Anahtar kelimeler: Attırım Danın Parkında Yatılı Pansiyonunda Lisesi Sularında Çorum Sekizinci Öğrenci
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : █████████
Karar No : █████████
TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : 1- (DAVALI) ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
2- (DAVACILAR) I- ...
II-...
VEKİLLERİ : Av. ... - Av....
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, ... Lisesi Pansiyonunda yatılı öğrenci olan çocukları D.A.'nın 16.05.2019 tarihinde saat 00.40 sularında Çorum ... Mahallesi ... Parkında meydana gelen olayda vefat etmesi nedeniyle idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ... için 1.000,00-TL (miktar arttırım dilekçesi ile 571.173,00-TL), ... için 1.000,00-TL (miktar attırım dilekçesi ile 428.641,00-TL) olmak üzere toplam 999.814,00-TL maddi tazminatın ve davacıların her biri için 85.000,00-TL olmak üzere toplam 170.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacıların oğlu D.A.'nın vefat etmesine neden olan olayın pansiyon sınırları dışarısında, pansiyon görevlilerinin denetim ve sorumluluk alanı dışında ve izinsiz olarak pansiyondan ayrılması sonrasında gerçekleştiği, Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Resmi Okullarda Yatılılık, Bursluluk, Sosyal Yardımlar ve Okul Pansiyonları Yönetmeliği'nde pansiyon nöbetçi belletmenlerine, yoklamada olmadığı tespit edilen öğrencilerin pansiyonda olmadığına ilişkin olarak velilerine ya da polise haber vermek şeklinde bir görev ve sorumluluk yüklenmediği gibi, gece bekçisi ve güvenlik görevlilerinin de pansiyondan izinsiz ayrılan öğrencileri engelleme görev ve sorumluluğunun bulunmadığı, davalı idare tarafından dava dosyasına ibraz edilen ... Lisesi Okul Pansiyonu Talimatnamesinde pansiyonda olması gerektiği halde olmayan öğrencinin durumunun, okul yönetimine ve öğrenci velisine bildirileceği ve nöbet defterine işleneceği hususu belirtilmiş olmasına rağmen bunun her yoklama sonrasında mı yoksa nöbet bitiminde mi yapılacağının belirtilmediği, kaldı ki nöbet defterinin olay gününe ilişkin sayfasında yat yoklaması ve giriş yoklamasında olmayan davacıların oğlu D.A.'nın velisine durumunu öğrenmek üzere telefon edildiğinde çocuğunun öldürüldüğünü söylediği yönünde açıklamanın düşüldüğü ve davacıların da nöbetçi belletmen tarafından 16.05.2019 tarihi saat 04.00 sularında arandığını beyan ettiği hususları dikkate alındığında; davacıların oğlunun vefat etmesi olayıyla ilgili olarak idareye atfı kabil bir kusur bulunmadığı, dolayısıyla olayda hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Uyuşmazlık konusu olayda, davacıların çocuğu müteveffa D.A.'nın 15.05.2019 tarihinde saat:18.00'da evci izninden döndüğünün evci izin defterine işaretli olduğu ancak nöbetçi belletmen öğretmenler tarafından akşam ve yat yoklamalarında bulunmadığının bilinmesine rağmen okul idaresini ve öğrenci velisini bilgilendirmediklerinin anlaşıldığı, davalı idare himayesinde bulunan öğrencinin gözetim ve denetiminden davalı idarenin sorumlu olduğu, davalı idarenin gözetim ve denetim yükümlülüğünün bulunduğu sırada okul pansiyonundan çıkmasının engellenmediği, bu haliyle davalı idarenin personelleri aracılığıyla yürüttüğü hizmetin gereği gibi yürütülmediğinin anlaşıldığı, bu yönüyle davalı idarenin kusurlu olduğu, öte yandan davacıların çocuğu müteveffa D.A.'nın pansiyon müdür yardımcısı ve okul müdüründen izin almadan pansiyonu terk edemeyeceği, öğrencinin pansiyona giriş-çıkış, çarşı ve evci izin, yatış ve kalkış saatlerine uymak mecburiyetinde olduğu, buna karşın D.A'nın bu yükümlülüğüne uygun davranmadığı, bu yönüyle de müteveffa D.A'nın da olayda müterafik kusurunun bulunduğu, bu haliyle gerek davalı idarenin gerekse davacıların çocuğu müteveffa D.A.'nın birlikte müterafik kusurunun bulunduğu, bu kusurun ise yarı yarıya olduğu sonucuna varılarak, davacıların maddi tazminat istemleri yönünden; davacıların oğlu müteveffa D.A.'nın müterafik kusuru dikkate alındığında davacılardan anne ... için hesap edilen 571.173,00 TL tutarındaki destekten yoksun kalma bedelinin kusur oranına karşılık gelen 285.586,50 TL, baba ... için 214.320,50 TL olmak üzere toplam 499.907,00 TL'nin idareye başvuru tarihinden (24.04.2020) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin ise reddine, davacıların manevi tazminat istemleri yönünden ise; olayda müterafik kusurun varlığı, müteveffanın yaşı, müteveffanın davacıların çocuğu olması nedeniyle davacılara olan yakınlığı ve bu durumun davacılarda meydana getirdiği acı ve üzüntü, olayın oluş şekli dikkate alındığında her bir davacı için 42.500,00 TL olmak üzere toplam 85.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden (24.04.2020) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin ise reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacılar: Çocuklarının davalı idarenin denetim ve gözetimi altında bulunduğu, yatılı öğrenci olarak yurtta olması nedeniyle izinsiz olarak yurttan çıkmasının belletmen öğretmenler tarafından engellenmesi gerekirken, bu hususta gereken dikkat ve özenin gösterilmediği, dolayısıyla yaşanan olayda davalı idarenin tam kusurlu olduğu, lise öğrencisi olan çocuklarının henüz reşit olmadığı, reşit olmayan çocuklarına kusur atfedilemeyeceği, diğer taraftan yaşanan olayda kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince idarenin tüm maddi ve manevi zararlardan sorumlu olduğu, kabul etmemekle birlikte yaşanan olayda çocuklarının %50 oranında kusurlu olduğu kabul edilse bile miktar arttırım dilekçesi sonrasında arttırılan tutarın kusur oranı doğrultusunda reddedilen kısım yönünden davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği, manevi tazminat tutarları belirlenirken kusur oranının göz önünde bulundurulmaması gerektiği, manevi tazminata hükmedilirken çocuk yaşta bir evladını kaybeden ailenin olay sebebiyle çektiği acının göz önüne alınarak talep edilen manevi tazminatın tamamının kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı Milli Eğitim Bakanlığı: Davacıların vefat eden çocuklarının, pansiyondan izinsiz ayrıldığı, yatılı okullarda kalan öğrencilerin toplu yaşam alanlarında uygulanan tüm kurallara ve ilgili mevzuattaki kurallara uymak zorunda oldukları, davacıların çocuklarının bu kurallara uymadığı, gizlice yurttan ayrılarak okul, pansiyon ve eklentilerinin dışında yer alan parkta karıştığı bir olay sonucu öldürüldüğü, dolayısıyla yaşanan olayda herhangi bir kusurlarının bulunmadığı, olayın idarenin bakım ve gözetim yükümlülüğü olan pansiyonun dışında bir alanda gerçekleşmiş olması sebebiyle kusursuz sorumluluk hallerinin de mevcut olmadığı, kaldı ki yaşanan olayda 3. kişinin kusurunun varlığı sebebiyle ortaya çıkan zararla idarenin eylemi arasında illiyet bağının varlığından bahsetmenin mümkün olmadığı, Mahkemece belirlenen maddi ve manevi tazminat tutarların yüksek olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Olay nedeniyle vefat eden davacıların 16 yaşındaki çocukları davalı idarenin denetim ve gözetimi altında bulunan yatılı pansiyonda kalmaktadır. 25.11.2016 tarih ve 29899 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Resmi Okullarda Yatılılık, Bursluluk, Sosyal Yardımlar ve Okul Pansiyonları Yönetmeliği'nin "Belletici veya nöbetçi belletici öğretmenin görev ve sorumlulukları" başlıklı 40. maddesinde, belletici veya nöbetçi belletici öğretmenin görev ve sorumluluklarından birinin, etüt aralarında öğrencileri gözetim altında bulundurmak olduğu açıkça belirtilmektedir. Dolayısıyla etüt dışında da öğrencilerin yurtta bulunup bulunmadığının tespiti yurtta görev yapan belletmenler tarafından azami dikkat gösterilerek yapılmalıdır.
Dosyanın incelenmesinden, pansiyonda, Ramazan ayı sebebiyle etüt yapılmadığı, davacıların çocuklarının iftar yemeğine katıldıktan sonra yurttan ayrıldığı, saat 21.00 saatinde yapılan giriş yoklaması ile 23.00 saatinde yapılan yat yoklamasında davacıların çocuklarının yurtta olmadığının anlaşıldığı, ancak buna rağmen güvenlik güçlerine haber verilmediği, davacıların çocuklarının nasıl ve ne şekilde yurttan ayrıldığına ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadığı, olayın da yaklaşık saat 00.40 saatlerinde meydana geldiği görülmektedir.
Bu durumda, davacıların çocuklarının yurtta bulunmadığının tespit edilmesine rağmen güvenlik güçlerine haber verilmemesi ve davacıların çocuklarının yurttan nasıl ve ne zaman ayrıldığı yönünde yurtta kalan diğer öğrencilerden de bilgi alınmaması, lise çağında bir çocuğun yurtta bulunmaması gibi önemli bir hususta gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sebebiyle davalı idarenin asli kusurlu olduğu, davacıların çocuklarının yaşanan olayda kusuru bulunmasına rağmen bu kusurun davalı idarenin kusurundan daha az olduğu, dolayısıyla yaşanan olayda davacıların çocuklarına %50 kusur atfeden istinaf kararının bu yönden bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize Konu Kararın Esasa İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize Konu Kararın, Reddedilen Maddi Tazminat Üzerinden Hükmedilen Vekalet Ücretine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesinin son fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine, Anayasa'nın 148. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmü yer almıştır.
Benzer başka bir tam yargı davası sonucunda, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuru sonucunda verilen Anayasa Mahkemesinin █████/2013 gün ve Başvuru No:████████ numaralı kararında konuya ilişkin temel ilkeler ortaya konulmuştur.
Buna göre, “Sözleşmenin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin, (1) numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkı...” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.
Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir. (B. No: █████████, 2/███████, § 38 - 39)
Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede, davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir.
(...) Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.
Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gereklidir.” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelere göre, istenen tazminatın reddedilmesi üzerine belirli bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesi tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak nitelendirilemeyecektir. Ancak her bir uyuşmazlığın kendine özgü niteliklerinin ve uyuşmazlığa konu olayın, davacıların mahkemeye erişim hakkı üzerinde farklı sonuçlar doğurabilmesi de mümkündür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ████████ başvuru numaralı Mesutoğlu - Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.
Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile ''Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.'' cümlesi, aynı Kanun'un 5. maddesi ile de Geçici 7. madde olarak ''Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır. '' kuralı eklenmiştir.
Temyize konu kararın incelenmesinden; Bölge İdare Mahkemesince, tazminata konu olay ile ilgili yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi hesap raporunda, herhangi bir kusur oranı tespitine yer verilmemesi sebebiyle davalı idarenin %100 kusurlu olduğu kabul edilerek hesaplamanın yapıldığı, yapılan hesaplamada davacılardan anne ...'ın maddi zararının 571.173,00 TL, davacılardan baba ...'ın ise maddi zararının 428.641,00 TL olduğunun belirtildiği, bilirkişi raporunun davacılara tebliğ edilmesi sonrasında █████/2023 tarihli dilekçe ile miktar arttırım dilekçesi verildiği ve davacıların maddi tazminat istemlerini bilirkişi raporunda yer alan tutarlara kadar arttırdığı, Bölge İdare Mahkemesince yapılan değerlendirme sonrasında davacıların çocuklarının yaşanan olayda %50 kusurlu olduğu sonucuna varılarak, davacıların çocuklarının kusuruna karşılık gelen 499.907,00 TL maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilerek reddedilen tutarlar üzerinden nisbi vekalet ücretinin hesaplandığı, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 72.987,00 TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesi gerektiğine karar verildiği anlaşılmıştır.
Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi ve benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya öngörülmesi mümkün değildir. Bu nedenle, miktar arttırım hakkı, zararın miktarı konusunda net bir bilgiye sahip olmayan davacıların, gerek yüksek harçlara maruz kalmaması gerekse de dava sonucunda haksız çıkması durumunda yüksek vekalet ücreti ödememesi amacıyla getirilen ve mahkemeye erişim hakkını kolaylaştıran bir haktır.
Bölge İdare Mahkemesince herhangi bir kusur tespiti yapılmaksızın dosyanın hesap bilirkişisine gönderildiği, hesap bilirkişisince de yaşanan olayda davalı idarenin %100 kusurlu olduğu varsayımı üzerinden davacıların maddi zararlarının hesaplandığı, bu hesaplama sonucu belirtilen tutarlar üzerinden de davacılar tarafından miktar arttırım dilekçesi verildiği, miktar arttırım dilekçesi verildikten sonra davacıların çocuklarının yaşanan olayda %50 oranda kusurlu olduğu sonucuna varılarak karar verildiği ve davacıların çocuklarının kusuru oranında hesaplanan maddi tazminat istemlerinin reddine karar verildiği görülmektedir.
Bölge İdare Mahkemesince aldırılan bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminat tutarlarının arttırılması amacıyla miktar arttırım dilekçesi verildiği ve bu kapsamda dava değerinin yükseltildiği, mahkemenin bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın belirlediği kusur oranlarını miktar artırımı talebinden önce davacıya bildirilmediği açıktır. Bu durumda, maddi tazminatın reddine karar verilen tutarın yükseltilmesine anılan bilirkişi raporunun sebep olduğu anlaşıldığından, reddedilen maddi tazminat tutarları yönünden vekalet ücretinin hakkaniyete uygun olması maksadıyla maktu olarak belirlenmesi gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştay'ın kararı düzelterek onayacağı hükme bağlanmıştır.
Bu itibarla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında yer alan "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 72.987,00-TL ve reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 13.600,00-TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 86.587,00-TL vekalet ücretinin davacılar tarafından davalı idareye ödenmesine" ilişkin kısmının "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden maktu olarak hesaplanan 5.500,00-TL ve reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 13.600,00-TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 19.100,00-TL vekalet ücretinin davacılar tarafından davalı idareye ödenmesine" şeklinde düzeltilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının;
a) Esasa ilişkin kısmının ONANMASINA,
b) Reddedilen maddi tazminat tutarı üzerinden hükmedilen vekalet ücretine ilişkin kısmının DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3.Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine,
4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, █████/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!