İflas eden inşaat şirketinden daire satın alan tüketicinin, ödemesi tamamlanmasına rağmen devredilmeyen tapu üzerindeki ipoteklerin terkinini ve taşınmazın adına tescilini talep ederek sıra cetveline itiraz davası.
Özet: Davacının, iflas eden şirketten satın alıp bedelini eksiksiz ödediği dairenin tapu devrinin, satıcı şirketin kendi borçları için satıştan sonra taşınmaza ipotekler koyması sebebiyle gerçekleştirilememesi ve şirketin iflas etmesi üzerine açtığı bu dava, iflas tasfiyesindeki sıra cetveline itiraz ederek, taşınmazın tapu kaydının kendi adına tescilini ve üçüncü kişilere devrinin engellenmesi için ihtiyati tedbir konulmasını talep etmektedir.

T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))
DAVA TARİHİ : █████/2023
KARAR TARİHİ : █████/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili görevsiz Bakırköy ...... Tüketici Mahkemesi'ne vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirketin12.04.2014 tarihinde İstanbul İli ..... İlçesi ..... Mahallesi ..... Blok 20. Kat Daire 386 da bulunan bağımsız bölümlerin müvekkiline satışı konusunda anlaşmış olduklarını, ilgili sözleşme gereğince müvekkilinin, İstanbul İli .... İlçesi .... Mahallesi .... Blok 20. Kat Daire 386 da bulunan bağımsız bölümün bedelini taksitlerle ödemiş, işbu ödemeler karşılığında senetlerini iade almış olduğunu, nitekim ilgili hususun, mahkemeye ibraz edecekleri senet suretlerinin Bilirkişi marifeti ile incelenmesi sonucu sübuta ereceğini, müvekkilinin haricen duyumlara göre satışını aldığını düşündüğü bağımsız bölümlerde davalının borcu sebebiyle konulmuş olan ipoteklerin farkına varmış olduğunu, nitekim ilgili ipoteklerin davalı ile adi satış sözleşmesinin akdedilmesinden sonraki bir tarihte davalının borcu sebebiyle konulmuş olduğunu, mahkemeden sayılan taşınmazların kayıtlarının çıkarılmasını talep ediyor olduklarını, işbu dava dilekçesi içerisindeki talepler göz önüne alındığında, dava konusu taşınmazın 3. kişilere devredilerek müvekkilinin haklarına halel getireceğinin aşikar olduğunu, nitekim davalının, huzurdaki dava ikame edilmeden önce taşınmazları satış sözleşmesiyle müvekkiline teslim etmesi gerekirken bankaya lehine ipotek tesis ettirmiş olduğunu, müvekkili tarafından yapılan araştırmalar sonucunda müvekkili tarafından satın alınmış ve tapu devri henüz gerçekleşmemiş olduğu halde bedeli ödenmiş olan taşınmaz ile projedeki diğer taşınmazlar üzerine müvekkilinin bilgisi ve iradesi dışında ..... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin kullandığı proje kredisi ve borçlarına karşılık bir diğer davalı ..... bank A. Ş. ve .....Kiralama A.Ş lehine ipotek şerhi konulduğunu öğrenmiş olduğunu, .... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından sözleşme kapsamındaki teslime dair edimler süresinde yerine getirilmediği gibi, tapu da hala müvekkiline devir edilmemiş olduğunu, bununla birlikte müvekkiline davalı ..... tarafından satışı yapılan ama tapu devri henüz yapılmamış olan yani hala tapuda .....’nın mülkiyetinde görünen taşınmaz üzerine 3. bir kişi lehine ipotek tesis ederek ve ipotekleri de fek ettirmeyerek sözleşmeye ve hukuka aykırı davranmış olduğunu, yani ..... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından sözleşme kapsamındaki edimlerin, esasında hala ifa edilmemiş olduğunu, müvekkilinin, hukuki bilgisizliği nedeni ile uzun zamandır taşınmazı elinden gittiğini, parasını da geri alamayacağı düşüncesi ile herhangi bir başvuruda bulunmamış olup, tarafına işbu husustan yeni bahsedilmiş olduğunu, mezkur nedenden ötürü, müvekkilinin hak kaybına uğramaması için henüz dava yoluna başvurabiliyor olduklarını, ancak müvekkilinin tüketici konumunda olduğunu ve hukuk karşısında tüketicinin her daim zayıf konumda kabul edilmesi nedeni ile, müvekkilinin hakkının korunmasının elzem olduğunu, davalı İflas Halindeki ......'nın yukarıda şekilde mağdur ettiği tek şahıs müvekkili olmayıp bu şekilde mağdur olan onlarca kişi bulunduğun,u nitekim bu hususta mağdurların bir platform dahi kurmuş olduklarını (www......com), davalı şirketin borçlanmaları sebebiyle borçlanıp taşınmaza haciz konulmasının, taşınmazın cebri icra yoluyla ve yahut 3.kişi devir ve temlikinin gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu, yukarıda belirtilen hususlar gereği bağımsız bölümün taraflar arasındaki 12.04.2014 tarihli sözleşme gereğince pürüzsüz ve takyidatsız olarak davalı adına tapusunun iptali ve müvekkili adına tapuya tesciline tedbiren karar verilmesini, tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamını talep ediyor olduklarını beyanla; bütün alacak kalemleri yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; 12.04.2014 tarihinde müvekkili ile davalı arasında akdedilen adi satış sözleşmesi gereği İstanbul İli ..... İlçesi ..... Mahallesi ..... Blok 20. Kat Daire ..... da bulunan bağımsız bölümün davalı adına kayıtlı olup bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptal edilerek müvekkili adına tesciline, davalı adına kayıtlı olan tapunun '' İstanbul İli .... İlçesi .... Mahallesi ..... Blok 20. Kat Daire .....da" bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazın satış ve devir suretiyle 3. kişilere devrinin kuvvetle muhtemel olması, müvekkilin aleyhine telafisi imkansız zararların meydana gelmesinin engellenmesi amacıyla taşınmazın 3. kişilere devrinin önlenmesi ihtiyati tedbir kararı verilmek suretiyle tapu kaydına teminatsız olarak ihtiyati tedbir şerhi konulmasına, mahkemece aksi kanaat hasıl olması halinde tapuda şerhler kısmına davalıdır şerhinin konulmasına, tedbiren belirtilen taşınmazların pürüzsüz ve takyidatsız olarak davalı adına tapusunun iptali ve müvekkili adına tapuya tesciline teminatsız olarak karar verilmesine ve tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına, belirtilen bağımsız bölümler üzerindeki taşınmazın müvekkiline satışından sonra davalının borçları sebebiyle konulan ipotek ve hacizlerin fekkine, bunların mümkün olmadığı taktirde davanın TAZMİNAT isteğine ilişkin olduğu gözetilerek ; tapu kayıtları ve dosyadaki tüm deliller üzerinden, devir ve tescili işleminin gerçekleştirildiği tarihler itibariyle güncel gerçek satış değerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde keşif icrasına, taşınmazın dava tarihi itibariyle gerçek değerinin yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde tespitinden sonra arttırım hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL bedelin işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tazmini ve tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ...... bank .... A.Ş. vekili görevsiz Bakırköy ..... Tüketici Mahkemesi'ne vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde davacı ile davalı .... İnşaat San. Tic. A.Ş. arasında adi yazılı şekilde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalandığı, davacının bu sözleşmeden kaynaklanan ödeme yükümlülüklerini yerine getirdiği ancak .....'nın mülkiyeti devirden kaçındığı ileri sürülerek, ipoteklerden arındırılmış olarak taşınmazın tapuda davacı adına tescili talep edilmekte olduğunu, görüldüğü üzere işbu davanın ipoteklerin fekki yönünden müvekkili bankaya karşı açılmış olduğunu, öncelikle müvekkili bankanın ipotekleri fek yükümünün bulunup bulunmadığının anlaşılabilmesi için müvekkili banka ile davalı ..... arasındaki hukuki ilişki ve ihtilafın açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç bulunduğunu, bu nedenle işbu dilekçede müvekkili Banka ile ..... arasındaki ticari kredi ilişkisi, hukuki ihtilaf ve bu ticari kredi ilişkisi kapsamında ipoteği fek yükümünün doğup doğmadığı, davacı ile müvekkili banka arasında bağlı kredi ilişkisi bulunup bulunmadığı açıklandıktan sonra davaya ilişkin usul ve esas yönden savunma ve itirazlara yer verilecek olduğunu, müvekkili banka - ..... arasında ticari kredi ilişkisi bulunduğunu, davalı .....'nın, 2013 yılında, dava konusu taşınmazın bulunduğu .... Projesi kapsamında dava dışı .... Bank A.Ş.’den kredi kullanmış, bu krediden kaynaklı olarak ..... Bank A.Ş.’ne kredi borcunun, 2016 Eylül itibarı ile 400.000.000 TL seviyesine ulaşmış olduğunu, davalı .......'nın hem ..... Bank kredisini ödeyerek kapatmak (refinansman) için hem de kalan inşat harcamalarını finanse etmek için müvekkili bankadan yeni bir kredi kullanmış olduğunu, müvekkili banka ile davalı ...... arasında 23 Eylül 2016 tarihli 1.325.000.000-TL limitli bir Genel Kredi Sözleşmesi (“GKS”) ve bu GKS’nin eki ve ayrılmaz bir parçası olan Ek Protokol imzalanmış olduğunu, görüldüğü üzere davalı ...... ile müvekkili banka arasında ticari bir kredi ilişkisi bulunduğunu, bu ticari kredinin teminatı taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde; "...... projesinin yapılacağı taşınmaz üzerinde, müvekkili Banka lehine toplam 1.750.000.000 TL tutarında 1. dereceden ipotek tesis edileceği, kredi geri ödemesi tamamlanıncaya kadar, davacı .......’nın müvekkili banka nezdindeki hesaplarında, kredi borç (ana para + faiz + BSMV) bakiyesinin % 20’si tutarında nakit tutulacağı, ......'in 1.325.000.000 TL tutarında müteselsil kefalet vereceği, ..... Bank’ta bulunan 400.000.000 TL tutarındaki satış senedi ile bu tarihten sonra yapılacak olan satışlara ilişkin senetler usulüne uygun şekilde temlik/ciro edilerek teminat olarak müvekkili Banka’ya verileceği, davalı .....’nın diğer bankalarda bulunan ve Proje’ye ilişkin mevcut satışlardan kaynaklanan yetkili hamil olduğu tüm senetlerin müvekkili Banka’ya teminat olarak temlik/ciro edileceği, bu senetlerin diğer bankalardan yapılacak tahsilatları, tahsilatın yapılmasını takip eden 1 (bir) iş günü içinde davalı .....’nın müvekkili banka nezdindeki hesaplarına aktarılacağı, yine davalı .....'nın, Türkiye ve Dubai menşeli satışlarına ilişkin tüm tahsilatların da müvekkili banka nezdindeki hesaplara yatırılacağını taahhüt etmiş olduğu, böylelikle, müvekkili bankanın, kredi geri ödemesini projeden bağımsız bölüm alan alıcıların bu ödemelerinden karşılamasının planlandığı, inşaatın kalan harcama bakiyesinin % 50’si oranındaki tutarın, davalı ......’nın müvekkili banka nezdindeki hesaplarında hazır tutulacak, harcamalar teknik danışmanların hazırlayacağı ön rapora dayalı olarak avans usulü ile 3 ayda bir maksimum 60.000.000 TL olacak şekilde yapılacağı" şeklinde belirlendiğini, yukarıda açıklanan taraflar arasında imzalanmış GKS ve Ek Protokol kapsamında, müvekkili bankanın sözleşmesel edimini yerine getirmiş ve davalı .....'ya 27 Eylül 2016 tarihinde, 750.000.000 TL tutarında nakit yatırım kredisi kullandırmış olduğunu, ......'nın sözleşmesel yükümlülüklerini ise ödemelerini vadesinde yapmak ve tüm kredi süresi boyunca teminat koşullarını yerine getirmek olduğunu, ancak .....'nın bu edimlerini yerine getirmemiş olduğunu, bu teminat şartları kapsamında taşınmaz üzerinde bulunan ve 2013 yılında ..... Bank A.Ş. lehine tesis edilmiş ipotek fek edilerek, bir anlamda kullanılan refinansman kredisi kapsamında bu ipoteğin devamı niteliğinde olmak üzere müvekkili banka lehine 25.10.2016 tarihinde 1.dereceden ipotek tesis etmiş olduğunu, akabinde Eylül 2017 tarihinde kat irtifakı tesis edilmesi üzerine, müvekkili banka lehine kurulu olan ipoteğin, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 13.maddesi uyarınca bağımsız bölümler üzerine aktarılmış olduğunu, ancak yukarıda açıklandığı üzere davalı .....'nın ipotek dışındaki diğer teminat yükümlülükleri olan tüm kredi vadesi boyunca banka nezdindeki hesaplarında; kredinin kalan ana para + faiz +bsmv toplamının % 20’sini nakit teminat olarak, inşaatın kalan harcama tutarının % 50’sini nakit olarak bulundurmak, satışlardan kaynaklı olarak yetkili hamili olduğu senetleri usuli işlemleri yerine getirmek suretiyle müvekkili Banka’ya teminata vermek, başka bankalarda olanları getirmek ve söz konusu senet bedellerinin müvekkili Banka’ya ödenmesini sağlamak, satış tahsilatları ile müvekkili bankaya kredi ödemeleri yapmak zorunluluğuna rağmen, davalı .....'nın 27.12.2017 tarihi itibariyle gerek kredi geri ödemelerini yapmak gerekse teminat şartlarını sağlamak yükümlülüklerini ifa edememe durumuna düşmüş olduğunu, müvekkili banka ile davalı şirket arasındaki anlaşma gereğince .....'nın müvekkili banka’ya sağlayacağı teminatlar ipotek, nakit blokaj ve satışlara konu senetlerin müvekkili banka’ya devrinden, tahsil edilen bedellerinin müvekkili bankaya aktarılmasından ibaret olduğunu, davalı ......'nın, ...... projesinden satışlar yapacak, satışa konu bedelleri müvekkili banka’ya getirecek, tüm kredi vadesi boyunca bakiye kredi borcunun %20’si kadar nakit blokaj tutacak, bu tutarı aşan kısmı Protokol’de belirtilen şartlarla inşaat harcamalarında kullanacak, satmış olduğu taşınmazların ödemelerini tamamlayan ve bedelleri bankaya aktarılan alıcıları müvekkili banka’ya bildirecek ve yukarıdaki teminat şartlarının sağlanmış olması kayıt ve şartıyla da ödemesi müvekkili bankaya tamamlanan ilgili taşınmazlar üzerindeki ipoteğin müvekkili banka tarafından fek edilecek olduğunu, görüleceği üzere, kurgu, davalı ......'nın şirketin söz konusu projeden yapacağı satışlarla kredi borcunun geri ödemesinin yapılması, kredi vadesi boyunca teminat/kredi borcu oranının korunması ve bu şartlarla da ipoteklerin peyderpey fek edilmesi şeklinde olduğunu, buna karşın, davalı .....'nın, söz konusu satışlara konu ödemeleri müvekkili banka’ya getirmediği gibi taşınmaz alıcılarına müvekkili banka tarafından “ödemelerin ...... bank nezdindeki hesaplara yapılması gerektiği” yönünde yapılan ihtara rağmen, ......'nın kötü niyetli olarak alıcıları yönlendirmek suretiyle tahsilatların başka bankalar üzerinden gerçekleşmesini sağlamış ve alıcıların ..... bank nezdindeki hesaplara ödeme yapmalarını engellemiş olduğunu, kredi veren müvekkili bankanın, vermiş olduğu kredinin en önemli güvencelerinden biri olan bu tahsilatlardan yoksun kalmış olduğunu, bu durum karşısında, ..... tarafından ödenmeyen ve takip hesaplarına intikal eden kredinin teminatı olarak müvekkili bankanın elinde sadece taşınmaz ipotekleri kalmış olduğunu, ticari kredi sözleşmeleri gereğince müvekkili bankanın ipotekleri fek etme yükümlülüğü doğmamış olduğunu, ipoteğin, ancak teminat altına aldığı borç sona erdiği takdirde terkin ettirilebilecek olduğunu, alacağı sona ermiş olan alacaklının, şekli anlamda varlığını koruyan ipoteği terkin ettirme yükümlülüğünün o zaman söz konusu olacağını, ..... ve müvekkili banka arasında yapılan Ek Protokol’ün Yükümlülükler başlıklı 3. maddesinin Teminat Şartları bölümünün 6. paragrafının; “Yukarıdaki şartlar sağlanmak ve Firma tarafından Banka nezdinde bakiye borç tutarı nispetinde yeterli teminat bulundurulmak kaydı ile ...... Park 1 ve 2. Etaplarından alınmış olan konut ipotekleri, dairelerin senet ödemeleri tamamlandıkça fek edilecektir” şeklinde olduğunu, .....'nın bu hükümde geçen “… dairelerin senet ödemeleri tamamlandıkça fek edilecektir” ifadesine dayalı olarak huzurdaki davada “...... bank’ın taahhüdüne uygun davranmadığını, alıcı tarafından bedeli ödenmiş taşınmazlar üzerindeki ipoteğin fek edilmesi gerektiğini” ileri sürmekte olduğunu, ancak bu ödemelerin müvekkili bankaya yapılması gerektiği yönündeki sözleşme hükümlerini gündeme getirmeyerek ve kredinin kalan ana para + faiz +bsmv toplamının % 20’si nispetinde nakit teminat blokaj bulundurma şartının sağlanmadığından hiç bahsetmeyerek yargıyı yanıltmaya çalışmakta olduğunu, protokol’ün teminat şartlarına ilişkin düzenlemesinin 9. paragrafının; “Firmanın diğer bankalarda bulunan ve mevcut satışlardan kaynaklanan yetkili hamil olduğu tüm senetler operasyonel olarak mümkün olan en kısa sürede (6 aydan uzun olmamak kaydı ile) Kredi Veren’e teminat tahtında usulüne uygun bir şekilde temlik/ciro edilecektir. Bu süre zarfında diğer bankalarda oluşan tahsilatlar, tahsilatın yapılmasını takip eden 1 iş günü içerisinde Firma’nın Kredi Veren nezdindeki hesaplarına aktarılacaktır” Ek Protokol dışında müvekkili banka ile davalı ..... arasında imzalanan “Bankacılık ve Sigortacılık İşlemleri Protokolü’nün III numaralı uygulama hükümlerinde; ...... bank’ın projenin tek ve ana bankası olacağı, proje kapsamında yapılacak olan satışların tüm senet ve nakit tahsilatlarının tek bankasının ..... bank olacağı, Proje’ya ait nakit akışının Kredi Veren’den geçeceği, yine bu kredinin teminatı olmamak kaydı ile Firma’nın Bulgaristan projesi ile ilgili Türkiye ve Dubai menşeli satışlarının da tahsilatlarının nakit akışının da ..... bank üzerinden yapılacağı, işbu protokolün ihlali halinde GKS ve Ek Protokol gereği kullanılan kredilerin muaccel hale gelecekleri düzenlenmiş olduğunu, ipotekle teminat altına alınan ve davalı ....... tarafından hiçbir zaman ve şekilde geçerliliğine itiraz edilmemiş olan Genel Kredi Sözleşmesi ve Ek Protokol gereğince müvekkili bankanın ipotekleri fek borcunun ancak sözleşmede yer alan teminat koşullarının sağlanması halinde söz konusu olacağını, .......'nın sözleşmesel ödeme ve teminat taahhütlerini ifa etmemesi karşısında ticari kredinin teminatı olan bir ipoteğin fekkinden söz edilemeyecek olduğunu, davacı ile müvekkili banka arasında bağlı kredi ilişkisi bulunmadığını, huzurdaki dava açısından müvekkili tarafından davacıya verilmiş bir konut kredisi bulunmadığından, satıcı ....... ile müvekkili banka arasında davacının konut tedarikine ilişkin bir sözleşme de bulunmadığından, dava konusu ihtilafta bağlı krediden de bahsedilmesinin hukuken mümkün olmadığını, müvekkili banka tarafından davacıya huzurdaki davaya konu taşınmazı davalı .......’dan satın alabilmesi amacıyla verilmiş bir kredi bulunmadığını, dava konusu ihtilafta müvekkili Banka’nın ilgili projedeki konutlar için vermiş olduğu 45 adet konut kredisi dışında, alıcı/tüketicilere kullandırmış olduğu başkaca bir kredi de bulunmadığını, müvekkili tarafından kredi davalı/satıcı .......’ya ...... Bank’a olan kredi borcunun refinansmanı ve kalan inşaatın tamamlanması amacıyla vermiş olduğunu, bu kredide kredi borçlusu .......'nın, kredi alacaklısı ise ...... bank olduğunu, ..... bank’ın tüketici/alıcılarla .......’nın projesinden bağımsız bölüm alınmasına ilişkin yapmış olduğu konut kredisi sözleşmeleri bulunmadığını, ortada bir konut kredisi olmadığından, bağlı krediden de bahsedilmesinin hukuken mümkün olmadığını, dava konusu uyuşmazlık açısından bağlı kredinin ikinci koşulu olan ekonomik birlik koşulunun da gerçekleşmemiş olduğunu, TKHK ve TKSY gereği ekonomik birlikte ve dolayısıyla bağlı krediden bahsedilebilmesi için; ya tüketici/alıcının yararlanacağı kredi sözleşmesinin bizzat satıcı tarafından kredi veren olarak yapılması, ya da kredi sözleşmesinin satıcı tarafından kredi verenin doğrudan temsil edilmesi suretiyle yapılması, veya belirli bir konutun alınmasının kredi sözleşmesinde açıkça belirtilmesi gerektiğini, yukarıda sayılan hallerin hiçbirinin dava konusu uyuşmazlık açısından gerçekleşmemiş olduğunu, konut satış sözleşmesinin bizzat satıcı tarafından finanse edildiği hallerde satıcı ile tüketici arasında bağlı kredi ilişkisi bulunacağını, ancak, huzurdaki davada böyle bir durum söz konusu olmadığını, dava konusu uyuşmazlık açısından davalı ....... hem satıcı hem de kredi veren sıfatı ile davacıya bu nitelikte bir kredi vermiş olsa bile bağlı kredi ilişkisi ....... ve davacı arasında gerçekleşmiş olacağından müvekkili bankanın bu durumla bir ilgisi bulunmadığını, konut satış sözleşmesinin kredi veren tarafından finanse edildiği ve kredi verenin satıcının hizmetlerinden yararlandığı hallerde balğı kredi ilişkisi bulunduğunun kabul edilecek olduğunu, huzurdaki dava açısından müvekkili bankanın davalı .......’ya vermiş olduğu bir temsil yetkisi bulunmadığını, .......'nın alıcılarla .....bank’ı temsilen kredi sözleşmesi yapmış olduğundan bahsedilemeyeceğini, aksine müvekkili ve ....... arasındaki Protokol’de, kredi sözleşmesinin bizzat ..... bank tarafından yapılacağı ve .......’nın bu konuda hiçbir yetkisinin olmadığının belirtilmiş olduğunu, kaldı ki davacının müvekkili bankadan kullandığı bir kredi bulunmadığından bu ihtimalin gerçekleştiğinin ileri sürülmesinin objektif olarak mümkün bulunmadığını, tüketici ile banka arasında imzalanan kredi sözleşmesinde belirli mal veya hizmetin adının açıkça anılması durumunda da ekonomik birlik ve bağlı kredi bulundıuğu kabul edileceğini, dava konusu ihtilafta müvekkili banka’nın ilgili projedeki konutlar için vermiş olduğu 45 adet konut kredisi dışında, başkaca bu nitelikte bir konut kredisi de bulunmadığını, dosyalara davalı ....... tarafından sunulan mütalaada müvekkili banka ve ....... arasında yapılmış olan protokol kapsamında doğrudan satıcı ....... üzerinden kredi alan tüketicilere ilişkin hususların hüküm ve kayıt altına alındığı ve bu kapsamda mütalaa konusu somut olay bakımından ortada hukuken geçerli bir bağlı kredi sözleşmesinin mevcut olduğu ileri sürülmekte olduğunu, oysa, müvekkili banka ile ....... arasında yapılmış olan Protokol’de belirtilen şekilde bir düzenleme bulunmadığını, aksine ilgili Protokolün bu iddianın aksini düzenlemekte olduğunu, Protokol’ün Amaç, Konu ve Kapsam başlıklı 1. Maddesinde, Proje’den satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak konut ve işyeri alacak KİŞİLERİN, satış bedelinin belli bir kısmı için BANKA’DAN KREDİ TALEP ETMESİ HALİNDE, kredi tahsis ve kullanım koşulları ile Firma (.......) ve Banka (Akbank) arasındaki ilişkilerin ve tarafların karşılıklı sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla akdedilmiştir, denilmekte olduğunu, yine aynı maddede, “İşbu protokol yukarıda belirtildiği şekilde Banka tarafından kullandırılacak krediye ilişkin genel ve düzenleyici hükümleri içeren bir çerçeve sözleşmedir. BU SÖZLEŞMEYE EK OLARAK HER BİR ALICI İLE BANKA ARASINDA AYRI BİR SÖZLEŞME YAPILACAKTIR” denilmekte olduğunu, yine aynı maddenin, “İşbu protokol hiçbir şekilde Firma’nın Banka’ya belirli sayıda kredi alıcısı temin etme taahhüdü ve BANKA’NIN DA FİRMA TARAFINDAN YÖNLENDİRİLEN KİŞİLERE KREDİ KULLANDIRMA TAAHHÜDÜ OLARAK YORUMLANAMAZ” düzenlemesine sahip olduğunu, protokol’ün işlem prosedürü başlıklı 2. Maddesinin; “a. Bu protokol kapsamındaki işbirliği çerçevesinde; Firma, Proje kapsamında yer alan konut/iş yeri satın almak için kendisine başvuran Alıcı ile detaylı görüşme yapıldıktan sonra, ALICI’NIN BANKA’DAN KREDİ KULLANMAYI TALEP ETMESİ HALİNDE Firma Alıcı ile aralarında yapmış oldukları Satış Vaadi sözleşmesinin aslı ile (Ek 1-2-3)’te yer alan belgelerle birlikte Alıcı’yı Banka’ya yönlendirecektir. (…) b. BANKA kredi başvurusunda bulunan Alıcının incelemesini yapmakta, gerekli belgeleri istemekte, kendi yöntemlerine göre belirlediği tutarda/oranda kredi tahsis edip etmemekte, KREDİ KULLANDIRIM KOŞULLARINI BELİRLEMEKTE VE KREDİ KULLANDIRIP KULLANDIRMAMAKTA TAMAMEN SERBESTTİR. c. Banka tarafından kullandırımı uygun görülen Alıcılara Tüketici Kredisi Sözleşmesi, Genel Kredi Taahhütnamesi ve ödeme planı ve diğer belgeler imzalatılarak kredi kullandırılır. Banka’nın kredi kullandırmayı uygun görmediği Alıcılar için Firma’nın hiçbir talep hakkı bulunmamaktadır “. şeklinde olduğunu, bu kadar açık bir düzenleme karşısında, dosyada bulunan mütalaada ....... tarafından kullandırılmış bağlı krediden bahsedilmesinin hiçbir anlamı ve açıklaması bulunmadığını, protokol’ün bu maddesinden de anlaşılmaktadır ki, müvekkili bankanın alıcılara kredi kullandırma ve kredi verip vermemek konusundaki yetkiyi tamamen uhdesinde bulundurmakta, .......’ya hiçbir noktada kredi sözleşmesi yapmak konusunda yetki vermediğini, aksine, .......’nın müvekkili banka’ya yönlendirmiş olduğu alıcılara bile kredi verip vermemek konusunda müvekkili bankanın serbest olduğu ifade edilmiş olduğunu, durum bu kadar net iken, .......’nın Protokol gereği alıcılara tüketici kredisi vermiş olduğunun söylenmesinin anlamı ve gerçekliği bulunmadığını, bu nedenle, dava konusu olay açısından müvekkili bankanın alıcılara vermiş olduğu bir krediden (ve bağlı krediden) bahsedilemeyeceğini, bağlı kredi söz konusu olmadığı için, alıcıların, TKHK ve ilgili mevzuat gereği, ..... bank’tan bir talepte bulunmalarının da hiçbir hukuki temeli bulunmadığını, üstelik, mütalaanın kendi içinde de tezatlık taşımakta olduğunu, mütalaada, Protokolde, her bir alıcı ile banka arasında ayrı bir kredi sözleşmesi imzalanacağının öngörüldüğü belirtilmesine rağmen, hemen akabinde, protokol kapsamında doğrudan satıcı ....... üzerinden kredi alan tüketicilere ilişkin hususların hüküm ve kayıt altına alındığı, ....... ile Banka arasında imzalanan protokol gereği .......’nın da tüketici kredisi vermiş olduğu ifadesi yer aldığını, oysa Protokol hükümleri arasında böyle bir düzenlemenin mevcut olmadığının mütalaadan da, yukarıda ilgili hükümleri belirtilen Protokol’den de anlaşılmakta olduğunu, yine mütalaada, ..... Bank nezdinde çekilen kredilerin müvekkili banka tarafından refinansmanının yapıldığı, bu kapsamda ....... ile müvekkili banka arasında evvelce ..... Bank’tan kullandırılmış kredilerin refinansmanı ve kalan inşaat harcamaları için yapılan GKS’nin ayrılmaz bir parçası niteliğinde bir protokol imzalandığı, Protokol hükümleri ve verilen bilgi ve belgelerden, .......'nın, ...... bank ve tüketiciler arasında üçlü bir yapı ile oluşturulan geçerli bağlı kredi sözleşmesi bulunduğu, banka veya ilgili protokol kapsamında doğrudan ....... üzerinden alınan kredilerin teminatı olarak ipotek tesis edildiği, banka tarafından söz konusu ipoteklerin kaldırılmamasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu ifade edilmiş olduğunu, bu beyan ve iddiaların ne dava konusu vakıalar ile ne de hukuki gerekçelerle uyuşmadığını, müvekkili bankanın ....... projesine ilişkin ..... Bank’tan kullanılan tüketici kredilerinin (bağlı kredilerin) refinansmanını yapmış olmadığını, aksine ..... bank'ın bu kredileri özellikle refinansman dışında tutmuştur. ..... bank’ın vermiş olduğu kredinin, .......’nın ..... bank’tan almış olduğu yatırım kredisinin refinansmanı ve inşaatın tamamlanması için kullanılacak kredi olduğunu, yani, ortada tüketici kredilerinin (bağlı kredilerin) refinansmanı değil, doğrudan .......’nın kredisinin refinansmanı bulunduğunu, mütalaada ise, açıkça hatalı bir biçimde, ..... bank’ın ..... Bank tarafından verilmiş olan tüketici kredilerini refinanse ettiği, bu refinansman nedeniyle de tüketici/alıcılara karşı sorumlu olduğu ve ipotekleri fek etmesi gerektiği ifade edilmekte olduğunu, çıkış noktası hatalı olunca varılan sonuç ve hukuki değerlendirmenin de tamamen hatalı olduğunu, vakıaların yanlış değerlendirilmesine dayalı olduğundan, müvekkili banka veya ilgili protokol kapsamında doğrudan ....... üzerinden alınan kredilerin teminatı olarak ipotek tesis edildiği ve müvekkili banka tarafından söz konusu ipoteklerin kaldırılmamasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu ifadesinin de bu nedenle hatalı olduğunu, ..... bank’ın ipoteği, .......’ya verilmiş olan ticari kredinin teminatı olarak alınmış olduğunu, bu durumun Ek Protokol’den açık biçimde anlaşılmakta olduğunu, durum böyle olmasına rağmen, banka’nın ipoteğinin tüketicilere verilen kredilerin teminatı olduğunu söylemenin de açıkça hatalı olduğunu, müvekkili bankanın vermiş olduğu 45 adet konut kredisi dışında, ortada bir bağlı kredinin mevcudiyetinden bahsedilemeyeceğini, bu nedenle, müvekkilinin davalı .......’dan bağımsız bölüm alan kişilere karşı (söz konusu 45 adet konut dışında) herhangi bir yükümlülüğü bulunmadığını, müvekkilinin, .......’ya vermiş olduğu kredi alacağının teminatı olarak tesis edilmiş olan ipotekleri fek etmek zorunda olmadığını, banka’nın kredi borcunun geri ödemesinde temerrüde düşen .......’ya karşı takibe geçmesi ve ipoteklerin paraya çevrilmesini istemesinin mümkün olduğunu, dava konusu olayda, davacının talepleri incelendiğinde "davalı ....... İnşaat Sanayi Ve Ticaret A.Ş. ile akdetmiş olduğu satış sözleşmesine konu taşınmazın üzerinde bulunan tüm ipoteklerin fekki şeklinde talebi mevcut olduğunu, müvekkili banka ile davacı arasında krediden ve sair nedenden kaynaklı herhangi bir sözleşme, sebepsiz zenginleşme, taahhüt, haksız fiil ve sair borç doğuran bir hukuki ilişki bulunmadığını, bu hususların tamamının davacının dilekçesindeki vakalardan da anlaşılmakta olduğunu, yukarıda da belirtmiş oldukları üzere, davacı ile müvekkili banka arasında söz konusu taşınmaza ilişkin olmak üzere herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, dava dilekçesinde satış vaadi sözleşmesinin davalı ....... ile akdedildiğinin anlaşılmakta olduğunu, müvekkili bankanın söz konusu satış vaadi sözleşmesinin tarafı olmayıp, müvekkili banka'nın bu türlü bir sözleşmesinin tarafı olmasının da beklenemeyeceğini, bu nedenle, müvekkili bankaya bu yönde bir husumet yöneltilemeyeceğini, davanın öncelikle müvekkili banka'ya HUSUMET yöneltilemeyeceğinden reddine karar verilmesini talep ediyor olduklarını, diğer taraftan tapu iptal ve tescil davasının, iptal ve tescili istenilen taşınmazın tapudaki son malikine karşı açılacağını, dava dilekçesindeki talep bölümü incelendiğinde davacının, tapu kayıtlarına göre mülkiyeti dava-dışı ....... adına kayıtlı bulunan taşınmazın, tapuda davacı adına tesciline karar verilmesini müvekkilinden de talep etmekte olduğunun görülmekte olduğunu, müvekkili bankanın, tapuda malik olmadığını, müvekkili bankanın, maliki olmadığı bir taşınmazın 3. bir kişi adına tescilini sağlayamayacağını, bu nedenle de davanın müvekkili yönünden husumetten reddine karar verilmesini talep ediyor olduklarını, husumetin tüm takyidat lehtarlarına yaygınlaştırılması gerektiğini, huzurdaki davaya konu taşınmazın tapu kaydında birden fazla ipotek, haciz vb takyidat bulunduğunu, ancak taşınmazın tapu kaydındaki diğer şerh lehtarlarına husumet yöneltilmeden yahut ihbar edilmeden davanın açılmış olduğunu, mahkemece, şerh sahiplerinin davaya katılımı sağlanmaksızın, husumet yaygınlaştırılmadan bu tarafların yokluğunda görülecek dava sonucunda verilecek karar usul ve yasaya aykırı olacağını, taraf teşkilinın, davanın görülebilme koşullarından olup, mahkemece re'sen yapılması gereken işlemlerden olduğunu, o halde, dava konusu taşınmazın tapu kaydında ki tüm şerh sahipleri belirlenerek davaya katılımı sağlanarak husumet yaygınlaştırılmalı, tarafların ileri sürecekleri delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğini, nitekim ....... ile (davacı ile aynı şekilde) adi yazılı satış vaadi sözleşmesi imzalamış üçüncü kişi tarafından açılan tapu iptali ve takyidatlardan arındırılmış olarak tescili talepli davada İstanbul ...... Bölge Adliye Mahkemesi'nce ..... E. ..... K. sayılı ilamıyla "bağımsız bölümün tapu kayıtlarından taşınmaz üzerinde haciz ve ipotek şerhi konulduğu, ancak haciz ve ipotek konulan kurumların davada taraf olmadıkları yerel mahkemece lehtarların ihbar olunması ile yetinildiği, taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında karar verildiği görülmüştür. ...lehtarların davaya dahil edilmesi ya da bu kişiler aleyhine birleştirme talepli dava açılması için davacıya imkan tanınması ve daha sonra işin esası hakkında HMK 297. madde gözetilerek tarafların taleplerini karşılayacak şekilde karar verilmesi gerekir.." denilerek bozulmuş olduğunu, anılan istinaf kararı ve emredici yasal düzenlemeler gereğince davanın açıldığı tarihte taşınmaz üzerindeki tüm takyidat lehdarlarının davaya katılımının sağlanması gerektiğini, davacı ile müvekkili banka arasında tüketici ilişkisi ve/veya herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, ihtilafa konu taşınmaz üzerinde bulunan ve fekki talep edilen ipoteğin ise müvekkili banka ile davalı ....... arasındaki Genel Kredi Sözleşmeleri ve Ek Protokole dayalı ticari bir kredinin teminatı olduğunu, görüldüğü üzere müvekkili bankanın ne davacı ne de davalı ....... ile arasında bir tüketici işlemi bulunmadığından görev yönünden itiraz ediyor olduklarını, müvekkili bankanın işbu dava ile fekki talep edilen ipoteği, fek yükümlülüğünün hukuken doğup doğmadığı ....... ve müvekkili banka arasında imza edilen GKS, Ek Protokol ve Bankacılık Sigortacılık İşlemleri Protokolü kapsamında değerlendirilecek olduğunu, her iki tarafın tacir olduğu bu ticari kredi sözleşmesine ilişkin olarak görevli mahkemenin Ticaret Mahkemeleri olduğunu, ayrıca, yetki yönünden de itiraz ediyor olduklarını, taraflar arasındaki ticari kredi sözleşmelerinin yetki hükmü gereğince yetkili mahkemenin "İstanbul (Merkez Çağlayan)" mahkemeleri olup, yetki yönünden de davanın reddine karar verilmesini talep ediyor olduklarını, nitekim huzurdaki dava ile aynı konuya ilişkin Bakırköy ..... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin █████/2019 tarihli, ..... Esas ve ..... Karar nolu kararında "Somut olayda; davalı ....... İnşaat San ve Tic. A.Ş' nin diğer davalılar ..... bank T.A.Ş ve ..... Finansal Kiralama A.Ş' ye doğmuş ve doğacak borçlarına teminat olmak üzere davacı adına kayıtlı taşınmazı üzerine █████/2016 tarihinde ipotek tesis edildiği anlaşılmış olmakla davanın ticari dava niteliğinde olduğu kanaatine varılarak davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu" gerekçesi davanın usulden reddine karar verilmiş ve iş bu kararın kesinleşmiş olduğunu, Bakırköy ..... Tüketici Mahkemesi'nin █████/2019 tarihli, ..... Esas ve ...... Karar sayılı kararı ile "...Somut olaydaki uyuşmazlık esasen, ipoteğin fekki istemine ilişkindir. Dosya içeriğinde yer alan dava konusu ipoteğin, davalı şirketin doğmuş ve doğacak kredi borçlarının teminatını teşkil etmek üzere tesis edilmiştir. .... İstanbul BAM ..... Hukuk Dairesinin ..... E-...... K sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Davalılar olan ipotek lehtarı ve teminat altına alınan borçlu arasında imzalanan sözleşme ticari nitelikte olup, davacıların taşınmazın kayden maliki olmalarının durumu değiştirmeyeceğinden uyuşmazlığın ticaret mahkemesinde görülmesi gerekir. arabuluculuk yoluna başvurulmadan açılan davanın özel dava şartı yokluğundan davanın usulden reddi gerektiğini, huzurdaki dava BİR TİCARİ KREDİ SÖZLEŞMESİNDEN kaynaklı tesis ve tescil edilen ipoteğin terkini ile taşınmazın davacı adına tescili istemine ilişkin olduğunu, görevsizlik itirazları mahkemece kabul görmese dahi TTK 4. maddesi kapsamında, ticari dava sayılan bu davaların tüketici mahkemesinde görülmesi davanın ticari olma niteliğini değiştirmeyeceğini, 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un dava şartı olarak arabuluculuk başlığını taşıyan 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na 5/a maddesi eklenerek Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalara ilişkin talepler hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş olduğunu, davacının bu hususta müvekkili bankaya karşı herhangi bir müracaatı bulunmadığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu' nun 18/A/2 maddesinde yer alan “Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” hükmü gereğince, özel dava şartı yokluğundan davanın usulden reddi gerektiğini, somutlaştırma ve delillerin gösterilmesi yükümünün yerine getirilmemiş olduğunu, huzurdaki davada, dava dilekçesi incelendiğinde müvekkili yönünden davanın açık ve somut olmadığını, müvekkiline yöneltilen ipoteğin fekki talebi yönünden, hangi vakıalara ve hukuki gerekçelere dayanıldığı, delillerin neler olduğu HMK’na uygun bir şekilde ortaya konulmamış olduğunu, müvekkiline yöneltilen ihtilaf/talep yönünden dava somutlaştırılmadığından ayrıntılı savunma yapılamadığını, öncelikle bu usuli eksikliğin giderilmesi gerektiğini, davanın müvekkili yönünden somutlaştırıldıktan sonra davaya ilişkin savunma haklarını saklı tutuyor olduklarını, satıcı ...... firması iflas ettiğinden davanın konusu ortadan kalkmış ve İİK madde 194 gereği huzurdaki davanın hukuken kayıt kabul davasına dönüşmüş olduğunu, hukuken kayıt kabul davasına bakmakla görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğundan ilk derece mahkemesinin huzurdaki uyuşmazlık konusu bakımından görevli olmadığını, Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ..... Esas, ..... Karar sayılı ilamı ile diğer davalı ....... hakkında █████████ günü saat 14:24 itibari ile iflasına karar verildiği, Bakırköy ..... İflas Dairesi'nin ..... İflas numaralı dosyasında iflas işlemlerine başlanıldığı ilk derece dava dosyası ile de sabit olduğunu, huzurdaki dava dosyasından gerçekleştirilen yargılama sırasında diğer davalı ....... A.Ş'nin iflasına karar verilmiş olması nedeni ile İİK'nın m.235 uyarınca davanın kayıt kabul davası olarak görülmesi gerektiği ve bu davaya bakmakla görevli mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davacının davasının ipoteklerin fekki talebi yönünden usul ve yasaya uygun olmadığını, adi yazılı şekilde yapılan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davacı ile davalı ....... arasında adi yazılı şekilde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalanmış olduğunu, kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 237. maddesi ile yürürlükteki Medeni Kanunun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddeleri hükmü uyarınca, noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve tam iki tarafa borç yükleyen kişisel hak veren sözleşmelerden olduğunu, davacı ile davalı satıcı şirket arasında yapılan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin adi yazılı düzenlendiği için öncelikle geçersiz olduğunu, satış vaadi sözleşmesinin alıcıya satılanın mülkiyetini kazandırmayacağını sadece o mülkiyetin kendisine devredilmesini talep edebilme hakkı sağlayacağını, durum böyle olunca satış vaadi sözleşmesi ile sağlanan hak ile başka herhangi bir alacak hakkı arasında fark bulunmadığını, yani, satış vaadi sözleşmesi yapmış olmakla birlikte, alıcının bu taşınmazın mülkiyetini kazanamama riski altında olduğunu bilmekte olduğunu, şöyle ki, bir satış vaadi sözleşmesi yapmış olmakla birlikte, satıcının bu sözleşmeye aykırı davranması ve bu taşınmazı başka bir kişiye tapuda satarak devretmesinin mümkün olduğunu, böyle bir durumda, satış vaadi sözleşmesi ile taşınmazın kendisine satılması vaat edilmiş olan kişinin, taşınmazın tapuda kendisine satılıp devredildiği üçüncü kişiye karşı bir talepte bulunma hakkına sahip olmadığını, zira, o üçüncü kişinin, taşınmazı malikten resmi şekilde satın almış olduğunu, üstelik taşınmazı malikten tapuda satın alan kişinin iyiniyetli olup olmadığının da bu aşamada dikkate alınmadığını, nitekim Yargıtay .... Hukuk Dairesi'nin 23.06.1987, ..... E., ..... K. sayılı kararında bu hususun “Diğer yönden, satış vaadi sözleşmesi borç doğuran, ancak mülkiyet hakkını geçirmeyen bir işlemdir. Bu hali ile şahsi hak doğurur ve tapuya şerh edilmediği sürece bu hak ancak akidine karşı kullanılabilir, taşınmazı tapu ile temellük eden ayni hak sahibine karşı ileri sürülmesi mümkün değildir. Yargıtay HGK.nun 22.2.1980 gün 14-576 sayılı kararında açıklandığı vechile davalının tapuya şerh edilmeyerek hukuken güçlendirilmeyen satış vaadi sözleşmesinin varlığını ve dava konusu paylara isabet eden yerleri davacının kullandığını mücerret bilmesi ve onun satıcı ile kardeş olması, tapudaki iktisabını geçersiz kılmaz” şeklinde belirtilmekte olduğunu, görüldüğü üzere Yargıtay kararına konu olayda, adi yazılı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin satıcısı olan tarafın, bu taşınmazın mülkiyetini tapuda resmi şekilde aynı zamanda kardeşi olan üçüncü kişiye devretmiş olduğunu, adi yazılı satış vaadi sözleşmesinin alıcısının açtığı tapu iptal davasında taşınmazın satış vaadi sözleşmesi ile satıldığının, kullanıldığının tapuda devralan tarafından bilinmesinin tapu devrini geçersiz kılmayacağına zira satış vaadi sözleşmelerinin ancak akidine karşı talep imkânı veren şahsı hak doğuracağına hükmedilmiş olduğunu, adi yazılı satış vaadi sözleşmesi akitleri arasında hüküm doğuracağını, t aşınmazın kendisine satılması vaat edilmiş olan kişinin sözleşmenin satış vaadi sözleşmesine riayet etmeyen borçlu tarafına karşı ileri sürebileceği tek talebin ise sözleşmeye aykırılık yüzünden uğramış olduğu zararın tazmin edilmesini istemek şeklindeki şahsi hak olacağını, huzurdaki davanın da benzer bir durumu ihtiva etmekte olduğunu, satışı taahhüt edilmiş taşınmazların, başkasına devredilmemekle birlikte, üzerlerinde sınırlı bir ayni hak tanınması durumu da aynı hukuki esaslara tabi olduğunu, bir taşınmaz üzerinde ipotek mevcut olduğu durumlarda da, alıcının, o taşınmazı, ancak üzerindeki ipotek ile birlikte devralabilecek ve satış vaadi sözleşmesinden doğan şahsi hakkını ayni hak sahibi üçüncü kişi konumundaki müvekkili bankaya karşı ileri süremeyecek olduğunu, davacının adi yazılı satış vaadi sözleşmesinden doğan taleplerini yalnızca davalı ...... karşı ileri sürebileceğini, davacının taşınmaz üzerindeki tüm haciz ve takyidatların, bu arada banka lehine olan ipoteklerin de tapudan terkin edilmesi şeklindeki talebinin borçlar hukuku ve eşya hukukunun temel ilke ve prensipleriyle bağdaşmadığını, davacının ....... ile adi yazılı satış vaadi sözleşmesinin imzalandığı tarihte tapuda ipotek bulunmadığı, davacının bu tapu kaydına güvenerek sözleşme imzaladığı davacı için bu açıdan aleniyet ilkesinin geçerli olduğunun ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, eşya hukukumuzun amir hükümleri gereğince "aleniyet" ve "tapuya güven ilkeleri" yalnızca ayni haklar için söz konusu olduğunu, bu nedenle ayni hak sahibi olan müvekkili banka’nın bu ilkelere dayanması mümkün iken şahsi hak sahibi olan davacının bu ilkelere dayanmasının hukuken mümkün bulunmadığını, alıcıların satış vaadi sözleşmesini gerçek malik olan ....... ile yapmış olduklarını, davacının ....... ile imza ettiği adi yazılı satış vaadi sözleşmesi davacıya şahsi bir hak tanıdığından tapu siciline güvenle bir kişisel hakkın kazanılması mümkün olmadığını, kişisel bir hak iddiasında bulunan kişinin iyiniyetli olmasının da bu durumu değiştirmeyeceğini, davacının tapu kaydına güvenerek satış vaadi sözleşmesi imzaladığını ve aleniyet kuralının geçerli olduğunu ileri sürmesinin mümkün olmadığını, davacı alıcının satış vaadi sözleşmesinin imzası tarihinde tapu kütüğünde malik olarak satış vaat eden .......’nın gördüğünü ve iyiniyetli olduğunu ileri sürmesinin hukuken mümkün olmadığını, zira satış vaadi sözleşmesinin ayni hak kazandırmadığını, alıcının iyiniyetli olup olmadığından bahsedilemeyecek olduğunu, esas itibariyle konu bu noktadan değerlendirildiğinde satış vaadi sözleşmesi yapılırken, satışı vaat eden kişinin malik olduğunu gören kimse, satış vaadinden sonra malikin o taşınmazı başka bir kişiye devredebileceğini veya bir ayni hak ile taşınmazı yükleyebileceğini de bilebilecek durumda olduğunu, zaten kanun koyucu satış vaadinde alıcının bu tarz riskler karşısında haklarını korumak açısından satış vaadinin şerh edilmesi imkânını getirmiş olduğunu, alıcı bu şerh imkânını kullanmadan, tamamen satıcıya güvenmiş olduğundan, maruz kaldığı durumda da ancak satıcıdan talepte bulunabilecek olduğunu, şahsi hakka dayalı huzurdaki tescile zorlama talepli dava ile ipoteğin fekkinin talep edilemeyeceğini, iş bu davada davacının, ayni neticeli talebe konu olan taşınmazda mülkiyet hakkına veya herhangi bir sınırlı aynî hakka sahip olmadığını, burada davacının, borçlar öğretisi sahasındaki aynen ifa talepli davasında, temelde yatan bir kazandırıcı işleme dayalı olarak sahip olduğu alacak hakkından ötürü, davalıdan tescilin adına yapılmasını istemekte olduğunu, davanın davalı tarafından tescilin iradî olarak gerçekleştirilmemesi sonucu açılmakta olduğunu, 30.9.1988 TARİHLİ, ..... Esas, ..... Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu(YİBGK) kararı gereğince de ipoteğin fekkinin talep edilemeyeceğini, belirtilen bu kararda; “ gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin şekil şartına uygun olmaması sebebiyle geçersizliğinin, edimini yerine getirmemiş olan sözleşme tarafınca ileri sürülmesinin (M.K. 2. Maddesine) hakkın kötüye kullanılmaması ilkesine aykırı olacağı” kabul edilmiş olduğunu, davalı ....... benzer nitelikteki davalarda işbu YİBGK kararına dayanılarak verilen münferit kararları emsal olarak sunmakta olduğunu, ancak anılan YİBGK kararı gereğince de üçüncü kişi durumundaki müvekkili bankaya herhangi bir talep ileri sürülebilmesinin, ipoteğin fek edilmesinin hukuken mümkün bulunmadığını, kararın gerekçesinde açıklandığı üzere; "Kanun önünde eşitlik ilkesinin" ihlal edildiği yolundaki görüş; gösterilen gerekçeler karşısında varit olmadığı gibi, şekle aykırı sözleşmeye tapulu taşınmaz satımı yapan satıcının tapuda mülkiyeti devir işlemine yanaşmadığı her olayda hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı gözetilerek cebren tescil isteminin kabul edilmesi de yasamızın sistemiyle bağdaşmaz. Bu içtihadı birleştirme kararıyla Eşya Hukukuna hâkim olan prensiplerin büyük ölçüde değiştirildiği iddiasına da katılmak mümkün olamaz. Cebri tescil istemi, ayni değil, kişisel bir haktır. Geçersiz sözleşmeye dayanarak tescil talebinde bulunan kimsenin bu davasının kabul edilebilmesi, dava açılmadan veya tescil kararı verilmeden önce taşınmazın mülkiyetinin üçüncü şahsa geçmemiş bulunması şartına da bağlıdır. Başka bir anlatımla, kural olarak ifa ( tescil ) davası geçersiz sözleşmenin tarafları arasında rüyet edilecektir. Tapu sicilindeki kayda güvenen iyi niyetli üçüncü şahsa tescil kararından önce taşınmazın mülkiyeti geçirilmiş ise elbette geçersiz sözleşmeye dayanan kişi olarak satın alanın tescil isteminin de yasal dayanağı kalmaz. (MK. md. 931 )” denilmekte olduğunu, müvekkili banka adi yazılı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin tarafı olmadığından şekil şartına uygun yapılmayan sözleşmeye dayanarak müvekkilinden bir talepte bulunulduğunda, müvekkili banka tarafından adi yazılı satış vaadi sözleşmesinin geçersizliğinin ileri sürülebilecek olduğunu, bu hususun M.K. 2. maddeye de aykırılık teşkil etmediğini, müvekkili bankanın ipoteği dava açılmadan önce tapuya tescil edildiğinden; geçersiz bir sözleşmeye dayanarak tescil talebinde bulunan davacının ipotek ve sair takyidatların da kaldırılması yönündeki talebinin hukuka uygun olmadığını, müvekkili bankanın, YİBGK kararında da belirtilen tapu sicilindeki kayda güvenen iyi niyetli üçüncü şahıs olduğunu, tapu siciline güvenerek aldığı ipotekten dolayı mülkiyeti devralan üçüncü şahıs gibi, ayni hak sahibi olduğunu, bu nedenle davacının ipoteğin de kaldırılması talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, 30.9.1988 tarihli, ..... Esas, ..... Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararında ayrıca; "...Çünkü, nitelikleri itibariyle emredici bulunan ve hâkim tarafından re'sen gözetilmesi gereken şekle aykırılık ile hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı bir uyuşmazlıkta çatıştığında; hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı ile şekil şartı kuralının aşılabilmesi için olayın özelliği büyük önem taşımaktadır. Bu hal, Medeni Kanun'un 2. Maddesinin 2.fıkrasında düzenlenen kuralın taliliğinin (ikincilliğinin) tabi bir sonucudur. ..." denilmekte olduğunu, dolayısıyla YİBGK kararı gereğince her davada her durum kendi dinamikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, davaya konu olayda müvekkili Banka tarafından diğer davalı .......'ya kullandırılan ticari kredilerin teminatını teşkil etmek üzere dava konusu taşınmaza tapu siciline güven duyurularak ipotek tesis edilmiş olduğunu, ipoteğin tesis edildiği tarihte taşınmazın kaydında başkaca herhangi bir takyidat ve şerh bulunmadığını, müvekkili bankanın iyi niyetli 3.kişi olarak, kredi kullandırmak suretiyle alacağı riski teminata bağlandığı inancı ile tapu siciline güven duyarak kredi kullandırmış olduğunu, şekil şartlarına uygun olmayan adi yazılı gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri geçersiz olduğundan ve ancak tarafları arasında şahsi hak doğuracağından, İçtihadı Birleştirme Genel Kurul Kararına göre ise davacı ile ....... arasında imzalanan, yasanın emrettiği şekle uygun düzenlenmediği için hukuken geçerli olmayan satış vaadi sözleşmesinin geçerliliği, taşınmazı devir alan veya üzerinde lehine ayni hak tesis edilen mutlak ayni hak sahibi kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden, davacının ipoteğin fekkine ilişkin talebinin YİBGK kararı gereğince de reddi gerektiğini, adi yazılı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin imza tarihinde taşınmaz üzerinde ipotek bulunmadığına ilişkin iddiaları gerçeğe aykırı olduğunu, dilekçenin giriş bölümünde de belirtildiği üzere davalı .......'nın, dava konusu taşınmazın bulunduğu ..... Projesinin inşaat maliyetlerinin finansmanı için öncelikle dava dışı ....... Bank A.Ş.’den kredi kullanmış ve bu kredinin teminatı olmak üzere 27.05.2013 yılında ....... Banka A.Ş. lehine 950 milyon TL tutarlı 1. dereceden ipotek tesis edilmiş olduğunu, davalı .......'nın, daha sonra hem ....... Bank’a olan kredisini ödeyerek kapatmak (refinansman) hem de kalan inşat harcamalarını finanse etmek için müvekkili bankadan 1.325.000.000-TL limitli GKS’ne dayanarak 750.000.000-TL ticari kredi kullanmış olduğunu, bu krediyi temin etmek üzere taşınmaz üzerine 25.10.2016 tarihinde bu kez müvekkili banka lehine 2. dereceden ipotek tesis edilmiş olduğunu, .......’nın müvekkili bankadan kullandığı kredi ile ....... Banka A.Ş.’e olan borcunu ödemesi üzerine, ....... Bank A.Ş. tarafından 1. derecedeki ipotek fek edilmiş ve serbest dereceden istifade hakkı ile müvekkili banka lehine tesis edilen 2. derece ipoteğin 1.dereceye çıkmış olduğunu, görüldüğü üzere dava konusu taşınmaz üzerinde müvekkili banka lehine ipotek kurulduğu tarihte ZATEN HALİHAZIRDA DİĞER BANKA .... bank lehine ilki 27.05.2013 tarihinde kurulmuş ve takiben tutar artırım ve tevhit işlemleri ile 950.000.000-TL. tutarına ulaşmış 1.derecede bir ipotek bulunduğunu, taşınmazın 2013 yılından itibaren tüm sicil kayıtlarının ipotek veya sair takyidat bilgilerinin tapu sicil müdürlüğünden sorulmasını talep ediyor olduklarını, dolayısıyla, tapu siciline güven ile kişisel bir hakkın kazanılamayacağı hususunun işbu dilekçedeki açıklamaları ile sabit olmakla birlikte tüketicilerin, ..... bank’ın ipoteği kurulmadan evvel ....... ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzaladıkları, işbu tarihte sözleşmeye konu taşınmazın her türlü takyidattan ari olduğu, herhangi bir ipotek bulunmadığı, tapu siciline güvenerek satış vaadi sözleşmesi imzaladıkları yönündeki iddialarının da gerçeğe aykırı olduğu hususunun tapu kayıtları ile sabit olduğunu, zira, Medeni Kanun’unun 1020. Maddesinde yer alan “Tapu sicili herkese açıktır. İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini ve bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir.” hükmü gereğince davacı ilgili tapu sicilini inceleyip taşınmaz üzerinde üçüncü kişiler lehine tesis edilen ipotek vesair gibi ayni hakları tespit edebilme imkanına sahip iken bu şekilde bir araştırma yapmadan halihazırda zaten ipotek ile yüklü taşınmazın satın alınması için adi yazılı sözleşme imzalamış olduğunu, ipoteğin tesisi esnasında taşınmazın davacıya satıldığının müvekkili tarafından bilinmediğini, aksi yöndeki iddianın mesnetsiz ve afaki olduğunu, müvekkili bankanın, dava konusu iddia edilen harici satıştan ipotek tesisi anında habersiz olduğunu, bu satışı bilmediği gibi bilebilecek durumda da olmadığını, kaldı ki, yukarıdaki bölümde açıklanan Yargıtay ...... Hukuk Dairesi 23.06.1987, ..... E., ..... K. sayılı kararında yer alan" davalının tapuya şerh edilmeyerek hukuken güçlendirilmeyen satış vaadi sözleşmesinin varlığını ve dava konusu paylara isabet eden yerleri davacının kullandığını mücerret bilmesi ve onun satıcı ile kardeş olması, tapudaki iktisabını geçersiz kılmaz” şeklindeki hükümden de gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin varlığı bilinse idi dahi bu durumun ayni bir hak olan ipoteği geçersiz kılmayacağını, bu nedenle, davacının bu iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili bankanın taraflar arasında akdedilen harici satış sözleşmesini bilmediği gibi bilebilecek durumda da olmadığını, diğer davalının bankaya sunulan mali verilerinde, dava konusu taşınmazın satıldığına dair bilgi bulunmadığını, ....... firması ile ilgili olarak bankaya sunulan hiç bir mali veride, davacıya ait taşınmazın satıldığına dair bilgi bulunmadığını, müvekkili bankanın, dava konusu iddia edilen harici satıştan ipotek tesisi anında habersiz olduğunu, bu satışı bilmediği gibi bilebilecek durumda da olmadığın,ı davacının, harici satış sözleşmesini basit bir işlemle tapuya işleterek bu satışa aleniyet kazandırabileceği halde, bunu yapmayarak kendi zararına kendisinin sebep olduğunu, ayrıca, huzurdaki davayı açarak, ipotek satış işlemlerinin durdurulmasını sağlayarak müvekkili bankanın ipotekten kaynaklanan haklarını kullanmasına engel olduğunu, davanın, tamamen davacının kendi ihmal ve kusurundan meydana gelmiş olduğunu, buna rağmen, asıl mağdurun olayda ipotekten kaynaklanan hakkı engellenen müvekkili banka olduğunu, davacının, haksız ve mesnetsiz bu iddiasını ispatlar dosyaya hiç bir delil sunmamış olduğunu, bu nedenle, davacının bu iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, diğer davalı bilançolarında, ekpertiz raporlarında, istihbarat kaydında hangi bağımsız bölümün satıldığı yönünde bilgi bulunmadığını, bu nedenle, dava konusu bağımsız bölümün davacıya haricen devredildiğinin ipoteğin tesisinde tespit edilmesinin imkansız olduğunu, diğer davalı .......'nın tutulan ticari defter kayıtlarında, kendi adına kayıtlı taşınmazların listesi, bu taşınmazların hangilerinin kime satıldığı, peşinat ya da taksit tutarları, satış vaadi sözleşmeleri gibi hiçbir bilgi bulunmadığını, diğer davalı firmanın ticari defterlerinde, taşınmaz tapu kaydı yazılı olmadığı gibi hangi taşınmazların satış vaadine konu edildiğinin bilanço/defter/mizan incelemesinin tespitinin mümkün olmadığını, diğer bir deyişle ..... ait ticari defterler ile sabit olduğu üzere müvekkili bankanın, davacı asil ile ....... arasındaki alım-satım ilişkisine vakıf olabilecek hiçbir belge ya da bilgiye sahip olmadığından bilirkişinin müvekkili bankanın iyiniyetli olmadığı yönündeki ilk derece mahkemesinin değerlendirmeleri dayanaksız olduğunun da ortada olduğunu, dava konusu bağımsız bölümün davacıya haricen devredildiğinin ipoteğin tesisinde tespit edilmesinin imkansız olduğunu, davaya konu taşınmaz ile ilgili olarak herhangi bir bankadan Konut kredisi veya Bağlı Konut Kredisi kullanma durumu olmadığından dolayı daire bazında Tüketici kredisi kapsamında ekspertiz yapılmamakta olduğunu, kaldı ki huzurdaki dava dosyasına konu uyuşmazlıkta, müvekkili banka tarafından yaptırılan değerleme; Kredi Riski Azaltım Tekniklerine İlişkin Tebliğ’in 21/1 ve 62/1 maddeleri uyarınca gayrimenkullerin sermaye yeterliliği kapsamında teminat olarak dikkate alınabilmesi için gayrimenkulün değerinin tespiti hususunda olduğunu, bu minvalde müvekkili bankaya mevzuatla dahi öngörülmemiş bir sorumluluk yüklenerek dava konusu taşınmaz bakımından ekspertiz yapılmasını beklemek ve yapılmaması sebebiyle basiretli bir tacir gibi davranmadığına kanaat getirilerek müvekkili banka lehine tesis ve tescil edilen ipoteğin fekkine karar verilmesinin hukuka aykırılığa dayalı hatalı bir değerlendirme teşkil edeceğini, davacı müvekkili bankadan, dava konusu taşınmaz ile ilgili KONUT KREDİSİ kullanmadığından bahisle davacı ile davalı banka arasında ekspertiz yaptırılmasını gerekli kılacak bir işlemin oluşmadığı, söz konusu taşınmazın satışı ve kredi (Konut Kredisi veya Bağlı Konut Kredisi/Tüketici Kredisi) kullandırılmasına ilişkin bir durumun mevcut olmaması dikkate alındığında müvekkili bankadan davaya konu taşınmaz için ekspertiz yaptırılmasının beklenmesinin yerinde olmadığı, dava dosyasında mübrez bulunan ve müvekkili banka ile diğer davalı firma arasında akdolunan ticari kredi ilişkisi dolayısıyla gerçekleştirilen ekspertizlerin Türk Ticaret Kanunu gereğince özensizlik sayılamayacağından müvekkili banka tarafından tesis edilen ipoteğin nispi hakka karşı terkini mümkün bulunmadığını, uyuşmazlığa konu taşınmaz bakımından ifa imkansızlığı mevcut olup davacının taleplerinin reddi gerektiğini, her ne kadar uyuşmazlık konusu taşınmaz ....... adına kayıtlı olsada taşınmaz üzerinde bulunan tahkikatlar davacı ve ....... arasındaki sözleşmenin amacına uygun düşmemekte ve ifa yönünden imkansızlık teşkil etmekte olduğunu, sonraki imkansızlık halinin sonucu açıp olup aynen ifa yerini kusur halinde tazminat kusursuzluk halinde ise sorumluluk ortadan kalkmakta olduğunu, işbu sebeple davacının tahkikatlardan ari tapu iptal ve tescil talebinin reddi gerektiğini, davaya konu taşınmazın davacı adına tescili ile ödenen bedelin iadesinin hukuken mümkün olmadığını, işbu uyuşmazlıkta davacının aynen ifa ile birlikte gecikme tazminatından vazgeçtiğini bildirmediği gibi öncelikli olarak taşınmazın adına tescilini talep ederek aynen ifadan vazgeçmediğini de ortaya koymuş olduğunu, bu halde davacının seçimlik haklarını hukuken kullanamayacağı açık olup davacının bu taleplerinin reddi gerektiğini, davacının kötü niyetli olduğunu, kendisinden beklenen makul bir özeni göstermeyen davacının bu ihmalinden kaynaklı olarak uğrayacağı zararları 3. kişiye yükletemeyeceğinin genel hukuk prensipleriyle sabit olduğunu, bu nedenle müvekkili hakkında kötüniyet iddiasında bulunulmasının hukuki olmadığını, zira hiç kimsenin kendi kusurundan faydalanamayacağını ve bu nedenle kaynaklanan bir zararı başkasına yükletemeyeceğini, bu durumda, davacının bilerek imzaladığı ve tapuya şerh ettirmediği adi yazılı satış vaadi sözleşmesinin sonuçlarına katlanması gerekeceğini, ....... Kiralama A.Ş. lehine tesis edilen ipotek hakkının müvekkili bankaya devir ve temlik olduğunu, .... Kiralama A.Ş lehine tesis ve tescil edilen ipotek hakkının müvekkili ..... BANK T.A.Ş.'ye Beyoğlu ..... Noterliğinin 22.02.2021 tarih .... yevmiye numaralı ''Alacağın Devri Sözleşmesi'' ile devir ve temlik edilmiş olduğunu, söz konusu devir nedeni ile ..... Kiralama A.Ş.'nin işbu davada taraf sıfatı ortadan kalkmış olup diğer davalı ..... kullanmış olduğu Finansal Kiralama sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın teminatını teşkil etmek üzere ipotek tesis edilmiş olmakla birlikte, yapılan ipotek tesis ve tescil işlemi ile devri ve temlik işleminde usul ve yasaya aykırılık bulunmamakla birlikte söz konusu ..... Kiralama A.Ş. lehine tesis edilen ancak devir ve temlik olunan işbu ipoteğin de fekki talebi yerinde olmadığını, devir ve temlik eden ..... Kiralama A.Ş.' nin dava dosyasında mübrez davaya cevap dilekçesi dava dosyasında mevcut olup tekrara düşmemek adına ipotek hakkını devir ve temlik eden ..... Kiralama A.Ş. ve ipotek hakkını devir ve temlik alan müvekkili banka yönünden ipoteğin fekki talebinin reddine karar verilmesini talep ediyor olduklarını, davanın açılmasına müvekkili banka sebebiyet vermediğinden dava mahkeme masrafları ve vekâlet ücreti talebinin reddi ile bunların tümüyle davacı üzerinde bırakılmasını talep ediyor olduklarını, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddi gerektiğini beyanla; yukarıda açıklanan ve emsal İstanbul BAM ..... H.D. ...... E. ..... K. sayılı █████/2022 tarihli kararı gereğince davalı ....... firmasının iflas etmiş olması nedeniyle İİK.230 hükmü gereği davanın konusunun ortadan kalktığı ve kayıt kabul davasına dönüştüğü keza, ikinci alacaklılar toplantısı beklenilmesi gerektiği hususu gözetilerek ve yine mahkemece resen tespit edilecek nedenlerle; öncelikle davanın İstanbul (Çağlayan) Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, adi yazılı sözleşmeden doğan şahsı hak mutlak nitelikteki ayni hak sahibi üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden ve ihbar olunan aleyhine hüküm kurulayacağından müvekkili banka yönünden davanın reddine, yargılama gideri ile avukatlık ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ......A.Ş.'ye usulüne uygun tebligat yapıldığı, ancak davaya cevap verilmediği görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dosyanın mahkememize Bakırköy ..... Tüketici Mahkemesi'nin ..... Esas ..... Karar sayılı kesinleşmiş görevsizlik kararı ile tevzi edildiği anlaşıldı.
Bakırköy ..... Tüketici Mahkemesi'nin ..... Esas, ...... Karar sayılı █████/2026 tarihli kesinleşmiş görevsizlik kararı ile Mahkememize tevzi edilen dava dosyası Mahkememiz ..... esasına kaydı yapılmıştır.
Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ..... esas sayılı dosyası ile davanın kabulüne, ....... İnşaat San. Ve Tic. A.Ş.’nin 30.03.2021 günü saat 14:24 itibarıyla iflasına karar verildiği, iflas kararının kesinleştiği sabittir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ...... Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki dosyalarda adi yazılı yapılan sözleşmeler yönünden Tüketici Mahkemeleri tarafından verilen tapu iptali ve tescil taleplerinin kabulüne ilişkin kararların kaldırılmasına karar verildiği, verilen kararların gerekçesinde ise; "davaya adi yazılı sözleşmeden kaynaklanan tapu iptal ve tescil isteme hakkı şahsi hak bahşettiğinden ve dayanak adi yazılı temlik sözleşmesi tapu siciline şerh verilmediğinden davacının mülkiyet aktarımı isteminin kabulüne olanak yoktur. Davalı şirketin iflasıyla, davalı iflas idaresince taahhüdün aynen ifası yoluna gidilmediğinden artık tapu iptali ve tescil istemi İİK'nın 198. maddesi uyarınca para alacağına dönüşmüştür. İİK'nın 198. maddesi uyarınca davacının mevzuu para olmayan alacağı ona muadil bir kıymette para alacağına çevrileceğinden ve bu kıymetin taşınmazın iflas tarihi itibariyle belirlenecek kıymeti olacağı da sabittir." hususlarına yer verildiği görülmektedir.
Görevsiz Bakırköy ...... Tüketici Mahkemesi'nce refakate bir inşaat mühendisi (aynı zamanda gayrimenkul değerleme uzmanı) bilirkişi alınarak mahallinde █████/2023 günü saat 11:30 itibariyle keşif icrasına karar verilmiş olup, İnşaat Mühendisi bilirkişi ..... █████/2023 tarihli raporunda özetle; davacı ...... ile davalı şirket arasında █████/2014 tarihinde yapılan konut satış
sözleşmesi ile, : İstanbul İli Esenyurt İlçesi, Kapadik köyünde bulunan ..... ada Büyükada
Blok 20. Kat 386 no’ lu takriben 81,91 m2 (2+1) bağımsız bölüm toplam 290.700,00 TL
bedel ile kaba inşaat satışının yapıldığını, dava konusu taşınmazın davalı ..... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. adına kayıtlı
olduğunu, dava konusu bağımsız bölümün yer aldığı anagarimenkulün tamamlanma seviyesinin yaklaşık %65 olduğunu, bağımsız bölümün sözleşme şartlarında kaba inşaat tamamlanmış hali ile dava tarihinde rayiç
piyasa değerinin 2.887.500,00 TL TL olabileceğini, takyidattan ari olarak tapu iptal ve tescil yönünden takdirin mahkemeye ait olduğunu bildirmiştir.
Görevsiz Bakırköy ...... Tüketici Mahkemesi'nce dosyanın önceki bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişiye tevdi ile dava konusu taşınmazın davalı .......' nın iflas tarihi olan █████/2021 tarihi itibariyle sözleşmeye göre tamamlanmış halinin rayiç değerinin belirlenmesinin istenmesine karar verilmiş olup, kök rapor sunan bilirkişi █████/2024 tarihli ek raporunda özetle; dava konusu dairenin iflas tarihi itibariyle rayiç değerinin 620.000,00 TL olacağı görüş ve
kanaatine varılmış olduğunu, bu hesaba göre, taşınmazın sözleşmede belirtildiği şekilde teslim edilmiş olması durumuna göre
bağımsız bölüm Rayiç değeri: 620.000,00 x%82,50=511.500,00 TL olarak hesaplanmış olduğunu bildirmiştir.
Somut olayda; davacının tapu iptali ve tescil talepli dava açtığı, dava konusu taşınmazın davalı ....... İnşaat San. Ve Tic. A.Ş adına kayıtlı olduğu, davalı şirket hakkında kesinleşen mahkeme ilamı ile █████/2021 tarihi 14:24 itibarıyla iflas kararı verildiği, davanın Mahkememiz yönünden bağlayıcı olan istinaf kararı uyarınca kayıt kabul davası olduğunun kabulü gerektiği, yukarıda yer verilen açıklamalar kapsamında davacının asıl talebi yönünden tapu iptali tescil talebinin yerinde olmadığı, dosyada mevcut raporlar kapsamında dava konusu taşınmazın inşaatının tamamlanmadığı, taşınmazın iflas tarihi itibari ile tamamlanma oranının % 82,50 olduğu, taşınmazın sözleşmede belirtildiği şekilde teslim edilmiş olması halinde değerinin 620.000,00 TL olacağı, buna göre iflas tarihi itibari ile sözleşmeye göre tamamlanmış haldeki değerinin 511.500,00 TL olduğu görülmekle işbu bedel üzerinden davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davacı tarafın; asıl talebi tapu iptal tescil olduğundan zorunlu dava arkadaşlığı bulunan ipotek alacaklısı ..... bank .... Anonim Şirketi aleyhine işbu davayı ikame ettiği ve davalılar arasındaki zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan davalı olarak gösterildiği anlaşılmıştır. Bu haliyle davacının işbu davalılar yönünden davaların açılmasında doğrudan kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 331/1. Maddesi gereğince belirtilen davalı yönünden davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davacı tarafın tapu iptali ve tescil talebinin REDDİNE,
2-Davacının müflis şirketten olan 511.500,00 TL nakdi alacağının Bakırköy ..... İflas Müdürlüğünün ..... esas sayılı iflas dosyasına KAYIT VE KABULÜNE,
3-Davalı .... bank ..... A.Ş'ye karşı açılan dava konusuz kaldığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
4-Alınması gereken 732,00 TL harcın davalı (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde .....A.Ş.'den alınarak hazineye gelir KAYDINA,
5-Davacı tarafça sarf edilen bilirkişi, tebligat, posta ve keşif masrafı 6.692,35 TL yargılama giderinin davalı (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ...A.Ş.'den alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6-Davalı (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ....A.Ş. tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
7-Davalı ..... bank T.A.Ş. tarafından sarf edilen 89,75 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya VERİLMESİNE,
8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davalı (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde .....A.Ş.'den alınarak davacıya VERİLMESİNE,
9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine İADESİNE,
Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.█████/2026
Katip .....
Hakim ......

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!