Anahtar kelimeler: İtirazname Mahsuba Müebbet Terörle Ağırlaştırılmış Bütünlüğünü Ülke Mücadele Çektirilmesine Süreç

İtirazname No : ███████████ KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Ceza DairesiSAYISI : 281-514I. HUKUKİ SÜREÇSanığın, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 302/1 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1 ile TCK’nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/4. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir. Mahkûmiyete ilişkin Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.02.2021 tarihli ve 63-96 sayılı resen istinafa tabi olan hükmün sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 25.05.2021 tarih ve 281-514 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 14.06.2022 tarih ve 11599-3730 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Mahkemece, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından terör örgütü mensuplarının etkisiz hale getirilmesi ve sınır güvenliğinin sağlanması amacıyla Suriye ülkesinin kuzeyinde başlatılan Barış Pınarı Harekatı kapsamında Mabruke bölgesinde operasyonların devam ettiği sırada Suriye Milli Ordusunca yakalanan ve Akçakale İlçe Jandarma Komutanlığına █████/2019 tarihinde teslim edilen sanığın yakalanma şekli, çatışma bölgesinde yakalanmış olması, silahlı terör örgütü PKK/KCK'nın Suriye'deki uzantısı olan PYD/YPG'nin içerisinde yer alması ve örgüt tarafından verilen talimatlar doğrultusunda hareket etmesi gerekçe gösterilerek Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, sanığın aksi kanıtlanamayan ikrar içerikli savunması, tanık beyanları, Barış Pınarı Harekatı kapsamında Mabruke bölgesinde çıkan çatışmada köyün etrafının sarıldığına, köy içerisinde bulunan ve kaçacak yerleri kalmadığını anlayan 3 şahsın yakalandığına dair 10.11.2019 tarihli tutanak içeriği ve kriminal uzmanlık raporlarına göre; silahlı terör örgütü PKK/KCK'nın Suriye'deki uzantısı olan PYD/YPG'nin bünyesinde yer alarak örgüt tarafından verilen talimatlar doğrultusunda faaliyetlerde bulunan, Suriye Milli Ordusu (ÖSO) ile PKK/PYD silahlı terör örgütü arasında çatışmaların yaşandığı bölgede yakalanan ancak doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri ya da Türk Silahlı Kuvvetlerince gerçekleştirilen operasyon esnasında Suriye Milli Ordusu (ÖSO) ile çatışmalara katıldığı kesin olarak saptanamayan sanığın sabit görülen eylemlerinin örgüte üyelik suçunu oluşturacağı, silahlı terör örgütüne üye olduğu kabul edilen sanığın aşamalarda yaptığı savunmalarında suçunu ikrar ederek bir kısım örgüt mensupları ile örgütsel faaliyetleri hakkında bilgi verdiğinin anlaşılması karşısında, hakkında 5237 sayılı TCK'nın 221/4-2. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasından sonra hukuki durumunun taktir ve tayini gerekirken suçun vasfında yanılgıya düşülmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 04.07.2024 tarih ve 27074-9365 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca görüşülmüş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSUİtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu mu yoksa silahlı terör örgütüne üye olma suçunu mu oluşturduğunun, silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde sanık hakkında TCK'nın 221/4-2. cümlesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesine ilişkindir.IV. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından; Kolluk tarafından düzenlenen 10.11.2019 tarihli tutanağa göre; 3. Hudut Alayı (Şanlıurfa/Akçakale) 2. Hudut Taburu (Akçakale) 4. Hd. Bl. K.lığı (Yeşiltepe) bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yürüttüğü Barış Pınarı Harekâtı kapsamında 4. Komando Tugay Komutanlığı (Tunceli) emrindeki Suriye Milli Ordusu unsurları tarafından verilen bilgiye göre Mabruke (Suriye) köyü bölgesinde yapılan operasyon esnasında çıkan çatışmada köyün etrafının sarılarak ablukaya alındığı, köy içerisinde bulunan ve kaçacak yerleri kalmadığını anlayan üç erkek PKK/PYD terör örgütü mensubu şahsın Suriye Milli Ordusu unsurlarınca yakalandıkları, söz konusu silah ve teçhizata bölgede operasyonlara devam eden Suriye Milli Ordusu unsurları tarafından el konularak harekât kapsamında kullanılmaya devam edildiği, sınır hattına getirilen şahısların gerekli emniyet tedbirleri alınarak Suriye Milli Ordusu unsurlarından Türkiye sınırındaki 4. Hudut Bölük Komutanlığı Onbaşı Gök Hudut Karakolu sorumluluk sahasında açılan kapıdan silahsız ve teçhizatsız olarak 10 Kasım 2019 tarihinde saat 15.20’de teslim alındıkları, 4. Komando Tugay Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü (Tunceli) tarafından yapılan ilk mülakatın ardından Akçakale Devlet Hastanesine götürülen şahısların adli raporları alındıktan sonra aynı tarihte saat 21.10'da Akçakale İlçe Jandarma Komutanlığına teslim edildikleri, Aynı tarihli olay yeri arama ve muhafaza altına alma tutanağı ile olay yeri tespit tutanağına göre; yakalanan şahısların Türkiye sınırında teslim alınmaları esnasında yapılan üst aramalarında herhangi bir silah, teçhizat, malzeme, kimlik, para vb. hiçbir eşyanın ele geçirilemediği, Van Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğince düzenlenen 29.11.2019 tarihli uzmanlık raporundan; sanıktan alınan svaplar üzerinde atış atıklarının tespit edilemediğinin; 26.11.2019 tarihli uzmanlık raporundan; arşiv taramasında sanığa ait DNA profiline benzer profile rastlanmadığının; 12.11.2019 tarihli uzmanlık raporundan; sanıktan alınan parmak ve avuç izlerine arşiv taramasında isabet edilmediğinin Emniyet Genel Müdürlüğünün müzekkeresinden; sanığın Interpol Uluslararası Aranan Şahıslar Veri Tabanında ve Dairenin Veri Tabanı kayıtlarında görülemediğinin Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığı ve Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün müzekkerelerinden de; sanığın daha önce herhangi bir terör eylemine katıldığı hususunda herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının,Anlaşılmıştır. Tanık ... kolluktaki teşhisinde; "1 nolu fotoğrafta bana gösterilen şahıs ...'dur. Kendisini önceden tanımıyorum. Türkiye'ye getirilirken beraber getirildik, halen beraberiz. Kendisi benimle aynı tarihte Suriye Milli Ordusu güçlerine teslim olmuştur. Örgütte eyleme olup olmadığını bilmiyorum.",Duruşmada; sanığı tanımadığını, Türkiye'ye gelirken gördüğü, sanığın YPG ile bir ilgisi olup olmadığını bilmediğini, ... kolluktaki teşhisinde; "1 nolu fotoğrafta bana gösterilen şahıs ...'dur. Kendisi benim uzaktan akrabam olur. Kod ismi olup olmadığını bilmiyorum. Arap asıllıdır. Kendisi benim de ikamet ettiğim Suriye ... köyündendir. Kendisi 2016 yılında PYD terör örgütü saflarında örgüt kıyafetli olarak Suriye ülkesinde (4) ay süre ile görev yapmıştır. Örgütteki görevi askerdi ve ... köyünde nöbet tutardı. Kaleşnikof silah kullanırdı. Kendisi benimle aynı tarihte Suriye Milli Ordusu güçlerine teslim olmuştur. Örgütte eylemi olup olmadığını bilmiyorum."Şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Sanık soruşturmada; örgüt tarafından zorla silah altına alındığını, 1991 yılında Suriye'nin, Talabyad ilçesi, ... köyünde doğduğunu, aynı köyde ailesiyle birlikte yaşadığını ve babasıyla beraber kendilerine ait petrol istasyonlarında çalıştığını, ülkesinde iç savaş başladıktan sonra 2015 veya 2016 yılında yakın köylerin DEAŞ terör örgütünün işgal etmeye başladığını, DEAŞ'tan önce köylerine gelen PKK/PYD terör örgütü mensuplarının DEAŞ'a karşı savaşmaları için kendilerini ikna ettiklerini, köyden yedi kişinin PKK/PYD’nin verdiği silah ve mühimmatla, kendisinin ise bir adet Kaleşnikof marka silahla kendi köyünde ve civardaki dört beş köyde DEAŞ mensuplarının belirtilen yerlere girmemeleri için motosikletleriyle ve zaman zaman da ... köyünden... isimli şahsın verdiği pikapla gezdiklerini, bu süre zarfında hiçbir silahlı çatışmaya girmediğini, amacının petrol kuyularını DEAŞ'tan korumak olduğunu, PKK/PYD güdümünde dört ay kadar anlattığı şekilde faaliyette bulunduktan sonra PKK/PYD mensuplarının kendilerini DEAŞ’a karşı savaşmak için başka bölgelere göndermek istediklerini, ancak bunu kabul etmediğini, hem bu sebeple hem de bölgeye DEAŞ mensuplarının gelmemeleri nedeniyle köyünü terk etmediğini ve örgütten ayrılarak normal yaşantısını sürdürdüğünü, tamamen kendisini, ailesini ve petrol kuyularını korumak için kendi silahı ile nöbet tuttuğunu, örgüte katıldığı ilk gün kendisine yalnızca Kaleşnikof silahının sökülüp takılmasının gösterildiğini, başkaca bir eğitim almadığını, örgütte bulunduğu süre zarfında herhangi bir eyleme katılmadığını, silahla eğitim atışı da dâhil hiç atış yapmadığını, örgütte bulunduğu sonradan tespit edilirse ceza alacağı düşüncesiyle yakalandığı tarihte kendi isteğiyle ... köyüne giderek Suriye Milli Ordusuna teslim olduğunu, bu sırada üstünde silah da olmadığını belirterek birlikte faaliyet gösterdiği PKK/PYD terör örgütü mensupları hakkında bilgi verdiği, Duruşmada; 2016 yılında YPG'nin kendisini zorla aldığını, hasta olduğu için anılan örgüt mensuplarının kendisine bulaşık yıkattıklarını, on günlüğüne verdikleri silahı onlara geri verdiğini, isnat edilen örgütle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, herhangi bir çatışmaya girmediğini, teslim olduğu ÖSO'nun kendisini Türk yetkililere teslim ettiğini, 2016 yılında ayrıldığı YPG'den o zamandan beri uzak durduğunu savunmuştur. V. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Her devlet siyasal fonksiyonunun gereği olarak, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, Anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. 5237 sayılı TCK’nın 302. maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun konusunu da devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği oluşturmaktadır.Suçla korunan hukuki değer, devletin ülkesinin bütünlüğü/milli birliği ve egemenliğidir.Suç, 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince mutlak terör suçudur. Kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere, bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik/matuf fiillerin işlenmesi gerekir. Bu amaç, madde metninde; 1-Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,2-Devletin birliğini bozmak,3-Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak,4-Devletin bağımsızlığını zayıflatmak,Olarak belirlenmiştir.Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkânsızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK’nın 314. maddesi gibi). Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebrî nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu hâliyle suç, aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Ancak maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur (CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket, devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak, toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmaya çalışır (N.K.Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, sh. 89, 90- Dönmezer Tedhişçilik sh. 56). Söz konusu düzenlemeyle esas itibarıyla cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Kanun koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) fiil unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. (N.K.Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, sh. 89, 90). Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, "amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir." (CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD 26.06.2012 tarihli ve 2855-8069 sayılı, 15.01.2014 tarihli ve 12441-614 sayılı, 30.03.2010 tarihli ve 8654-3632 sayılı, 09.06.2011 tarihli ve 4202-3296 sayılı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini ve toplum barışını bozarak devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç, tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur. Özellikle vurgulamak gerekir ki; uygulamada amaca elverişli/vahim eylem olarak kabul edilen suçların her biri müstakil olarak değerlendirildiğinde, anılan suçun koruduğu değer bakımından somut tehlike oluşturmaktan uzak görülebilir. Bu nedenle olaysal değerlendirme yapılırken, sanığın üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak tedhiş ortamı oluşturmak, terörizmin karakterini yansıtan sistematik, sürekli, belirsiz hedefli ve belli ağırlıkta şiddet olay(lar)ı gerçekleştirdiği gözetilerek, sübutu kabul olunan eylemin de amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte/ağırlıkta olup olmadığı belirlenmelidir.Her hâlde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. İşlenen araç suçun vahim/elverişli eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenledir ki failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK’nın 302. maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK’nın 314/1-2. maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama hâline gelmiştir. (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 tarihli ve 6277-7540 sayılı vb.)Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık – icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunlu haline getirmektedir. Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s.569-570; Centel/Zafer Çakmut,(4), s.455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s.423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s.20.- Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s.408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (CGK'nın 19.10.2010 tarihli ve 153-206 sayılı vb.) objektif teori-Frank formülüne göre; suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi durumunda icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir.Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibarıyla yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av Serra Karadeniz-LLM/Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s.792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler s.503 ve devamı, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s.569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s.455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s.423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s.20; Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s.408). PKK/KCK silahlı terör örgütünün Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak yıllardır vahamet arz eden şiddet olayları gerçekleştirdiği bilinen bir vakıadır.Terör örgütüne üye olma suçuna gelince; örgüt üyesi; örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyeliğin mütemadi bir suç olması nedeniyle de faaliyetlerde bir süre devam eden yoğunluk, çeşitlilik ve süreklilik aranır.B. Somut Olayda Hukuki NitelendirmeSanık 2016 yılında PKK/PYD terör örgütünün Suriye yapılanması içerisinde yer almıştır. Örgüt tarafından verilen talimatlar doğrultusunda silah eğitimi almış ve silahlı olarak nöbet tutmuştur. Suriye Milli Ordusu ile PKK/PYD arasında çatışmaların yaşandığı bölgede de yakalanmıştır. Bununla birlikte doğrudan Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı ya da anılan Kuvvetlerce gerçekleştirilen operasyonlarda çatışmalara katıldığı kesin olarak saptanamamıştır. Açıklanan nedenlerle sanığın sübutu kabul olunan eylemleri TCK’nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturmaktadır. Suçunu ikrar eden sanık, etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini söyleyip bazı örgüt mensupları ile örgütsel faaliyetleri hakkında bilgi vermiş ise de itiraza konu olay özelinde sanık hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle anılan kurumun mahiyet ve şartları kendisine açıkça anlatılmalı, bu doğrultuda ayrıntılı savunması alınmalı ve gerektiğinde teşhis işlemi yapılmalıdır. Yine verilen bilgilerin doğruluğunun ve elverişliliğinin yetkili mercilerden de teyit edilmesi gerekmektedir. Ancak belirtilen işlemler yerine getirildikten sonra TCK'nın 221/4-2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmalı ve sanığın hukuki durumu buna göre takdir ve tayin edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARARAçıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin sanık ... hakkındaki 14.06.2022 tarih ve 11599-3730 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,3- Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 25.05.2021 tarihli ve 281-514 sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi ve hakkında TCK'nın 221/4-2. cümlesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasından sonra hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekirken suç vasfında yanılgıya düşülerek Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden oy çokluğuyla BOZULMASINA,4- Ceza Genel Kurulunca ulaşılan sonuç ve mevcut tutuklama nedenlerinde herhangi bir değişiklik bulunmadığı gözetilerek CMK'nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca sanığın tutukluluk halinin oy birliğiyle DEVAMINA,5- Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca, gereği için Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.03.2025 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi.