İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin, ticari şirket ortaklığında fesih veya çıkma talepli dolandırıcılık ve kötü niyet iddialarını içeren istinaf kararı.
Özet: Davacı ortağın, şirketin diğer ortağı tarafından kandırıldığı, şirket masrafları adı altında haksız ödemeler yaptığı, şirket defterlerine erişemediği ve şirketten menfaat sağlayamadığı gerekçeleriyle şirketin feshini veya alternatif olarak ortaklıktan çıkmasını ve ayrılma akçesi ödenmesini talep ettiği, davalı şirketin ise davacının hisseleri bedelsiz ve hileli bir şekilde, taahhüt ettiği yurt dışı iş geliştirme yükümlülüklerini yerine getirmeden edindiğini, kötü niyetli davrandığını ve bu taleplerin asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istediği bir ticari şirket (fesih istemli) davasıdır.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ43. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: █████████ KARAR NO: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: █████/2022NUMARASI: 2022/8 Esas - ████████ KararDAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin 120 adet payını 120.000,00 TL sermaye karşılığında şirket ortağı ...’dan devir aldığını, işbu pay devir işleminin 04.08.2021 tarihinde ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, şirket payı devri işlemine kadar ... davalı şirketin tek ortağı olup, işbu devir işlemiyle beraber şirketin tek ortaklık durumunun da sona erdiğini, ...’ın davalı şirket müdürü ve şirketi münferiden temsile yetkili olduğunu, limited şirketlerin kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabildiği düşünüldüğünde, müvekkilinin davalı şirkete ortak olmasının ekonomik kazanç elde etmeye yönelik olduğu gayet açık olduğunu, diğer ortak ... tarafından defalarca kandırıldığını ve şirket masrafları adı altında kendisinden bugüne kadar 60.000,00 USD yi bulacak miktarda ve haksız şekilde para tahsilatı yapıldığını, davalı şirketin ticari defterleri de bilirkişi marifetiyle incelenecek olursa işbu masrafların büyük bir çoğunluğunun şirket defterlerine masraf kalemi olarak girilmediğinin görüleceğini, yapılacak defter incelemesinde müvekkilinin davalı şirkete ortak olduğu tarihten bu yana hiçbir gelir kaleminin de şirket kayıtlarında mevcut olmadığı açıklığa kavuşacağını, müvekkili şirkete ortak olduğu günden beri herhangi bir menfaat elde edip etmediği bir yana, şirketin işleyişi hakkında diğer ortak ve aynı zamanda şirket temsilcisi olan ...’a sorular yönelttiğinde bütün soruları cevapsız bırakıldığını, bu hususta defalarca davalı şirket muhasebecisine başvurulduğunda da müvekkili herhangi bir bilgi alamadığını, diğer ortak ... davalı şirketin mallarını fiilen ve malik olarak kullanmaya devam ettiğini, müvekkilinin yabancı olmasında belirterek öncelikle, tensip ile birlikte müvekkilin şirketteki hak ve yükümlülüklerinin durdurulması amacıyla tedbir kararı verilmesine, davalı şirketin feshine, eğer mahkemenizin aksi kanaatte olması durumunda müvekkilinin davalı şirket ortaklığından çıkmasına karar verilmesine, yapılacak yargılama sonucunda müvekkilinin davalı şirket ortaklığından çıkmasına karar verildiği takdirde, fazlaya ilişkin hak ve alacaklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL ayrılma akçesinin müvekkiline ödenmesine karar verilesini talep ve dava etmiştir.CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin unvanından da anlaşılacağı üzere, yatırım konularında danışmanlık ve eğitim hizmetleri verdiğini, şirketi faaliyet alanıyla ilgili olmak üzere, yeni müşteriler getirmesi ve yurt dışına açılmak suretiyle, keza yatırım ve çalışma amaçlarını geliştirmek amacıyla, bu konularda tecrübe ve bilgi sahibi olduğunu söyleyen davacı ile irtibat kurulduğunu, yapılan görüşmeler sonucunda, şirketin yurt dışına açılmasında yardımcı olması karşılığında, yani emeği ve iş tecrübesi karşılığında, şirket hisselerinin %40'ını oluşturan 120 payın davacıya (ayrıca bir bedel ödenmeksizin) devri konusunda anlaşıldığını, anlaşmanın gereği olarak, Ticaret Sicil Gazetesinin 04.08.2021 tarihli 10380'nci sayısında yayımlanan ilanla anlaşmaya konu hisseler davacıya devredildiğini, tüm işlemlerin tamamlanmasının ardından, hisse devri ve şirketin oluşturulan bu yeni yapısından sonra ise davacı, kendisinden beklenen ve kendi taahhüt ettiği atılımlar için hiçbir girişimde bulunmadığını, sadece şirket merkezine gidip, akşam da evine döndüğünü, davacının bu haksız ve kötü niyetli davranışları neticesinde, İran İslam Cumhuriyeti vatandaşı ve Türkiye Cumhuriyetinde oturma ve çalışma izni olan şirket yöneticileri de zor duruma düştüklerini, çalışma şartları kısıtlanınca, ücretli çalışanların masrafları ve iş imkanları ve dolayısıyla şirketin cirosunun da düştüğünü, şirket ortaklarının davacının Türkiye'de oturma ve çalışma izninin olmadığını, hileyle ve yanıltarak şirketten hisse aldığını da öğrendiklerini, davacının bu taleplerinin tümüyle haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davacının şirket ortaklarını hataya düşürerek 120 hissenin kendi üzerine devrini sağladığını, şirketin tasfiyesini talep etmesi tümüyle kötü niyetli olduğunu, kendisine çıkar sağlamak amacı olduğunu, bu talebinin reddi gerektiğini, davacının müvekkili şirketten talep ettiği 20.000.Amerikan Dolarının neye karşılık talep edildiği belirsiz olduğunu, bu talebin de reddi gerektiğini, davacıyı, dava dilekçesinin ikinci sayfasındaki, müvekkili şirketin kuruluş amacı ve konusu dışında işlemler yaptığına ilişkin şüphelerinin nasıl doğduğunu izaha ve bu yöndeki iddialarını ispata davet ettiklerini, bu iddiaların tümüyle gerçek dışı olduğunu, müvekkili şirket yasal olmayan ve kendi ticari amacı dışında hiçbir faaliyette bulunmadığını belirterek haksız ve kötü niyetli olarak açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...davanın kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... sicil numarasında kayıtlı ...'nin fesih ve tasfiyesine, tasfiye işlemlerini yürütmek ve sonlandırmak için tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'in atanmasına, tasfiye memuruna emek ve mesaisine karşılık toplam 5.000,00 TL ücret takdirine, ücretin ileride davalı şirket hesaplarından tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafından kesinleşmesinden itibaren 1 haftalık süre içerisinde yatırılmasına" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının haksız ve kötü niyetli davranışları neticesinde, İran İslam Cumhuriyeti vatandaşı ve Türkiye Cumhuriyetinde oturma ve çalışma izni olan şirket yöneticilerinin zor duruma düştüklerini, çalışma şartları kısıtlanınca, ücretli çalışanların masrafları ve iş imkanları ve dolayısıyla şirketin cirosunun da düştüğünü, şirket ortaklarının, davacının Türkiye'de oturma ve çalışma izninin olmadığını, hileyle ve yanıltarak şirketten hisse aldığını öğrendiklerini, mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmadığını, davacının gerekli izinler alındıktan sonra mı hisseleri devir aldığının soruşturulmadığını, bilirkişi heyetinin, şirketin tasfiyesi için bir gerekçe bulamadığın ve yasaya uygun olmasa da şirketin genel kurul toplantısının yapılmaması sonucu organların oluşturulmadığı gerekçesiyle alternatif bir seçenek olarak tasfiyeyi bir çözüm olarak ileri sürdüğünü, rapora karşı itiraz dilekçesinde limited şirketlerde genel kurul toplantısı zorunluluğu olmadığından bahisle bu gerekçenin de geçersiz olduğunun belirtildiğini, tüm bu tespitlere rağmen, mahkemenin ise taktir hakkını kullandığını belirterek, şirketin gayri faal durumda olması ve maliyetlerin artması gerekçesiyle tasfiye kararı verdiğini, delillerin eksik değerlendirilmesi sonucu verilmiş yanlış bir karar olduğunu, devir edilen hisselerin, karşılıksız kaldığını, davacının kötü niyetli olarak ve ileride kendisine çıkar sağlamak amacıyla şirket hisselerini devir aldığını, şirketin çalışamaz hale gelmesinin, davacının şirket merkezindeki eşyaları boşaltması ve şirketin hiçbir kararına ve faaliyetine katılmaması sebebiyle olduğunu, şirketin yeni yer tutamadığını ve ticaret sicil gazetesinde yayımlanması şart olan hiç bir kararı alamadığını, davacının, Medeni Kanun 2. maddesinde kendisine yer bulan dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, mahkemenin, kanunda yer alan "haklı sebep" gerekçesini geniş manada yorumlayarak davacının kendi kötü niyetinden faydalanmasına zemin hazırladığını, davacının şirkete katılmasından önce düzgün işleyen ve gelir elde eden bir şirketin tasfiyesine karar verdiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.GEREKÇE : Dava, limited şirketin haklı sebeple feshi, bunun kabul edilmemesi halinde davacının çıkma payı ödenerek şirket ortaklığından çıkmasına karar verilmesi istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ve bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulü ile şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiş, davalı vekilince yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesine konu uyuşmazlık, temelde fesih kararı verilmesi için gerekli haklı nedenin bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacıya verilen payın bedelsiz verildiğini, davacının kendisinin kusurlu olduğunu, mahkemenin delillerin takdirinde hata ettiğini ileri sürmektedir. Davalı şirketin beheri 1.000,00 TL değerinde 300 paya ayrılmış olup toplam sermayesi 300.000,00 TL' dir. Şirket iki ortaklı olup 120 paya karşılık %40 sermayesinin davacıya, 180 paya karşılık %60 sermayesinin dava dışı diğer ortağa ait olduğu, diğer ortağın şirketi münferiden temsile yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Limited şirketin işletme amacının gerçekleştirilebilmesi için ortaklar arasında güven ilişkisinin varlığı, şirketin devamı için zorunludur. Şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli olan güven ilişkisinin zedelenmesi durumunda ortakların aynı şirket çatısı altında bir arada bulunmaları beklenemez. Ayrıca bir ortağın payını devrederek ayrılma imkânının bulunmadığı yahut zor olduğu durumlarda güven unsurunun zedelendiği ortaklık ilişkisinin nihayete erdirilmesi amacıyla limited şirketlerde de haklı sebeple fesih kurumu düzenlenmiştir.Bu amaçla düzenlenen TTK’nın 636/3. maddesi uyarınca; haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.Anılan hükme göre her ortak, haklı sebeplerin varlığı hâlinde limited şirketin feshini isteyebilecektir. Kanunda limited şirketin feshine neden olacak haklı sebeplerin neler olduğu sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı sebep oluşturup oluşturmayacağı yargısal uygulamaya bırakılmıştır. Haklı sebepten ne anlaşılması gerektiği ise somut durumun ve ileri sürülen hususların niteliğine göre mahkemece takdir edilecek olup esasında dürüstlük kuralı temelinde ortaklık ilişkisinin devam ettirilemeyecek düzeyde zedelenmiş olması durumu, limited şirketin feshinin haklı nedenini oluşturur. Başka bir deyişle ortaklıktaki güven ilişkisinin ortadan kalkması veya ortaklılığın devamının dürüstlük kuralı gereği ortaklar bakımından çekilmez hâle gelmesine neden olan olaylar, limited şirketin feshi için haklı neden olarak kabul edilebilirler. Zira hiçbir ortaktan, dürüstlük kuralı gereği kendisi için çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez. Haklı sebep kavramı, her somut olayın niteliğine göre farklı tanımları bünyesinde barındırır.Bu bağlamda limited şirketin kötü yönetilmesi; genel kurul toplantılarının yapılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde tamamlanması, şirket fiilen iflas etmiş ve borca batık bir durumda olmasına rağmen, Kanunun ilgili maddeleri ısrarla tatbik edilmeyerek bu konuda genel kurulun olağanüstü toplantıya çağrılmaması şeklinde gerçekleşen genel kurul toplantılarındaki usulsüzlükler; şirketin bireysel çıkarlara yönelmesi suretiyle ortaklık amacından uzaklaşması, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaması, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve teçhizatların satılması nedenleriyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması; paydaşlara ihtara rağmen şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmemesi, şirketin gelir ve giderlerinin incelenmesine izin verilmemesi, ortakların şirketin yönetimi, malvarlığı ve kâr-zarar durumu hakkında bilgilendirilmemesi, ortakların denetim ve bilgi edinme haklarının engellenmesi suretiyle bilgi alma ve inceleme haklarının kısıtlanması; uzun süre pay sahiplerine kâr payının dağıtılmaması, paydaşların kâr payı alma hakkının engellenmesi, şirketin yüksek kârlılığa rağmen paydaşlara kâr payı dağıtılmaması; ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmaması, ortağın bakiye borcunu ödemede temerrüdü, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıkların olması ve bunların yargıya intikal etmesi, şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulmasının aile şirketi niteliğindeki şirketin işleyişine de yansıması suretiyle ortaklar arasında giderilemeyecek ölçüde güvensizlik ve anlaşmazlığın ortaya çıkması gibi sebepler yargısal uygulamalarda şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilebilmektedir. Haklı sebep bazen tek bir maddi olgudan ibaret olabilir iken bazen de süreç içerisindeki çeşitli nedenlerin birikiminden ibaret olabilir(Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku II, 14. Bası, s.578). Ayrıca limited şirket, bir sermaye şirketi olmakla birlikte Kanunun gerekçesinde belirtildiği gibi kişisel niteliği göz önünde tutulmalıdır. Bunun yanı sıra limited şirketin fesih ve tasfiyesini gerektiren olaylarda davacı ortağın kendi kusurunun bulunmaması ve bu olayların haklı sebep oluşturmak için meydana getirilmemiş olması gerekir. Haklı sebeplerin bulunması halinde hakimin feshe karar vermeden önce başka çözüm yollarını değerlendirmesi gerekir. Ancak davacı ortak ile diğer menfaat sahipleri açısından menfaatler dengesini sağlayan bir çözüme ulaşılamadığı takdirde son çare olarak feshe karar verecektir(Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s.580).Dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu ile; davalı şirketin 2020 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamesindeki Gelir Tablosu kalemleri ile 2021 yılı 4. Dönem Geçici Kurumlar Vergisi Beyannamesindeki Gelir Tablosu kalemleri dikkate alındığında gayri faal olduğu, 2020 yılı faaliyetlerini 95.335,23 TL zararla, 2021 yılı faaliyetlerini 81.745,68 TL zararla kapattığı, zararların faaliyet giderlerinden kaynaklandığı, mali inceleme sonuçlarına göre şirketin kayda değer bir faaliyetine, kazancına veya personel ve faaliyet giderleri dışında abartılı bir harcamasına rastlanmadığı, şirket bünyesinde dağıtılacak kar veya serbest yedek akçelerin bulunmadığı, hatta sermayesinin yarıdan fazlasını yitirmiş olduğu görüldüğünden kar dağıtımının veya şirket kaynaklarından ayrılma akçesi ödenerek davacının şirketten çıkarılmasının uygun bir alternatif çözüm yolu da olmayacağı, TTK.m.642 gereğince şirketin kullanılabilir öz kaynağı da bulunmadığından davacı için takdir edilecek ayrılma akçesinin de istenebilir olmadığı, 2020 ve 2021 yılı genel kurullarının yapılmadığı belirlenmiştir. Toplanan deliller ile şirketin gayri faal olduğunun tespit edilmiş olması, ortakların bir araya gelip ortak hareket etmemeleri, dolayısıyla ortaklık sıfatının kazanılması anında geçerli olan şahsî ve maddî şartların (ortaklar arası ticari hayatın gerektirdiği güven ilişkisinin varlığı ve kâr-kazanç elde etme gibi) ortadan kalkması, durumun bu hale gelmesinde davacının kusurunun ispat edilmemiş olup tarafların ortak kusurunun bulunduğunun anlaşılması, bunun sonucu olarak davacı ortağın şirkette kalmaya devam etmesinin kendisinden beklenmeyecek hale gelmiş olması, ortaklık ilişkisinin çekilmez hale gelmesi nedeniyle tarafların birlikte şirket faaliyeti yürütmelerinin beklenemeyeceği açık olup, bu maddi olgular şirketin feshi için haklı sebep teşkil etiği anlaşılmakla davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. █████/2026