Anahtar kelimeler: İtirazname İnceleyen Sayı İsparta İtiraza Süreç Verilip Silahlı Dosyayı Hukukî

İtirazname No : █████████KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1549-1318I. HUKUKÎ SÜREÇSanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Isparta 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.06.2019 tarihli ve 130-228 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 26.11.2020 tarih ve 1549-1318 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 06.12.2023 tarih ve 26609-10105 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 22.02.2024 tarih ve 8797 sayı ile; "...İtiraza konu uyuşmazlık, eksik araştırma ile karar verilip verilmediğine ilişkindir.Dosya kapsamının incelenmesinde; gizli tanık ... tarafından teslim olunan, örgütün Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan tüm Devlet personeli ile emniyet mahrem yapılanmada görevli sivil mahrem örgüt mensuplarına ilişkin tuttuğu dijital kayıtların çözümlenmesi sonucunda sanığın 'Tüm Liste' kayıtlarında 'Derece 1' (Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen harf kodu) ve 'Derece 2' (Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen 2. kademe harf kodu) bilgisinin A4 (FETÖ/PDY mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiler) olarak kodlandığı anlaşılmıştır.KOM Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Emniyet Mahrem Yapılanması Mukayese Raporunda ayrıntılı şekilde yer aldığı üzere gizli tanık ...'un Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 27.04.2017 tarihli ifadesinde özetle; '...GÜNCEL LİSTE KİTABI başlıklı dosyada Türkiye'de görev yapan tüm polis memurları ile ilgili bilgiler bulunduğunu, TÜM EMEKLİ KİTABI listesinin emniyet teşkilatından emekli olan personeli gösterdiğini, TÜM LİSTE KİTABI listesinin EGM'de bulunan tüm personelin FETÖ açısından değerlendirmesini belirtir excel tablosu olduğunu, bu listede FETÖ mensubu olan/olmayan tüm personelin yer aldığını, kodlamalarla sistematik kurulduğunu, bu liste incelendiğinde EGM'de FETÖ mensubu olan ve olmayan kişilerin ayırt edilebileceğini, bu listenin 2016 yılı Nisan ayında hazırlanmış bir liste olduğunu,' beyan etmiştir. Buradan sanığın, 2016 yılı Nisan ayında dahi örgüt içerisinde/hiyerarşisinde olduğu sonucunun çıkması ve tanık ...'in aşama beyanlarında özetle; 2001-2014 yılları arasında örgütün sohbet toplantılarına katıldığını, 17-25 Aralık 2013 sürecinden önce katıldığı bu sohbetlerin bazılarında 4-5 defa sanığı da gördüğünü, bir kez sanığın evinde de sohbet yapıldığını, sohbetleri Samsunlu bir öğretmenin verdiğini, ismini hatırlamadığını ancak teşhis ettiğini, 2014 yılında Sivas'a tayin olduğunu beyan etmesi ve dijital materyal inceleme raporuna göre 2016 yılı dahil örgüte ait haber sitelerini takip ettiğinin anlaşılması karşısında;Sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olup olmadığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespiti için tanığın beyanında 'Samsunlu öğretmen' olarak geçen ve örgütün emniyet mahrem yapılanmasında 'öğretmen' (mahrem-sohbet hocası) olan teşhis tutanağına göre 29 numaralı fotoğraftaki ... K. ile 35 numaralı fotoğraftaki ... T. hakkındaki dosyaların getirtilerek incelenmesi, sorumlu oldukları diğer polis memurlarının tespiti ile dosyalarının incelenmesi, gerekli görülmesi hâlinde anılan şahıslar ile tespit olunacak diğer polis memurlarının tanık sıfatıyla dinlenmesi, UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında kolluk beyanları dahil birçok delilin bulunmadığı gözetilerek sanık hakkında İçişleri Bakanlığı KOM Daire Başkanlığı ile TEM Daire Başkanlığı nezdindeki tanık beyanlarını içerir veri bankası ile Bylock veri havuzu içeriğinde ve güncel olarak UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında ifade yahut bilgi belge bulunup bulunmadığı araştırılıp ilgili birimden onaylı örneklerinin temin edilerek varsa beyan sahiplerinin tanık sıfatıyla dinlenmesi sonrasında hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verildiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 15.05.2024 tarih ve 3340-6875 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırma ile beraat kararı verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.IV. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Isparta ili Merkez ilçesi Sanayi Polis Merkezi Amirliğinde merkez amiri olarak görev yaparken FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı bulunduğu gerekçesiyle 04.10.2016 tarihinde görevinden uzaklaştırılması üzerine sanık hakkında soruşturmaya başlandığı,Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma dosyasında alınan gizli tanık ...'un 27.04.2017 tarihli ifadesinde örgütün mahrem hizmetler olarak adlandırdığı hücresel yapıya ilişkin ayrıntılı bilgi verip teslim ettiği ve içinde örgütün emniyet mahrem yapılanmasına ilişkin kayıtların bulunduğu hafıza kartları ile akıllı telefon üzerinde mahkeme kararına dayanılarak yapılan inceleme neticesinde tanzim edilen 09.01.2018 tarihli Veri İnceleme Raporuna göre; tüm liste kaydında sanık hakkında A4 kodlamasının yazılı olduğu, söz konusu bu kodun FETÖ/PDY mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyedeki kişileri ifade ettiği, güncel liste kısmında ise herhangi bir kayıt bulunmadığı,21.11.2018 tarihli İnceleme Raporunda; sanıktan ele geçirilen General Mobile marka cep telefonunun internet geçmişi kısmında ....com, ....com ve ....tv; Quatro marka cep telefonunun çerezler kısmında ....com, ....com, ....com ve ....com isimli sitelere girdiğinin tespit edildiği,Anlaşılmıştır.Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; sanığın hem meslektaşı hem de devresi olduğunu, 2001-2014 yılları arasında Isparta'da çalıştığını, dinî duygularla katıldığı ve ara sıra gittiği sohbetlerde 17-25 Aralık süreci öncesinde tam olarak tarihini hatırlayamamakla birlikte sanığı 4-5 defa gördüğünü, bir kez de sanığın evinde hatırlamadığı bir tarihte sohbet yapıldığını, sanığın himmet verdiğine ve kurban bağışı yaptığına şahit olmadığını, sohbetlerde dinî konuların konuşulduğunu ve ayrıca Kuran-ı Kerim, Cevşen, Said-i Nursi'nin ve örgüt liderinin kitaplarının zaman zaman okunduğunu, sanığın katıldığı sohbette örgüt liderinin kitabının okunup okunmadığını hatırlamadığını, sohbetleri Samsunlu bir öğretmenin verdiğini, sanığın örgütsel bir eylemine şahit olmadığını, 2014 yılında kendisinin Sivas'a tayin olduğunu, bu nedenle sanığın irtibatının devam edip etmediğini bilmediğini, sonrasında bir kez rütbe terfi sınavında sanıkla karşılaştıklarını ancak cemaatle ilgili bir konuyu konuşmadıklarını beyan etmiştir.Sanık aşamalarda benzer şekilde; atılı suçlamayı kabul etmediğini, örgütle ilgisinin olmadığını, hiçbir zaman tanık ...'le veya başka biriyle örgütsel amaçla bir araya gelmediğini, hem meslektaşı hem de devresi olan tanıkla bazı ortamlarda görüşmüş olabileceğini ancak bunların örgütsel bir yanının bulunmadığını, tanığın etkin pişmanlıktan yararlanmak amacıyla birçok kişi hakkında beyanda bulunduğunu, veri inceleme raporunu kabul etmediğini, zira gizli tanık ...'a yanlış bilgi getirilmiş olabileceğini, söz konusu bilgilerin tamamının Pol-net sisteminde zaten mevcut olduğunu, bu raporun kendi bilgisi dışında oluşturulduğunu, örgüt üyesi sayılmak için bu kayıtların tek başına yeterli olmadığını, hukuka aykırı delil niteliği taşıdığını, haberleri internetten takip ettiği için birçok siteye girip haber okuduğunu, dijital inceleme raporunda belirtilen kayıtların bu nedenle oluştuğunu düşündüğünü, örgüte müzahir internet sitelerini özellikle takip etmediğini, örgüt üyeliği için gerekli kriterlerin hiçbirine sahip olmadığını, yirmi beş yıllık meslek hayatının on yılında özel harekâtta çalıştığını, terör örgütleriyle çok sayıda çatışmaya katıldığını, örgüt tarafından önemli pozisyonlara getirilmediği gibi karakol veya trafik gibi kimsenin istemediği zor yerlerde görev yaptığını, örgüt mensubu bir amir tarafından gerçeğe aykırı rapor düzenlenip ceza verilerek özel harekâttan çıkarıldığını, bu tür işlemler nedeniyle örgütten zarar gördüğünü ve rütbelerini geç almak durumunda kaldığını, üniversitede meydana gelen hırsızlık soruşturması nedeniyle ... isimli bir şahıs hakkında yürütülen soruşturmada adı geçenin aracında yaptığı aramada ele geçirdiği dijital materyallerde örgütle ilgili birçok bilginin elde edildiğini, örgüt mensubu olsaydı bu olayı görmezden gelmesi gerektiğini savunmuştur.V. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarAyrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ile bu suçların temyiz incelemesiyle görevli Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı ilamında açıklandığı üzere;Örgüt üyesi; örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibarıyla süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Vesile Sonay Evik, "Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul, 2004, s. 383 vd.). Örgüt üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin suç işlemek amacı olması aranır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Özel Kısım, s. 263-266, Uğur Alacakaptan, "Genel Olarak ve Bazı Suçlar Bakımından Cürüm İşlemek İçin Örgüt (Teşekkül) Meydana Getirme Suçu", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul, 2004, s. 28, İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 280).Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). TCK'nın "Hata" kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi durumunda ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu hâlde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut ex-ante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibarıyla kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK'nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.Öte yandan Anayasa'nın 138/1 ve CMK'nın 217/1. maddeleri ile Anayasa'nın 38. ve AİHS'nin 6/2. maddelerinin sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim Anayasa'nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken Anayasa'nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda reddolunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkân sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, "İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi", Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsediğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK'nın 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı kararı).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK'nın 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı kararı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili telif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.B. Somut Olayda Hukuki NitelendirmeIsparta ili Merkez ilçesi Sanayi Polis Merkezi Amirliğinde merkez amiri olarak görev yaparken FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı bulunduğu gerekçesiyle 04.10.2016 tarihinde görevinden uzaklaştırılması üzerine başlatılan soruşturma neticesinde yapılan yargılamada sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilen olayda;Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına, nihai amaç ve yöntemlerini bilerek dahil olmak suretiyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arzeden faaliyetlerde bulunup bulunmadığına ve faaliyetlerine hangi tarihe kadar devam ettiğine ilişkin maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespitini teminen; Gizli tanık ... tarafından teslim edilen dijital materyallerde yer alan ve örgütün emniyet mahrem yapılanmasına ilişkin, örgüt tarafından tutulan kayıtlarda A4 olarak kodlanan sanık hakkındaki bilgileri 2014 yılından öncesine ait olan tanık ...'in anlatımında ve teşhisinde sohbet veren kişiler olarak bahsettiği ... ve ... isimli şahıslara ait dosyaların getirtilip incelenmesi, adı geçen şahıslarla, tespit edilecek diğerlerinin, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Terör Daire Başkanlıkları nezdinde bulunan tanık beyanlarını içerir veri bankası ile Bylock veri havuzunda ve UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında başkaca ifade yahut bilgi bulunup bulunmadığı araştırılıp varsa bu kişilerle birlikte tanık sıfatıyla usulüne uygun şekilde dinlendikten sonra hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesinin isabetli olmadığı kabul edilmelidir.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 06.12.2023 tarihli ve 26609-10105 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,3- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince verilen 26.11.2020 tarihli ve 1549-1318 sayılı hükmün, eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca gereği için hükmü veren Isparta 3. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.03.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.