İnşaat bekçisinin üzerine düşen kalas sebebiyle kalıcı iş göremez hale gelmesi üzerine açtığı maddi ve manevi tazminat davasının Yargıtay tarafından incelenmesi.
Özet: Bu dava, bir inşaat işçisinin inşaatta kalıp tahtası düşmesi sonucu kalıcı iş göremezliğe uğraması iddiasıyla açtığı maddi ve manevi tazminat davası ile eşinin manevi tazminat taleplerine ilişkin olup; ilk derece mahkemesinin bu talepleri kısmen kabul eden ve istinaf mahkemesince onanan kararına karşı, davacının tazminat miktarlarının yetersizliğini, davalının ise olayın gerçekleşme şeklini, kusur oranını, davacının mevcut maluliyetlerini ve hükmedilen tazminatların hukuka aykırı olduğunu iddia ederek temyiz itirazında bulunması üzerine dosyanın yüksek mahkeme tarafından incelenmesini konu almaktadır.

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırşehir 1. Asliye Hukuk (İş) MahkemesiSAYISI : ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili asıl dava dilekçesinde; davacı ...'ın 16.09.2020 tarihinde davalı şirketin bina inşaatında bekçi olarak çalışırken, kalıp tahtalarının sökülmesi sırasında üzerine yaklaşık 15 metre yükseklikten kalas düşmesi sonucu sürekli iş göremezliğe uğradığını belirterek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.Birleşen davada kazazedenin eşi ... manevi tazminat talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; meydana gelen kaza sonucu davacıda herhangi bir yara, kanama ve yaralanma izi olmadığını, olay ile sonuç arasında illiyet bağı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "A) Asıl dosya olan ████████ Esas sayılı dosya yönünden; davanın kısmen kabul kısmen reddi ileDavanın maddi tazminat yönünden kabulü ile 1.414.382,00 TL alacağın kaza tarihi olan 16.09.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 175.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 16.09.2020 itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine B) Birleşen dosya olan ████████ Esas sayılı dosyası yönünden; Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 75.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 16.09.2020 itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; karara esas alınan aktüerya raporunun maddi tazminat miktarının belirlenmesine dair hesap yöntemlerine uygun olmadığını, bilirkişi tarafından müvekkilinin maddi tazminat miktarının düşük hesaplandığını, tazminat hesabına esas alınan ücretin düşük belirlendiğini, Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir.Davalı ... Müh. İnş. Nkl. Hub. Hyv. Mhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle, olayın davacının iddiası gibi meydana geldiğine dair, savcılık soruşturması ya da ceza yargılaması neticesinde ortaya konulmuş bir tespit olmadığını, davacının iddiası ve soyut beyanı dikkate alınarak, olayın bu şekilde gerçekleştiği varsayımından hareketle yargılama yapıldığını, davacının soyut ve şüpheli beyanından hareketle davalıya %90 oranında kusur atfedilerek karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı ...'ın kazadan önce de muhtelif maluliyetleri olduğunu, bu durumun dikkate alınması yönündeki taleplerinin dikkate alınmadığını, davacı ...'ın şu anda, başka iş yerlerinde bekçi olarak çalışmaya devam ettiğini, belirtilen oranlarda meslekte kazanma gücünü kaybetmesi gibi bir durum olmadığını, davacının emekli olup olmadığı araştırılarak emeklilik durumuna göre ilgili hesaplamaların yapılması gerektiğini, ...'nın Mahkeme müzekkeresine binaen peşin sermaye değeri hususunda gönderdiği miktarın tamamen soyut olduğunu ve hiçbir dayanağı bulunmadığını, davacının, ... ve ilgili yerlerden tazminat ya da gelir durumu tespit edilmeksizin ve varsa davacının maddi geliri hesaba katılmaksızın karar verildiğini, davacılar için hükmolunan manevi tazminat miktarının da hukuka aykırı olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar ve davalı vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.2. Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı ...'ın davalıya ait inşaat iş yerinde bekçi olarak çalıştığı, yapımı devam eden inşaatın üst katlarında kalıp tahtalarının sökülmesi sırasında aşağı düşen kalasın davacıya isabet etmesi ile yaralandığı, ... müfettiş raporunda olayın iş kazası kabul edildiği, davalı işverenin %90, kazazede işçinin %10 oranında kusurlu olduğunun değerlendirildiği, davacının sürekli iş göremezlik oranının, ...Kurulu ve ... Kurulu kararı ile aynı yönde ATK 3.İhtisas Kurulunun 31.10.2022 tarihli kararına göre %42.20 olarak kesinleştiği, eldeki dosyada tek kişilik inşaat mühendisi bilirkişiden alınan 6.4.2022 tarihli kusur raporunda özetle, davalı işverenin iş yerinde gerekli organizasyonu sağlamamış, kazazedenin güvenlik önlemi alınmayan işyerinde güvensiz bir şekilde çalışmasına engel olmamış, yaptığı işi denetlememiş, çalışanlarına kişisel koruyucu donanımları kullandırmamış (baret vb.), çalışma yapılırken alt kısmında çalışanların bulunmasını engellememiş, malzemelerin aşağıya düşmesini engelleyecek nitelikte güvenlik ağları yaptırmamış, çalışanlarına kişisel koruyucu donanımlarını imza karşılığında teslim etmemiş ve kullanılmasını sağlamamış, güvenlik tedbirlerinin çalışma esnasında uygulanmasını sağlamak ve denetlemek görevini de yerine getirmemiş,risk değerlendirmesi yapmamış, mesleki eğitim belgesi olmayan işçi çalıştırmış olması nedeniyle kusurlu olduğu ; davacı kazazede ...'ın çalışması esnasında kendisinin güvenliğini sağlamak bakımından birinci dereceden sorumlu olması gerekirken dikkatli ve tedbirli hareket etmemiş, kendi can güvenliğini tehlikeye atacak hatalı bir çalışma şekli izlemiş ve çalışmaktan kaçınma hakkını kullanmamış olması nedeniyle kusurlu olduğunun belirtildiği, ancak Bilirkişilik daire Başkanlığı 07.09.2020 tarihli duyurusu nedeniyle kusur oranı belirlemediği, Mahkemece davalının %90 kusurlu olduğu kabulü ile sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. 3. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken 4857 sayılı Kanun'un 77 ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinde:"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:a)Risklerden kaçınmak,b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.Görüldüğü üzere işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.20 13... /21-1121 E. ████████ sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Yargıtay HGK istikrarlı içtihatlarına göre hâkim kendisini bilirkişi veya bilirkişi kurulu yerine koyamaz. Özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda şahsi bilgisi ile kusur belirleyemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.04.1986 gün ve 1984/4-847 E., ████████ K; 08.11.1995 gün ve ███████-601 E, 938 K; 02.04.2003 gün ve 2003/4-185 E., 263 K.; 07.03.2007 gün ve ███████-94 E., 113 K.; 19.03.2008 gün ve ███████-262 E., 260 K; 14.05.2008 gün ve ███████-392 E., 377 sayılı kararları da doğrulamaktadır). Hâkim özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde şahsi bilgisi ile kusur belirlemesi yapamayacağına göre, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerekecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.12.2004 gün ve 2004/4-642 E., 648 K.; 02.03.2005 gün ve ███████-81 E., 118 K.; 30.01.2008 gün ve ███████-42 E., 45 K; 05.11.2008 gün ve 2008/4- 655 E., 664 sayılı kararlarında vurgulanmıştır). Bilirkişiye çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde başvurulur. Buradaki “özel bilgiden” kasıt, hukuk bilimi dışındaki belli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir. Hâkimin özel veya teknik bilgiye sahip bilirkişiye başvurmasını gerektiren haller şu şekilde sıralanabilir:1. Özel mesleki bilgilere dayanarak vakıaların tespiti,2. Özel mesleki bilgiye dayanarak mevcut uyuşmazlık hakkında sonuçlara varılması,3. Mesleki bilgiye dayanılarak tecrübe kurallarının sağlanması. Şu halde bilirkişiye başvurulması, vakıaların tespiti, vakıalardan mevcut uyuşmazlığa ilişkin sonuçlar çıkarılması ve tecrübe kurallarının ortaya konulması hususlarını kapsamaktadır. Diğer deyişle, bilirkişinin üstlenmiş olduğu işlev uyuşmazlığın hukuki değil maddi boyutuna yani vakıalara yöneliktir. Vakıaların tespiti ve bu vakıalara göre tarafların kusurlarının belirlenmesinin özel mesleki bilgiye dayandığının da gözden kaçırılmaması gerekir. Hâkim, bilirkişi raporunda yazılı olan özel veya teknik açıklamalardan, bilirkişi raporunda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebilecek derecede bilgi sahibi olduğu kanısına varabiliyorsa yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan, bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir. Hâkimin bilirkişi raporlarını keyfi biçimde değerlendirebilme ve ondan ayrılma yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Bilirkişi raporunun aksine karar veren hâkim, mutlaka bunun gerekçesini de göstermek zorundadır. “Özel” veya “teknik bilginin” uzmanı bilirkişi ise diyalektik bir süreç olan “yargılamanın” uzmanı, yani bilirkişisi de hâkimdir. Dolayısıyla BK m. 41 vd.’da düzenlenmiş bulunan haksız fiilin unsurlarından biri olan kusurun derecesini yargılamaya ilişkin tüm verileri (dava malzemesini) dikkate alarak en iyi belirleyecek olan davaya bakan hâkimden başkası olamaz. Kaldı ki, kusur, salt bir takım cismani delillerin incelenmesiyle tespit edilemez. Zira kusur, manevi unsur olması hasebiyle insan psikolojinin esas alınmasını gerektirir.Kusur, hukuki bir kavram olduğundan bunun hâkim tarafından belirlenmesi gerekir. Bu konuda hâkimin bilirkişiden yardım alması mümkün ise de son sözü söyleyecek olan hâkimdir. Dava dosyası üzerinden raporunu hazırlayan bilirkişinin yargılamayı yürüten ve tüm delillerle yüz yüze gelen, onları akıl ve mantık süzgecinden geçiren hâkim kadar yargılamaya egemen olması beklenemez. Her ne kadar kusur değerlendirmesi hakimin takdirinde ise de maddi olayın somutlaştırılması, olayda tarafların konumları, hukuk normlarına göre alınması gereken önlemlerin kime ait olduğunun ve olayda hangi iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin kim tarafından ihlal edildiğinin tespiti teknik ve uzmanlık gerektirdiğinden bu konuda bilirkişi raporu alınması kaçınılmazdır. Elbette bu belirlenirken, ihlal edilen iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kurallara göre tarafların kusur oranları konusunda teknik bilirkişiden hakimin yardım alması olanaklıdır. Somut uyuşmazlıkta; kusur oranı konusunda bilirkişilerce bir belirleme yapılmadığı ancak hakim tarafından kendiliğinden kusur belirlemesi yapılmış ise de yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre öncelikle teknik açıdan iş kazasında iş sağlığı ve güvenliği kuralları yönünden kusurları bulunan kişilerin hangi ihlalleri yaptıklarının açıkça belirlenmediği, dolayısı ile hakim tarafından belirlenen kusurun da yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. O halde bu konuda tekrar ve ayrıca yardım ve yol göstermesi bakımından işbu teknik bilirkişilerden ihlal ettikleri kurala göre kusur oranı konusunda rapor alınmalıdır. Bilirkişi raporunda sadece etkisi üzerinde durularak, ayrıca hukuki olduğu gerekçesi ile kusur oranı belirlenmeden karar verilmesi yukarıda açıklanan istikrarlı içtihatlara aykırıdır.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra Mahkemece yapılacak iş; aynı olaya ilişkin ceza dosyası ile rücu dava dosyasındaki kusur raporlarının dosyaya celbinin sağlanması ve bu raporlar da irdelenmek suretiyle- verilen kararların kesinleşip kesinleşmediğinin gözetilerek, delillerin toplanması hususunda sigortalı tarafından açılan tazminat davasının özü itibariyle taraflarca getirilme ilkesine tabi davalardan olup re’sen araştırma ilkesinin olmadığı hususunun da göz önünde bulundurulması ve bu şekilde toplanacak delillerle birlikte, yukarıda bahsedilen kusur raporunu düzenleyen heyetten farklı, A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine; öncelikle maddi olguyu tam olarak ortaya koydurmak, tarafların iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde tespit ettirmek ve sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 4. Öte yandan, zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.Somut olayda, davacının inşaatta bekçi olarak çalıştığı, hizmet cetvelinde davalı iş yerinden bildirimlerinin asgari ücretle yapıldığının görüldüğü, davacı vekilinin ücrete ilişkin itirazları kapsamında mahkemece emsal ücret araştırması yapılmaksızın sonuca gidildiği görülmektedir.Mahkemece yapılacak iş; sigortalının yaptığı iş, yaşı, mesleki kıdemi, iş yerindeki kıdemi belirtilmek suretiyle TÜİK’den, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından ve meslek odalarından sigortalının bilinen devrede alabileceği ücretleri sormak, elde edilecek sonuçları dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirip davacının gerçek ücretini tereddütsüz olarak belirlemek,yeniden hesap raporu alınması halinde, alınacak raporda oluşacak usuli haklara riayet edilmesini gözetmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,02.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.