Anahtar kelimeler: İtirazname Mahsuba Afyonkarahisar Terörle İnceleyen Mücadele Çektirilmesine Süreç Sayı Rejimine
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    İtirazname No : ███████████
    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : 1030-1201
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1 ile TCK’nın 62/1, 53, 58/9 yollamasıyla 58/6 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.02.2018 tarihli ve 828-60 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 02.05.2018 tarih ve 1030-1201 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 31.10.2022 tarih ve 7419-7145 sayı ile; tekerrüre ilişkin bentten 58/6. maddesi yollamasının çıkartılması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.11.2023 tarih ve 111799 sayı ile;
    Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Yargıtay 16. Ceza Dairesinin yukarıda anılan 2015/3 Esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında;
    Bylock kullanıcısı olmayan, kod adı bulunmayan ve örgütte özel bir konumu/görevi tespit edilemeyen sanığın, örgütün sohbetlerine █████ Aralık sürecinden sonra da katılıp katılmadığı, iş arkadaşlarını sohbetlere çağırıp çağırmadığı, burs, himmet, bağış, kurban parası vs. toplayıp toplamadığı, mütevelli olup olmadığı hususlarının netliğe kavuşturulması bakımından sanığın ihraç olmadan önce çalıştığı kurum tarafından oluşturulan inceleme ve değerlendirme komisyonuna sanıkla ilgili ifade verdikleri anlaşılan ancak yargılama aşamasında mahkemece dinlenmeyen B. E., Z.Ö. ... ve A.K. isimli şahısların duruşmada tanık olarak dinlenmeleri ve sanığa/müdafisine diyeceklerinin sorulması, ayrıca sanığın örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank ...'da hesap açma, para yatırma işlemleri olup olmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilebilmesi bakımından sanığın Bank ...'da ilk hesap açılış tarihinden itibaren bankanın TMSF'ye devri sonrası dönemi de kapsayacak şekilde banka kayıtlarının ve hesap hareketlerinin temin edilerek konusunda uzman bir bilirkişiye inceletilmesi suretiyle ayrıntılı bilirkişi raporu alınması,
    Tüm bunların sonucuna göre sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sübut bulup bulmadığı, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı ve/veya eylemlerin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturup oluşturmadığı hususlarının tartışılıp değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile sanığın mahkumiyetine karar verilmiş olması karşısında, ilk derece ve istinaf mahkemesi kararlarının bu gerekçeyle bozulmasına karar verilmesi gerekirken düzeltilerek onanmasına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 20.02.2024 tarih ve 22680-2502 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanığın ... ... Üniversitesi ... Fakültesinde fakülte sekreteri olarak görev yapmakta iken 25.07.2016 tarihinde görevinden uzaklaştırıldığı ve 672 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edildiği, 667 sayılı KHK ile kapatılmasına karar verilen ... Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğine üye olduğu,
    Bank ...'da 23.01.2014 tarihinde hesap açtırarak 1.000 TL, 20.05.2014 tarihinde 750 TL, 08.09.2014 tarihinde 7.000 TL, 10.09.2014 tarihinde 1.800 USD, 11.09.2014 tarihinde 4.600 USD ve 8.000 TL, 12.09.2014 tarihinde 1.000 USD, 29.09.2014 tarihinde 5.000 TL, 30.09.2014 tarihinde 7.000 TL ve 3.040,64 USD, 04.12.2014 tarihinde 8.075,45 TL, 10.12.2014 tarihinde 100 USD, 22.12.2014 tarihinde 3.467,11 USD, 23.02.2015 tarihinde 4.040 USD, 23.03.2015 tarihinde 3.864 USD tutarlı katılım hesapları açtırdığı, 2016 Eylül ayında 30.059 TL bulunan hesabında 2016 yılı Aralık ayında para bulunmadığı,
    11.04.2012 tarihinde Atatürk Havalimanından FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü şüphelisi K.H. ile birlikte yurt dışına çıkış kayıtlarının olduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Tanık ...; 1994 yılından sonra H.Z.K.'nin kendisini doktor, mühendis, tekniker ve teknisyenlerin bulunduğu bir sohbet grubuna davet ettiğini, ilk kez 1996 yılında iş adamı A.A'.nın evindeki cemaat sohbet toplantısına katıldığını, aynı yerde her hafta düzenlenen toplantılarda E.S. isimli şahsın sohbet hocalığı yaptığını, bu sohbetlere ilk zamanlarda ancak ayda bir gidebildiğini, 1996 yılında Türkiye ... Vakfı (...) adı altında merkezi Ankara olan vakfın Afyonkarahisar şubesinin açıldığını, bu vakfın ... cemaatine hizmet eden bir vakıf olduğunu, vakfa zaman zaman gelip gidenler arasında sanığın da yer aldığını, bu olayların tam tarihlerini hatırlayamadığını, bahse konu vakfa gelip giden herkesin ... ile aynı binada hizmet vermeye başlayan ... Derneği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin (...) de üyesi olduğunu, anılan Dernek ile Vakfın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kararnameyle kapatıldığını,
    Tanık ...; 1993 yılından itibaren yaklaşık 5-6 yıl kadar haftada bir olmak üzere grupta bulunan şahısların evlerinde sohbet toplantıları yapıldığını, sohbet toplantılarının başlarda katılan grup üyelerinin evlerinde, daha sonra ise ...'de yapıldığını eşinin kendisine anlattığını, eşi A.Ç.'nin de katıldığı bu toplantılara sanığın da iştirak ettiğini yine eşinden duyduğunu, bu şahısların tam tarihini hatırlamadığı bir dönemde uzun süre cemaat sohbetlerine gittiklerini, 17-25 Aralık sürecinden sonra toplantı yapılmadığını,
    Tanık ...; 2004 yılının Aralık ayında ... ... Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesinde araştırma görevlisi olarak göreve başladığını, bir süre sonra İ.U.'nun daveti üzerine 2005-2009 yılları arasında, belirli aralıklarla düzenlenen sohbetlere katıldığını, 2009-2011 yılları arasında tez çalışmalarını bahane ederek davetleri kabul etmediğini, 2012 yılının yaz aylarında grupla kesin olarak tüm ilişkilerini sonlandırdığını, daha sonra sanığın sohbet gruplarının olduğunu söyleyerek ısrarla kendisini sohbetlere davet ettiğini, sanığın ısrarları sebebiyle nerede yapıldığını hatırlamadığını bir sohbete bir kez gittiğini, sonraki davetini reddedince sanığın kendisine karşı davranışlarının değiştiğini,
    Y.K.; 2009 ya da 2010 yılında bir pazar günü A.K., A.K., O.K., B.Ş. ve Türk Dili ve Edebiyatı Bölümündeki bir asistanın beraber kaldıkları bir cemaat evine gittiklerini, buraya sanığın da geldiğini duyduğunu,
    Sanığın görev yaptığı ... ... Üniversitesinde oluşturulan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından beyanları alınan B.E.; daha önce kendisinin amiri olarak ... Fakültesinde çalışan sanığın her bayram zarf dağıtıp himmet topladığını bildiğini, örgütle ilgili sohbetlere ya da toplantılara katıldığına dair söylemleri olan sanığın, farklı zamanlarda Ramazan ve Kurban Bayramları için yardım toplantısına katkı sağlamak amacıyla zarf dağıttığını, mütevelli heyetlerinde görev aldığını farklı zamanlardaki kendi söylemlerinden bildiğini,
    Z.Ö.Y.; 2010-2012 yıllarında ara sıra sohbetlere katıldığını, sanığı bu sohbetlerde gördüğünü, hatta kendisini sohbetlere davet edenin sanık olduğunu,
    A.K.; araştırma görevlisi olduğu ilk dönemde kendisini sohbete sanığın çağırdığını, bu olayın yaklaşık 7-8 yıl kadar önce gerçekleştiğini,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık; suçlamaları kabul etmediğini, Bank ...’ya talimat ile para yatırmadığını, 2013 yılında hac kurasına yazıldığını ve faizsiz olması sebebiyle birikim yapmak için bu bankayı tercih ettiğini, peyderpey yatırılan paraların genelde ağabeyine sattığı miras payının ödemeleri olduğunu, bankanın FETÖ ile ilgili bağlantısına ilişkin haberler çıkınca tüm parasını çektiğini, tanık İ... ile fakültede çalıştıkları dönemden husumetleri olduğunu, bu sebeple hakkında gerçeği yansıtmayan beyanlarda bulunduğunu düşündüğünü, suçlamaya konu yapıya herhangi bir yardımda bulunmadığını ve bu yapı için hiçbir ad altında yardım da toplamadığını, sohbet adı altında hiçbir toplantıya katılmadığını, hiç kimseyi bu toplantılara davet etmediğini, ... Derneğine, Derneğin Başkanı A.K.T.'nin ısrarı üzerine üye olduğunu, Derneğe ancak birkaç defa gittiğini, iddiaya konu yurt dışı çıkışının cemaatin katkısı ile değil, Avrupa Birliği projesi kapsamında ve valiliğin oluruyla gerçekleştirildiğini savunmuştur.
    V. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
    Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ile bu suçların temyiz incelemesiyle görevli Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı ilamında açıklandığı üzere;
    Örgüt üyesi; örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
    Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibarıyla süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Vesile Sonay Evik, "Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 383 vd.).
    Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin suç işlemek amacı olması aranır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Özel Kısım, s. 263-266, Uğur Alacakaptan, "Genel Olarak ve Bazı Suçlar Bakımından Cürüm İşlemek İçin Örgüt (Teşekkül) Meydana Getirme Suçu", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 28, İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 280).
    Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). TCK’nın "Hata" kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
    Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi durumunda ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu hâlde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
    FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut ex ante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibarıyla kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
    Öte yandan Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve AİHS’nin 6/2. maddelerinin sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda reddolunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkân sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, "İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi", Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsediğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK'nın 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı kararı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK'nın 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı kararı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili telif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
    Bank ...'da örgüt liderinin talimat tarihleriyle uyumlu olacak şekilde farklı tarihlerde katılım hesapları açtırdığı, örgütsel sohbet toplantılarına katıldığı, 667 sayılı KHK ile kapatılmasına karar verilen ... Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğine üye olduğu ve hakkında örgüt üyeliği suçundan soruşturma bulunan kişilerle birlikte yurt dışına çıktığı gerekçeleriyle sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği kabul edilen olayda;
    Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına, nihai amaç ve yöntemlerini bilerek dâhil olmak suretiyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden faaliyetlerde bulunup bulunmadığına ve bu faaliyetlerine hangi tarihe kadar devam ettiğine ilişkin maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespitini teminen;
    a.BDDK'nın 29.05.2015 tarihli kararıyla temüttü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen, 22 Temmuz 2016 tarihli kararıyla da 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 107. maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı ... Katılım Bankası A.Ş.'de gerçekleştirilen mutat hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etme kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek, sanığın doğrudan örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ve örgüte yardım kastı ile hareket edip etmediğinin belirlenmesi için uzman bilirkişilerden rapor aldırılması,
    b. Sanığın ihraç olmadan önce çalıştığı kurum tarafından oluşturulan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonuna sanıkla alakalı beyanlarda bulundukları anlaşılan ancak yargılama aşamasında mahkemece dinlenilmeyen B.E., Z.Ö.Y. ve A.K. isimli şahısların usulüne uygun biçimde tanık olarak ifadelerinin alınması ve UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında başkaca ifade yahut bilgi bulunup bulunmadığının araştırılıp varsa ilgili birimden onaylı örnekleri temin edilerek ilgililerin tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmediği ve eksik araştırmayla hüküm kurulduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; eksik araştırmayla karar verilmediği ve itirazın reddedilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin sanık hakkındaki 31.10.2022 tarih ve 7419-7145 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
    3- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 02.05.2018 tarihli ve 1030-1201 sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının, sanık hakkında eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kabul edilip Özel Dairenin düzeltilerek onama kararı kaldırılarak Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle sanığın cezasının İNFAZININ DURDURULMASINA ve TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için MÜZEKKERE YAZILMASINA
    5- Dosyanın, CMK’nın 304/2-a maddesi uyarınca, gereği için kararı veren Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.02.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 12.03.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!