İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin, 2.000.000 TL alacakla ilgili ticari hizmet ve yedek parça anlaşmazlığından kaynaklanan icra takibine itirazın iptali davasına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının, davalılardan ekipman ve hizmet tedariki karşılığında ödediğini iddia ettiği 2.000.000 TLnin tahsili için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle açılan davanın istinaf incelemesini konu almakta; davacı, ödemenin yapıldığını WhatsApp yazışmaları ve tanıklarla kanıtlamaya çalışırken, davalılar, parayı almadıklarını, söz konusu ödemenin kendi tedarikçilerine yapıldığını ve yetkili davalının kişisel olarak ticari ilişkisi olmadığını savunarak davanın reddini talep etmektedir.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2025
NUMARASI : ████████ Esas ████████ Karar
DAVANIN KONUSU : İTİRAZIN İPTALİ
BAM KARAR TARİHİ : █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026
Davacı vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalılar arasında hizmet ve yedek parça alımına ilişkin anlaşma yapıldığını, müvekkilinin anlaşmaya istinaden bir miktar ücret ödediğini ancak anlaşılan hizmeti davalılardan alamadığını, sulh yoluyla anlaşmazlığı çözmeye çalıştığını ancak olumlu geri dönüş alamadığını, Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün █████████ Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlattıklarını, davalıların icra takibine itiraz ederek takibi durdurduğunu, arabuluculuğa başvurduklarını ancak anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin davalılardan ekipman tedarik etmek amacıyla anlaştığını, müvekkilinin sahibi olduğu şirket ile davalı şirket arasında yapılan sözleşmede davalıların sözleşmeye konu ekipmanları müvekkiline tedarik etmeyi kabul ettiklerini, müvekkilinden kendi tedarikçilerine ödeme yapabilmek için 2.000.000,00 TL tutarlı ödeme talep ettiklerini, müvekkilinin talep edilen ücreti davalı ... Şti. yöneticisi olan davalı ...’a .... Şubesinde 21.02.2024 tarihinde ...’a elden verdiğini, bu ödemeyi ...’un temsilcisi olduğu ... Şti. adına yaptığını, 2 nolu davalı .... Şti.’nin de 22.02.2024 tarihinde tedarikçisi olan .... .. A.Ş.'ye cari hesap ödemesi ile 2.000.000 TL ödeme yaptığını, tanık .... isimli kişi ile elden yapılan ödemeyi kanıtlayacağını, banka güvenlik kamera kayıtları ve tanıkları ile yazılı delil başlangıcı olan bu hususu ispatlayacaklarını, dosyada Rusça olarak düzenlenmiş olan whatsap kayıtlarında da ödemenin davalıya yapıldığının belirlendiğini, paranın iadesi istendiğini ancak iade edilmediğini, davalı ...’la bir çok whatsapp yazışması yaptığını davalının borcu kabul ettiğini, ödemek istediğini beyan ettiğini, ancak herhangi bir ödeme yapmadığını, borcun yapılandırılmasını talep ettiğini, müvekkilinin yapılandırmayı kabul ettiğini ancak yine ödeme yapılmadığını, Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün █████████ Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlattıklarını, davalıların takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu belirterek itirazın iptali, takibin devamı ile borçlular aleyhine % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı ... ve .... Şti vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili ...’un diğer müvekkili .... Şti’nin sahibi ve yetkilisi olduğunu, müvekkili şirketin ihracat ve ithalat işi ile iştigal ettiğini, müvekkili şirketin davacı ile ticari ilişkisi bulunduğunu ancak müvekkili ...’un davacı ile ticari ilişkisinin bulunmadığını, bu nedenle davanın müvekkili ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin davacıdan böyle bir para almadığını, ibraz edilen dekontun müvekkilinin dava dışı üçüncü kişiye yapmış olduğu ödeme olduğunu ve cari hesap kayıtlarında yer aldığını, .... AŞ.’den yapılan ürün siparişine karşılık ödendiğini, görevli mahkemenin şirketin merkezinin bulunduğu yer olan Kemalpaşa Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, esasa ilişkin olarak davacının müvekkilleri aleyhine Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün █████████ Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığını, takibe itiraz ettiklerini ve takibin durduğunu, davacının iddia ettiği 2.000.000 TL lik ödemeyi müvekkilinin almadığını, müvekkilinin davacı şirkete ürün sipariş ettiğini ve borcunu ödediğini, davacıya herhangi bir borcunun kalmadığını, davacının talepte bulunduğu tutarın dava dışı üçüncü şirkete yapıldığını, bu ödemenin davacı adına yapıldığına dair bir delil bulunmadığını, söz konusu paranın müvekkili tarafından dava dışı üçüncü şirket .... A.Ş ye ürün siparişine yönelik yapıldığını, davacının müvekkiline 2.000.000 TL tutarında bir ödeme yaptığını ispatlaması gerektiğini, böyle bir durum ispatlansa dair bu ödemenin muaccel bir borç için yapıldığının kabul edilmesinin gerektiğini, müvekkilinin borcu kabul ettiğine dair bir beyanının bulunmadığını, whatsapp kayıtlarında böyle bir kaydın bulunmadığını, tanık dinlenmesini kabul etmediklerini, müvekkili ...’un tacir olmadığını, pasif taraf sıfatının bulunmadığını belirterek davanın müvekkilleri yönünden ayrı ayrı reddine, davacı aleyhine % 20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...Dava; ticari mal satımı konusunda davacının davalıya ödediğini iddia ettiği 2.000.000 TL’nin iadesine ilişkin yapılan takibe itirazın iptali davasıdır.
Tarafların delilleri toplanmış ve değerlendirilmiştir.
Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün █████████ Esas sayılı dosyası, ödeme dekontu, watsapp yazışmaları, arabuluculuk tutanağı incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
Mahkememizce Türkiye ile Rusya arasında 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi m. 17’e göre Rusya Federasyonu ile Türkiye Devleti arasında açılacak davalarda bu sözleşmenin uygulanıp uygulanmadığı, harç ve teminat yatırılıp yatırılmayacağı incelenmiş, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü vasıtasıyla 21.08.2025 tarihli verilen cevapta Rusya Federasyonu vatandaşlarının teminat veya depozit ödemeyeceği öngörülmüş olduğu belirtilmekle mahkememizce de davacının teminattan muaf olduğu belirlenmiştir.
Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün █████████ Esas sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısı ...’un takip borçluları ... Şti. ve ... aleyhine 2.000.000,00 TL alacak üzerinden 11.06.2024 tarihinde ilamsız icra takibine geçtiği, borçlulara ödeme emrinin 24.06.2024 tarihinde tebliğ edildiği, borçluların 22.06.2024 tarihinde borçluların alacaklı görülen kişinin müvekkiline ait ... Şti.’den ürün sipariş ettiğini, ürünleri alıcıya gönderdiği ve ödemesini aldığı, müvekkili ...’un ayrı bir şahsi sorumluluğunun bulunmadığını belirterek her iki borçlu yönünden borca, faize, faiz oranına, borcun tüm ferilerine itiraz ederek takibin 24.06.2024 tarihinde durduğu belirlenmiştir.
Yargılama sırasında davacı tarafın tacir olup olmadığı konusunda araştırma yapılmış, davacı taraf müvekkilinin ... ... şirketinin temsilcisi olduğunu, davalı ...’un da diğer davalı ... Şti.’nin temsilcisi olduğunu, bedelin peşin olarak, yedek parça teslimi karşılığında dava dışı şirket adına ödendiğini, taraflar arasındaki ilişkinin ticari ilişki ve ticari dava konusu olduğunu, buna rağmen malların teslim edilmediğini belirterek müvekkili .... ’ın Rusya’da ki şirketine ait resmi sicil kaydını dosyaya ibraz etmiş ve bu kişinin şirketin tek ortağı olarak ... ....’nin yetkili temsilcisi olduğuna ilişkin kayıtları ibraz etmiştir.
Davacı taraf dava dilekçesine ekli olan whatsapp kayıtlarını HMK m. 223/1’e göre Türkçe tercümesini dosyaya ibraz etmemiştir.
Davacı taraf dava dilekçesinde davalı ile aralarında ticari ilişki bulunduğunu ve dava dilekçesinin ikinci sayfasının son paragrafında esasa ilişkin açıklamalar kısmında ”müvekkilinin davalılar ile ekipman tedarik etme amacıyla anlaşmıştır. Müvekkilinin sahibi olduğu şirket ile davalı şirket arasında anlaşılan sözleşmede, davalılar sözleşmeye konu ekipmanları müvekkile tedarik etmeyi kabul etmişlerdir...” açıklamasıyla davasını dava dışı olan ve ....(....) ...’un temsilcisi olduğu şirket adına davalıya yapılan ödemenin ekipman tedakiri için yapıldığı ve bu parayı alan davalı şirket temsilcisi diğer davalı ...’un 22.02.2024 tarihinde dava dışı .... AŞ.’ye cari hesap ödemesi olarak gönderdiği halde bu şirketten alacağı malları müvekkiline teslim etmediğini belirterek yazılı delil başlangıcı iddiası ile (whatsapp kayıtlarının Türkçe tercümeleri ibraz edilmediğinden okunamamıştır.) dava açmış olup davalı tarafından ise verilen cevapta dava konusu şirketler arasındaki ilişkide müvekkili ... hakkında doğrudan dava açılamayacağı, bu ticari ilişkide ...’un doğrudan ticari ilişkiye dahil olmadığı ve ... Şti.’ni temsil ettiğini belirterek husumet itirazında bulunmuştur.
Kemalpaşa İcra Müdürlüğünün █████████ Esas sayılı dosyasındaki icra takibine itiraz eden borçlular vekilinin 22.06.2024 tarihli beyanında davacının müvekkili şirketten sipariş verdiği ve siparişlerin alıcıya gönderildiği ve ödemesinin yapıldığını belirtmiş ise de 05.01.2025 tarihli cevap dilekçesinde böyle bir parayı almadığını, almış olduğu kabul edilse bile bu paraya havale niteliğinde aldığını, yapılan ödemenin bir borcun karşılığı için yapıldığının kabul edilmesinin gerektiğini belirterek cevap vermiştir.
Öncelikle tarafların tacir olup olmadığı ve işin ticari dava konusu olup olmadığı incelendiğinde davacının Türkiye’de sicil kaydının bulunmadığı, ancak dava dışı olan ve dilekçede de belirtilen daha sonra dosyaya kısmi tercüme olarak 17.03.2025 tarihinde ibraz edilen ticari sicil kaydında ... ...’nin ticari ilişkide taraf olduğu, davacı olarak görülen ....(...) ....’un ise bu şirketi temsilen hareket ettiği tespit edilmiştir. Davacı da zaten bu iddiada bulunmaktadır. Dolayısıyla 2.000.000 TL bedel mal alımı için şirket adına verilmiş olup dava doğrudan şirketi temsilen değil şahsi olarak ...(...) .... tarafından açılmıştır. İbraz edilen sicil kaydında da yine davacı ... (....) ....’un tacir olup olmadığı belirli değildir. Sadece %100 pay sahibi olduğu, tek ortaklı ... ....’nin tacir olduğu belirlenmektedir. Dolayısıyla davacının bu davada taraf sıfatı bulunmamaktadır. Bu dava dava dışı ticari iş / davaya konu olduğu belirtilen şirket .... tarafından açılması halinde (bu şirketi temsilen ... (...) ....) hareket etmesi halinde bakılıp görülecektir.
Sonuç olarak davacının aktif taraf sıfatı bulunmadığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Her ne kadar davalının, davacının takipte kötü niyetli olduğunu belirtmiş ise de; davacının somut olayda haksız olması kötü niyetli olduğunu göstermediği, ayrıca davalı tarafından da davacı tarafın kötü niyeti ispatlanamadığından kötü niyet tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.'' gerekçesi ile;
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Sebeplerle;
Davacının davasının aktif taraf sıfat yokluğu nedeniyle Reddine,
Davalının % 20 kötü niyet tazminat talebinin şartları gerçekleşmediğinden reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... ... unvanlı şirketin tek
ortağı ve yetkili temsilcisi olduğunu, kendi şirketi ile Davalı ...’un tek ortağı ve yetkili temsilcisi
olduğu diğer Davalı ... Şti. arasında “mal tedarik sözleşmesinin”
imzalandığını, bu sözleşme uyarınca ... tarafından ödenmesi gereken sözleşme bedeli peşinen
ödendiğini,....’nin kendi sözleşmesel yükümlülüğü olarak malları teslim etme yükümlülüğü ise
gerçekleşmediğini, bunun sebebi olarak da, ...'un kendi alt tedarikçileri ile sorun yaşamakta
olduğunu, alt tedarikçilerine ödeme yapamamakta olduğunu ve ödeme yapamadığı için ...’ya
teslim etmesi gereken malları teslim edemediğini, sürecin getirdiği nokta olarak, ...'nın ödemesini peşin yaptığı malları teslim alamama gibi ciddi bir risk altına girdiğini ve işbu sözleşmeye göre teslimin sağlanması için ... ve ...’ye
müvekkili tarafından ticari karz niteliğinde 2.000.000,00 TL tutarında borç para verildiğini, ödeme
elden nakit olarak teslim edildiğini, aynı gün ödemenin alt tedarikçisine gerçekleştirildiğini gösterir ödeme
dekontu da ... tarafından müvekkiline gönderildiğini, hukuki işlemlerin ve dava konusu olayın bu şekilde gerçekleştiğini destekler nitelikte Whatsapp mesajlaşmaları da Yerel Mahkeme’ye dava dilekçesi ile birlikte sunulduğunu, ayrıca müvekkili tarafından ...’a elden ödeme yapıldığını kanıtlayacak kamera görüntülerinin celbi talep edildiğini, ayrıca olaya birebir şahit olan kişiler de beyanları alınması için tanık olarak Yerel Mahkeme’ye
bildirildiğini, tüm bu olgular ve delillerin Yerel Mahkemece göz ardı edilip gerekçesi hiçbir şekilde
dava konusu olay ile ve gerçeklikle uyuşmayan aktif husumet yokluğu nedeniyle red kararı verildiğini, esasında Yerel Mahkeme tarafından dava konusunun nitelendirilmesinde hataya düşüldüğünü, gerekçeli kararda Yerel Mahkeme tarafından “Dava; ticari mal satımı konusunda davacının davalıya
ödedigini iddia ettigi 2.000.000 TL’nin iadesine ilişkin yapılan takibe itirazın iptali davasıdır.”
tespitinde bulunulduğunu, gerek dava dilekçesi gerekse de beyan dilekçeleri ile detaylıca
açıklamış oldukları üzere, ticari mal satımı konusunda müvekkilince ödenen paranın iadesi değil, ticari karz niteliğinde verilen borcun ödenmesi amacıyla yapılan takibe itirazın iptali söz konusu olduğunu, Mahkeme’nin gerekçeli kararının hiçbir şekilde dava konusu ile uyuşmamakta ve herhangi bir hukuki
dayanağı da bulunmadığını, müvekkilinin işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu ve
dava ehliyetinin bulunduğunu, Mahkemenin hatalı nitelendirmesinin yanında, müvekkilinin davaya konu ödemeyi şahsi bir borç olarak verdiğini, ... ile davalılar arasında imzalanan sözleşmenin ifasını garanti altına almak
amacıyla borç verilmişse de işbu borç tutarının, müvekkilinin şahsi malvarlığının yer aldığı banka
hesabından nakit olarak çekilmek suretiyle kendisi tarafından bizzat davalılar’a elden teslim
edildiğini, söz konusu borcun, taraflar arasındaki sözleşmeye istinaden verilmediğini,
sözleşme konusu ödemeler zaten peşinen yapılmış olup, devam eden süreçte sözleşmenin ifası imkansızlaştığı için müvekkili tarafından
davalılara ticari karz niteliğinde işbu borç para verildiğini, ticari karz niteliğinde bir ödemenin ... tarafından sözleşme bedeli olarak verildiği iddiasının kabulü mümkün olmadığını, anlaşıldığı üzere böyle bir kabulün hukuki bir dayanağı da bulunmadığını, Yerel Mahkeme tarafından hukuki ihtilafın değerlendirilmesinde ve tespitinde hataya düşüldüğünü, müvekkili tarafından verilen borç
tutarı sanki sözleşme bedelinin ödemesiymiş gibi kabul edilerek dava konusu olmayan bir olgunun
dava konusu haline getirildiğini, müvekkili tarafından davalılara verilen borç para tutarının sözleşmeye istinaden yapılan sözleşme bedeli ödemesi olsaydı, zaten mevcut davanın bu şekilde alacak davası olarak değil, sözleşmeye
aykırılık nedeniyle ifa yahut bedelin iadesi için konusu farklı başka bir dava olarak açılacağını,
hususlarda herhangi bir şüphe bulunmamakla birlikte dava konusu olay ve dava konusu ihtilaf
sözleşme bedelinin ödenmesine rağmen sözleşmeye göre mal tedarikinin sağlanmamasından değil,
müvekkili tarafından davalılara borç verilmesinden doğan bir alacak davası olduğunu, bu nitelikte bir davanın
sözleşme bedelinin ödenmesi olarak nitelendirilerek aktif husumet nedeniyle reddedilmesinin herhangi
bir hukuki dayanağının bulunmadığını, bu açıklamalar bir yana, bir an için müvekkili işbu davayı açmakta ve işbu talepte bulunmakta aktif husumetinin bulunmadığı kabul edilse dahi müvekkili tarafından ...’dan dava
konusu borç temlik olarak alındığı ve her ihtimalde müvekkilinin işbu dava konusu alacağın alacaklısı
konumuna geldiğini, 01.06.2024 tarihli temlik sözleşmesi de dilekçesi ekinde mahkemenin dikkatine sunulduğunu,
aynı doğrultuda Mahkemece yanlış tespitlerde bulunulduğunu gösterir başka bir husus da
gerekçeli kararda “Davacı da zaten bu iddiada bulunduğunu Dolayısıyla 2.000.000 TL bedel mal alımı
için şirket adına verilmiş olup dava doğrudan şirketi temsilen değil şahsi olarak .... (...)
.... tarafından açılmıştır.” tespitinde bulunulmuş olmasıdır. Somut olayda, Yerel Mahkeme’nin
hatalı tespitinin yanında, Müvekkil’in ...’nın yetkili temsilcisi olduğu ancak davanın mal alımı
için şirket tarafından verildiği değil; bedeli zaten ödenmiş malın şirkete teslimini garanti altına almak
amacıyla ticari karz niteliğinde bir borç verildiğini, buna ilişkin olarak gerek dava dilekçesi, gerekse de beyan dilekçelerimiz ile hiçbir çelişkiye mahal vermeyecek nitelikte açıklamalar taraflarınca
gerçekleştirildiğini, Mahkeme’de mevcut dava dosyasına mübrez dilekçelerimizden rahatlıkla görülebileceğinin üzere,
dava ticari karz niteliğinde olup, asıl sözleşmenin ifası amacıyla Müvekkil tarafından verilen borcun
iadesi için açılmış bir dava olduğunu, hiçbir şekilde mal tedarik sözleşmesi için ödenen sözleşme bedelinin işbu
davanın konusu olmadığını, beyanları taraflarca anlaşılamayan bir şekilde Mahkemece yok sayılıp, dava dilekçesinden dava konusu ile bağlantısız, yalnızca konuyu açıklamak
ve dava öncesi olayları anlatmak için yazıldığı ortada olan bir beyanın varlığı doğrudan dava konusu ve
mahkeme kararına hatalı bir şekilde dayanak olarak gösterildiğini,
aynı yönde hatalı yapılan inceleme ve değerlendirmelerden bir diğeri de dosyaya delil başlangıcı ve
davalıların alacağının kabul ettiğinin açık göstergesi olan Whatsapp mesajlarının yeminli tercümelerinin
sunulması için taraflarına herhangi bir süre verilmemiş olması ve işbu tercümelerin Yerel Mahkemece de yaptırılmaması ve adeta taraflarca sunulan delillerin yok sayılması olduğunu, Mahkemenin, işbu
delillerin okunamadığı iddiasıyla davayı reddetmek yerine, işbu delillerin yeminli tercümelerinin
sunulması için taraflara süre vermesi gerekliliğini, yazışmaların tercümeleri zaten dosyaya sunulmuş olup, yalnızca yeminli tercümeleri dosyada mevcut olmadığını, mevcut gerçekliklere dayanarak Yerel Mahkeme’nin ne kadar eksik
değerlendirmeler ve ön yargılar ile hüküm vermiş olduğu açıkça görülebildiğini, taraflar arasındaki ticari karz niteliğindeki borca ilişkin açıklamaları sonrası, Yerel Mahkeme’nin işbu davaya bakmakla görevli olduğu hususu, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına da konu olduğunu, 26.03.2025 tarihinde sunmuş olduğu beyanlar ile Müvekkilinin ikamet ettiği ülke olan Rusya’da ticaret siciline kayıtlı bir tacir olduğunu, davalılara ödünç vermiş olduğu paranın da yalnızca ticari işletmeleri ilgilendiren ve bu amaçla kullanılacak bir borç olduğunu, davacı gerçek kişi tacir ile davalı tacir arasındaki davaların da ticari dava niteliğinde olduğu ve davaya bakmakla görevli mahkemelerin Asliye
Ticaret Mahkemeleri olduğu hususu da yerleşmiş Yargıtay içtihatları ile sabit olduğunu, Yerel Mahkeme’nin gerekçeli kararının bozulmasını, müvekkili aktif taraf sıfatının mevcudiyetinin varlığı dikkate alınarak esasa dair inceleme yapılarak karar verilmesi için dosyanın Yerel Mahkeme’ye iadesine, Mahkeme aksi kanaatte ise resen değerlendirilecek hususlar ile Mahkeme kararının bozularak yeniden inceleme yapılmak üzere dosyanın Yerel Mahkeme’ye iadesini, haklı davanın kabulünü, Kemalpaşa İcra Dairesi █████████ E. sayılı dosyasına yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamını, borçluların haksız itirazının göz önünde bulundurularak borçluların %20 İcra İnkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline, verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca taraf ehliyeti dava (itiraz ve şikâyet) şartlarından olup aynı Kanun’un 50. maddesinde taraf ehliyeti; “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir” şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu maddede geçen taraf ehliyeti kavramı, bir davada, davacı veya davalı olarak bulunabilme yeteneğini ifade etmekte olup "hak ehliyeti" kavramının yargılama usul hukukundaki karşılığını oluşturmaktadır. Buna göre de TMK'nın 47. maddesi gereği tüzel kişilerde hak ehliyeti bir diğer ifadeyle taraf ehliyeti, tüzel kişiliğin usulüne uygun olarak kurulmasıyla birlikte kazanılmaktadır. Tüzel kişiliğin sona ermesi hâlinde ise o tüzel kişinin taraf ehliyeti sona ermektedir. Yine dava şartları arasında sayılan dava ehliyeti ise tarafın bir davayı ister kendisi, isterse bir vekil ile yürütüp geçerli taraf usul işlemleri yapabilme ehliyetidir ve bu kavram HMK'nın 51. maddesinde yer alan “Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir” hükmüyle açıklanmıştır.Bir kimsenin taraf ehliyetinin bulunması, tarafı bulunduğu davayı yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir. Taraf ehliyeti ile beraber dava ehliyetine de sahip olması gerekmektedir. Davanın açılmasıyla başlayan usul hukuku ilişkisinin yürütülebilmesi için dava ehliyetinin bulunması şarttır.
Taraf sıfatına bir başka deyişle husumet ehliyetine gelince, kelime anlamı “bir şahıs veya şeyin hâli” olan sıfat (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. 977), dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C. 1, s. 1157). Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, "aktif husumeti", davalı sıfatı ise "pasif husumeti" karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece resen nazara alınmasıdır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere dava ve taraf ehliyeti dava şartlarındandır. Husumet ya da bir başka deyişle taraf sıfatı dava şartlarından değildir. Dava şartının özelliği tıpkı taraf sıfatı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülen nitelikte olmasıdır. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 10.09.2025 tarihli ve ███████-344 Esas, ████████ Karar sayılı ve 09.04.2025 tarihli ve 2024/3-145 Esas, ████████ Karar sayılı kararları da benzer mahiyettedir.
Dava; ticari mal satımı konusunda davacının davalıya ödediğini iddia ettiği 2.000.000 TL’nin iadesine ilişkin yapılan takibe itirazın iptali davasıdır.
Davacı tarafın dava dilekçesinde "..Müvekkil, Davalılar ile ekipman tedarik etmek amacıyla anlaşmıştır. Müvekkil’in sahibi olduğu şirket ile Davalı Şirket arasında anlaşılan sözleşmede, Davalılar sözleşmeye konu ekipmanları Müvekkil’e tedarik etmeyi kabul etmişlerdir. Ne var ki, sözleşmeye göre yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla herhangi bir yönelim göstermemişlerdir. Müvekkil’den de, kendi tedarikçilerine ödeme yapabilmek için 2.000.000,00 TL tutarında ödeme talep etmiş, bunun üzerine Müvekkil anlaşılmış olan hizmeti ve yedek parçaları temin edebilmesi umuduyla, kendi yatırımları olan ...leri 21 Şubat 2024’de nakide çevirmiş, akabinde 22 Şubat 2024 tarihinde .... . (...) ... Şubesinde haklı davamıza konu parayı 2 numaralı Davalı Şirketin yöneticisi olan 1 numaralı Davalı’ya takdim etmiştir. Davalı’ya takdim etmiştir. Müvekkil, .... Şubesinde haklı davamıza konu parayı 2 numaralı Davalı Şirketin yöneticisi olan 1 numaralı Davalı’ya takdim ettiği hususu, .... Şubesinin 22 Şubat 2024 tarihli güvenlik kameralarının celbedilmesiyle de net bir şekilde sübuta erecektir. Yine haklı davamıza konu para transferinin gerçekleştiği ve ne sözleşmeye konu ekipmanların tedarikinin ne de paranın iadesinin gerçekleşmediği hususu, Tanıklarımız ... ve ...’un Sayın Mahkemece dinlenilmesiyle de sübuta erecektir. ...” açıklamasında,
Davacı tarafın istinaf dilekçesinde " Dava dilekçemizde, 26.03.2025 tarihli ve 18.06.2025 tarihli beyanlarımızda da detaylıca açıklamış olduğumuz üzere, Müvekkil ticari iş görme saikiyle hareket edip, Davalılar’a asıl ticari sözleşmenin yerine getirilmesi amacıyla 2.000.000,00 TL tutarında bir ek finansman sağlayarak, ticari karz niteliğinde bir borç vermiştir. İşbu ödeme, Müvekkil’in sahibi olduğu ... ... (“...”) ile ...’un temsilcisi olduğu ... Şti. (“...”) arasında akdedilen tedarik sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. "açıklamasında bulunmuştur.
İlk derece Mahkemesince " Davacının Türkiye’de sicil kaydının bulunmadığı, ancak dava dışı olan ve dilekçede de belirtilen daha sonra dosyaya kısmi tercüme olarak 17.03.2025 tarihinde ibraz edilen ticari sicil kaydında ... ...’nin ticari ilişkide taraf olduğu, davacı olarak görülen .... (....) ....’un ise bu şirketi temsilen hareket ettiği tespit edilmiştir. Davacı da zaten bu iddiada bulunmaktadır. Dolayısıyla 2.000.000 TL bedel mal alımı için şirket adına verilmiş olup dava doğrudan şirketi temsilen değil şahsi olarak .... (....) .... tarafından açılmıştır. İbraz edilen sicil kaydında da yine davacı ... (....)...’un tacir olup olmadığı belirli değildir. Sadece %100 pay sahibi olduğu, tek ortaklı ... ...’nin tacir olduğu belirlenmektedir. Dolayısıyla davacının bu davada taraf sıfatı bulunmamaktadır. Bu dava dava dışı ticari iş / davaya konu olduğu belirtilen şirket ... ... tarafından açılması halinde (bu şirketi temsilen .... (....) ...) hareket etmesi halinde bakılıp görülecektir. Sonuç olarak davacının aktif taraf sıfatı bulunmadığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir." denilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Davacı ... (...) ....’un dava dışı ... ... şirketinin temsilcisi olduğu , davalı ...’un da diğer davalı ... Şti.’nin temsilcisi olduğu, davacının yetkilisi olduğu dava dışı ... ... şirketi ile davalı .... Şti arasında mal alım satımına ilişkin ticari ilişki bulunduğu, davacının da bu ticari ilişkide yetkilisi olduğu dava dışı şirketi temsilen hareket ettiği, dolayısıyla davacının iş bu davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davacı tarafça istinaf dilekçesinde "Müvekkil ticari iş görme saikiyle hareket edip, Davalılar’a asıl ticari sözleşmenin yerine getirilmesi amacıyla 2.000.000,00 TL tutarında bir ek finansman sağlayarak, ticari karz niteliğinde bir borç vermiştir. İşbu ödeme, Müvekkil’in sahibi olduğu ... ... (“...”) ile ...’un temsilcisi olduğu ... Şti. (“...”) arasında akdedilen tedarik sözleşmesinden kaynaklanmaktadır" denilerek davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğu belirtilmiş ise de;
Dava konusu ödemenin şirketler arasındaki ticari ilişkiden doğan sözleşmeden kaynaklandığı ve bu sözleşmenin ifasına yönelik olduğu bizzat davacı tarafın beyanlarıyla sabit olup, ilk derece mahkemesinin anılı ödemenin şirket ad ve hesabına yapıldığı ve aktif husumet ehliyetinin dava dışı ... ... şirketine ait olacağı yönündeki kabulü doğrudur.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına göre; inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2025 tarih, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken harç peşin alındığından, yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Davacı tarafça yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!