Anahtar kelimeler: Etimesgutelvankette Akrabası Durma Uğraşan Tanıştığı Sıkıntılar Batı İnceleyen Beraatlerine Paraya
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ███████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ağır Ceza
    SAYISI : 403-87
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanıkların nitelikli yağma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.09.2016 tarihli ve 87-314 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 14.09.2017 tarih ve 765-1633 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.10.2019 tarih ve 360-5107 sayı ile; "Etimesgut/Elvanket’te inşaat işleri ile uğraşan katılan ...’nin maddi sıkıntılar sebebiyle işleri durma noktasına gelince akrabası ... aracılığıyla tanıştığı sanık ...’e paraya ihtiyacı olduğunu söylediği, sanık ...’ün sanık ...’den aldığı 300.000 TL’yi verip karşılığında katılan ...’den Sincan’da bulunan bir arsa ve aylık %10 faizle ödenmek üzere her biri 30.000 TL olan 6 adet toplam 180.000 TL değerinde çekler aldığı, katılanın borcunu vadesi geldiğinde ödeyememesi üzerine sanıkların katılanın bürosuna gelip toplam 125.000 TL bedelli 4 adet senet imzalamasını ve Sincan/... 1315 parsel nolu arsanın devrini istedikleri, katılanın annesi ve kardeşinden vekalet alıp Sincan/... 1315 parsel nolu arsayı sanık ...’e devredip, sanıklardan 430.000 TL nakit para aldığı, sanıkların katılana verdikleri 430.000 TL karşılığında bu kez katılandan 7 adet çek alıp 'bu çekleri ödediğinde tarlalarını geri alacağını' söyledikleri, bir süre sonra katılanın sanıklara 670.000 TL ödeyip tarlalarının tapularının geri verilmesini istemesi üzerine, sanıkların; katılana borcunun 1.250.00 TL olduğunu söyleyip ödememesi halinde eşi ve çocuğunu ölümle tehdit ettikleri dikkate alındığında; sanıkların mali durumunun bozulduğunu anladıkları katılana 2007 yılında başlayıp 2010 yılına kadar belirli aralıklarla para verip, onu ödeyemeyeceği bir borç sarmalına soktukları, bu durumu sonlandırmaya çalışan ve bir miktar ödeme yapan katılana bir kısım çek dışında diğer senet ve çeklerini ve malından bir kısmını dahi iade etmeden 1.250.000 TL parayı ödemesini isteyip tehdit eden sanıklar hakkında atılı suçtan mahkumiyetleri yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi ise 18.02.2020 tarih ve 403-87 sayı ile; "...Sanıkların eylemlerinin bütün halinde tefecilik suçunu oluşturduğu, tefecilik suçundan sanıkların cezalandırılmasına ilişkin kararın Yargıtay’ın ilgili dairesince onandığı; sanıkların ...’yi silahla tehdit ederek nitelikli yağma suçunu işlediği yönündeki iddianın temel kaynağının ise katılanın beyanı olduğu, katılanın beyanında bahse konu olaya ilişkin tanık ...’ın bilgisi ve görgüsünün olduğunu ifade ettiği, ancak tanık ...’nın soruşturma ve kovuşturma aşamasında sanıkların katılanı tehdit ederek yağma suçunu işledikleri yönünde herhangi bir açıklamasının olmadığı, dosya kapsamında katılan ...’nin soyut nitelikteki beyanları dışında sanıkların yağma suçunu işledikleri yönünde somut bir delil bulunmadığı, katılan ...'nin faizle borç para alıp ödeme güçlüğü çekmesi üzerine bu durumdan kurtulamamanın verdiği öfke ile sanıklar hakkında yağma iddiasında bulunduğu, bu hususta oluşan şüphenin sanıklar lehine yorumlanması gerektiği," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanıkların beraatlerine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükümlerin de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.01.2021 tarihli ve 79948 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 02.06.2021 tarih ve 2244-10501 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
    Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara isnat edilen nitelikli yağma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Müteahhitlik yapan katılanın, akrabası vasıtasıyla sanık ... ile tanıştığı ve para sıkıntısı olduğu bir dönemde bu durumunu sanıklara bildirdiği, sanıkların da tarlasına ipotek konulmak şartıyla katılana % 10 faizle 300.000 TL verdikleri, ayrıca bu borcun karşılığında katılanın altı adet senet de verdiği, katılanın faiz ve kendisine çıkartılan fazla miktarı ödediği hâlde ana parayı ödeyemediği, bunun üzerine sanıkların tetikçileri ile birlikte katılanın iş yerine geldikleri, silah göstermek ve psikopat tavırlar sergilemek suretiyle tehdit ettikleri katılana her biri 125.000 TL olan dört adet senet imzalattıkları, ayrıca aynı gün katılanın ikinci tarlasını da aldıkları, katılanın borcunu ödeyerek değerinin çok altında elinden alınan tarlalarını geri almak istediğinde sanıkların katılanı, eşi ve çocuklarını kaçırmakla tehdit ettikleri iddiası ile kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
    Katılan kollukta 24.03.2010 tarihinde; inceleme dışı sanık ... ve sanıkların tefecilik yaptıklarını bildiğini, kendisinin de onlarla alışverişinin olduğunu, bu şahıslardan toplamda 1.500.000 TL aldığını ve hâlâ aynı miktarda borcunun olduğunu, şimdiye kadar toplamda 500.000 TL faiz ödediğini,
    13.08.2010 tarihinde; 2006-2008 yılları arasında Etimesgut/Elvankent ilçesinde inşaat işleri ile uğraştığını, on sekiz dairelik bir inşaata başladığını, kaba kısmı bittiğinde paraya ihtiyacının olduğunu ve inşaatın durma aşamasına geldiğini, bunun üzerine akrabası olan inceleme dışı katılan ...'nün yanına gittiğini ve burada sanık ... ile tanıştığını, paraya ihtiyacının olduğunu söylediğini, daha sonra sanık ...'ün telefonla arayarak parayı bulabileceğini ve buluşmak istediğini bildirdiğini, bunun üzerine adı geçen sanıkla Sincan'da buluştuklarını, sanığın kendisi ve ailesine ait bütün tapuları araştırmış olduğunu öğrendiğini, sanık ...'ün kendisine tapu karşılığında para bulabileceğini söylemesi üzerine Sincan ... mahallesinde bulunan 25.500 metrekarelik tarlalarını ipotek karşılığı sanık ...'in oğlu ...'e devrettiklerini, bunun karşılığında 300.000 TL'yi sanık ...'den aldığını, bu sırada yanında sanık ...'in de olduğunu, sanık ...'e parayı sanık ...'in verdiğini, aylık % 10 faiz farkı ile her ayın 25'inde ödenmek kaydı ile şirketine ait altı adet 30.000 TL'lik çeki sanıklara verdiğini ve bunları ödediğini, ancak 300.000 TL olan ana parayı ödeyemediğini, söz konusu tarlanın o zamanki değerinin 900.000 TL civarında olduğunu, tarlayı satarak borcunu ödemeyi teklif ettiği sanıkların bunu kabul etmeyerek kendisini tehdit ettiklerini, bu anlaşmayı yaptıkları sırada sanıklara aralarında bir sözleşme yapmak istediğini bildirdiğini, ancak sanık ...'ün "Böyle bir sözleşmeyi yaptığım zaman kendi kendimi ihbar etmiş olurum, bana güven, tarlanı paramı ödediğin zaman ya da müşteri bulduğun zaman sana geri vereceğiz." diyerek sözleşme yapmaya yanaşmadığını, bunun üzerine aralarında tartışma çıktığını, daha sonra Sincan'da bulunan bürosuna gelen sanık ...'ün belindeki silahını gösterip ailesini, çocuklarını da kastederek "Akıllı ol!" demek suretiyle kendisini tehdit ettiğini, anılan sanığın yanında beş kişinin daha olduğunu, bunların bazılarının boyunlarında ve kollarında jilet kesiklerinin bulunduğunu, gelenlerin "Bu senetleri imzalamazsan seni ve aileni dağa kaldırırız!" diyerek kendisini tehdit ettiklerini ve silah zoruyla 125.000 TL'lik dört adet senet imzalattıklarını, kendisi ve ailesi adına kayıtlı Sincan ...'de bulunan 40.000 metrekare tarlanın tapusunu da istediklerini, annesi ve kardeşlerinden vekâlet alarak bu tarlayı da sanık ...'e devrettiğini, tapuda kendisine 430.000 TL verildiğini, ancak tarlanın değerinin 2-2.5 milyon TL civarında olduğunu, çocuklarına ve ailesine bir şey olmasın diye korkup bu tarlayı devrettiğini, sanık ... ve yanındakilerin vermiş oldukları 430.000 TL karşılığında kendisinden firmasının çeşitli bankalara ait yedi adet çeki imzalatarak aldıklarını, bunları ödediğinde tarlalarını geri alacağını söylediklerini, faiz olarak adı geçenlere 48.000, 42.000, 36.000, 39.250, 22.800, 10.800 ve 10.300 TL ödediğini, ana borcu olan 670.000 TL'yi ödeyerek tarlalarını geri almak istediğinde ise 1.250.000 TL borcunun olduğunu söylediklerini, tekrar çocukları ile tehdit ettiklerini ve zor kullanarak kovduklarını, faiz ile para aldığı, tarlalarının devredildiği ve tehdide maruz kaldığı sırada yanında tanık ...'ın da olduğunu,
    03.11.2010 tarihinde; sanık ...'ün, maddi sıkıntıda olduğunu ve almış olduğu borçları faiziyle ödeyebileceğini bildiği için kendisine ipotek karşılığı tefe yoluyla para teklif ettiğini, önce bunu kabul etmediğini ancak diğer tefecilere olan borçlarını ödeyemediğinden bunları kapatabilmek için daha sonra teklifi kabul ettiğini, bunun üzerine babalarından miras kalan 25.500 metrekare tarlayı kardeşlerinden vekâlet alarak sanık ...'e devrettiğini, arsa devrine ilişkin yazılı protokol düzenlemediklerini, şifahi olarak aylık % 10 faiz ile 300.000 TL almak, bunun karşılığında tarlayı ipotek olarak vermek ve daha sonra aldığı ana parayı ödeyerek tarlanın tapusunu geri almak hususunda anlaştıklarını, ancak sanık ...'in bu anlaşmaya uymayarak tapu devrinde kendisine 195.000 TL verdiğini, bu parayı sanık ...'in getirdiğini, daha sonra da 45.000 TL ödediğini, kalan 60.000 TL'yi istediğinde ise sanık ...'in bu parayı komisyon olarak kestiğini, dolayısıyla parayı ödemeyeceğini söylediğini, bunun üzerine aralarında tartışma çıktığını, tarlanın tapusunu verdiği için yapabileceği herhangi bir yasal işlem bulamadığını, daha sonra sanık ...'in bu tarlayı aynı tarihte sanık ...'e devrettiğini öğrendiğini, aylık ödeyeceği faizlere istinaden sanık ...'e şirketine ait toplam 180.000 TL bedelli altı adet çek verdiğini, sanık ...'ün de bu çekleri cirolayarak sanık ...'e verdiğini, sanık ...'in de bu çeklerin hepsini tahsil ettiğini, tefeciliğe konu bu çekler karşılığında herhangi bir ticari alışveriş olmaması nedeniyle bunu gizleyebilmek için ciro bölümündeki isimlerini koyu tükenmez kalemle karaladıklarını, bu çeklerle 180.000 TL'lik faiz borcunu ödediğini, ancak 240.000 TL'lik ana paranın kaldığını, bu olaydan sonra bankadan aldığı kredileri ödemekte zorluk çektiği bir dönemde durumunu öğrenen sanık ...'ün yanına gelerek "Sana yine ipotek karşılığı faizle para verelim, sana yardımcı olalım, sen 315 parselde bulunan tarlanın devrini ver, bunun karşılığı sana 500.000 TL verelim, ayrıca daha önceden komisyon olarak kesmiş olduğum 60.000 TL'yi de içine katarak sana aylık % 6 faizle 560.000 TL vereyim." dediğini, yine bu tarla devri ile ilgili yazılı protokol yapmayacaklarını, parayı ödediği taktirde tapuyu geri vereceklerini söylediğini, o zaman sıkışık olması ve sanık ...'e kaptırmış olduğu 60.000 TL'yi kurtarabilmek için teklifi kabul ederek yine babasından miras yoluyla kalan 40.000 metrekare tarlayı kardeşlerinden vekâlet alarak sanık ...'ün oğlu ...'e devrettiğini, tapu devri sırasında sanık ...'in bir çanta içerisinde para getirdiğini, sanıkların paranın tamamının çanta içerisinde olduğunu ve parayı tapu devrinden sonra vereceklerini söylediklerini, kendisinin de sanıklara güvenerek parayı önceden alıp saymadığını, tapu devrinden sonra çantayı sanık ...'den aldığını ve arabaya bindikten sonra parayı saydığında içerisinde 290.000 TL olduğunu anladığını, paranın neden eksik olduğunu sorduğu sanık ...'ün 15 gün içerisinde parayı tamamlama taahhüdünde bulunduğunu, bu para ile diğer tefecilere olan borcunu ödediğini, sanık ...'ün daha sonra kendisine elden 140.000 TL daha verdiğini, geriye kalan 130.000 TL'yi sanık ...'ten defaatle istemesine rağmen "Biz aptal mıyız? Hazır tarla tapularını ve çeklerini aldık, bu 130.000 TL para ... ile benim komisyon param, senin hiçbir tutar dalın yok, bu parayı bizden alamazsın. Sen verdiğin çekleri ödemeye bak, yoksa tarlanı unut." dediğini, sanık ...'ün ödenmesini istediği çeklerin, aldığı parayı ödeyinceye kadar aylık değişen oranlarda belirlenmiş faize ilişkin çekler olduğunu, bunların bir kısmının elden, bir kısmının ise bankadan takas yoluyla ödendiğini, sanıklardan faiz karşılığı para alarak şifahi anlaşma ile miras yolu ile kalan tarlaların tapularını verdiğini, ancak sanıkların anlaşmaya uymayarak taahhüt ettikleri paradan 130.000 TL'yi eksik ödeyip haksız kazanç sağladıklarını, ayrıca ana paranın faizlerini çekle ödemesine rağmen tarlaları başka şahıslara hileli yollarla devrettikleri, böylelikle kendisini dolandırdıklarını,
    Mahkemede; sanıkların tefecilik yaptıklarını, kollukta verdiği ifadesinin doğru olduğunu, sanıklardan faizle para aldığını, sanıkların kendisini yağmaladıklarını, ipotek aldıkları tarlaları geri vermemek için kendisini tehdit ettiklerini, borçlarını ödediğini, sanık ...'den faizle ipotek karşılığı para aldığını, tapuya parayı onun getirdiğini, sanık ...'ün yanında 4-5 kişi ile gelerek kendisinden zorla senet aldığını,
    Tanık ... kollukta; eğlence mekânlarına takılmayı sevdiği ve gayri meşru alemde takılan arkadaşları olduğu için birçok insanla muhatap olmak durumunda kaldığını ve çok olaya şahitlik ettiğini, tefecilik yapan ve illegal işlerle uğraşan kişiler hakkında bilgisinin bulunduğunu, arkadaşı olan inceleme dışı mağdur ...'ın da tefecilik yolu ile inceleme dışı sanık ... ...'ye borçlandırıldığını ve aşırı borç altına sokulup zor duruma düşürüldüğünü, katılanın da bu borcu ödemek için çok uğraştığını,
    Mahkemede; karakolda ifade verdikten sonra beyin ameliyatı geçirdiğini, hiçbir şey hatırlamadığını, katılanı ve ...'ı tanımadığını, iddianamede anlatılan ve sanıklar ile inceleme dışı sanıklara yöneltilen tefecilik suçlamasıyla ilgili herhangi bir şey hatırlamadığını,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık ...; sanık ...'ü ağabeyinden dolayı tanıdığını ve kendisiyle iki kez oto alım satım işi yaptıklarını, bunun haricinde ticari ilişkilerinin olmadığını, katılan ...'yi de sanık ... vasıtasıyla tanıdığını, ancak aralarında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, sanık ...'ten katılanın, köyünde bulunan tarlasını sattığını duyduğunu, katılanın beyanlarının asılsız olduğunu, tefecilik yapmadığını, katılana silah çekip onu tehdit etmediğini, herhangi bir arsasını veya başka gayrimenkulünü almadığı gibi herhangi bir malvarlığına da ipotek koymadığını, katılanı toplam iki kez gördüğünü, hakkında neden suçlamada bulunduğuna anlam veremediğini, sanık ... ile katılan arasındaki ticari ilişkinin boyutunu bilmediğini, ... ...'in, ağabeyi ...'in oğlu olduğunu, katılanın ... ile de ticari ilişkisinin olmadığını, ...'nın, abisinin eşi olduğunu ve köyde yaşadığını, ağabeyinin kendisini arayarak "Yengene bir arsa satın aldım, biz köydeyiz, yengen sana vekâlet versin, tapuya git yengen adına ...'tan gayrimenkul al." dediğini, Sincan Tapu Dairesine giderek sanık ... ile buluştuğunu, tapu işlemleri yapılırken ...'in bu arsayı katılandan aldığını öğrendiğini, kendisinin de yengesi adına olan vekâletle arsayı ...'ten aldığını, ...'ın ...'tan almış olduğu arsadan haberinin olmadığını, katılana tefecilik amacıyla para vermediğini, ...'ün tefecilik yapıp yapmadığını bilmediğini,
    Sanık ...; oto ve gayrimenkul alım satımı yaparak geçimini sağladığını, sanık ...'i galericilik yapan ağabeyi ... vasıtası ile tanıdığını, arkadaşı olan... ile birlikte birkaç arsa ve bir tane dükkân satın aldıklarını, arsaların...'ın, dükkânın da kendisinin olduğunu, bir yıl önce Sincan ilçesine bağlı ...'de bulunan ... isimli bir şahıs ile 21.500 metrekare tarlayı üzerine 150.000 TL verip dükkânı ile takas ettiğini, bu alışveriş sonrası katılanın kendisini aradığını ve Sincan ilçesinde buluştuklarını, katılanın ...'de dört kardeş ve annesinin hissedarı olduğu 25.500 metrekare tarlalarının olduğunu, bu tarlayı alıp alamayacağını sorduğunu, kendisinin de yapmış olduğu alışverişler sonrası elinde nakit para olduğu için alabileceğini söylediğini, yaptıkları pazarlık sonrası söz konusu tarlayı 270.000 TL'ye nakit olarak satın aldığını, paranın tamamını Sincan Tapu Dairesinde katılana teslim ettiğini, bu alışverişten 1-2 ay kadar sonra da katılanın kendisinden plakasını hatırlamadığı BMW X-5 marka aracı, hatırladığı kadarıyla 70-80.000 TL'ye satın aldığını, katılanın hiç nakit vermeyip 2-3 tane miktarlarını, ödeme günlerini ve bankasını hatırlamadığı çek verdiğini, ancak bir gün sonra aynı aracı kendisine 10.000 TL eksik fiyatla geri sattığını, kendisinin ise bunun parasını peşin olarak verdiğini, bu alışverişten 4-5 ay kadar sonra katılanın, oğlu olan ...'a yine Sincan ...'de hissedarı olduğu 40 dönüm tarlayı 600.000 TL'ye sattığını, oğlunun parası yetmediği için daha önceden katılandan aldığı 25.500 metrekare tarlayı ... ...'e 300.000 TL'ye sattığını, bununla oğlunun eksik kalan parasını tamamladığını, 40 dönüm tarlayı oğlunun üzerine aldıklarını, bu alışverişten 2-3 ay kadar sonra oğlunun söz konusu tarlayı ... ... isimli şahsa 630.000 TL'ye sattığını, ...'ın, 25.500 metrekare tarlayı sattığı ...'nın oğlu olduğunu, bu alışverişten sonra katılanın kendisini arayarak oğlunun 600.000 TL'ye aldığı tarlayı kendilerine çok ucuza sattığını, başka şahıslara 1.100.000 TL'ye satabileceğini ve değerinin çok yüksek olduğunu söylediğini, kendisinin de "O miktara alabilecek birisi varsa getir emlakçıdan geri alalım." diye cevap verdiğini, daha sonra katılanın tarlanın parasını gazinolarda yemiş olduğunu öğrendiğini ve kendisinden ekstra para kopartmak için böyle bir yola başvurduğunu anladığını, hatta katılanın tarlayı çok ucuza aldığını gerekçe gösterip 200.000 TL de para istediğini, ancak kendisinin alışverişlerinin bittiğini, tarlayı değerinde aldığını, şayet ucuza almış ise de zorla almadığını ve paranın tamamını eksiksiz olarak ödediğini söylediğini, katılanın da ekstra para koparamayacağını anlayınca kendisini polise şikâyet edeceğini ve tefeci olduğunu söyleyeceğini bildirdiğini, böyle bir iş yapmadığı için katılana "İstediğin yere git!" dediğini, katılanın kendisinden para koparmak için bu tür yalan ve iftiralarda bulunduğunu, katılanın ifadesinde kendisinden faizle borç para alarak karşılığında çekler verdiğini beyan ettiğini, o an hatırlayamadığı için çek konusu olmadığını, sadece araç satışından dolayı kendisinden çek alıp onları da cirolayarak başkasına devrettiğini söylediğini, ancak sonradan katılana ait sattığı araca karşılık aldığı çeklerin haricinde 2009-2010 yıllarında birkaç tane de hatır çeki kullandığını hatırladığını, birisine çek vermesi gerektiği durumlarda katılandan hatır çeki aldığını ve kullandığını, ancak borçlarını ödediğini ve çekleri katılana iade ettiğini, kaç tane hatır çeki kullandığını ve miktarlarını bilmediğini,
    Savunmuşlardır.
    IV. GEREKÇE
    Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir ( Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK., 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Sanıkların müsnet nitelikli yağma suçunu işlediklerini ileri süren katılanın, faiz karşılığı sanıklardan aldığı paranın miktarı, karşılığında gösterdiği teminatlar ve tehtide maruz kalıp kalmadığı gibi önemli hususlarda aşamalarda çelişen beyanlarda bulunması, bahse konu olaylara ilişkin bilgi ve görgüsü bulunduğunu ifade ettiği tanık ...’nın, sanıkların katılana yönelik yağma suçunu işlediklerine dair herhangi bir anlatımda bulunmaması, sanıkların tüm aşamalarda müsnet suçlamayı kabul etmemeleri ve katılana yönelik eylemleri nedeniyle tefecilik suçundan mahkûm edilmeleri hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet nitelikli yağma suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve beraat hükümlerinin onanmasına karar verilmelidir
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.02.2020 tarihli ve 403-87 sayılı direnme kararına konu beraat hükümlerinin gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA ve söz konusu hükümlerin ONANMASINA,
    2. Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!