Anahtar kelimeler: Eğriliğinden Kıkırdak Burnunun Kanamayla Burnunda Nefes Memnun Kemeri Doktora Aksaray
3. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

SAYISI : █████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Aksaray 3. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi
SAYISI : ███████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin burnunda bulunan kemeri düzeltmek ve burnunun içinde yer alan kıkırdak eğriliğinden dolayı zor nefes almasından kaynaklanan nedenlerle ameliyat olmak için davalı Hastane bünyesinde faaliyet gösteren ... uzmanı davalı doktora ameliyat olduğunu, müvekkilinin ameliyat sonrası burnunun görüntüsünün müvekkilini memnun etmediğini, her sabah kanamayla uyandığını, bunun üzerine ... Devlet Hastanesi'ne başvurduğunu, muayene eden doktorun müvekkilinin burnunda deri içerisinde erimeyen ameliyat ipliğinin kalabileceğini, burunda çürümenin başlayabileceğini ve hemen ameliyatı yapan doktora başvurması gerektiğini söylediğini, bunun üzerine müvekkilinin davalı doktora başvurduğunu, davalı doktor tarafından müvekkilinin ikinci kez ameliyat edildiğini, doktorun daha önce ameliyat edilen yerin içini açıp kalan dikişleri alıp yarayı tekrar kapatacaklarını ancak yarada iz kalacağını ve bunun da zamanla geçeceğini söylediğini, bu dikişlerin tel zımba gibi teller olup 6-7 adet atıldığını, burnunun dikişlerden çürüdüğünü, burnun çürümesine bu dikişlerin sebep olduğu ve doktorun ağır kusurlu olduğunun ortada olduğunu, başka doktorların müvekkiline mevcut burun durumunun en az iki ya da üç ameliyat daha geçirmesi gerektiğini söylediğini, müvekkilinin ilk ameliyat tarihinden üç yıldan fazla zaman geçmesine rağmen istemiş olduğu estetik görüntüye ve sağlığına kavuşamadığı gibi mevcut sağlığından da olduğunu ileri sürerek, 100.000,00 TL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1000,00 TL maddi tazminatın ilk ameliyat tarihi olan 15.09.2017 tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizleriyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı .... vekili; davacının ilk olarak 23.08.2017 tarihinde müvekkili Hastaneye başvurarak tanı amaçlı muayene olduğunu, muayene sonrası hastaya cerrahi müdahalede bulunmanın endikasyon haline geldiğinin görüldüğünü, 15.092017 tarihinde davacının onamı yazılı olarak alınarak cerrahi müdahaleye yapıldığını, cerrahi müdahale sonrasında davacının istenilen sürelerde kontrole gelmediğini, davacının 11.01.2020 tarihinde kontrole geldiğini, yapılan muayene neticesinde kullanılan cerrahi dikiş ipine karşı gelişen reaksiyon tespit edildiğini, gereken ilaç tedavisine başlandığını, davacıya revizyon için 21.02.2020 tarihinde gün verildiğini, 21.02.2020 tarihinde yapılan muayene neticesinde reaksiyona yol açan cerrahi prolen ipinin çıkartılması için cerrahi müdahaleye başvurulduğunu, her iki müdahalenin de tıbbı endikasyon olduğunu, davacıya herhangi bir sonuç taahhüt edilmediğini, davacıya yapılan her iki ameliyattan önce açık bir şekilde oluşabilecek riskler açısından bilgi verildiğini ve kendisinden onam alındığını, ortaya çıkan komplikasyonların doktorun kusuru olarak değerlendirilemeyeceğini, davacı hastanın bakım ve tedavi edimlerine uymadığını, kendisinden istenilen kontrole gelme yükümlülüğünü yerine getirmeyerek sağlıklı bir tedavi süresinin aksamasına sebep olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili; davacı tarafın ilk olarak 23.08.2017 tarihinde müvekkilinin çalışmakta olduğu diğer davalı Hastaneye başvurarak müvekkili doktor tarafından nazal septum deviasyon ve burnun kazanılmış deformitesi tanıları konularak cerrahi müdahale önerildiğini, 15.09.2017 davacıya bilgilendirme yapılıp onam belgeleri imzalatılarak cerrahi müdahaleye başlanıldığını, sorunsuz geçen cerrahi müdahale sonrasında davacı hastanın 1 gün kontrol altında tutulduğunu ve taburcu edildiğini, 27.09.2017 tarihinde tekrar bir muayenesinin yapıldığını, yapılan muayene sonrasında herhangi bir komplikasyon geliştiğinin görülmediğini, davacı hastanın kontrollerinin yapılarak 3 ay ve 6 ay içerisinde tekrar kontrole gelmesi söylendiğini, davacının kontrollerini gelip yaptırmadığını, davacının müvekkilinin de çalıştığı hastaneye bir sonraki geliş tarihinin 11.01.2020 tarihi olduğunu, yapılan muayenesinde cerrahi müdahale esnasında kullanılmış olan cerrahi dikiş ipine karşı gelişen komplikasyon olduğunun tespit edildiğini, davacı hastanın ayrıntılı bir şekilde aydınlatılarak cerrahi prolen ipinin çıkarılması için 21.02.2020 tarihine gün verilerek cerrahi müdahale gerçekleştirildiğini, müvekkilinin yapmış olduğu cerrahi müdahalenin öncelikle tıbbi endikasyona girdiğini, müvekkilinin ve davalı hastanenin tarafına düşen tüm edim ve yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacının kendisine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin kararıyla; ATK raporunda doktorun ve hastanenin herhangi bir ihmal ya da hatası olmadığı, dolayısıyla kusuru olmadığı belirtildiği ve davacının bir maluliyetinin oluşmadığı tespit edildiği gerekçesiyle davacının maddi manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin kararıyla; mahkemece ATK raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin itirazları doğrultusunda başkaca araştırma yapılmadığı, bu nedenle davacı vekilinin itirazlarını da açık ve ayrıntılı olarak değerlendirilecek şekilde üniversite düzeyinde seçilecek aralarında 1 plastik ve estetik cerrahi, 2 kulak burun boğaz uzmanı bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu aldırılarak davalı hekimin uyguladığı tedavinin neler olduğu ve bu tedavinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke, kural ve uygulamalarına uygun olup olmadığı, davalı hekime özen yükümlülüğüne aykırılığı nedeniyle tıbbi kusur izafe edilip edilemeyeceği ve ayrıca davalı şirketin işletmecisi olduğu hastanenin organizasyon hatası nedeniyle kusurlu olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ... Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'na dosyamız gönderilmiş, kulak burun boğaz uzmanı, plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahı ile adli tıp uzmanı bilirkişiden oluşan heyet tarafından hazırlanan raporda davacının 23.08.2017 tarihinde dış merkezde septorinoplasti operasyonu olduğu, bir hafta sonra tekrar gelen hastanın tamponları çekilmiş ve gelmesi gereken kontrollerinin bildirildiği, ancak hastanın kontrollere gelmediğinin anlaşıldığı, hastanın kontrollerine gelmediği dönemde ameliyatta kullanılan sütür materyaline bağlı reaksiyon geliştiği, gelişen reaksiyon neticesinde burunda meydana gelen sorunlara, hastanın doktoruna tekrar başvurduğu yaklaşık iki buçuk yıl sonra uygun şekilde gerçekleştirilen ikinci ameliyatla reaksiyona neden olan materyallerin çıkarılması suretiyle müdahale edildiği, şahsın 16.09.2017 tarihli operasyondan önce imzaladığı septorinoplasti onam formunda apse ve nedbe oluşumunun postoperatif dönemde görülebilen bir komplikasyon olduğu, bu durumun 2. bir ameliyatla düzeltilmesi gerekebileceği anlatılmış ve şahıs tarafından oluşabilecek komplikasyonları kabul ettiğine dair onam formu imzalandığı, uygulanan tedavilerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke, kural ve uygulamalarına uygun olduğu, ameliyat sonrasında görülen, sütür materyaline reaksiyon gelişmesi, nazal septumun deviye olması, bu ameliyatın bilinen komplikasyonları arasında olduğu, hastanın kendisine belirtilen kontrollerine gitmemesi nedeniyle hekimin hem muhtemel komplikasyonları önleme hem de oluşan komplikasyonlara erken dönemde müdahale etme şansının ortadan kalktığı, her iki ameliyatın, hem öncesi hem esnası hem de sonrası döneminde yapılanlar göz önüne alındığında hekime özen yükümlülüğüne aykırılığı nedeniyle tıbbi kusur izafe edilemeyeceği, ayrıca hastanenin ameliyat öncesi ve sonrası takibi için uygun bir protokolü olduğu ve bu protokollerin uygun bir şekilde uygulandığının tespit edildiği, bu nedenle, hastane organizasyon hatası nedeniyle kusurlu bulunmadığının bildirildiği, alınan bilirkişi raporları doğrultusunda davalı doktora ve hastaneye herhangi bir kusur izafe edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; başvurunun esastan reddine, mahkeme hüküm altına alınmayan arabuluculuk giderinin davacıdan tahsiline karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; alınan rapor hüküm kurmaya elverişli olmadığını, hastada meydana gelen zararın komplikasyon mu yoksa hekim hatası mı olduğu hususunun açıkça belirtilmesi gerektiğini, yine komplikasyon olması halinde komplikasyon yönetiminin hastane ve doktorun üzerine düşen görevi yerine getirip getirmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekalet ilişkisinden kaynaklı hekim hatası iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkinidir.
Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere, özellikle Mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarının birbiriyle uyumlu olmasına, meydana gelen tıbbi sonucun komplikasyon olarak nitelendirilmesine, aydınlatılmış onam formunda davacının geçirdiği operasyon sonucunda oluşabilecek komplikasyonların detaylı şekilde belirtilmiş olmasına, hastane veya doktora sorumluluk yüklenemeyeceğinin anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!