Anahtar kelimeler: Mark Çekilebileceği Heyetimizce Verirken Organ Olunmadığının Şirketçe Yatırdığını Taahhüdü Taahhüde

T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...
T.C. KONYA. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARARESAS NO : KARAR NO: BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve AlacakDAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : KARAR YAZIM TARİHİ : Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,HEYETİMİZCE GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:TALEP :Davacı vekili █████/2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkete toplamda 82.894,00DM (mark) para yatırdığını, bu paranın Euro karşılığının 42.386,72 Euro olduğunu, müvekkilinin faiziyle birlikte zararının 141.000,00 Euro olduğunu, müvekkilinin şirkete para verirken yatırılan paranın istenildiği zaman geri çekilebileceği taahhüdü verildiğini ancak davalı şirketçe bu taahhüde uyulmadığını, müvekkilinin parayı davalı şirket ve bu şirketle organ bağı olan diğer şirketlere yatırdığını, davalı şirket tarafından müvekkiline ortaklık belgesi verildiğini, davalı şirketin TTK'nun ve SPK'nun ilgili hükümlerine aykırı hareket ederek vatandaşları kandırma yoluyla şirkete para topladığını, müvekkili tarafından verilen paranın davalı şirket kayıtlarında mevcut olduğunu, davalı ve benzeri şirketlerin dini istismarda bulunarak müvekkili gibi birçok kişiden para topladığını, dava konusu edilen konuyla ilgili benzer davalarda verilen yargıtay kararları ile zamanaşımı, husumet ve kamu düzeninin sarsılması kılıflarının iş bu davalarda uygulanamayacağını, açılan davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını ve mahkememizce alınacak bilirkişi raporlarıyla dava değerinin tespiti ile dava değerinin belirleneceğini beyanla müvekkilinin davalı şirkete ortak olup olmadığının tespitine, ortak ise ortaklığının bedel karşılığının tespitine, ileride arttırılmak üzere şimdilik 1 Euro'nun dava değeri olarak kabulü ile belirlenecek dava değerinin davalı şirketten vadedilen yıllık %15 faiziyle birlikte bu mümkün olmazsa devlet bankalarının en yüksek faiz oranı ile davalıdan tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili █████/2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddia ettiği gibi taraflar arasında müvekkili şirketi borç altına sokacak bir sözleşme, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşme ilişkisinin mevcut olmadığını, davacı tarafça sunulan ortaklık durum belgesinin fotokopi bir belge olup müvekkili şirket yetkililerince imzalanmış bir belge olmadığını, bu belgenin hukuken delil olarak kabul edilemeyeceğini, açılan davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, açılan davanın HMK'nun 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, 1 Euro'luk dava değerinin hukuki bir dayanağının olmadığını, davacı tarafın iddialarının sadece basında çıkan asparagas haberlere dayandığını, geçerliliğinin olmadığını, mesnetsiz iddialar olduğunu, davacının faiz talebinin de hukuki dayanağının olmadığını beyanla açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DAVANIN NİTELİĞİ, DELİLLER, DEĞERLENDİRİLME VE GEREKÇE:Dava, şirket ortağı olunmadığının tespiti ile verilen paraların istirdadı istemine ilişkindir.Davalı ... Holding A.Ş vekili tarafından süresinde sunulan cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunmuştur.6100 Sayılı HMK'nun 142. Maddesi: "Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar" hükmünü, Aynı Kanun'un 320/2. Maddesi: "Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilkitirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler..." hükmünü, içermektedir.Esasa ilişkin diğer konulardan önce zamanaşımı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (... : Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)Hukukumuzda zamanaşımı, uyuşmazlığın niteliği ve vasıflandırmasına göre farklı sonuçlara ve sürelere bağlandığından öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesi gerekmektedir.Somut olayda davacı vekili, müvekkilinden yüksek kar vaadi ve her an iade edilebileceği garantisiyle para tahsil edildiğini, müvekkilinin geçersiz belgelerle şeklen şirket ortağı gibi gösterildiğini, tahsil edilen paraların muhasebe kayıtlarına yansıtılmadığını, para iade taleplerinin reddedildiğini, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını iddia ettiğinden, uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklı olduğu neticesine varılmıştır.Uyuşmazlığın nitelemesi kadar kuşkusuz zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespiti de somut olayda önem arz etmektedir.Yargıtay . Hukuk Dairesi benzer bir davaya ilişkin olarak 13.03.2023 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı emsal ilamı ile; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir... Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir..." şeklinde karar vermiştir.Yukarıda yer verilen Yargıtay ilamında özellikle belirtildiği üzere, içtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı ve yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı kararlardır. Bu bakımdan eldeki davada, dosyaya sunulan ortaklık durum belgesi ve taraf vekillerinin dilekçe içerikleri dikkate alındığında taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, dolayısıyla zamanaşımı süresinin, davacının davalı şirkete para yatırdığı █████/1999 tarihinde başladığı neticesine varılmıştır.Somut olayda, zamanaşımı bakımından 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de; 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmünü içermektedir.818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ile ayrıca uzamış ceza zamanaşımı süreleri düzenleme altına alınmıştır. Genel kural, davanın, zararın ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden başlayarak 1 yıl içinde açılması gerektiğidir. Ayrıca ilgili kanun maddesinde üst sınır olarak 10 yıllık süre tayin edilmiştir. Söz konusu 10 yıllık sürenin başlangıcı ise eylem günüdür. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir.Davalı şirketin yetkilileri hakkında Konya . Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve ... Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan CMK'nun 223/8 maddesi gereğince davaların ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay . Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır.Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (... , s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. (Yargıtay . Hukuk Dairesi ... E. ... K.)Nitekim Konya Bam . Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki davaya ilişkin olarak verdiği █████/2023 tarih ve ... Esas ... Karar Sayılı kararı: "..davacının, şirkete █████/2000 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın █████/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı, bu nedenle davalılar ... Holding A.Ş ve ...'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı ... Holding A.Ş ve ...'nun istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince; ... Holding A.Ş ve ...'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,.." şeklindedir.Söz konusu İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay . Hukuk Dairesince verilen █████/2024 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı karar ise: "... Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." şeklindedir.Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davacının davalı şirkete en son para yatırdığı █████/1999 tarihten itibaren 7,5 yıl sonra - yani zamanaşımı süresi geçtikten sonra - eldeki davanın açıldığı, bu sebeple davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği netice ve kanaatine varılarak davanın reddi yönünde hüküm tesisi gerekli olmuştur. Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücreti Yönünden Yapılan Değerlendirme; Gerek İlk Derece Mahkemelerinin, gerekse de İstinaf Mahkemeleri ve Yargıtay ilgili hukuk dairelerinin benzer davalara ilişkin önceki kararlarında, ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olması sebebiyle zamanaşımı def'ileri reddedilmekte iken, özellikle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararı üzerine Yargıtay uygulamasında değişikliğe gidilerek, yukarıda yer verilen yakın tarihli Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere; bu davaların haksız fiilden kaynaklı tazminat davası olduğu, zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin şirkete para yatırılan tarih olarak belirlenmesi gerektiği ve para yatırılan tarihten dava tarihine kadar uzamış ceza zamanaşımı sürelerinin dolduğu gerekçeleriyle davaların zamanaşımından reddinin gerektiği görüşü benimsenmiş ve bu görüş uygulamada istikrar kazanmıştır. Mahkememizce yürütülen yargılamada da bu görüşe itibar edilerek, dava zamanaşımından reddedilmiştir. Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas, ... Karar sayılı █████/2020 tarihli kararı; "...Yargılama harç ve giderleri, kural olarak davada haksız çıkan tarafa, eş söyleyişle aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir (HMK m.326/1). Bu cümleden olarak, davayı kazanan taraf, davayı bir vekil aracılığı ile takip etmişse, haksız çıkan taraf, yargılama gideri olarak vekalet ücreti ödemeye de mahkum edilir (HMK m.323/ğ). Bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata veya içtihat durumuna göre davasında veya savunmasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış olması halinde, yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceği kuşkusuzdur. Burada önemle vurgulanmalıdır ki, bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. İşte bu nedenledir ki, dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında meydana gelen mevzuat değişikliği sonucu haksız duruma düşmesi halinde yargılama giderlerinden, dolayısıyla karşı tarafın vekalet ücretinden sorumlu tutulması olanaklı değildir (HGK’nın █████/2009 tarihli ve ... E. ... K. sayılı kararı da aynı yöndedir). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacıların, davanın açıldığı andaki mevzuat ve içtihat durumuna göre dava açmakta haklı oldukları, yargılama sırasında yürürlüğe giren yasa nedeniyle haksız duruma düştükleri ortadadır. Eş söyleyişle, davanın açıldığı sırada haksız bulunan davalı kurum yararına vekalet ücretine hükmedilmesi, usul ve yasaya aykırıdır..." şeklindedir. Yapılan açıklamalar ve yukarıda yer verilen Yargıtay içtihadı dikkate alındığında; İş bu davanın Yargıtay'ın sözü edilen içtihat değişikliğinden sonraki tarihte açıldığı, içtihat değişikliğinin ve yargısal uygulamaların bilinebilmesi için makul sürenin geçtiği anlaşılmakla, dava lehine sonuçlanan davalı yararına yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edilerek aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-DAVANIN ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE, 2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Davalı tarafından yapılan 87,50 TL vekalet suret harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5-Davalı vekili yararına takdir edilen 42,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,6-Taraflarca yatırılan gider avansından karar tebliği için gerekli masraflar davacının yatırdığı avanstan karşılandıktan sonra arta kalanın karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince (2) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.█████/2025 Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır