Anahtar kelimeler: Gümüldürde Menderes Yaz Mah Eser İzmir Özetle Yoluyla İstem Adliye

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : ████████
DAVA TARİHİ : █████/2022
KARAR TARİHİ : █████/2023
DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 03.07.2025
KARARIN YAZ. TARİH : 03.07.2025
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.09.2023 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili ve davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM:
Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı tarafın, Gümüldür'de (...Sk No... İzmir ve ...1056 Sk... No .... Mah. ... Menderes.) yer alan 4 adet ve 6 adet villa ile 1 adet tadilat villada bazı işlerin yapımı, ayrıca ....Sk....Apt....No...D...İzmir adresindeki taşınmaza birtakım işler yapılması hususunda anlaştıklarını (Ek-I Sözleşme örneği.) müvekkil şirketin, sözleşme gereklerinin yanısıra, davalının talebi doğrultusunda sözleşmede yazanlar dışında da bir çok ek iş yaptıklarını, ayrıca sözleşmede yazan bazı işlerin de, yine davalının talebi doğrultusunda, sözleşmede yazan malzemeden daha pahalı ve kaliteli bir malzemeden yapıldığını, müvekkilince yapılan işlere ilişkin tüm faturaların mevcut olduğunu, karşı tarafın faturalara bir itirazının olmadığını, müvekkilinin sözleşme tarihinden bu yana karşı tarafa yaklaşık 800.000-TL'lik iş yaptığını, (Ek-2 Fatura suretleri.) sözleşmenin imzalanmasından sonra, karşı tarafın işin içeriğine ilişkin pek çok değişiklik ve ilave iş talebi olduğunu, müvekkilinin de bu talepleri yerine getirdiğini, kaldı ki sözleşmede de ilave işler yapılacağının öngörüldüğünü, (sözleşmenin "not" kısmında) ilave olarak yapılan işlerin örnek mahiyetinde bazılarının dilekçelerinde açıkladığını, müvekkilince yapılan işlerin bunlarla sınırlı olmayıp, görüldüğü üzere sözleşme işlerinin yanı sıra müvekkilince pek çok ilave iş de yapıldığını, ayrıca sözleşme konusu işlerin de de karşı tarafın örneğin daha pahalı malzeme kullanılması gibi talepleri olduğunu, müvekkilince tüm bu talepler ve ilave işleri yerine getirildiğini, belirttikleri üzere müvekkil yaptığı tüm işleri faturalandırmış; karşı tarafın da bu faturalara bir itirazı olmadığını, buna rağmen fatura bedellerinin bir kısmı davalı tarafça ödenmediğini, davalı taraf müvekkile, cari hesaba göre 229.554,26-TL borçlu olduğunu (Ek-4 Cari hesap dökümü), davalı tarafın, borçlu olduğunu bilmesine rağmen, alacaklarının tahsili amacıyla başlattıkları İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ E. Sayılı dosyasına haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek davalı borçlunun itirazının iptaline ve takibin devamına, davalı borçlu, haksız ve kötü niyetli olarak takibin durmasına neden olduğu için alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra-inkar tazminatına mahküm edilmesine karar verilmesin, talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Açılan davanın yerinde olmadığını, müvekkilinin mütahitlik yaptığını, 4 bentte açıkladığı şekilde davacı şirket yetkilisi olan ....nın, aradaki sözleşmelerden, çek ödeme kayıtları ile banka hesap ve dökümlerinin celbi sonrasında anlaşılacağı üzere, üstlendiği işlerle ilgili ödemelerin şahsi hesabına yapıldığı, hesaplarına bloke koyulduğunu söylediği durumlarda da şirket hesabına yapıldığı fakat ticari şirketini zaman zaman bu gibi durumlarda borç yükü altına sokmaktan çekinmeyen bir ticari anlayışı benimsediğini, davacı şirket ile ticari ilişkilerinin bulunmadığını, ...'nın şahsı ile sözleşme imzaladıklarını, davalının sadece .... ile görüşme ve anlaşma yaptıklarını, ödemelerin ... nın talebi doğrultusunda bildirdiği şirket hesabına yapıldığını, ayrıca ...'ya bizzat teslim edilmek üzere çok sayıda müşteri çeki verildiğini, davacı şirketin sözleşmede taraf sıfatının bulunmadığını, sözleşme hükümlerine göre işlerin eksik yapıldığını, müvekkilinden alınan çeklerin haksız olarak tahsil edildiğini, bu hususta icra takipleri yaptıklarını, icra mahkemesinde görülen davada ...'nın müvekkiline karşı şahsi borçlu olduğunu, Menderes 3 Asliye Hukuk Mahkemesinde tespit yaptırıldığını, faturaların karşılıklı herhangi bir yazılı ve imzalanmış sözleşmeye göre düzenlenmiş faturalar olmadığını, davacının vergi usul kanuna aykırı davrandığını, müvekkiline teslim edilmediğini, bu sebeple müvekkiline faturaları deftere işleyemediğini, bu davacı şirkete borçlarının bulunmadığını, müvekkilinin ... ile yapmış olduğu sözleşme hükümlerini yerine getirdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesinin 25.09.2023 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Davalı şirketin inşaat işleri yaptığını, davacı ile davalı arasında dilekçede belirtildiği şekilde, villa yapımı ve 1 adet villa tadilatı hususunda anlaştıklarını, müvekkilini sözleşme gereğince işlem yaptığını, ayrıca sözleşme dışı işlerde yaptığını, yapılan işlerin kayıtlara alındığını, faturaların mevcut olduğunu, ilave işleri dilekçesinde belirtmiş olduğu, alacakları sebebi ile davacı hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ederek şirket alacaklarının tahsilinin talep edildiği, davalı vekili savunmasında husumet itirazında bulunmuş ise de, alınan bilirkişi raporuna göre davacı tarafından 802.054,26 TL 'lik e faturalarının tanzim edilerek sistem üzerinden davalıya tebliğ edildiği, davalının da kendi kayıtlarına göre davacıya 572.500 TL'lik ödemeyi yaptığının tespit edildiği bu kayıt kapsamı ayrıca taraflar arasında yapılan sözleşmenin davacı şirket ve davalı arasında yapılmış olduğu, imzaların mevcut olduğu sözleşmede yüklenici olarak davacı .... Ünvanının gösterildiği, yapılan takibinde ve davada ... olduğu, davalının davacı hesabına gönderdiği banka dekontlarında da şirket ünvanı ve isimlerinin yer aldığı, davalının BA formlarında da davacı şirketten alınan hizmetlere karşılık faturaların gösterilmiş olduğu, bu durum itibariyle davalının husumet itirazının yerinde olmadığı alınan inşaat bilirkişi ve mali müşavir bilirkişi raporu kapsamına göre davacı kayıtlarında görülen 110.271 TL bedelli faturanın davalı kayıtlarında işli olmadığı, bu fatura karşılığı mal ve hizmet verildiğinin davacı tarafça ispatlanamadığı, davalı defterlerine göre davacı alacağının 691.783,26 TL olarak görüldüğü, davacı kayıtlarına göre davalının yapmış olduğu ödemenin 572.500 TL olduğu bu miktarın mahsubu ile bakiye 119.283,26 TL'nin ödendiğine ilişkin ödeme belgelerinin davalı tarafça ibraz edilemediği, bu sebeple davacı alacağının 119.283,26 TL olduğu kanaatine varılarak itirazın kısmen iptali ile, takibin 119.283,26 TL asıl alacak üzerinden ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa yıllık %16,71 oranında avans faizi uygulanması suretiyle devamına, hüküm altına alınan alacak likit vasıflı olduğundan icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ait istemin reddine'' dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
1-Davacı vekili tarafından verilen 20.10.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle;
-Müvekkili şirketin, inşaat alüminyum PVC çelik cephe sistemleri işleri yaptığını, bu kapsamda inşaatlara örneğin alüminyum korkuluk yapma, PVC doğrama, yalıtımlı doğrama, otomatik panjur gibi ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere işler yaptığını, müvekkili ile davalı tarafın, inşaat işleri yapılması hususunda anlaştıklarını,
-Müvekkili şirketin, sözleşme gereklerinin yanısıra, davalının talebi doğrultusunda sözleşmede yazanlar dışında da bir çok ek iş yaptığını, ayrıca sözleşmede yazan bazı işleri de, yine davalının talebi doğrultusunda, sözleşmede yazan malzemeden daha pahalı ve kaliteli bir malzemeden yapıldığını, müvekkilince yapılan tüm işlere ilişkin tüm faturaların mevcut olduğunu, karşı tarafın faturalara bir itirazının olmadığını,
-Belirttikleri üzere müvekkilinin yaptığı tüm işleri faturalandırdığını, karşı tarafın da bu faturalara bir itirazının olmadığını, buna rağmen fatura bedellerinin bir kısmının davalı tarafça ödenmediğini, davalı tarafın müvekkiline, cari hesaba göre 229.554,26-TL borçlu olduğunu, davalı tarafın, borçlu olduğunu bilmesine rağmen, alacaklarının tahsili amacıyla başlattıkları İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ E. Sayılı dosyasına haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ederek takibi de durdurduğunu, işbu davanın da söz konusu itirazın iptali istemiyle açıldığını,
Ticari defter kayıtları, faturalar, cari hesap dökümleri, BA- BS formları ve ödemelerin müvekkilinin davalıya hizmet vermiş olduğu ve davalıdan alacaklı olduğunu gösterdiğini, davalı tarafından resmi kurumlara verilen BA-BS formları alacaklarının varlığına dair resmi bir ikrar olduğunu,
-Davacı müvekkilinin BA-BS formlarında davalı şirkete verdiği hizmetin bildirimini yaptığını, KDV'sini ödediğini, faturalar, cari hesap, BA-BS formları, önceki ödeme dekontları, sözleşmenin birbirleri ile uyumlu olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ''bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.'' denildiğini, dolayısıyla davalıya tebliğ edildiği halde, davalının itiraz etmediği veya iade konusu yapmadığı, kabul ettiği faturanın davalı tarafından kendi ticari defterlerine işlenmemesi hususu tek başına söz konusu mal veya hizmetin almadığını göstermeyeceğini, sözleşmenin, BA- BS formlarının, faturalara bir itiraz olmamasının zaten bu hizmetin alındığının göstergesi olduğunu, kimsenin kendi kusurundan faydalanamayacağını, dosyada alacaklarının varlığının ispatı olan delillerine ek olarak BA- BS formları ile de alacaklı olduklarının ortaya çıktığını, davalının kabul ettiği faturayı defterine işlememesi davalının kusuru olup, kendisi lehine tenzili veya menfaat yaratmasının kabul edilemeyeceğini,
Raporun sonuç kısmında da bu nedenle davalının kayıtlarının dayanağı olmadığı, belgelendirilemediği, davacı müvekkili lehine değerlendirilmesi gerektiği, müvekkilinin toplamda takip tarihi itibariyle 229.554,26-TL alacaklı olduğunun tespit edildiğini, alınan ek raporda da yine müvekkilinin 229.554,26 TL alacaklı olduğunun belirtildiğini, tüm bunlara rağmen mahkemenin kısmen red kararı vermesinin hatalı olduğunu, mahkemenin, davacı tarafça 110.271-TL'lik kısım için alacağın ispatlanamadığı gerekçesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, dosyadaki tüm delillerin müvekkilinin 229.554,29 TL alacaklı olduğunu gösterdiğini, kararın kısmen red kısmının kaldırılarak davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini,
Belirterek kararın kısmen redde ilişkin kısmının kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
2-Davalı vekili tarafından verilen 02.11.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle;
-Davacı tarafça mahkeme huzurunda müvekkili aleyhinde açılan itirazın iptali davasına ait dosyadaki mübrez delil durumu ve davacı tarafça açık dayanak delil olarak sunduğu taraflar arasındaki sözleşmenin yerel mahkeme tarafından incelenmediği, taraflarınca sunulan detaylı cevap dilekçeleri ile bilirkişi raporuna karşı itirazlarının ise göz önüne alınmadan kurulan hükmün bozulması gerektiğini,
-Mahkeme tarafından tebliğ edilen gerekçeli kararda dahi huzurdaki davada yeterli araştırmanın yapılmadığı ve eksik incelendiğinin anlaşıldığını,
-Taraflarına tebliğ edilen gerekçeli kararın 3. sayfa ve 6. paragrafında karara ilişkin bir takım gerekçeler yazılmışsa da karar metninden, mahkemece dosyanın incelenmediği ve gerekli araştırmaların yapılmadığının görüleceğini, bahse konu paragrafta "davacı ile davalı arasında dilekçede belirtildiği şekilde villa yapımı ve 1 adet villa tadilatı hususlarında anlaştıklarını" şeklindeki anlatımının fahiş bir hata sonucu veya objektif olmayan bir yorum ile ortaya çıktığını,
-Çünkü müvekkili ile işbu davadaki davacı sıfatına sahip şirket arasında hiçbir zaman hiçbir sözleşme akdedilmediğini, davacı şirketin bir tüzel kişilik olarak yani Limited Şirket olarak anılı sözleşmenin hiçbir noktasında bulunmadığını, yerel mahkeme tarafından davacı şirketin sözleşmenin taraflarından biri olarak nasıl tespit edildiğinin anlaşılamadığını,
-Davacı sıfatı bulunmayan ancak gerek tüzel kişiliğin gerekse de adi (şahıs) şirketin kurucusu olan ... tarafından, anılı sözleşmede kendisine ait şahıs şirketi ile yapmadığı işlerin ödemesini de müvekkilinden almasına rağmen, yüklenici olarak yapmakla yükümlü olduğu işleri tamamlamadığı Menderes 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin ███████ D.İş sayılı dosyası ile de sabit olduğunu, yerel mahkeme tarafından bu konunun araştırılmaması, dosyanın celbinin dahi yapılmamasının usul hatasına neden olduğunu,
-Mahkeme tarafından Ticaret Mahkemesi sıfatıyla usuli konulara ek olarak esas bakımından da dosyanın aydınlatılması ve somut gerçeğe ulaşmak adına hiçbir çaba sarfedilmemiş ve hukuki dayanağı olmayan bir davanın kabulüne karar verilerek adalet duygusunun temelinden sarsılmasına neden olan emsallikte bir hükme imza atıldığını, yine yargılama safahati süresince alınan bilirkişi raporlarının dahi hiçbir hukuki temeli olmamasına rağmen bu raporların denetimi dahi yapılmadığını, mahkeme tarafından yürütülen tahkikat süresince alınan bilirkişi raporları ile bağlı olmadığı, hükme esas alınacak hukuki dayanak ve somut gerçeklerin ise mahkeme tarafından araştırılması gerekliliği de görmezden gelindiğini,
-İşbu davanın en temel dayanağı ve birinci delili olan müvekkili davacı ile .... arasında akdedilen sözleşmede, davalıya ait şahıs şirketi bilgileri T.C. No. ve adres ile vergi numarası yazdığının görüleceğini, hal böyle iken ve ...' ya ait bilgiler böylesi açıkken nasıl olur da taraf sıfatı dahi olmayan davacı şirketin mesnetsiz 4 işlem basit matematiği ile alacaklı olduğunun düşünülmesinin anlaşılamadığını,
-Yine yerel mahkeme kararının 3. sayfa ve 6. paragrafındaki gerekçe kısmında "... Ayrıca taraflar arasında yapılan sözleşmenin davacı şirket ve davalı arasında yapılmış olduğu, imzaların mevcut olduğu sözleşmede yüklenici olarak davacı ....ünvanının gösterildiği..." şeklindeki belirtmenin ne hukuk dilinde ne de başka bir literatürde izahının mümkün olmadığını ve yerel mahkemenin ilgili hakimi tarafından anılı sözleşmenin bir defa bile incelenmediğinin izahtan vareste olduğunu,
-Tekrarladıkları üzere, davacı tarafça sunulu dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği ve ikrar edildiği üzere 10 adet yeni villa ve 1 adet villanın tadilat işlerinin bir kısmını yapma taahhüdünde bulunan ...'nın sözleşmede açıkça kendisi tarafından yazılı ve imzalı olan kısımda,... adresinde kurulu Bornova Vergi Dairesine ait 5000548571 Vergi Numaralı şahıs şirketi adı ile akdedildiğinin görüleceğini,
-İtirazın iptali davasındaki en temel dayanak olan işbu sözleşmenin taraflarının müvekkili olan ... ve dava dışı ...'nın şahıs şirketleri olduğunu, her iki tarafında kendisine ait şahıs şirketleri tarafından basiretli bir tacir olarak akdedilen sözleşme içeriğinde, davacı şirketin yer almadığı ve bu nedenle de husumet bakımından dava açma ehliyeti olmadığının açık olduğunu,
-Davacı tarafça sunulu dava dilekçesinin 1. maddesi ile birlikte sözleşmeye atıfta bulunularak sözleşmenin içerik özetlemesinin yapıldığını, bu halde itirazları doğrultusunda sözleşmenin taraflarının kontrolünün bir usuli işlem olduğunu ve husumet kontrolünün yapılması durumunda en başta davacının husumetten reddedilmesinin gerektiğini,
-Husumet konusunda hiçbir inceleme yapmayan yerel mahkeme tarafından esas bakımından inceleme yapmasının, tahkikatın tamamında hatalı yol izlenmesine neden olmakla birlikte davacı tarafça sunulu dayanağı olmayan faturaların incelemesinde de hataya düşülmesi sonucunu doğurduğunu,
-Davacı tarafça sunulu dava dilekçesindeki başka bir dayanak unsuru olan faturaların ise, sözleşmeye bağlanmayan bir nitelikte olduğunu, sözleşme harici verilen faturaların ise fatura mahiyetinde olmayacağının ise yerleşik uygulamalardan ve Yargıtay tarafından benimsenmiş bir içtihat olduğunu,
-09.01.2023 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinin 17. maddesinde de belirttikleri üzere, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2001/1 E. Ve 2003/1 K. Sayılı 27.06.2003 tarihli kararında "Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına dair olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK' nın 21. Maddesinin 2 ve 3. Fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen bir karinedir, 2. Fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir." şeklindeki hükmüyle faturanın tek başına delil teşkil etmeyeceğini ancak ve ancak arada kurulmuş bir sözleşme ile hüküm ve sonuç doğuracağı yönünde içtihat oluştuğunu,
-Yargıtay kurumunun en üst mevkisi olarak Büyük Genel Kurulu kararının, yerel mahkemece yapılacak tahkikat da bir yol gösterici olması hatta ve hatta kurulacak hükme bizzat etkisinin olmasının gerektiğini, davacı tarafça ileri sürülen iddiaların somut bir dayanağının olmaması nedeniyle bahsedilen faturaların da bir alacak doğurmayacağının bilindiğini,
-Yine tüm bunlarla birlikte davacı tarafça ileri sürülen faturaların yasal bir dayanağının olmamasının yanında yerel mahkeme tarafından celp ettirilen davacıya ait ticari defterlerin de yasalara uygun olarak tutulup tutulmadığı da denetlenmediğini, ne bilirkişi raporunda ne de gerekçeli kararda bu hususlara dair tek bir izahat dahi bulunmaması, denetlenebilir bir hüküm olmadığını gösterdiğini,
-Bilindiği üzere ilgili 6102 sayılı TTK md. 64 ve 213 sayılı VUK md. 221' e göre davacı tarafça sunulu faturaların, davacı şirkete ait 2020 yılı, 2021 yılı ve 2022 yılı ticari defterleri, yevmiye defteri ve defteri kebir açılış tasdiklerinin usulüne uygun olup olmadığı, envanter defterlerinin incelenip incelenmediği, sunulu ise usulüne uygun olup olmadığı, yevmiye defteri kapanış tasdikinin yapılıp yapılmadığı ve usulüne uygun olup olmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerektiği ve HMK md. 222 gereğince lehe delil oluşturup oluşturmadığına ilişkin belirleme bulunmadığını, hüküm kurabilecek kanaate varabilmek için ticari defter olarak kabul edilmesi gereken pay defterleri, yönetim kurulu ve genel kurul kararları ile müzakere defterlerinin de tamamının incelenmesi zarureti bulunduğunu,
-Hal böyle iken davacı şirketin alacak iddiasında ileri sürdüğü faturaların ne derecede yasal olduğunun incelenmediğini, bu hususa ilişkin davacı şirketin adını taşıyan bir başka şahıs şirketi de olan ...' nın girift olan ticari ilişkisinin denetimi yapılmadığını,
-İşbu davanın Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği Türk Ticaret Kanununun md.3-4 ve ilgili amir hükümlerinde öngörüldüğünü, bu nedenle, hüküm kuran yerel mahkemenin de görevsizlik kararı vermeyerek dosyayı incelemeye koyulduğunu, yine bu nedenle taraflarınca da görevsizlik iddiasında bulunulmadığını, fakat yerel mahkemeye görev konusunda yol göstericisi olan 6102 sayılı TTK' nın, esas bakımından uygulanması gereken TTK md. 23/1-a "Sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına ve malın cinsine göre, satış sözleşmesinin kısım kısım yerine getirilmesi mümkün ise veya bu şartların bulunmamasına rağmen alıcı, çekince ileri sürmeksizin kısmi teslimi kabul etmişse; sözleşmenin bir kısmının yerine getirilmemesi durumunda alıcı haklarını sadece teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir. Ancak, o kısmın teslim edilmemesi dolayısıyla sözleşmeden beklenen yararın elde edilmesi veya izlenen amaca ulaşılması imkânı ortadan kalkıyor veya zayıflıyorsa ya da durumdan ve şartlardan, sözleşmenin kalan kısmının tam veya gereği gibi yerine getirilemeyeceği anlaşılıyorsa alıcı sözleşmeyi feshedebilir." yönündeki amir hükmünün ise yine yerel mahkeme tarafından yok sayıldığını, kaldı ki kanunun bu hükmünün esasen davacının taleplerinin salt sözleşmeye bağlı hizmetlerini faturalandırabileceği, sözleşme hükümlerinde belirlenen edimlerin yerine getirilmemesi halinde sözleşmenin fesih edilebileceği ve faturanın tek başına bir anlam taşımayacağının öngörüldüğünü, bu anlatılanlara bağlı olarak ise taraflarınca celbi istenen Menderes 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin ███████ D. İş sayılı dosyasının öneminin arttığını, çünkü davacının adı dahi geçmeyen anılı sözleşmeyi akdeden taraflar olan müvekkili ile ....'nın aralarındaki ticari ilişkideki işi yüklenici sıfatına sahip ....tarafın ifasını gerçekleştirmediğinin ortaya çıkacağını,
-Davacının ne zaman şahıs şirketi ile ne zaman limited şirket kimliği ile hareket edeceğinin tamamen kendi tarafından, kendi menfaatlerine göre belirlendiğini, mahkemenin böylesi basit ve klişe bir hamlenin tespit edilemiyor olmasının maddi hatanın çok ötesinde, açıkça eksik incelemeye işaret ettiğini,
-Söz konusu yapılan delil tespiti işleminin .... tarafından kendisine ait şahıs şirketi adına üstlenilen işleri kapsamakla birlikte, iş bu davaya konu sözleşmenin altında da yine şahıs şirketine ait bilgilerin yer aldığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.04.███████-139 E. Ve 426 K. Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında "...hususundaki yetkilerini herkesten iyi bilmesi ve basiretli ve tedbirli bir tacir olarak davranması gereken davalı tacirin, ... düşünmek ve sözleşmeye ona göre hüküm koymak durumunda olduğu" yönündeki gerekçesi ile sözleşmenin imzalanmasında bilinçli bir tacir gibi davranılması gerektiğinin belirtildiğini, yine Yargıtay 15. Hukuk Dai. ███████ E. Ve █████████ K. Sayılı 19.04.2018 tarihli kararında "...sözleşmede kararlaştırılanın ne anlama geldiğini bilmesi gerektiği açıktır. Bu durumda mahkemenin "sözleşmenin konu itibariyle imkansız olduğunu bilen veya bilmesi gereken tacirin..." şeklindeki gerekçesi ile tarafların sözleşme akdedilmesi esnasında bilinçli bir tacir olarak hareket etmeleri gerektiği yönünde içtihadının bulunduğunu,
-Somut durumda tek dayanağın 01.12.2020 tarihli sözleşme olması ve bu sözleşmenin de ....'nın şahıs şirketine ait bilgilerle akdedilmesi nedeniyle, iş bu davadaki davalı sıfatının ....'nın kendisi olduğunu, anlatıldığı üzere yerel mahkeme tarafından kurulan hükme itiraz ettiklerini ve bozulmasının gerektiğini,
Belirterek kararın kaldırılmasına, davacının davasının reddine ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür.
Davacı şirket, davalı ile 10 adet yeni villada ve 1 adet tadilat villada birtakım işlerin yapılması için sözleşme yapıldığını, sözleşme kapsamında işlerin yapıldığını, ayrıca davalının talebi üzerine sözleşme dışında da ek işler yapıldığını, yapılan işlere ilişkin düzenlenen tüm faturalara davalının itiraz etmediğini ancak fatura bedellerinin bir kısmını ödemediğini, cari hesaba göre davalının 229.554,26 TL borçlu olduğunu, bu miktarın tahsili için davalının başlatılan takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini belirterek eldeki itirazın iptali davasını açmıştır.
Davalı taraf ise, davacı şirketin bahsettiği sözleşmenin davacı şirketle değil şirketin yetkilisi .... ile imzalandığını, sözkonusu sözleşmenin davacı şirketle ilgisinin bulunmadığını ve davacı şirketle sözleşme yapılmadığını,...'nın ise yapılan sözleşmedeki işleri eksik yaptığını, eksik işlerin tespitinin Menderes 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ███████ D.İş sayılı dosyasında tespit ettirildiğini, sözleşme kapsamında yapılan işlerin ve ilave işlerin bedelinin ...'nın şahıs hesabına yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Eser sözleşmesi ilişkisinin kurulduğunu ispat yükü kural olarak davacıya aittir. Kural olarak, eser sözleşmesi, zorunlu şekil koşuluna bağlı değildir. Sözleşmenin kurulması için yazılı şekil şartı yok ise de davalı tarafından sözleşme ilişkisi inkâr edildiği takdirde yazılı delille ispata ilişkin kuralların gözetilmesi gerekir.
Ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. (Yargıtay 15.H.D. █████████Esas ve █████████ Karar sayılı kararı)
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimsenin bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılacağı ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekmektedir. (Yargıtay 6.HD'nin █████████ Esas ve █████████ Karar)
Somut olayda davanın ticari dava olduğu ve ticari davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkün olduğu, Mahkemece her iki tarafa ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde inşaat mühendisi ve mali müşavir bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırıldığı, düzenlenen denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi kök ve ek raporuna göre, tarafların ticari defterlerinin sahipleri lehine delil vasfını haiz olduğu, davacı şirket tarafından düzenlenen 12 adet toplam 802.054,26 TL tutarlı e-faturaların sistem üzerinden davalıya tebliğ edildiği, davalının bu faturalara yönelik herhangi bir itirazda bulunmadığı, davalının 12 adet faturadan 16.06.2021 tarihli 110.271,00TL bedelli fatura hariç 11 adet faturayı kendi ticari defterlerine kaydettiği aynı zamanda vergi dairesine beyan ettiği ve davalı tarafından davacıya 572.500,00 TL ödeme yapıldığının belirtildiği; buna göre davacı tarafça sözleşme kapsamında düzenlenen faturaların davalı adına düzenlenmesi, davalının sözkonusu faturaları ticari defterlerine kaydedip vergi dairesine bildirmesi ve fatura bedellerinin bir kısmını ödemesi karşısında davacı tarafın ticari defterler ile sözleşme ilişkisini ispatladığı, bunun aksinin davalı tarafça yazılı veya kesin delillerle ispatlanamadığından sözkonusu eser sözleşmesinin davacı taşeron şirket ve davalı yüklenici arasında yapıldığı anlaşıldığından davalının husumet itirazının yerinde olmadığı; Menderes 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ███████ D.İş sayılı dosyasında dava dışı ....tarafından davacı şirket yetkilisi ... aleyhine tespit yaptırıldığından davanın tarafları arasında yaptırılmayan delil tespiti raporunun hükme esas alınamayacağı; davacı tarafça düzenlenen 12 adet faturanın davalı tarafa tebliğ edildiği, davalı tarafça TTK 21/2 maddesi uyarınca faturalara itiraz edilmediği ve süresi içinde iade edilmediğinden fatura içerikleri kesinleştiğinden davacı taşeronun davalı yüklenici ile yapılan eser sözleşmesi kapsamında yapılan işler ve sözleşme dışı işler nedeniyle 12 adet fatura karşılığı 802.054,26 TL alacaklı olduğu, davalı ticari defterlerine göre davacıya yapılan ödemenin 691.783,26 TL olduğu, davacı ticari defterlerine göre 572.500,00 TL olduğu, ödemeyi ispatla yükümlü olan davalının bakiye 119.283,26 TL'yi ödediğine ilişkin ödeme belgelerini ibraz etmediği ve sözkonusu ödemeyi yaptığını ispatlayamadığı, buna göre davalı yüklenicinin yaptığı ödemenin 572.500,00TL olduğu anlaşıldığından davacı taşeronun 802.054,26 TL- 572.500,00TL= 229.554,26TL bakiye alacağı bulunduğundan bu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmüş olup yapılan açıklama doğrultusunda davalı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; yasal düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi gereğince kaldırılarak, Dairemizce yeniden esas hakkında "1-Davacının davasının KABULÜNE, Davalının, İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyasına vaki itirazının iptali ile, 229.554,26 TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi için takibin devamına, 2-Alacak likit olduğundan hüküm altına alınan 229.554,26 TL alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki 45.910,85 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.09.2023 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararına karşı davalı vekilinin yaptığı istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile,
3-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.09.2023 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/(1)-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
4-Davacının davasının KABULÜNE,
-Davalının, İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyasına vaki itirazının iptali ile, 229.554,26 TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi için takibin devamına,
-Alacak likit olduğundan hüküm altına alınan 229.554,26 TL alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki 45.910,85 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Alınması gerekli 15.680,85 TL karar ve ilam harcından davacı tarafından yatırılan 2.772,45 TL peşin karar harcının mahsubu ile kalan 12.908,40 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, (Mükerrer harç tahsilinin önlenmesi için ilk derece mahkemesi tarafından harç tahsil müzekkeresi yazılmış ise işlemsiz iadesinin istenmesine, harç tahsil edilmiş ise yatırana iadesine),
6-Davacı tarafından yatırılan 2.772,45 TL peşin karar harcı, 80,70 TL başvurma harcı, 11,50 TL vekalet harcı ile davacı tarafça karşılanan 2.152,00 TL tebligat, posta, müzekkere ve bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 5.016,65 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
8-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgâri Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 36.728,68 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Dava şartı Arabuluculuk Ücreti olan ve 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-13 maddesi uyarınca tarafların anlaşamamaları nedeniyle Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye irad kaydına, (Mükerrer harç tahsilinin önlenmesi için ilk derece mahkemesi tarafından harç tahsil müzekkeresi yazılmış ise işlemsiz iadesinin istenmesine, harç tahsil edilmiş ise yatırana iadesine),
10-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş olması nedeniyle, harç alınmasına yer olmadığına, davacı tarafından yatırılan 269,85 TL'nin istemi halinde ilk derece mahkemesince yatıran davacıya iadesine,
11-Davacı tarafından yatırılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 40,00 TL tebligat masrafından oluşan toplam 778,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
12-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gereken 8.148,24 TL istinaf nispi karar harcından, peşin alınan toplam (269,85 TL + 1.767,25 TL) 2.037,10 harcın mahsubu ile kalan 6.111,14 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
13-Davalı tarafından yatırılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
14-HMK'nın 333/(1).maddesi gereğince artan gider ve delil avanslarının karar kesinleştiğinde ilgililerine iadesine,
15-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 361/(1) maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 03.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!