Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, ticari uyuşmazlıklarda banka havalesiyle gönderilen paraların ödünç niteliği ve itirazın iptali ile icra inkar tazminatı kararının istinaf incelemesi.
Özet: Bir şirket, başka bir şirkete borç olarak gönderilen 125.000 TLnin tahsili için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamı talebiyle dava açmış; yerel mahkeme, tarafların ticari defterleri ve banka dekontları üzerinden yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda, davalının davacıya 125.000 TL borçlu olduğuna karar vererek itirazın iptaline ve takibin devamına, ayrıca %20 icra inkar tazminatına hükmetmiş, bu karara karşı davalı taraf istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

T.C.
ERZURUMBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ3. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : █████████ KARAR NO : ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : █████/2024 (Karar)NUMARASI : ████████ Esas, ████████ KararDAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)KARAR TARİHİ : █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından davalı şirkete █████/2020 tarihli dekont ile 25.000,00-TL; █████/2020 tarihli dekont ile 100.000,00-TL borç olarak gönderildiğini, söz konusu bedeller karşılığında müvekkili şirket aleyhine kesilmiş herhangi bir fatura veya hizmet, mal teslimi olmadığını, davalı taraf müvekkili adına başlatılan icra takibine itiraz ederek takibi durdurduğunu, sermaye şirketleri tacir vasfına haiz olduğunu, tacirlerin ise ticari olmayan bir işleri olamayacağını, tacirlerin yaptıkları ödemelerin bir mal teslimi veya hizmete dair olması gerektiğini, yapılan ödemelerin fatura karşılığı olması gerektiğini, fatura karşılığı yapılmayan ödemeler ancak avans niteliği taşıyabileceğini, borçlu davalının itirazının haksızlığının açık olduğunu, bu nedenle %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ettiklerini, fazlaya ilişkin talep ve dava açma hakkı saklı kalmak kaydıyla; davalarının kabulü ile Erzurum ... İcra Dairesinin 2021/... Esas sayılı dosyaya yapılan itirazın iptali ile takibin devamını karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava açmadan önce arabuluculuğa başvuru yapmadığını, davacı alacağını ödünce dayandırmış olmasına karşın ödüncün istenilmesinden itirazın iptaline konu geçerli bir icra takibinden ve alacaktan söz edilemeyeceğini, davacının dava dilekçesinde alacaklı olduğunu iddia ettiği borcun nedenini göstermemiş olduğunu, davasını somutlandırmadığın, itirazın iptali davalarında ispat yükü davacının olduğunu, ispat eder nitelikte herhangi bir belge sunmadığını, davacının dava dilekçesinde sunmuş olduğu açıklama yer almayan banka havalelerinin borç olarak gönderildiğinin kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin davacı yana borcunun olması bir yana müvekkili şirket davacı şirketten alacaklı olduğunu, davanın öncelikle dava şartı yokluğundan, aksi halde ödünç iddiasına ilişkin ihtar şartı yerine getirilmediğinden usulden reddini, aksi halde esastan reddini, davacının icra inkar tazminatı talebinin reddini, davacının asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini karar verilmesini savunmuştur. YEREL MAHKEME KARARI; Mahkemece, "... Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Mahkememizce HMK'nın 222. maddesi gereğince taraf defterlerinin incelenmesi için dosya bilirkişiye tevdii edilmiş, her iki şirketin kayıtları bağlamında 2018 yılı hariç, diğer yıllar itibariyle uyumlu olmadıkları, 31.12.2021 tarihi itibariyle davalı şirketin davacı şirkete 263.585,45 TL borçlu olduğu, buna karşılık davacı şirketin, davalı şirketten 453.592,94TL tutarında alacağının görüldüğü, davacı şirketin, dava dilekçesinde bu tutarda bir alacaklarının olduğuna ilişkin herhangi bir beyanları olmadığı, somut belge olarak ibraz edilen ... aracılığıyla gönderilen toplamda 125.000,00 TL'sinin esas alınmasından hareketle, davalı ....Danışmanlık İnş. Tah. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin, davacı ... İnş. .... Ltd. Şti.'ne 125.000.00 TL tutarında borçlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı anlaşılmıştır, rapora göre davacının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu anlaşıldığından davacının defterleri lehine delil olarak değerlendirilmiştir, taraf defterlerine göre davacı şirketin davalı şirketten alacaklı olduğu, davacının 125.000,00TL gönderdiğine ilişkin banka dekontu, davalının bu ödemenin farklı bir alacağa ilişkin olduğuna dair kanıt sunmadığı değerlendirildiğinde davacının iş bu davayı açmakta haklı olduğu kanaatine varılmış, davanın kabulü ile, Erzurum.... İcra Müdürlüğünün 2021/... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile, takibin aynen devamına, alacak likit olduğundan asıl alacağın %20'si olan 25.000,00-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle "Davanın kabulü ile, Erzurum... İcra Müdürlüğünün 2021/... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile, takibin aynen devamına, Asıl alacağın %20'si olan 25.000,00-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İSTİNAF İTİRAZLARI: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının alacağını ödünce dayandırmış olmasına karşın ödüncün istenilmesine dair hukuki prosedürü yerine getirmediğinden itirazın iptaline konu geçerli bir icra takibinden ve alacaktan söz edilemeyeceğini, davacının toplamdan 125.000,00-TL'yi müvekkil şirkete borç olarak gönderdiğini iddia ettiğini, davacının sözleşmenin varlığını iddia etmiş ise de borç olarak gönderilen tutarın ne zaman iade edileceğine dair dosyaya herhangi bir sözleşme sunamadığını, davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, TBK'nın 392. maddesine göre tüketim ödüncü sözleşmesinde belirli bir sürenin veya fesih bildirimi üzerine derhal yahut bir müddet sonra iade borcunun muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünç alan ödünç konusunu ilk talepten başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü olmayacağını, davacının gerekli prosedürü yerine getirmediğinden ortada hukuken geçerli bir icra takibinden bahsedilemeyeceği gibi itirazın iptalinden de bahsedilemeyeceğini, davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu yöndeki itirazlarının dikkate alınmadan davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının dava dilekçesinde alacaklı olduğunu iddia ettiği borcun nedenini göstermediğini, davasını somutlaştıramadığını, itirazın iptali davalarında ispat yükünün davacıda olduğunu, davacının alacağını ispat eder nitelikte herhangi bir belge sunmadığını, huzurdaki davada borca itiraz etme sebeplerinin davacıya borçlarının bulunmadığı olduğunu, bu nedenle davacı tarafından davanın ispat edilmesi gerektiğini, zira hukuki ilişkinin varlığını ispat yükünün davacı alacaklı olduğundan alacaklının hukuki ilişkinin yani borcun varlığını kanıtlamak durumunda olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde tacirler arasındaki ilişkinin ticari olduğunu beyan ettiğini, ama taraflar arasında ticari ilişkiye dayanak olarak gönderilmediğini beyan ettiğini, hem de takip talebinde ticari faiz talep ettiğini, davacının çelişkili beyanlarından görüldüğü üzere müvekkili şirketin davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının alacaklı olduğunu iddia miktarların senetle ispat sınırında olduğundan yazılı delil ile alacağını ispat etmesi gerektiğini, aksinin ise taraflarınca ispat edildiği halde yerel mahkemece davanın kabulünün açıkça hatalı olduğunu, davacının davasında hiçbir şekilde ...'a borç verdiğini beyan etmediğini, bir dekont açıklamasına "cari mahsuben" yazdığını, buna karşılık tanık beyanında .... isimli kişiye borç amaçlı gönderildiğini söylediğini, cari hesapla alakasız olduğunu beyan ettiğini, davacının bizzat dava dilekçesinde tacirlerin ticari olmayan ilişkisi olmadığını beyan ettiğini, bu halde davacının müvekkil şirketten alacağı olmadığı, gönderilen tutarın borç ödeme maksatlı olduğunun görüleceğini, müvekkil şirketin davacı tarafa borcunun olması bir yana müvekkil şirketin davacı şirketten alacaklı olduğunu, mahkemece olay ve olgular yanlış değerlendirilerek fahiş hatalı şekilde hüküm tesis edildiğini, bilirkişi raporunda dava konusu edilen havale dekontlarında hiçbir açıklama olmadığı, neye dair olduğunun belirtilmediğinin tespit edildiğini, fakat bu tespite rağmen müvekkilinin bu tutarlar kadar borçlu olduğu kanaatine varılmasının hatalı olduğunu, raporda yapılan diğer fahiş hatanın ise eksik inceleme ve kanaat ile sonuca varılması olduğunu, davacı şirketin 2019 yılı yevmiye defterinin Kars adliyesinde olması nedeniyle ibraz edilemediğinden mukayese imkanı olmadığı belirtilmiş olmasına karşın kanaat bildirildiği ve müvekkilinin davacıya borçlu olduğu yönünde bir sonuca varıldığını, bu hususun da hatalı olduğunu, yine bilirkişilerce dekontta yer alan "cari mahsuben" açıklamasının irdelenmediğinin de görüleceğini, davacı tanığının anlatımı ile bu açıklamanın uyumsuz olduğunu, ticari defter ve belgelerin tamamının incelenmediğini, müvekkil şirket tarafından tutulan ticari defter ve belgelerin ise usule uygun tutulduğunun görüldüğünü, hal böyle iken davacının iddialarının doğru olmadığının aşikar olduğunu, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;Dava, banka havalesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde, davacı vekilinin dava dilekçesinde müvekkili şirket tarafından davalı şirkete dekont ile toplamda 125.000,00 TL borç olarak gönderildiğini, söz konusu bedeller karşılığında müvekkili şirket aleyhine kesilmiş herhangi bir fatura veya hizmet, mal teslimi olmadığını, tacirlerin ise ticari olmayan bir işleri olamayacağını, tacirlerin yaptıkları ödemelerin bir mal teslimi veya hizmete dair olması gerektiğini, yapılan ödemelerin fatura karşılığı olması gerektiğini iddia ederek itirazın iptalini talep ettiği, davalı vekilinin cevap dilekçesinde davanın reddini talep ettiği, mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.1-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 392. Maddesine göre; "Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir." düzenlemesi yer aldığı, bu madde gereğince, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekeceği, yani, madde metninde yazılı hususlar söz konusu değilse ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü olmayacağı, (11. HD, 15.11.2018, E. ██████████, K. █████████). kural bu olmakla birlikte somut olayda; davalı davaya cevap dilekçesiyle ödünç ilişkisini tamamen reddettiğinden ve davacıya borçlu bulunmadığını savunduğundan, borcun 6 haftalık süre içinde ödenmeyeceğinin, ödünç sözleşmesinin borçlusu tarafından ortaya konan irade ile açıkça belirtildiği, TBK 124/b.1 ve Medeni Kanun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı gereğince bu durumda 6 haftalık sürenin beklenilmesine gerek olmadığı (T.C. .... BAM .... HD. █████/2023T. 2022/.... E. 2023/.... K.) anlaşılmakla davalının bu hususa yönelik itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Türk Borçlar Kanunu'nun 555 inci maddesi düzenlemesi;"Havale, havale edenin, kendi hesabına, para, kıymetli evrak ya da diğer bir mislî eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini; bunları kendi adına kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı bir hukuki işlemdir" şeklindedir. Havale bir ödeme vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Yerleşik içtihatlara göre havale, kural olarak bir ödeme vasıtasıdır. Bir başka anlatımla, havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı karineten kabul edilir ve bu karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Günümüzde sıklıkla bankalar aracılığıyla havaleler gerçekleştirilmektedir ve banka havalelerinde havale eden kişi havale evrakına paranın gönderiliş nedenine dair bir açıklama eklenmesini sağlayarak bunun bir borç ödemesi olmadığını vurgulayabilir. Bu niteliği haiz bir açıklamaya rağmen havale eden ile havale alıcısı arasında paranın gönderiliş nedenine ilişkin ihtilaf doğması hâlinde ispat yükünün kimin üzerinde olduğu, her somut olayın özelliğine göre ve bilhassa havale alıcısının açıklamalı gönderi üzerine gerçekleşen hareket şekli de dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenmelidir. (Yargıtay HGK 2022/3-1076 E-████████ K. Sayılı ilamı) Ödünç (ariyet) sözleşmesi ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakması ve ödünç alanında o şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir. Ödünç sözleşmeleri kullanım ödüncü ve tüketim ödünç sözleşmesi olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır. Tüketim ödünç sözleşmesinin düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 386. maddesi uyarınca Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilehbilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da ayvnı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir. Ödünç alanın geri verme borcu, sözleşmenin sona erdiği tarihte muaccel olur. Geri verme borcu TBK'nın 146. Maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre ise TBK'nın 149 ve 392. Maddeleri uyarınca ihbarın yapılabileceği tarihten itibaren işlemeye başlar.Alacaklının başka bir iddiası varsa, diğer bir deyişle alacağının bir alacak borç ilişkisine dayandığını iddia ediyorsa bunu ispatlamak yükümlülüğündedir. (T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi █████/2017 T. █████████ E. █████████ K. T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 26.09.2018 T. ██████████ E. █████████ K. T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi █████/2018 T. █████████ E. ██████████ K.) 3-HMK.nun 188.madde de; taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. (İkrar kavramının tanımı ve aşağıda ikrarın türlerine ilişkin olarak yapılan açıklamalar bakımından ayrıntılı bilgi için,....: Prof. Dr. ...., Hukuk Muhakemeleri Usulü,... Baskı Cilt: ...., Ankara ..., sayfa:.... ve devamı; Prof. Dr. S..., Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1–2, 3. Bası, Formül Matbaası,...1984, Sayfa: 549 ve devamı; Prof. Dr. ..., Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, .... Matbaası,.... 1978, sayfa: 510 ve devamı; Dr. ..., Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/2, sayfa: 212 ve devamı.).İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar. Öğretide ve uygulamada ikrar, yapıldığı yere, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır. Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir. Kapsam yönünden, ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur. İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir. Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz. Vasıflı ikrarda, (gerekçeli inkârda) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir.Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. Yukarıda da değinildiği üzere, öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.T.C. Yargıtay 3. HD'sinin ████████ E. ██████████ K. █████████ E. ██████████ K. Sayılı içtihatlarında belirtildiği üzere "Davalı tarafın ikrar ettiği maddi vakıanın hukuki vasfının ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesi, vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Çünkü vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir.Vasıflı ikrarda, karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğu bildirilir; fakat, bunun hukuki niteliğinin (vasfının) iddia edildiğinden başka olduğu bildirilir. Hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden aleyhine delil teşkil etmeyeceği,bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği genel olarak kabul edilmektedir. Vasıflı ikrarda ispat yükü (6100 sayılı HMK md.190-TMK md. 6 ) vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden (gerekçeli olarak inkar eden) tarafta değildir."4-6100 sayılı Kanun'un Senetle İspat Zorunluluğu başlıklı 200 üncü maddesi; "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. " hükmünü içermektedir.5-6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89 ve 6762 sayılı eTTK’nın 87. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.İtirazın iptali davası ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.Bu davanın açılabilmesi için gereken şartlar anılan Kanun'un 67. maddesinde gösterilmiş olup, buna göre ; 1- İlamsız takip yapılmış olması, 2- Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, 3- Alacaklının, itirazın kaldırılması için İcra mahkemesine başvurmaması, 4-İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, 1 yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır.Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalar da göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Kısmi ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 85. maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkını haizdir. Aynı Kanun’un 86. maddesine göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarihli ve ███████-260 E., ████████ K., 09.06.2010 tarihli ve ███████-262 E. ████████ K, 27.01.2016 tarihli ve ███████-1830 E.,███████ K., 25.04.2018 tarihli ve ███████-903 E., ████████ K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır. Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde: Davacı yan, takip talebinde borcun dayanağı (borcun sebebi) olarak 2 adet banka havale dekontlarını göstermiş ve alacaklı olduğunu bildirmiştir. Davalı yan ise takibe, borca ve yetkiye itiraz ettiğini, alacaklıya takip talebinde belirtilen banka dekotlarından kaynaklanan borcunun bulunmadığını savunmuştur. Yukarıdaki bilgiler ışığında takibe sıkı sıkıya bağlı olduğu özellikle vurgulanan itirazın iptali davasında, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu faturalar çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağı, borç olarak gönderildiğini iddia eden davacının ispat yükünün davacı tarafta bulunduğu, belirtilen usule göre yapılacak incelemede, takibe sıkı sıkıya bağlı olma kuralı ile genel ispat kurallarının ve ispat yöntemlerinin birbiriyle karıştırılmaması gerektiği, bu maddelere göre tespit yapılacak olmasının takibe konu edilmeyen cari taraflar arasındaki tüm ilişki değerlendirilmesi anlamına gelmeyeceği hususları açıktır. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ███████-824 E. ████████ K.)4721 sayılı TMK'nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlü olduğu, yine 6100 sayılı HMK'nın 190. Maddesine göre davanın mahiyeti gereği ispat yükü bakımından kanunda özel bir düzenleme bulunmadığı, öte yandan, 6100 sayılı HMK 190. Madde gereği ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin iddia ettiği olayı ispatlaması gerektiği, bu durumda davacının davaya konu miktarı davalıya ödünç olarak verdiğini davacı-alacaklının ispat etmesi gerektiği, yukarıda emsal olarak belirtilen T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi █████/2017 T. █████████ E. █████████ K. T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 26.09.2018 T. ██████████ E. █████████ K. sayılı kararlarında da izah edildiği üzere havale bir ödeme vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterdiği, bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerektiği, davacı tarafından davalıya gönderilen bedelin neden kaynaklandığını kanıtlama yükümlülüğünün davacıya ait olduğu, bu durumda ispat yükünün banka havalesi ile davalıya borç olarak gönderildiğini iddia eden davacıda olduğu, davacının icra takibinde ve dava dilekçesinde sadece banka havale dekontlarına dayandığı, açıkça cari hesap ilişkisine dayanmadığı, bu sebeple de icra dosyasında ve dava dilekçesinde dayanmadığı cari hesap ilişkisine sonradan dayanmasının yerinde olmadığı, taraflar arasında 6100 sayılı HMK'nın 203/1-a. Maddesi kapsamında akrabalık ilişkisinin olmadığı, davalının da davacının tanık dinletme talebine açıkça muvafakat etmediği, davaya konu banka havalelerinde borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir açıklama bulunmadığı, davacının yaptığı bu havalenin mevcut bir borcun ödemesi olarak kabul edilmesi gerektiği, davacının dava konusu miktarı davalıya borç olarak gönderdiğini ispat etmesi gerektiği, bu haliyle mahkemece cari hesap ilişkisine dayalı olarak davacının alacaklı olduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmesi yerinde değildir. Davacı, davalıya karz ilişkisine dayalı olarak borç para verdiğini ve geri ödenmediğini ileri sürerek, verdiği paranın davalıdan tahsili amacıyla başlattığı takibe vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, gönderilen paranın borç olarak gönderilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir. Bu hali ile davalı, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığını (havale ile para gönderildiğini) kabul etmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının), ileri sürülenden başka olduğunu bildirmek suretiyle gerekçeli inkarda (vasıflı ikrar) bulunmuştur. Öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere vasıflı ikrar (gerekçeli inkar), bölünemeyen ikrarlardan olduğundan bu durumda ispat yükü davacıdadır. Ancak davacı delil olarak banka havale dekontuna dayanmış olup, davaya konu dekontun açıklama kısmında herhangi bir açıklama bulunmadığından bu haliyle davacının iddiasını ispatlamak zorunda olduğu kabul edilmelidir. O halde; mahkemece; dava konusu banka dekontlarındaki miktarların davalıya borç olarak gönderildiğine dair ispat yükünün davacıda olduğu ve yasal delillerle davacının bu iddiasını ispat edemediği dikkate alınarak, davacının dava dilekçesinde deliller kısmında açıkça yemin deliline dayandığı görülmekle davacıya yemin deliline başvurup başvurmayacağı hatırlatılarak yemin deliline başvurulmaması halinde ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi, davacı tarafça yemin deliline başvurulması halinde ise yemin metninin ve yemin metnini havi davetiyenin 6100 sayılı HMK'nın 229. Maddesine uygun şekilde ihtarat içeren davetiyenin ve yemin metninin davalı asile tebliğ edilerek yargılamaya devam edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile HMK 353/(1).a.6 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, sair istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KISMEN KABULÜ ile, mahkemece verilen hükmün HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, sair istinaf itirazlarının reddine,2-Dava dosyasının HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3-İstinaf kanun yolu başvurusu sırasında alınan peşin harçların yatıran tarafa iadesine, 4-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesinde verilecek yeni kararda dikkate alınmasına,5-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi doğrultusunda yatırılan teminat olması halinde yatıran tarafa İADESİNE,6-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 26.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.