten yararlananın gerekse hizmet sunanların bu amaç ve sınırlar içinde yaptıkları faaliyetlere ait verilerin işlenmesi ve erişilmesine olanak sağlaması yolundaki dava konusu edilen kurallar kamu yararına ve hizmetin gereklerine uygun olup hukuka aykırı bir yön taşımamaktadır.
Davanın yukarıda iptali istenilen düzenlemeler yönünden reddi gerekir.
Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlık konusu Tebliğin 10. 12. fıkrasının eksik düzenleme nedeniyle iptaline, davanın diğer kısmının reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ'in, █████/2022 tarih ve 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanunun amacının, sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı; 3. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği; (e) bendinde, sağlık kuruluşlarının tespit edilen standart ve esaslar içinde sağlık hizmetlerini vermesinin sağlanacağı; (i) bendinde, sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyon ve işbirliği yapılacağı, sağlık kurum ve kuruluşlarının coğrafik ve fonksiyonel hizmet alanları, verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konularda tespit edilen esaslara uymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlü olduğu; 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği hükme bağlanmıştır.
█████/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 355. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (e) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının mevzuat ile belirlenen politika ve düzenlemelere uyumunu denetlemek, gerekli yaptırımları uygulamak Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün; 356. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde ise, yurt içinde meydana gelen afet ve acil durumlardaki tıbbî kurtarma ve acil sağlık hizmetlerini ilgili tüm taraflarla işbirliği ve koordinasyon içinde sağlamak; (e) bendinde, afet ve acil durumlara yönelik sağlık hizmetlerinin sunumunda ihtiyaç duyulacak haberleşme, ilaç, tıbbi ve teknik malzemelere yönelik planlama, tedarik, dağıtım ve depolama faaliyetlerini yürütmek, acil sağlık hizmetlerinin sunumu için gerekli telsiz haberleşme altyapısını kurup işletmek Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir.
Öte yandan, yataklı tedavi kurumlarında çeşitli hizmetlerin uygulama esaslarını, personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemek ve modern çağın icaplarına ve memleket gerçeklerine uygun, süratli, kaliteli, ekonomik bir hastane işletmeciliği sağlamak amacıyla █████/1983 tarih ve 17927 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin "Acil hizmetleri" başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında, "Acil hizmetleri, acil polikliniği veya acil servisi, bunlar yoksa nöbetçi tabibi tarafından yürütülür. Bu hizmetler 24 saat süre ile kesiksiz olarak yürütülür." 3. fıkrasında, "Bu hizmetlerde, hizmetin sürekliliğini sağlıyacak şekilde, yeteri kadar sağlık ve yardımcı sağlık personeli ile, hayati önemi haiz araç, gereç ve nöbetçi eczacı bulunmayan kurumlarda da lüzumlu ilaçlar bulundurulur." düzenlemeleri yer almıştır.
Bununla birlikte █████/2000 tarih ve 24046 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin "Yataklı Tedavi Kuruluşları Bünyesinde Yer Alan Acil Servisler" başlıklı 15. maddesinde, "Genel ve katma bütçeli dairelere, il özel idarelerine, belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yataklı tedavi kurumları ile özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait yataklı tedavi kurumları24 saat kesintisiz olarak acil sağlık hizmeti verirler. Bu kurum ve kuruluşlar bünyesinde bulunan acil servislerde, acil hasta ve yaralılar karşılanarak, ilk tıbbî müdahale ve tıbbî bakım yapılır. Hasta veya yaralılar için yönlendirme Merkezin bilgisi dahilinde yapılır. Birinci fıkrada sayılan özel ve kamuya ait bütün hastanelerin acil birimleri, bütün acil başvurularını ayırım yapmaksızın kabul ederler. Başvuran her hasta için acil tıbbî değerlendirme, müdahale ve gerektiğinde stabilizasyon sağlanır.
Acil sağlık hizmeti, hizmete ihtiyaç duyulan andan itibaren, kesin tedavi sürecine kadar hiçbir kesinti olmadan verilir. Acil servisler, hastaya hastane öncesi bakım sağlayan ambulans hizmetlerini destekler ve gerekirse tıbbî yönlendirme sağlar.
İlk tıbbî müdahale yapıldıktan sonra ileri tıbbî bakım ve tedavi konusunda yetersizlik söz konusu ise, sevki uygun görülen hastane ile koordinasyon sağlanarak verilen tıbbî bakımın tamamı ilgili birim sorumlusu tarafından yazılı olarak belgelendirilir. Bu belge nakil yapılacak kuruma hasta ile birlikte gönderilir. Nakil ancak, stabilizasyon sağlandıktan sonra veya hayatî tehlike veya sakatlık tehlikesi taşıyan hastaların uygun bakımlarının, stabilizasyonlarının ve tedavilerinin mevcut tıbbî-teknik imkanlar ile gerçekleştirilemeyeceğinin tespit edilmesi halinde yapılır.
Acil servislerde kaliteli ve itinalı hizmet sunumunun sağlanması için;
a) Bu birimler fizikî altyapı, insan gücü, tıbbî cihaz, donanım, lüzumlu ilaç, serum, sarf malzemesi ve ambulans hizmetleri yönünden hiçbir aksaklığa meydan verilmeyecek ve hizmetin 24 saat kesintisiz sunulmasını sağlayacak şekilde yapılandırılır. Hastane acil servisi için organizasyon planı yazılı olarak hazırlanır ve acil servisin faaliyetleri bu yazılı plan çerçevesinde yürütülür.
b) Hizmetler; uzman tabip sorumluluğunda, acil sağlık hizmetleri konusunda eğitim görmüş, tecrübeli ve yeter sayıda tabibin, hemşirenin ve diğer personelin de katılımı ile bir bütün olarak yürütülecek şekilde organize edilir. Bütün görevlilerin acil servis birimindeki görev, yetki ve sorumlulukları yazılı olarak hazırlanır ve acil serviste görülebilecek bir yere asılır.
c) Bu birimlerde görevlendirilecek personel; hizmetin hedefleri, çalışma standartları, görevleri, yetkileri ve sorumlulukları konusunda hizmet öncesi resmî bir eğitim programına alınır, hizmet sırasında sürekli izlenir ve sonuçlar periyodik olarak değerlendirilir.
d) (Değişik: RG 24/3/2004- 25412) Bu birimler fiziki konum itibarıyla araç giriş ve çıkışına elverişli ayrı girişi olan, ambulans park alanı, triaj alanı, hasta yakını bekleme salonu, ayaktan tedavi, gözlem, küçük müdahale, canlandırma üniteleri ile malzeme, haberleşme, güvenlik ve personel odalarından teşkil edilir. Bu birimler zemin katta ve bağımsız görüntü vermekle birlikte hastane dahilinde bulunan tanı, tetkik ve tedavi ünitelerine kolay ulaşılabilir, yönlendirme, tanıtma ve halkla ilişkiler bakımından yeterli ve uygun fiziki nitelikleri haiz olmalıdır.
e) Acil servislerde bulunan bütün araç-gereç ve tıbbî donanım, daima kullanıma hazır halde bulundurulur.
f) Başvurudan işlemlerin tamamlanmasına kadar, acil vaka ile ilgili bütün veri kayıt ve arşiv sistemi kurularak ilgili mevzuatta öngörülen süre ve usulde saklanır. Adlî vakalara ilişkin işlem ve bildirimler mevzuata uygun olarak yapılır.
Acil servislerin malzeme, personel, hizmet kıstasları, fizikî şartları ve diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir." kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine dayanılarak hazırlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ, yataklı sağlık tesislerinde acil servislerin, çağın gerekleri ile günümüz ihtiyaç ve beklentilerine uygun olarak geliştirilmesi, personel ve hizmet kıstasları ile fiziki şartların, tıbbi teknoloji ve donanımın asgari standartlarının belirlenmesi, hastane öncesi acil sağlık hizmetleriyle etkin olarak koordinasyonun sağlanması, yataklı sağlık tesisinin statüsüne, hizmet verilen bölgenin ihtiyaç ve şartlarına göre seviyelendirilmesi, triyaj işlemleri, tedavi süreçleri ile konsültasyon, yatış, sevk ve nöbet hizmetlerine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi maksadıyla █████/2022 tarih ve 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümleri uyarınca, genel anlamda, sağlık hizmetlerinin planlanması, yürütülmesi, hizmet standartlarının belirlenmesi ve denetlenmesi yetkisinin; uyuşmazlığın özelinde ise, acil sağlık hizmetlerinin yurt sathında eşit, ulaşılabilir, kaliteli, süratli ve verimli olarak yürütülmesini sağlamak maksadıyla, sağlık hizmeti sunan ve sağlık hizmeti ile ilgili olan bütün kurum ve kuruluşların uymakla mükellef oldukları esaslar ile bu kuruluşlar arasında koordinasyon temin edilmesine ve Bakanlık tarafından yürütülecek olan acil sağlık hizmetlerinin sevk ve idaresine dair usul ve esasları belirleme yetkisinin Sağlık Bakanlığına verildiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Acil sağlık hizmetlerinin, 24 saat süreklilik arz eden, geciktirilemez ve ertelenemez nitelikte bir kamu hizmeti olduğu ve bu hizmetlerin organizasyonuna ilişkin düzenlemelerin idarenin takdir yetkisi kapsamında bulunduğu, bu çerçevede davalı idareye tanınan yetki kapsamında dava konusu Tebliğ'in tesis edildiği anlaşılmaktadır.
A) Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümünü" ibaresinin incelenmesi:
Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinde, acil servis, kamu, üniversite ve özel yataklı sağlık tesisleri bünyesinde yer alan ve acil sağlık hizmeti ihtiyacı olan hastalara sağlık hizmeti sunulan poliklinik ve yataklı servis işlevi görebilen sağlık tesisi bölümü olarak tanımlanmıştır.
Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde, acil servisin, sağlık hizmeti sunan kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler tarafından kurulmuş yataklı tedavi kuruluşları bünyesinde yer alan acil servislerini ifade ettiği belirtilmiş, aynı Yönetmeliğin 15. maddesinde de, acil servislerin malzeme, personel, hizmet kıstasları, fizikî şartları ve diğer hususların Bakanlıkça belirleneceği düzenlenmiştir.
Yataklı Tedavi İşletmeleri Yönetmeliği'nin "C–Acil Hizmetleri" başlıklı 14. maddesinde, "Acil hizmetleri, acil polikliniği veya acil servisi, bunlar yoksa nöbetçi tabibi tarafından yürütülür. Bu hizmetler 24 saat süre ile kesiksiz olarak yürütülür.
Acil servis baştabibin teklifi ve Valilik onayı ile kurulur ve tescil için Sağlık Bakanlığına bildirilir.
Bu hizmetlerde, hizmetin sürekliliğini sağlıyacak şekilde, yeteri kadar sağlık ve yardımcı sağlık personeli ile, hayati önemi haiz araç, gereç ve nöbetçi eczacı bulunmayan kurumlarda da lüzumlu ilaçlar bulundurulur." kuralı düzenlenmiştir.
Öte yandan, dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin "Acil hizmetler" başlıklı 39. maddesinin 1. fıkrasında, "Özel hastanelerde, acil sağlık hizmeti verilmesi ve acil vakaların hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kabul edilmesi ve gerekli tıbbi müdahalenin kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapılması zorunludur. (Ek cümle:RG-11/7/2013-28704) Hizmet bedelinin tahsiliyle ilgili işlemler, acil müdahale ve bakım sağlandıktan sonra yapılır. Özel hastane, acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınamaz." kuralına; 2. fıkrasında, "Acil servise başvuran hastalara, yoğun bakım hizmeti dâhil olmak üzere gerekli ilk müdahalenin yapılması, tedavinin devamı için gerekiyorsa hastanın yatışı yapılarak tedavisinin ve eğer gelişirse komplikasyonların tedavisinin tamamlanması esastır. Hastanın tıbbi durumunun gerektirdiği uzman tabip, tıbbi donanım, müdahale, bakım ve tedavi için gerekli şartların hastanede sağlanamaması durumunda ise, gerekli ilk müdahalenin yapılmış olması kaydıyla, başka bir sağlık kuruluşuna usulüne uygun şekilde sevki sağlanabilir. Acil hastaların ihtiyaç durumunda nakledileceği sağlık kuruluşunun belirlenmesi ve nakil işlemleri Acil Komuta Kontrol Merkezi’nin yönetiminde ve koordinasyonunda yapılır." kuralına; 6. fıkrasında, "Özel hastaneler, acil sağlık hizmetlerini düzenleyen ilgili diğer mevzuata da uymak zorundadır. " kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde dava konusu Tebliğ'in tamamı incelendiğinde, acil servislerde ilk tıbbi müdahale, stabilizasyon, yatış, sevk ve yönlendirme süreçlerinin bir bütün olarak ele alındığı, acil sağlık hizmetinin kesin tedavi aşamasına kadar kesintisiz şekilde sunulacağının düzenlendiği, bu bağlamda, acil servislerin yalnızca ayaktan müdahale yapılan birimler olmadığı, gerektiğinde kısa süreli yatış, gözlem ve tedavi fonksiyonlarını da yerine getirdiği, nitekim davalı idarenin savunmasında da yer aldığı üzere, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ve bir çok anlaşma ve sözleşmelerde acil servisin yatarak ve ayakta tedavi hizmetlerini kapsadığına yönelik tanımlamalara yer verildiği görüldüğünden, dava konusu ibarede üst hukuk normlarına ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.
B) Tebliğ’in 4. maddesinin 1. fıkrasının (n) bendinin incelenmesi:
Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının -davanın açılış tarihindeki haliyle- (n) bendinde, sağlık personeli, tabip, hemşire, ambulans ve acil bakım teknikeri, acil tıp teknisyeni, ebe, anestezi, ortopedi teknisyen ve teknikeri unvan ve branşındaki personeli şeklinde tanımlanmıştır.
Tebliğ'in dayanakları arasında bulunan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin "Personel istidam alanları" başlıklı 26. maddesinde, "Acil sağlık hizmetlerinde, Merkez idare biriminde ve acil sağlık hizmet birimlerinde, hizmetin gerektirdiği niteliklere haiz olan personel, 24 saat kesintisiz hizmet verilmesi esasına göre istihdam edilir." kuralına; "İstihdam edilecek personelin nitelikleri ile görev ve yetkileri" başlıklı 28. maddesinde "Ambulans ve acil bakım teknikerleri ile acil tıp teknisyenleri, acil sağlık hizmetlerinde acil tıbbi yardım ve bakım ile sınırlı kalmak kaydıyla, Bakanlıkça belirlenen sertifikalı eğitim programlarını tamamlamak suretiyle hastaya müdahale ve bu hususta lazım gelen iş ve eylemleri yapabilirler.
Ambulans ve acil bakım teknikerleri ile acil tıp teknisyenleri, acil yardım ve hasta nakil ambulanslarında sağlık personeli, komuta kontrol merkezlerinde çağrı karşılama personeli olarak ve hastane acil servislerinde sağlık personeli olarak çalışırlar. Bu personel gerektiğinde ambulans aracının sürücüsü olarak görev yapar.
Ambulans ve acil bakım teknikerleri ile acil tıp teknisyenleri’nin acil bakımda tıbbi görev, yetki ve sorumlukları şunlardır; a) Ambulans ve acil bakım teknikerleri, Bakanlıkça yapılacak düzenlemelere uygun olarak; 1) İntravenöz girişim yapmak. 2) Hastaneye ulaşıncaya kadar, kabul edilen acil ilaçları ve sıvıları kullanmak. 3) Oksijen uygulaması yapmak. 4) Endotrakeal entübasyon uygulaması yapmak. 5) Kardiyo-pulmoner resüsitasyon ve defibrilasyon yapmak. 6) Travma stabilizasyonu yaparak hastanın nakle hazır hale gelmesini sağlamak. 7) Uygun taşıma tekniklerini bilmek ve uygulamak. 8) Monitörizasyon ve defibrilasyon uygulamak. 9) Kırık, çıkık ve burkulmalarda stabilizasyonu sağlamak. 10) Yara kapatma ve basit kanama kontrolü yapmak. 11) Acil doğum durumunda doğum eylemine yardımcı olmak. b) Acil tıp teknisyenleri, tıbbi danışman koordinasyonu ve onayı ile Bakanlıkça yapılacak düzenlemelere uygun olarak; 1) İntravenöz girişim yapmak. 2) Oksijen uygulaması yapmak. 3) Endotrakeal entübasyon uygulaması yapmak. 4) Uygun taşıma tekniklerini bilmek ve uygulamak. 5) Kırık, çıkık ve burkulmalarda stabilizasyonu sağlamak. 6) Yara kapatma ve basit kanama kontrolü yapmak. 7) Temel yaşam desteği protokollerini uygulamak. 8) Temel yaşam desteği uygulaması sırasında yarı otomatik ve tam otomatik eksternal defibrilatörleri kullanmak. 9) Travma stabilizasyonu yaparak hastanın nakle hazır hale gelmesini sağlamak.
Acil sağlık hizmetlerinde istihdam edilecek hekim ve diğer personelin nitelikleri ile görev ve yetkileri, yukarıda düzenlenen hususlar da nazara alınarak, hizmetin ve hizmet verilecek birimin mahiyetine göre Bakanlık gerekli düzenlemeleri yapmaya yetkilidir." kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin "İstihdam Edilen Personelin Eğitim Durumu" başlıklı 29. maddesinde ise, "Acil sağlık hizmeti kapsamında istihdam edilen personelin, istihdam edildikleri alan ile ilgili eğitim veren kurumlardan mezun olması esastır. Görevleri ile ilgili eğitim programı bulunmayan personel, Bakanlıkça belirlenecek hizmet içi eğitim programını tamamladıktan sonra acil sağlık hizmetinin ilgili birimlerinde istihdam edilir." kuralı; "Hizmet İçi Eğitim Sunan Kuruluşlar ve Nitelikleri" başlıklı 30. maddesinde de, "Acil sağlık hizmetlerinde görev alacak personele yönelik hizmet içi eğitim programları sunacak bölge merkezleri ve kuruluşların sahip olması gereken nitelikler ve bu kuruluşlarda uygulanacak eğitim müfredatı ile kredilendirme, Bakanlıkça belirlenir. Hizmet içi eğitim kuruluşları Bakanlıkça belirlenen kriterlere göre yetkilendirilir. Bakanlık tarafından yetki verilmeyen kuruluşlar, acil sağlık hizmetlerinde görev alacak personele hizmet içi eğitim sunamazlar." kuralı yer almıştır.
Anılan hükümlerde acil sağlık hizmetlerinde görev yapacak hekim ve diğer personelin nitelikleri ile görev ve yetkilerine ilişkin olarak, anılan düzenlemede belirtilen hususlar da nazara alınarak, hizmetin ve hizmet verilecek birimin mahiyetine göre Bakanlığın gerekli düzenlemeleri yapmaya yetkili olduğu ve eğitimlerinin Bakanlık tarafından belirlenip düzenleneceği, hizmet içi eğitimle bilgi ve becerilerinin güncelleneceği kural altına alınmıştır.
Her ne kadar davacı tarafından, dava konusu düzenlemede acil servis hizmetlerinin "konusunda özel eğitim almış ekipler" tarafından sunulabilecek hizmetler olduğunun belirlenmemesinin eksik düzenleme niteliği taşıdığı iddia edilmekte ise de, yukarıda yer verilen Yönetmelik kuralları karşısında, acil servis hizmetlerinin, acil servis sorumlu tabibinin koordinasyon ve denetimi altında yürütüldüğü, acil sağlık hizmeti kapsamında görev yapan personelin tıbbi görev, yetki ve sorumluklarının Yönetmelik'te açıkça belirlendiği, bu personelin istihdam edildikleri alan ile ilgili eğitim veren kurumlardan mezun olmalarının esas olduğu, görevlerine ilişkin özel bir eğitim programı bulunmayan personelin ise, Bakanlıkça belirlenecek hizmet içi eğitim programını tamamlamadıkça acil sağlık hizmetinin ilgili birimlerinde görevlendirilemeyeceği, buna göre Tebliğ’de ayrıca “konusunda özel eğitim almış ekipler” ibaresine yer verilmemiş olmasının tek başına eksik düzenleme olarak nitelendirilemeyeceği açık olduğundan, anılan ibarede bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
C) Tebliğ’in 4. maddesinin 1. fıkrasının (p) bendinin ve "Renk Kodlaması ve Triyaj Uygulaması" başlıklı Ek-4'ün Yeşil renk kodlamasını içeren satırının incelenmesi:
Tebliğ'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (p) bendinde, triyaj, acil servislere başvuran hastaların, görevli sağlık personeli tarafından hastalıkları ile ilgili şikâyetleri ile belirtilerinin şiddeti ve tıbbi durumlarının aciliyeti gözetilerek, tıbbi önceliklerinin ve yönlendirilecekleri tedavi birimlerinin belirlenmesi işlemini ifade ettiği düzenlenmiş; anılan Tebliğ'in eki Ek-4'te renk kodlaması ve triyaj uygulamasına yer verilmiştir.
Ek-4 tablosunun ilk satırında yeşil renge yer verilmiş; ayaktan başvuran, genel durumu itibarıyla stabil olan, akut semptomları sebebiyle beklemesi hayati tehdit, morbidite veya komplikasyon oluşturmayacak basit sağlık sorunları bulunan hastalar için vakanın yönlendirildiği birim kriterleri altında, bu kategoride olan hastaların acil servis içerisinde yeşil alanda muayene edilmesi gerektiği belirlenmiştir.
Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (y) bendinde, triyaj, çok sayıda hasta ve yaralının bulunduğu durumlarda, bunlardan öncelikli tedavi ve nakil edilmesi gerekenlerin tespiti amacıyla, olay yerinde ve bunların ulaştırıldığı her sağlık kuruluşunda yapılan hızlı seçme ve kodlama işlemi olarak tanımlanmıştır.
Dava konusu Tebliğ'in "Triyaj uygulaması ve renk kodlaması" başlıklı 8. maddesinde ise, "(1) Triyaj işlemi; acil servis yoğunluğuna bağlı olarak hastaların zarar görmesini engellemek, ihtiyaç duydukları tıbbi bakıma gecikmeksizin ulaşmalarını sağlamak amacıyla bu Tebliğin Ek-4’ünde belirtilen hükümler çerçevesinde uygun sayıda personel ile yapılır. (2) Triyaj işlemi Ek-4’te belirtilen tablo kullanılarak yapılabileceği gibi uluslararası kabul görmüş başka triyaj yöntemi ile de yapılabilir. Triyaj yapacak personele hizmet içi eğitim verilmiş olmalıdır. Triyaj eğitimleri acil servis sorumlu tabibi tarafından verilir veya verdirilir. Acil servisteki hastalara farklı triyaj sistemi uygulansa dahi veri takibinin doğru şekilde takip edilebilmesi amacıyla uygulanan sistemin skorlarının, Ek-4’te belirtilen renk kodlamasına en yakın olacak şekilde belirtilerek SBYS kaydı sağlanır. (3) Triyaj işlemi yapılması gereken acil servislerde ayaktan hasta girişlerinde, mümkün olması halinde kayıt ve triyaj işleminin aynı anda yapılması esastır. Kayıt ve triyaj işleminin aynı anda yapılamaması halinde bu işlemler uygun bir ortamda, yeterli bir alan ayrılarak, önce triyaj sonra kayıt işlemi şeklinde gerçekleştirilir. Ayaktan başvurduğu halde hayati tehlikesi olduğu değerlendirilen hastalar için kayıt ve triyaj işlemi yapılmaksızın sağlık personeli eşliğinde uygun görülen alana yönlendirilir. Kayıt işlemleri uygun zamanda gerçekleştirilir. (4) Hasta yoğunluğu yaşanan veya ihtiyaç duyulan yerlerde hasta bekleme alanındaki hastaların aciliyet durumlarının değişmesi ihtimaline karşı sağlık personeli tarafından sabit bir noktadan gözlem yöntemiyle veya dolaşarak triyaj/takip işlemi de yapılabilir. Bu şekilde yapılacak triyaj işlemi, vital bulgu alınmadan, gözlem ve/veya basit şikayet sorgusu ile gerçekleştirilir. (5) 112 acil ambulanslarıyla sağlık tesisine getirilen hastalara ayrıca triyaj uygulaması yapılmaz. Yapılan değerlendirme neticesinde hasta, ihtiyacına göre kırmızı veya sarı alana alınır. 112 acil ambulansı ile getirilen hastaların triyaj ve diğer SBYS kayıtları, ambulans bekletilmeksizin yataklı sağlık kurumu tarafından yapılır. (6) 112 vakası karşılayan yoğun acil servislerde ambulans girişleri için ayrı kayıt kabul ve değerlendirme bankosu oluşturulur. Hemen gözlem altına alınması gereken ayaktan veya ambulans ile başvuran hastalar ile yanında yakını olmayan veya kimliği olmayan bilinci kapalı hastaların kayıt işlemleri kayıt bankosundan farklı olarak gözlem alanı gibi yerlerde yapılır. (7) Acil servise başvuran hastanın kabul edilmesi esastır. Acil servise başvuran hasta sayısında artış olması ve bu durumun acil servis imkânları ile yönetilemeyecek hale gelmesi durumunda hastanede görev yapmakta olan personel ile diğer birimlerin imkânlarından yararlanılır. Bu durumda hastane genelinde acil servis yoğunluğunu azaltmak amacıyla acil servis sorumlu tabibi tarafından öngörülen önlemler baştabip onayıyla uygulanabilir, bu kapsamda yazılı protokoller oluşturulabilir, ihtiyaç halinde hastane afet ve acil durum planları aktive edilebilir." kuralına yer verilmiştir.
Bu durumda, triyaj uygulamasının öncelikli tedavi ve yönlendirmeyi kapsayan bir işlem olarak tanımlandığı, triyajın, Tebliğ ekinde yer alan tabloya göre veya uluslararası kabul görmüş başka yöntemlerle yapılabileceğinin açıkça düzenlenmiş olduğu, buna göre, yeşil alan uygulamasının, acil servis yoğunluğunun yönetilmesi ve gerçekten acil hastalara öncelik verilmesi amacına hizmet eden, kamu yararı odaklı bir organizasyon aracı olduğu, bu uygulamanın dayanak mevzuatına ve hizmet gereklerine uyumlu olarak düzenlendiği anlaşıldığından, anılan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
D) Tebliğ'in 7. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi, 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinde yer alan "İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir." cümleleri ve 11. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınır." cümlesinin incelenmesi:
Dava konusu Tebliğ'in "Acil servis fiziki yapısına dair şartlar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında acil servisteki fiziki yapılar ve güvenlik hizmetlerine ilişkin bulunacak şartlar sayılmış; anılan fıkranın -davanın açılış tarihindeki haliyle- (o) bendinde, "Nöbetçi personelin icap ve konsültan personel taleplerinde, görüşmelerin kayıt altına alınmasını ve en az 6 ay süre ile saklanmasını sağlayacak santrale entegre donanım oluşturulur ve görüşmelerin kayıt altına alındığı ibaresi görüşme öncesi otomatik olarak taraflara bildirilir." kuralına yer verilmiştir.
Aynı Tebliğ'in "Acil servis nöbet usul ve esasları" başlıklı 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinde ise, "Gerekli tıbbi değerlendirmeler yapıldıktan sonra acil servis tabibi tarafından icap nöbetçisi uzman tabibin sağlık tesisine davet edilip edilmeyeceğine karar verilir. İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir. Acil servis davetlerine en kısa zamanda icabet edilmesi gerekir. İcabet edilen davetlerde hastanın mevcut klinik durumu ve tıbbi gereksinimlerini açıkça belirten yazılı not konulması zorunludur. İcap sürecinin mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması gereklidir. Bu işlemler SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde yapılır. İcaba davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler kayıt altına alınır." kuralı; "Acil servislerde hasta kabul, yatış ve konsültasyon işlemleri" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasında da, "Mesai saatleri dışındaki acil servis konsültasyon hizmetleri öncelikle ilgili branşın varsa sağlık tesisi içinde bulunan nöbetçi tabibi tarafından yoksa icap nöbetçisi tabip tarafından sağlanır. Konsültasyon daveti ve konsültan görüşü yazılı olarak gerçekleştirilir. Bu işlem SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde elektronik imza veya ilgili tabibe ait şifreyle yapılır, yazılı olarak gerçekleştirilen konsültasyonlarda mutlaka kaşe ve imza bulunur. Acil servis konsültasyon davetlerinde, diğer konsültasyonlardan ayrılacak şekilde “acil servis” ve/veya “kırmızı alan” ibaresi bulunması sağlanır. Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınır." kuralı yer almıştır.
Davacı tarafından, dava konusu düzenlemelerin, hastaların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi ile Anayasa'nın 20. maddesi ile korunan özel hayatın gizliliği hakkını ihlal eder nitelikte olduğu ileri sürülmekte olup, bu çerçevede dava konusu düzenlemelere bakıldığında, anılan düzenlemelerin kişisel sağlık verilerinin işlenmesi niteliğinde olduğu görülmektedir.
Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; aynı maddenin 3. fıkrasında, herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu; bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmü yer almaktadır.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinin -dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan halinde- "(1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir. (2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. (3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. (4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır." hükmüne yer verilmiş; 8. maddesinde ise, yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6. maddenin 3. fıkrasında belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerin aktarılabileceği belirtilmiştir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde ise, herkesin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarınca gerekli kayıt ve bildirim sisteminin kurulacağı; bu sistemin, e-Devlet uygulamalarına uygun olarak elektronik ortamda da oluşturulabileceği; bu amaçla, Sağlık Bakanlığınca, bağlı kuruluşları da kapsayacak şekilde ülke çapında bilişim sistemi kurulabileceği hüküm altına alındıktan sonra; ek 11. maddesinin 3. fıkrasının -dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan halinde- de, Bakanlıkça belirlenen kayıtları uygun şekilde tutmayan veya bildirim zorunluluğunu yerine getirmeyen sağlık kurum ve kuruluşlarının iki defa uyarılacağı, uyarıya uymayanlara bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yüzde biri kadar idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.
█████/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi" başlıklı 378. maddesinde, (Bu madde, Anayasa Mahkemesinin █████/2024 tarih ve 32473 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, █████/2023 tarih ve E:████████, K:████████ sayılı kararıyla iptal edilmiş, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra -█████/2024- yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.) "1) Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir. 2) Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Bakanlık, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz. (3) Bakanlık, ikinci fıkra gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurar. (4) Üçüncü fıkraya göre kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartlar Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirlenir. Bakanlık, ilgili mevzuat uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alır. Bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurar. (5) Sağlık personeli istihdam eden kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler, istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür. (6) Kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve bu maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususlar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir." kuralına yer verilmiştir.
Diğer yandan 3359 sayılı Kanun ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesine dayanılarak hazırlanan ve █████/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinde, kişisel verilerin işlenme süreci ve devamında sağlık hizmeti sunumunda görevli kişilerin ve Bakanlık birimlerinin verilere erişimine ilişkin kurallar düzenlenmiş; 21. maddesinin 3. fıkrasında ise, merkezi sağlık veri sistemine Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde veri gönderimi yapmayan sağlık hizmeti sunucularına, 3359 sayılı Kanun'un ek 11. maddesinin 3. fıkrasına göre işlem tesis edileceği kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan mevzuat incelendiğinde; 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, herkesin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarınca gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurulacağının ifade edildiği, bu sistemin, e-Devlet uygulamalarına uygun olarak elektronik ortamda da oluşturulabileceği gibi bu amaçla, Sağlık Bakanlığınca, bağlı kuruluşları da kapsayacak şekilde ülke çapında bilişim sistemi kurulabileceğinin kurala bağlandığı; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesinde de, sağlık verilerinin özel nitelikli kişisel veri olarak sayıldığı ve işlenmesinin özel kurallara bağlandığı ve ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla ilgilinin rızası aranmaksızın bu verilerin işlenebileceğinin düzenlendiği, maddenin taslak gerekçesinde ise Sağlık Bakanlığı ile her türlü sağlık kuruluşunun ve Sosyal Güvenlik Kurumunun bu amaçlarla tuttukları veriler ve kayıtların bu kapsamda değerlendirileceğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davalı Sağlık Bakanlığının, sağlık verilerinin toplanması ve işlenmesi ile kayıt altına alınması konusunda 3359 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca yetkisinin bulunduğu açık olup, dava konusu ibareler ile kişisel verilerin kayıt altına alınması ve işlenmesi konusunda üst hukuk normlarına uygun şekilde düzenleme yapıldığı ve bu normları aşan veya normlara aykırı yeni bir kural getirilmediği anlaşıldığından dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, dava konusu düzenlemelerin dayanakları arasında olan █████/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesi, görülen dava devam etmekte iken, █████/2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin █████/2023 tarih ve E:████████, K:████████ sayılı kararıyla sağlık hizmetleriyle ilgili olarak kişisel verilerin toplanmasına, işlenmesine, aktarılmasına, bu kişisel verilere erişim sisteminin kurulmasına, sistemin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin düzenlemeler içeren kuralın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde kaldığı gerekçesiyle konu bakımından yetki yönünden Anayasa'ya aykırı bulunmuş ve maddenin iptaline karar verilmiş; iptal hükmünün ise Anayasanın 153. maddesinin 3. fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin 3. fıkrası gereğince, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (█████/2024) yürürlüğe girmesine karar verilmiş ise de, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesinin yürürlükte olduğu dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının dava konusu düzenlemeyi dayanaksız hale getirdiğinden, bir başka anlatımla dava konusu düzenlemelerin hukuki dayanağının kalmadığından söz edilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra █████/2025 tarih ve 32783 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7538 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 3359 sayılı Kanun'a eklenen ek 19. maddesinde, "Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir.
Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Sağlık Bakanlığı, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz.
Bakanlık, ikinci fıkra gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurar.
Üçüncü fıkraya göre kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartlar Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirlenir. Bakanlık, ilgili mevzuat uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alır; bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurar.
Sağlık personeli istihdam eden kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler, istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür.
Kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve bu maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususlar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir.” hükmüne yer verilmiş olup, böylece davalı idarenin bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisine ilişkin hakkında iptal kararı verilen CBK hükmünün kanunlaştığı görülmektedir.
E) Tebliğ'in 10. maddesinin 5., 6., 9. fıkralarının, 10. fıkrasında yer alan "Dal hastanelerinde görev yapan uzman tabipler ihtiyaç halinde genel hastane nöbetlerine dahil edilebilirler." cümlesinin ve 12. ile 14. fıkralarının incelenmesi:
Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin "C – Nöbet Esasları" başlıklı 41. maddesi "Genel olarak yataklı tedavi kurumlarında nöbet; normal çalışma saatleri dışında ve resmi tatil günlerinde dışarıdan gelecek hastalarla, kurum içindeki hastaların acil durumlarında tıbbi ve bununla ilgili idari ve teknik yardımları vaktinde sağlıyabilmek, olması muhtemel idari ve teknik olay ve kasalara zamanında müdahale edebilmek amacını güder.
a) Nöbet Saat 8.00 den ertesi gün 8.00 e kadar devam eder. Nöbetçi olanlar hiçbir surette kurumdan ayrılamazlar.
b) Nöbetçi personel nöbeti teslim alacak personel gelmeden ve nöbetinde geçen önemli olaylar, izlenecek hususlar hakkında gerekli bilgiyi vermeden ayrılamaz.
Nöbeti teslim alacak vaktinde gelmediği takdirde, durum baştabibe bildirilir, gerekli tedbir alındıktan sonra eskisi ayrılabilir.
c) Nöbet günleri ancak baştabiblik müsaadesiyle değiştirilir. Bu takdirde nöbetçinin kabul edilebilir bir mazeretinin bulunması, değişikliğin hastane müdürü tarafından daha önceden nöbet cetvellerine işlenmesi ve ilgililere duyurulması gerekir.
d) Nöbet hizmetleri, yataklı tedavi kurumlarının tiplerine, yatak ve personel kadrosuna, yer ve önemine, faaliyetinin çokluğuna göre ayrı ayrı hükümlere tabidir.
e) Gece nöbeti tutanlara ertesi günü görev verilmez. Geceyi yoğun mesai ile uykusuz geçiren personele, kurumun personel durumu ve imkanları müsait olmak, hizmeti aksatmamak kaydıyle evinde veya kurum içersinde lüzum görüldüğü sürece dinlenmesi için baştabib izin verebilir. Bu takdirde de bunlar acil durumlarda baştabib veya nöbetçi tabibin davetine uymaya mecburdurlar.
Hafta tatillerinde ve resmi tatil günlerinde nöbet tutanlara hizmeti aksatmamak kaydıyle diğer iş günlerinde nöbet süresi kadar izin verilebilir.
f) Kurum nöbet cetvelleri her hizmet bölümü veya meslek grubu için ayrı ayrı düzenlenir. Nöbet listeleri aylık olarak hazırlanır; tabib ve doğrudan baştabibliğe bağlı görevlilerin listelerini baştabiblik, idareye bağlı personelin listesini hastane müdürlüğü, başhemşireliğe bağlı olanların listelerini ise baş hemşirelik düzenler ve bunları baştabib onaylar. Nöbet listelerinin birer örneği baştabib odasına, nöbetçi tabib odalarına ve ayrıca kurumun görülebilen bir yerine asılır. Birer örneği de Sağlık müdürlüğüne gönderilir.
Nöbet listeleri normal günler için ayrı, Cumartesi, Pazar, bayram ve tatil günleri için de ayrı olarak düzenlenir. Nöbet listelerinin düzenlenmesinde yıllık izinler dikkate alınır.
g) Nöbet tutan her meslek grubu için sahifeleri numaralı ve tasdikli bir nöbet defteri tutulur. Nöbetçiler bu deftere nöbetlerinde geçen önemli olayları saat belirleyerek ve bir sonraki nöbetçiye devredilen tıbbi, idari ve teknik işlerle ilgili önerilerini kaydeder. Nöbet defterleri her gün hastane müdürü tarafından tetkik edilerek gerekleri yapılır. Önemli hususlarda baştabibe iletilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan Yönetmeliğin "Nöbet Türleri" başlıklı bölümünün 42. maddesinde ise, "Nöbet hizmetleri evde nöbet, normal, acil, branş nöbeti olarak dört şekilde yürütülür. Acil ve branş nöbetlerinin hangi hallerde, tutulacağı hastanenin türüne, iş durumuna, personel mevcuduna, hizmetin gereklerine göre baştabib tarafından tesbit edilir. Eğitim Hastanelerinde de uzman ve uzmanlık eğitimi görenlerden kimlerin hangi nöbete gireceklerini ve ne nöbeti tutacaklarını da baştabib tesbit eder.
A) İcapçı nöbeti (Ev nöbeti): Uzman adedi nöbet tutacak miktarlardan az, fakat birden fazla olan kurumlarda uzmanlar sırayla ev nöbetini tutarlar. Bunun için aylık ev nöbet listeleri hazırlanır. Ev nöbetçisi mesai saatleri dışında kurumun idari ve tıbbi her türlü gereklerinden sorumludur. Ev nöbetçisi akşam vizitlerini yapmaya, mesai dışında bulunduğu yeri bildirmeye, kuruma her davette gelmeye mecburdur.
B) Normal Nöbetler: Mesai saatleri dışında personelin mesai başlangıç saatini değiştirerek veya vardiye sistemi ile gördürülemeyen veyahut bunların dışında kalan hizmetlerin yürütülmesi için düzenlenen nöbet şeklidir. Bundan amaç; ilgili hizmetin mesai saati dışındaki devamını sürdürerek idari ve tıbbi hizmetlerde süreklilik sağlamaktadır. Bu nedenle, bu nöbete kalan görevliler mensub olduğu hizmet bölümü amirinin yetki ve sorumlulukları ile mesleğinin yetki ve sorumluluklarını haizdirler.
Bu nöbetin tutulduğu kurumlarda, acil vak'alar için ayrıca nöbet veya hizmet birimi bulunmadığı takdirde acil vak'a muayenesini ve gerekli ilk yardım ve tedaviyi nöbetçi tabib yapar. Vak'a kendi branşıyle ilgili değilse süratle ilgili dal uzmanını ve acil vak'a için gerekli görülen diğer personeli de davet eder.
Bu nöbetle birlikte acil veya branş nöbeti tutulan kurumlarda normal nöbeti tutan tabib, baştabib yetkilerini haiz olarak sadece idari amir sorumluluğunu yüklenir.
Eğitim hastaneleri dışında uzman baştabib yardımcısı ile birlikte uzman tabib adedi normal nöbet tutmaya müsait kurumlarda baştabib yardımcıları da normal nöbete girerler.
C) Acil nöbetler: Uzman durumu müsait olan kurumlarda lüzum görülen branşlar için normal nöbete ilave olarak ayrıca acil nöbeti konulabilir. Bu takdirde acil nöbetine iştirak edecek diğer sağlık ve yardımcı sağlık personelinin kimler olacağını ve bunların miktarını baştabib tesbit eder.
Acil nöbeti tutanlar bir başka nöbete dahil edilmezler.
Acil nöbeti tutan uzmanın talebi üzerine yapılacak, çağrıya ilgili dal uzmanı ve diğer personel uymaya zorunludur.
D) Branş nöbeti: Birden fazla genel cerrahi, iç hastalıkları klinikleri ve kadın hastalıkları ve doğum kliniği bulunan yataklı tedavi kurumlarında uzman ve klinik adedi gözönüne alınarak acil hizmetiçin kliniklere bütün personeliyle birlikte branş nöbeti tutturulabilir. Gerek görülürse ve uzman adedi yeterli bulunduğu takdirde acil vak'ası bulunan dallardan birer uzman, yoksa kıdemli uzmanlık eğitimi görenler de bu ekibe eklenebilir, veya davet edilebilir. Branş nöbetini üstlenen klinikler, gece nöbetini ifa edecek tabib ve personel ekiplerini düzenleyerek gereği yapılmak üzere baştabibliğe verirler. Bu kliniklere gereğinde başka hizmetlerden personel takviyesi yapılabilir. Branş nöbetlerini üstlenen klinikler o dalın acillerinin yatarak tedavi hizmetlerini de ifa ederler ve bu klinik personeline başkaca nöbet hizmetleri verilmez." düzenlemesine yer verilmiştir.
Buna göre, anılan düzenlemelerde yataklı tedavi kurumlarında acil ve branş nöbetlerinin hangi hallerde, tutulacağı hastanenin türüne, iş durumuna, personel mevcuduna, hizmetin gereklerine göre baştabip tarafından belirleneceği açıkça düzenlenmiş olup, söz konusu düzenleme ile idareye, sağlık hizmetinin sürekliliğini sağlamak amacıyla nöbet planlaması konusunda geniş bir takdir yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır.
a) 5. fıkra yönünden:
Tebliğ'in 10. maddesinin 5. fıkrasında "Acil tıp uzmanı veya çocuk acil tıp yan dal uzman sayısı yeterli olmayan hastanelerde tüm uzman tabipler, acil servis sorumlu tabibinin teklifi baştabibin onayı ile acil servis nöbet görevine dahil edilebilirler." kuralı getirilmiştir.
Sağlık hizmetleri genel olarak, 24 saat süreklilik arzeden, geciktirilemez ve ertelenemez nitelikte bir kamu hizmeti olmasının yanı sıra acil servis hizmetlerinin, normal sağlık hizmetlerinden farklı olarak ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri beklenmeyen durumlarda oluşan sağlık sorunlarında, sakatlık ya da ölümden korunması amacıyla, hastanın acil serviste görevli sağlık personeli tarafından tıbbi araç ve gereç desteği ile değerIendirilmesi, tanısının konulması, tıbbi müdahale ve tedavisinin yapılması için yataklı sağlık tesislerinde sunulan acil sağlık hizmetlerini ifade etmektedir. Bu hizmetin sunumunda yaşanacak en küçük bir gecikme telafisi olmayan sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Hal böyle olunca bu hizmeti veren sağlık personeli acil servisteki sağlık hizmetinin en temel unsuru haline gelmekte olup, bu durum acil servislerde kesintisiz bir hizmet verilmesini teminen, buralarda görevli olan uzman tabiplerin, yeterli sayıda acil tıp uzmanı veya çocuk acil tıp yan dal uzmanı bulunmayan yerlerde tüm uzman tabiplerin acil servis nöbet görevine hizmet gerekleri dikkate alınarak dahil edilmelerinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
b) 6. fıkra yönünden:
Dava konusu Tebliğ'in 10. maddesinin 6. fıkrasında "Acil servisin kurulu bulunduğu sağlık tesisinde aynı uzmanlık dalından 6 ve üzeri sayıda uzman tabibin görev yaptığı branşlarda 24 saat kesintisiz hizmet esasına dayalı olarak her bir uzmanlık dalı için branş nöbeti düzenlenir. Branş nöbetleri; iç hastalıkları, genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum, çocuk sağlığı ve hastalıkları, anestezi ve reanimasyon, ortopedi ve travmatoloji, kardiyoloji, nöroloji, göğüs hastalıkları, beyin cerrahi, kulak burun boğaz hastalıkları, kalp-damar cerrahisi, göğüs cerrahisi, üroloji, göz hastalıkları, çocuk cerrahisi, plastik cerrahi, enfeksiyon hastalıkları, psikiyatri, dermatoloji, radyoloji, aile hekimliği branşlarından tabiplere öncelikli olarak nöbet listeleri düzenlenir. Bu branşlarla birlikte, ilave olarak ihtiyaca göre uzman tabip sayısı yeterli olan diğer branşlara da baştabip kararıyla nöbet düzenlenebilir." kuralı yer almaktadır.
Davacı, Tebliğ’de müstakil acil branş nöbeti tutan hekimlere ertesi gün izin verilmesine veya başka nöbetlerden muaf tutulmalarına ilişkin açık hükümlere yer verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Sağlık hizmetlerinde nöbet sonrası izin ve çalışma düzenine ilişkin kuralların Yataklı Tedavi İşletmeleri Yönetmeliği'nde ayrıntılı olarak belirlendiği, bu düzenlemelerin dava konusu Tebliğ'in üst norm niteliğinde olduğu görülmekte olup, Tebliğ’in bu düzenlemeleri ortadan kaldırmadığı gibi, aksine Yönetmelik hükümleriyle birlikte uygulanacağının açık olduğu ortadadır. Düzenleyici işlemlerde, üst normlarda ayrıntılı biçimde düzenlenmiş hususların aynen tekrar edilmemesi normlar hiyerarşisinin doğal bir sonucudur.
Bu durumda, nöbet sonrası izin ve çalışma düzenine ilişkin olarak Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği hükümlerinin uygulanacağı, dava konusu Tebliğ'de ayrıca yer verilmemesinin eksiklik olarak kabulünün mümkün olmadığı, dava konusu düzenlemede bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
c) 9. fıkra ve 10. fıkrada yer alan "Dal hastanelerinde görev yapan uzman tabipler ihtiyaç halinde genel hastane nöbetlerine dahil edilebilirler." cümlesi yönünden:
Tebliğ'in 10. maddesinin 9. fıkrasında "Ana daldaki uzman tabip sayısı hastanede branş nöbeti tutmak için yeterli değilse yan dal uzmanları ilgili ana daldaki nöbet görevine dahil edilebilirler. Yan dal uzman tabiplere hasta yoğunluğu ve benzeri sebeplerle ihtiyaç duyulması halinde yan dal icap nöbet görevi de verilebilir. Bu hususlar ile ilgili kararı baştabip verir." kuralına ve 10. fıkrasında "Dal hastanesi bulunan yerlerde ilgili uzmanlık dalındaki acil branş nöbet hizmetleri bu hastanelerde planlanır, genel hastanelerin bu branşları için hasta yoğunluğu, klinik uzman tabip sayısı ile dal hastanesine uzaklık ve benzeri kriterler gözetilerek acil servis nöbet hizmeti düzenlenmeyebilir. Dal hastanelerinde görev yapan uzman tabipler ihtiyaç halinde genel hastane nöbetlerine dahil edilebilirler. Bu hususlardaki planlama müdürlük tarafından gerçekleştirilir" kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu düzenlemeler ile çeşitli durumlarda ve ihtiyaç halinde uzman tabiplerin ana daldaki nöbet görevine ya da genel hastane nöbetlerine dahil edilebileceğinin düzenlendiği görülmektedir.
Sağlık hizmetlerinin, özellikle acil servis hizmetlerinin niteliği gereği, bölgesel ihtiyaçlar, personel dağılımı ve anlık hizmet yoğunluğu dikkate alınarak yürütülmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda, dava konusu düzenlemelerin amacının, uzman tabiplerin ana daldaki nöbet görevinde ve genel hastane nöbetlerinde hizmetlerine ihtiyaç duyulması halinde görevlendirilmeleri ile temel hedefi insan sağlığı olan sağlık hizmetlerinin etkin, süratli ve kesintisiz bir şekilde sunulmasından, böylece de kişilerin sağlık ve yaşam hakkının korunmasından ibaret olduğu anlaşıldığından, dava konusu düzenlemelerde üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmamaktadır.
Nitekim, Anayasa gereği kişi sağlığını korumak, etkin, süratli, kesintisiz bir sağlık hizmeti sunmak Devlet için bir kamusal zorunluluk olup bu husus yargı içtihatlarında da vurgulanmaktadır.
Her ne kadar, davacı tarafından dava konusu düzenlemelerin belirsizlik içerdiği ileri sürülmekte ise de, toplum açısından vazgeçilmez öneme haiz olan, kesintisiz verilmesi gereken ve ertelenemez nitelikteki sağlık hizmetinin sunumu konusunda Anayasa'nın 56. maddesi ve ilgili mevzuatla davalı Sağlık Bakanlığının görevli ve yetkili kılındığı, bu yetkinin personel mevcudu, iş yükü ve hizmetin niteliği gözetilerek ve Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği, Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği ve Özel Hastaneler Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda zorunlu hallerde ve hizmet ihtiyacına uygun olarak kullanılacağı açık olduğundan, davacının iddialarına itibar edilmemiştir.
d) 12. fıkra yönünden:
Dava konusu Tebliğ'in 10. maddesinin 12. fıkrasında "İl genelinde üniversiteler hariç olmak üzere kamu sağlık tesislerinde görevli olan uzman tabiplerin, kendi kurumlarındaki görevlerini aksatmayacak şekilde müdürlük tarafından yapılacak planlamaya göre görev yaptıkları kurumlar haricindeki kamu yataklı sağlık tesislerinde nöbet görevine dâhil edilmeleri mümkündür." düzenlemesine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, anılan düzenlemenin, hekimlerin görev yaptıkları sağlık kuruluşu dışında acil servis nöbeti ile görevlendirilmelerine olanak tanıdığı, bu görevlendirmenin hangi zorunlu hallerde yapılabileceğine, yetkinin kullanım ölçütlerine ve uygulamaya yön verecek ilkelere yer verilmediği, bu haliyle düzenlemenin belirlilik ilkesine ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
Dava devam ederken, anılan düzenleme, █████/2024 tarih ve 32689 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'nin 5. maddesi ile "Üniversite hastaneleri hariç olmak üzere kamu sağlık tesislerinde görevli uzman tabipler; il geneli nöbet ve acil sağlık hizmet sunumunun sürekliliğinin sağlanması adına, görevlendirilecekleri birimlerde yeterli sayıda uzman hekimin bulunmadığı durumlarda, kendi kurumlarındaki görevlerini aksatmayacak şekilde müdürlük tarafından; ilin nüfusu, coğrafi özellikleri ve hastanenin uzaklığı gibi kriterler dikkate alınarak yapılacak planlamaya göre diğer kamu sağlık tesislerine görevlendirilebilirler." şeklinde değiştirilmiş, yapılan değişiklikle, uyuşmazlığın esasına etkili ve davacının iddialarını karşılar nitelikte, hekimlerin çalıştıkları kurum dışında görevlendirilmelerine ilişkin şartların, yetkili makamların ve uygulama ölçütlerinin belirlendiği görülmüştür.
Bu durumda, dava konusu Tebliğ’in 10. maddesinin 12. fıkrası yönünden dava konusuz kaldığından, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine hukuki olanak bulunmamaktadır.
e) 14. fıkra yönünden:
Tebliğ'in 10. maddesinin 14. fıkrasında "Kamu ve özel sağlık tesisleri bünyesindeki I. seviye acil servislerde, acil sağlık hizmetleri en az 1 tabip ve her vardiyada en az 2 sağlık personeli ile yürütülür ve ihtiyaç halinde ilgili dal uzmanı kuruma davet edilir. II. seviye acil servislerde, acil servis hizmetleri uzman tabiplerin denetim ve sorumluluğunda tabipler tarafından verilir ve ihtiyaç halinde tüm branşlardaki uzman tabipler de dâhil edilecek şekilde en az 2 tabibe acil servis nöbet görevi verilir. Genel hastanelerde dahili ve cerrahi klinikler için birer uzman tabibe branş nöbet görevi verilir. Her vardiyada tabipler haricinde en az 4 sağlık personeli görev yapar. III. seviye acil servislerde ise faaliyet izin belgesinde yazılı olması kaydıyla iç hastalıkları, genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum ile çocuk sağlığı ve hastalıkları branşlarında acil branş nöbeti tutulması zorunludur. Uzman tabip sayısının yeterli olması halinde, bu branşlara ilave olarak diğer branşlarda da acil branş nöbeti tutulabilir. Karma, erişkin, çocuk acil servislerde tabipler haricinde her vardiyada en az 8 sağlık personeli görev yapar." düzenlemesi yer almaktadır.
Davacı, “ihtiyaç halinde ilgili dal uzmanı kuruma davet edilir” ibaresinin, branşında tek olan hekimlere fiilen kesintisiz icap nöbeti yüklediğini, bu durumun Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’ne aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin 42. maddesinin 1. fıkrasında nöbet hizmetlerinin evde nöbet, normal, acil, branş nöbeti olarak dört şekilde yürütüldüğü, acil ve branş nöbetlerinin hangi hallerde, tutulacağı hastanenin türüne, iş durumuna, personel mevcuduna, hizmetin gereklerine göre baştabib tarafından tespit edileceği kurala bağlanmıştır. Anılan Yönetmeliğin 43. maddesinde de "Tabib nöbetleri: A) Tek tabib bulunan kurumlarda, kurumda yatan hasta varsa, tabib arandığında bulunabileceği yeri bildirmekle ve akşam vizitlerini yapmakla görevlidir. B) Baştabib dahil iki veya üç uzman bulunan kurumlarda sadece ev nöbeti tutulur. C) Baştabib dahil dört ve daha yukarı tabib bulunan kurumlarda normal nöbet tutulur. Ancak baştabib dahil beş veya yukarı tabib olduğu zaman baştabib nöbet tutmaz." kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, sağlık hizmetlerinde icap nöbetine ilişkin esaslar ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olup, tek hekim bulunan kurumlar bakımından mesai sonrası hizmetin nasıl yürütüleceği ayrıca belirlenmiştir.
Dava konusu Tebliğ hükmü ile bahsolunan Yönetmelik kuralları birlikte değerlendirildiğinde, Tebliğ hükmünün, acil servis hizmetinin aksamasını önlemeye yönelik genel ve tamamlayıcı nitelikte bir hüküm olduğu, tek hekim bulunan branşlarda Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmediği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
F) Tebliğ'in 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinde yer alan "İcap sürecinin mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması gereklidir. Bu işlemler SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde yapılır." cümlelerinin incelenmesi:
Dava konusu Tebliğ'in "Acil servis nöbet usul ve esasları" başlıklı 10. maddesinin 16. fıkrasında icap nöbet esasları belirlenmiş, anılan fıkranın (c) bendinde, "Gerekli tıbbi değerlendirmeler yapıldıktan sonra acil servis tabibi tarafından icap nöbetçisi uzman tabibin sağlık tesisine davet edilip edilmeyeceğine karar verilir. İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir. Acil servis davetlerine en kısa zamanda icabet edilmesi gerekir. İcabet edilen davetlerde hastanın mevcut klinik durumu ve tıbbi gereksinimlerini açıkça belirten yazılı not konulması zorunludur. İcap sürecinin mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması gereklidir. Bu işlemler SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde yapılır. İcaba davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler kayıt altına alınır." kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu düzenlemenin incelenmesinden, acil servislerde sunulan sağlık hizmetlerinde tedavi süreçleri ile konsültasyon, yatış, sevk ve nöbet hizmetlerine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi hususunda yetkili olan davalı idarece, söz konusu düzenlemenin acil servislerin asli parçası olan acil tıbbî değerlendirme, müdahale ve gerektiğinde stabilizasyon sağlanması amacına yönelik olarak ihdas edildiği, düzenlemenin hekimlerin tıbbi karar verme yetkisini sınırlayıcı nitelikte bir hüküm içermediği, aksine hastaya ilişkin başlatılan tıbbi sürecin kayıt altına alınarak izlenebilirliğinin ve sonuçlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, sağlık hizmetlerinin sunumunda kayıt ve izlenebilirliğin sağlanmasının, hem hasta güvenliğinin temini hem de sunulan hizmetin denetlenebilirliği bakımından zorunlu bir unsur olduğu da dikkate alındığında, dava konusu düzenlemede hukuka ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. █████/2022 tarih ve 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ'in 10. maddesinin 12. fıkrası yönünden konusu kalmayan dava hakkında oybirliğiyle KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2. █████/2022 tarih ve 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ'in 7. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi, 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinde yer alan "İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir." cümleleri ve 11. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınır." cümlesi ve 10. maddesinin 14. fıkrası yönünden oyçokluğuyla, Tebliğ'in dava konusu edilen diğer kısımları yönünden oybirliğiyle DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin, haklılık oranına göre ... TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, ... TL'sinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, ... TL vekâlet ücretinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, █████/2025 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
█████/2022 tarih ve 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ'in 7. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi, 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinde yer alan "İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir." cümleleri ve 11. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınır." cümlesinin incelenmesi:
Dava konusu Tebliğ'in "Acil servis fiziki yapısına dair şartlar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında acil servisteki fiziki yapılar ve güvenlik hizmetlerine ilişkin bulunacak şartlar sayılmış; anılan fıkranın -davanın açılış tarihindeki haliyle- (o) bendinde, "Nöbetçi personelin icap ve konsültan personel taleplerinde, görüşmelerin kayıt altına alınmasını ve en az 6 ay süre ile saklanmasını sağlayacak santrale entegre donanım oluşturulur ve görüşmelerin kayıt altına alındığı ibaresi görüşme öncesi otomatik olarak taraflara bildirilir." kuralına yer verilmiştir.
Aynı Tebliğ'in "Acil servis nöbet usul ve esasları" başlıklı 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinde ise, "Gerekli tıbbi değerlendirmeler yapıldıktan sonra acil servis tabibi tarafından icap nöbetçisi uzman tabibin sağlık tesisine davet edilip edilmeyeceğine karar verilir. İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir. Acil servis davetlerine en kısa zamanda icabet edilmesi gerekir. İcabet edilen davetlerde hastanın mevcut klinik durumu ve tıbbi gereksinimlerini açıkça belirten yazılı not konulması zorunludur. İcap sürecinin mutlaka takip, yatış, taburculuk şeklinde kesin bir sonuca bağlanması gereklidir. Bu işlemler SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde yapılır. İcaba davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler kayıt altına alınır." kuralı; "Acil servislerde hasta kabul, yatış ve konsültasyon işlemleri" başlıklı 11. maddesinin 11. fıkrasında da, "Mesai saatleri dışındaki acil servis konsültasyon hizmetleri öncelikle ilgili branşın varsa sağlık tesisi içinde bulunan nöbetçi tabibi tarafından yoksa icap nöbetçisi tabip tarafından sağlanır. Konsültasyon daveti ve konsültan görüşü yazılı olarak gerçekleştirilir. Bu işlem SBYS üzerinden geri alınması mümkün olmayacak şekilde elektronik imza veya ilgili tabibe ait şifreyle yapılır, yazılı olarak gerçekleştirilen konsültasyonlarda mutlaka kaşe ve imza bulunur. Acil servis konsültasyon davetlerinde, diğer konsültasyonlardan ayrılacak şekilde “acil servis” ve/veya “kırmızı alan” ibaresi bulunması sağlanır. Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınır." kuralı yer almıştır.
Tebliğin yukarıda alıntısı yapılan dava konusu edilen kısımlarının kişilerin özel hayatlarını ilgilendiren, özel (hassas) veri niteliğinde olan sağlık verilerinin işlenmesi ve aktarılması niteliğinde olduğu görülmektedir.
Dava konusu düzenlemelerde yer alan kişisel sağlık verilerinin Sağlık Bakanlığınca işlenmesi ve kayıt altına alınmasının yasal dayanakları arasında 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesi ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesi gösterilmektedir. Anılan dayanak hükümlerine bakıldığında, 3359 sayılı Kanun'un 3. maddesinde sağlık hizmetleriyle ilgili temel esasların sayıldığı, (f) bendinde, "Herkesin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarınca gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurulur. Bu sistem, e-Devlet uygulamalarına uygun olarak elektronik ortamda da oluşturulabilir. Bu amaçla, Sağlık Bakanlığınca, bağlı kuruluşları da kapsayacak şekilde ülke çapında bilişim sistemi kurulabilir." hükmüne yer verildiği görülmektedir. Anılan hükmün genel bir düzenleme niteliğinde olduğu, Sağlık Bakanlığına sistem kurma görevi vermekte ise de, doğrudan kişisel sağlık verilerinin işlenmesi yönünde genel bir yetki vermediği açıktır.
Bununla birlikte 6698 sayılı Kanun'un ise, kişisel verilerin işlenmesinde uygulanacak yükümlülükler ile usul ve esasların düzenlenmesi amacıyla çıkarıldığı, Sağlık Bakanlığına yetki veren bir Kanun hükmü içermediği, aksine anılan Kanun'un 6. maddesi ile özel nitelikli olan kişisel sağlık verilerinin yetkili kurum ve kuruluşlarca hangi şartlarda işlenebileceğinin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.
Öyleyse, kişisel sağlık verilerinin Sağlık Bakanlığınca işlenmesine ilişkin dava konusu düzenlemenin asıl yasal dayanağının 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesi olduğunun kabulü gerekmektedir.
Nitekim 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümleri kapsamında, Sağlık Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatı birimleri ile bunlara bağlı olarak faaliyet göstermekte olan sağlık hizmeti sunucuları ile bağlı ve ilgili kuruluşları tarafından yürütülen süreç ve uygulamalarda uyulacak usul ve esasları düzenlemek amacıyla █████/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin muhtelif maddelerinin iptali istemiyle açılan davada, Dairemizce verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin █████/2020 tarih ve E:██████████ sayılı karara karşı davacıların Anayasa'ya aykırılık iddialarıyla birlikte itiraz isteminde bulunmaları üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, dava konusu Yönetmeliğin dayanağının 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesi olduğu kabul edilerek, anılan hüküm, Anayasa'ya uygunluğu yönünden incelenmiş ve █████/2020 tarih ve E:████████ sayılı kararı ile anılan Kararname'nin 378. maddesinin birinci, ikinci (son cümlesi hariç), üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkralarının, Anayasa'nın 20. ve 104. maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığından, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine, █████/2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin █████/2023 tarih ve E:████████, K:████████ sayılı kararıyla, █████/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesi, sağlık hizmetleriyle ilgili olarak kişisel verilerin toplanmasına, işlenmesine, aktarılmasına, bu kişisel verilere erişim sisteminin kurulmasına, sistemin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin düzenlemeler içeren kuralın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde kaldığı gerekçesiyle konu bakımından yetki yönünden Anayasa'ya aykırı bulunmuş ve maddenin iptaline karar verilmiş; iptal hükmünün ise Anayasanın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Bu durumda, anılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle, yasal dayanağı ortadan kalktığı görülen dava konusu düzenlemelerin de hukuka uygun olduğundan bahsedilemeyeceğinden, anılan düzenlemeler yönünden iptal kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi üzerine, dava devam ederken, iptal edilen CBK hükmünün aynı şekilde 3359 sayılı Kanun'a ek 19. madde olarak eklendiği görülmekte ise de, dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihteki haliyle değerlendirilmesi gerektiği ve eklenen Kanun hükmünün geçmişe yürütüleceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediğinden, anılan Kanun hükmünün eklenmesinin de dava konusu hükmün hukuki dayanağının bulunduğu sonucunu doğurmayacağı açıktır.
█████/2022 tarih ve 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ'in 10. maddesinin 14. fıkrasının incelenmesi:
Dava konusu Tebliğ’in "Acil servis nöbet usul ve esasları" başlıklı 10. maddesinin 14. fıkrasında, kamu ve özel sağlık tesisleri bünyesindeki I. seviye acil servislerde acil sağlık hizmetlerinin en az bir tabip ve belirli sayıda sağlık personeli ile yürütüleceği “ihtiyaç halinde ilgili dal uzmanının kuruma davet edileceği” düzenlenmiştir. Anılan düzenlemenin, lafzı itibarıyla, branşında tek uzman tabip bulunan sağlık tesisleri bakımından herhangi bir istisna, sınırlama veya uygulama ölçütü içermediği, bu haliyle, ihtiyaç kavramını tanımlamaksızın, ilgili dal uzmanının her zaman ve her koşulda kuruma davet edilebilmesine olanak tanındığı, dolayısıyla branşında tek olan hekimler yönünden fiilen sürekli icap nöbeti yükümlülüğü doğurabileceği anlaşılmaktadır.
█████/1983 tarih ve 17927 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin 42. maddesinde nöbet türlerinin ayrıntılı biçimde düzenlendiği, (A) bendinde icap nöbetinin, aynı alanda birden fazla uzman tabibin bulunduğu, ancak sayının normal nöbet tutmaya yetmediği hallerle sınırlı olarak uygulanabileceğinin hükme bağlandığı, Yönetmelik'te branşında tek tabip bulunan kurumlar bakımından ise farklı bir rejim öngörüldüğü; 43. maddesinin (A) bendinde, bu durumdaki hekime yalnızca kendi bölümünde yatan hasta bulunması halinde, mesai saatleri dışında ulaşılabilir olma ve akşam vizitlerini yapma yükümlülüğü getirildiği, bu çerçevede, dava konusu Tebliğ'in üst hukuk normu niteliğindeki Yönetmelik'te, branşında tek olan hekimin genel bir icap veya davet yükümlülüğü altında olmadığı, aksine bu durumun özel ve sınırlı bir düzenlemeye tabi tutulduğu açıkça görülmektedir.
Bu çerçevede dava konusu düzenlemeye bakıldığında, branşında tek hekim bulunması hâlinde acil servis hizmetinin nasıl yürütüleceğine, davet yetkisinin hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde kullanılabileceğine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, bu durumun, Tebliğ hükmünü üst norm olan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği ile uyumsuz hâle getirdiği gibi, düzenlemenin eksik düzenleme niteliği taşımasına da yol açtığı anlaşılmaktadır.
Danıştayın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, idarenin düzenleme yetkisi, üst hukuk normlarının çizdiği çerçeve içinde ve belirlilik ilkesine uygun olarak kullanılmak zorundadır. Özellikle kişilerin çalışma koşullarını, dinlenme hakkını ve özel hayatını doğrudan etkileyen düzenlemelerde, belirsizlik ve boşluk bulunması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Bu itibarla, Tebliğ’in 10. maddesinin 14. fıkrasının, branşında tek hekim bulunan sağlık tesisleri bakımından uygulanma koşullarını ve sınırlarını belirlememesi, bu yönüyle üst hukuk normuna aykırı ve eksik düzenleme niteliğinde olması nedeniyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığından, anılan hükmün iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu nedenlerle, █████/2022 tarih ve 31952 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ'in 7. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi, 10. maddesinin 16. fıkrasının (c) bendinde yer alan "İcap nöbetçisinin sağlık tesisine daveti acil servise tahsis edilmiş görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayda alınan bir telefon üzerinden gerçekleştirilir. Davet çağrısı esnasında davete konu olan hastaların açık isimleri ve/veya dosya numaraları, davet gerekçeleri beyan edilmelidir." cümleleri ve 11. maddesinin 11. fıkrasında yer alan "Konsültasyon davetleri çağrı cihazı, telefon mesajı gibi yöntemlerle idare tarafından kaydedilip saklanabilecek şekilde gerçekleştirilir ve davet, geliş/başlangıç ve sonuçlandırma gibi işlemlere dair süreler ile telefon görüşmeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kayıt altına alınır." cümlesinin ve 10. maddesinin 14. fıkrasının iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yönde verilen Daire kararının bu kısımlarına katılmıyorum.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!