Anahtar kelimeler: İtirazname Alıkonulması Kaçırılması Korunan Annesi Atanan Beraatlerine Anne İnceleyen Baba
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    İtirazname No : ███████████
    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Sulh Ceza
    SAYISI : 666-781
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin Gaziantep (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 18.07.2014 tarihli ve 666-781 sayılı hükümlerin, katılanın çocukları olan ... ve ...'ya atanan zorunlu vekil tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.03.2022 tarih ve 18640 sayı ile; "Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda korunan hukuki yararın çocuğun kanuni temsilcilerinin aile hukukundan kaynaklanan velayet hakkı olması nedeniyle suçun mağdurunun velayet hakkına sahip anne ile baba kabul edilmesi ve mağdurların annesi katılan ... 'ın yokluğunda verilip usulüne uygun şekilde tebliğ edilen hükmü temyiz etmemesi karşısında, mağdurlara yaş küçüklüğü nedeniyle tayin edilen vekillerin sanıklar hakkında kurulan hükümleri temyize hakkı bulunmadığından, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi gereğince reddine," karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 06.04.2022 tarih ve 153425 sayı ile;
    "...Somut olayda; yaşı küçük mağdurların annesi ...'nın Mahkemenin 20.09.2013 tarihli duruşmasında talebi üzerine davaya katılmasına karar verilmiştir. Katılan sıfatını kazanan yasal temsilcisinin hükmü temyiz etmemesine rağmen, yaş küçüklüğü nedeni ile atanan zorunlu vekilinin hükmü temyiz etmiş olması, zorunlu vekil ile mağdur velisi arasında irade çatışması olduğunu göstermez. Vekil ile velayeti elinde bulunduran yasal temsilcilerin iradesinin çatışmasından, ancak mağdurun yasal temsilcilerinin sanıktan şikâyetçi olmaması halinde bahsedilebilir. Dosya kapsamına göre de böyle bir çatışma bulunmamaktadır. Bu nedenle yaşı küçük mağdurlara atanan zorunlu vekilin temyiz isteminin, velayet hakkına sahip katılanın hükmü temyiz etmemesi nedenine dayalı olarak reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu," düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.05.2022 tarih ve 956-7193 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; katılan ...’in çocukları olan ... ve ...’ya CMK’nın 234/2. maddesi uyarınca atanan zorunlu vekilin sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 234/1. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan verilen beraat hükümlerini temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    IV. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    TCK’nın ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmında yer alan, "Aile Düzenine Karşı Suçlar" başlıklı sekizinci bölümünde düzenlenen "Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" başlıklı 234. maddesinin birinci fıkrası; "Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde hüküm altına alınmıştır.
    Anılan suçun gerekçesi "Maddenin birinci fıkrasında, velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması, suç olarak tanımlanmıştır. Böylece bu maddeyle çocuk üzerindeki velâyet veya vesayet hakları korunmaktadır." biçiminde açıklanmıştır.
    Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere bu suçla korunan hukuki değer, veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkıdır. Burada velayet veya vesayet hakkı kapsamında yer alan yetkilerden, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun 339/4. maddesinde belirtilen çocuğun yerleşim yerini, meskenini belirleme hakkı korunmaktadır (Ayşe Nuhoğlu, Aile Düzenine Karşı Suçlar, Beta, 2009, s. 180). Ayrıca bu suçla, on altı yaşının bitirmemiş çocuğun velayeti kendisine verilen ebeveyninin yanından kaçarak mahkeme kararını bertaraf etmesi ve velayet hakkı kendisine verilmeyen anne veya babasının yanına sığınması engellenmeye çalışılmış, çocuğun kendisine karşı korunması amaçlanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, 4. Cilt, s. 4546-4547).
    TCK'nın 234/1. maddesinde düzenlenen suçun mağduru çocuğun velayeti elinden alınmamış annesi ve/veya babası, vesayet altında ise vasisi ya da çocuğu bakım veya gözetimi altında bulunduran kimsedir.
    Anılan suçun maddi konusu ise on altı yaşını bitirmemiş çocuktur (Hasan Tahsin Gökcan - ... Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara 2021, 5. Cilt, s. 7749; Zeki Hafızoğulları - Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, Ankara Kasım 2016, s. 404). Suçun mağduru olarak kabul edilmediğinden de çocuğun kaçırılmasında veya alıkonulmasında rızasının bulunup bulunmadığı önemli değildir. Aksi hâlde hukuken geçerli bir rıza ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıp fiili hukuka uygun hâle getirecektir. Bu durum da anılan suçun düzenlenme amacına aykırı bir durum ortaya çıkacaktır.
    Uyuşmazlık konusuyla bağlantılı CMK'nın 237/1. maddesinde; "Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler." hükmü ile kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup halinde belirtilmiştir. Bu düzenleme, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 365. maddesindeki; "Suçtan zarar gören herkes, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilir." hükmü ile benzerlik göstermekte ise de yeni hükme, önceki kanunda yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdur da eklenmek suretiyle, madde; öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
    Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada yer almasına öğreti ve uygulamada davaya katılma veya müdahale denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi katılan ya da müdahil sıfatını almaktadır.
    Gerek CMK'da gerekse CMUK'da kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı hâlinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin suçtan zarar görmesi şartı aranmış, ancak kanunda suçtan zarar gören ve mağdur kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle konuya açıklık kazandırılırken öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, mağdur, suçtan zarar gören ve malen sorumlu olan kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir.
    Malen sorumlu; yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir.
    Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, haksızlığa uğramış kişi olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de, bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, s. 289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 214-217; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 106-107; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - ... Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. Cilt, Ankara, 2010, s. 7702-7703).
    Suçun mağduru belli bir kişi ise o kişinin şikâyet ve davaya katılma hakkı vardır. Tüm toplumun suçun mağduru olduğu durumlarda toplumun bir bireyi olan kişinin, yani geniş anlamda mağdurun şikâyet ve davaya katılma hakkı yoktur. Bu hâllerde toplum adına Cumhuriyet savcısı görev ifa etmektedir.
    Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.
    Kamu davasına katılma için aranan suçtan zarar görme kavramı kanunda açıkça tanımlanmamış, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 08.11.2016 tarihli ve 830-412, 03.05.2011 tarihli ve 155–80, 04.07.2006 tarihli ve 127–180, 22.10.2002 tarihli ve 234–366 ile 11.04.2000 tarihli ve 65–69 sayılı kararlarında; "dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez." şeklinde açıkça ifade edilmiştir.
    2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
    Sanık ... ile katılanın müşterek çocukları olan ... ve ...'nın velayetlerinin kullanılması hakkının (Kapatılan) Sarıyer 1. Asliye Hukuk Mahkemesince 21.12.2000 tarih ve 596-984 sayı ile katılana verilmesine karşın, velayet yetkisi elinden alınan sanık ...’ın, annesi olan diğer sanık ... ile birlikte henüz on altı yaşını bitirmemiş bulunan ... ve ...'yı kaçırıp alıkoyduğu iddia edilen olayda;
    Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere TCK’nın 234. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçla veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkının korunmasının amaçlandığı, bu anlamda anılan suçun mağdurunun, çocuk üzerindeki velayet hakkı elinden alınmamış anne ve/veya baba, çocuk vesayet altında ise vasi ya da çocuğu bakım veya gözetimi altında bulunduran kimse olduğu, on altı yaşını bitirmemiş olan çocuğun ise anılan suçun sadece maddi konusunu oluşturduğu, aksi hâlde çocuğun hukuken geçerli rızasının fiili hukuka uygun hâle getireceği, bu durumun da suçun düzenlenme amacına aykırı olacağı cihetle; katılanın çocukları olan ... ve ...’ya yargılama sırasında on sekiz yaşını doldurmamış mağdur sıfatında oldukları gerekçesi ile CMK’nın 234/2. maddesi uyarınca açıklanan sebeplerle şartlar oluşmadığı hâlde görevlendirilen vekilin, TCK’nın 234/1. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan sanıklar hakkında açılan davaya bu çocuklar adına katılma ve hükmü temyiz etme hakkının bulunmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.03.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!