Anahtar kelimeler: Bölünme Aşden Eklerin Yasağının Aşye Akdedilen İstifa Yazildiği Hisselerinin Sanayi

T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : █████████ EsasKARAR NO : ████████DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : █████/2023KARAR TARİHİ : █████/2025KARARIN YAZILDIĞI TARİH : █████/2025Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA; Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan iş bu davanın dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin .... Sanayi A.Ş'den bölünme suretiyle kurulan bir şirket olduğunu, şirket hisselerinin tamamının ... Sanayi A.Ş'ye ait olduğunu, davalı ile müvekkili arasında davaya dayanak iş sözleşmesi ve ilgili eklerin imzalanarak iş yeri devri suretiyle iş akdinin aynen müvekkili şirkete geçtiğini, müvekkili ile davalı arasında belirsiz iş sözleşmesi imzalandığını, davalının istifa dilekçesi ile müvekkili iş yerinden istifa ettiğini, rekabet yasağının kanunda ve taraflar arasında akdedilen sözleşme ile açıkça düzenlendiğini, davalının kanun ve taraflar arasında akdedilen sözleşmeye aykırı hareket ettiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükmünün kanun hükümlerine uygun olduğunu, davalının, müvekkilinin iş yerinden ayrıldıktan sonra merkezi Sarıyer/İstanbul olan .... isimli firmada çalışmaya başlayarak anılan sözleşme hükümlerine aykırı hareket ettiğini, davalının sözleşmeye aykırı hareket ettiğini ve sonuçlarına katlanması gerektiğini, bu nedenlerle davanın kabulüne, kısmi dava olarak açılan davada fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL cezai şart bedelinin davalının rekabet yasağı ve sözleşmesini ihlal ettiği tarihten itibaren ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, müvekkili şirketin uğradığı zararın tespiti ile tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP; Davalı tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şartın alacaklarının tahsili isteminde iş mahkemelerinin görevli olduğunu, işçi ve işveren arasında gerçekleşen rekabet yasağı anlaşmasına koyulan cezai şartın geçerliliğinin, TBK'nın 420/1 maddesine bağlı olduğunu, cezai şartın sadece işçi aleyhine olması, işverenin karşı edim üstlenmemiş olmasının cezai şartı geçersiz hale getirdiğini, rekabet yasağı sözleşmesinin TBK 445'de belirlenen sınırları aştığını, yer, süre ve konu kapsamıyla bir arada ele alındığında işçinin ekonomik anlamda yıkımına yol açacağını, TBK 444/2 uyarınca rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olduğunu, davacı tarafından işbu davanın haksız kazanç sağlamak amacıyla kötü niyetle açıldığını, sözleşmede öngörülen cezai şartın hakkaniyete aykırı olarak fahiş bir bedel üzerinden geçersiz olarak düzenlendiğini, bu nedenlerle öncelikle yetki ve husumet itirazının kabulüne, haksız açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Dava, taraflar arasında akdedilmiş olan iş sözleşmesi kapsamında davalı tarafın söz konusu sözleşmeye istinaden rekabet yasağına aykırı davranması iddiasına dayalı sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nden VKN: ... numaralı ... Limited Şirketinin faaliyet alanını da gösterir şekilde tescil kayıtları celp edilmiştir.Mahkememizce alınan █████/2024 tarihli Bilirkişi Raporunda özetle;REKABET YASAĞI YÖNÜNDEN TESPİT VE DEĞERLENDİRMELERDava konusu uyuşmazlığı incelemeye geçmeden evvel haksız rekabet ve rekabet yasağı konularının birbirinden farklı ve genellikle karıştırılan kurumlar olduğunu belirtmek gerekir. Dava konusu uyuşmazlıkta konunun haksız rekabet olduğu iddia edilmekle birlikte tarafların dilekçelerinde rekabet yasağı konusuna ilişkin hususlara dayanmış oldukları görülmektedir. Rekabet yasağı, bir işletmedeki konumları dolayısıyla veya ortak sıfatıyla öğrenildiği varsayılan bilgi ve sırların kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılmasının önlenmesi maksadıyla bu kişiler için öngörülmüş olan bir faaliyet yasağıdır. Haksız rekabette ise tek bir şirket veya rakip korunmamakta, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılması amaçlanmakta, rakiplerin yanı sıra, müşteriler ve kamunun da menfaatlerinin korunması amaçlanmaktadır (Detaylı açıklamalar için bkz. Ülgen/Helvacı/Kaya/Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, 6. Baskı, s. 547 vd). Bu farklılık belirtildikten sonra aşağıda tarafların iddia ettikleri hususlar değerlendirilmiştir:Rekabet Yasağı Kaydının Geçerliliğinin Değerlendirilmesi Taraflar arasındaki uyuşmazlığın temelini aralarında düzenlenmiş olan rekabet yasağı kaydının geçerliliği oluşturmaktadır. Rekabet yasağına ilişkin hükümler değerlendirilirken AY 167'de yer alan serbest rekabet ilkesi ve AY 48'deki çalışma ve sözleşme özgürlüğünün göz önünde bulundurulması gerekir. Hukukumuzda bir rekabet yasağı sözleşmesiyle işçilerin çalışma ve sözleşme özgürlüklerinin ortadan kaldırılmasına izin verilmemektedir. Yasakların aşırı biçimde genişletildiği rekabet yasağı sözleşmeleri, kişisel özgürlü ticaret serbestisini ortadan kaldırmaları sebebiyle geçersiz kabul edilir (Aydoğan, s. 17). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin içtihadı da bu yöndedir (Yargıtay 11.HD'nin 19.01.2012 tarih ve 2011-█████████ sayılı kararı: “tarafların aralarındaki sözleşmenin sona ermesinden sonraki dönem için öngördükleri rekabet yasağı anlaşması, T.C. Anayasasının “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” başlıklı 48. maddesine aykırı ve geçersizdir” (Karar için bkz. Batider 2012, C. XXVII, Sa. 1, s. 344-346). Rekabet yasağı anlaşması bakımından dikkate alınması gereken bir diğer sınırlama ise kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmamasıdır (TBK 26-27, TMK 23). Rekabet yasağı kayıtlarının hukuken sınırlamaya tabi tutulma sının amacı rekabet yasaklarının işçinin anayasal çalışma ve sözleşme özgürlüğünü kısıtlamasının önüne geçmek ve bu şekilde işçinin kişilik haklarını korumaktır. Bir kişinin çalışma özgürlüğünden vazgeçmesi veya çalışma özgürlüğünün hukuka ya da ahlaka aykırı şekilde sınırlanmasına rıza göstermesi mümkün değildir. Hizmet sözleşmeleri bakımından rekabet yasağı sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için işçinin fiil ehliyetine sahip olması, müşteri çevresi veya iş sırları hakkında bilgi edinme imkanının bulunması ve bu bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebebiyet vermesi gerekir (TBK 444). İşverenin rekabet gücünü tehdit eden her olgunun rekabet yasağı sözleşmelerinin geçerli sayılmasını gerektirecek nitelikte görülmesi mümkün değildir. Rekabet yasağı sözleşmeleri bu geçerlilik koşullarının yanı sıra TBK 27 kapsamında kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklara aykırı ve konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin hükümsüz olacağına dair genel hükümlere de tabidir. Rekabet yasağı sözleşmesine ilişkin hukukumuzda yer alan hükümler nisbi emredici niteliktedir. Bu hükümlerin aksinin kararlaştırılması ancak işçi lehine olan hallerde mümkündür. Dava konusu uyuşmazlıkta tarafların müşteri çevresi veya iş sırları hakkında bilgi edinme imkanının bulunması noktasında davalı vekili, müvekkilin tasarım mühendisi olarak görev yaptığını, en düşük rütbede mühendis olup üretim sırlarına haiz olacak derecede çalışmadığını, bu durum mevcut olmasaydı dahi müvekkil üst düzey mühendis veya yönetici pozisyonunda olmadığını, ne şirketin ticari sırlarına ne de müşteri çevresine erişimi olmadığını iddia etmektedir. Davacı taraf ise davalı tarafın müvekkil şirket bünyesinde elde ettiği, şirkete ait know-how dahil her türlü bilgi ve birikimden sonraki işyerinde istifade etmiş olması, müvekkil şirketin AR-GE ve sair yapmış olduğu yatırımların karşılıksız bir şekilde ilgili bir üçüncü kişiye nakledilmesi nedeniyle zarara uğradığını, davalının aynı alanda faaliyet gösteren başka şirkete çalışması açıkça sadakat yasağı ile rekabet etmeme yasağına aykırılık teşkil edecek olup, tek başına eylemin varlığı yeterli olup, somut bir zararın ispatı gerekmediğini iddia etmektedir. İşverenler ancak korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunması halinde rekabet yasağı sözleşmesi düzenleyebilmektedir. Haklı menfaat konusu TBK m. 444/2'de düzenlenmiş olup, rekabet yasağı sözleşmesinin ne koşulda yapılabileceği belirtilmiştir. Bu maddede ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları veya işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme olanağı sağlıyor ise ve aynı zamanda söz konusu bilgilerin kullanımı işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte ise rekabet yasağı sözleşmesi yapılabileceği düzenlenmiştir. Üretim sırlarının iş sırlarından farkı üretim alanında kullanılmalarından kaynaklanmaktadır. Bu sırlara ilişkin kanunda bir tanım bulunmamaktadır. Genellikle formül veya üretim yöntemi olarak kullanılan üretim sırları teknik yönü baskın olan sırlardır. Herkesçe bilinen başkalarına açık hususların bu kapsamda kabul edilmemektedir. Burada önemli olan husus, işverenin bu bilgileri gizli tutma yönünde bir iradesi olup olmamasıdır. Olağandışı bir çaba göstermeksizin kolaylıkla ulaşılabilecek nitelikteki bilgiler sır olarak değerlendirilemeyeceğinden bu nitelikteki bilgilere sahip işçi aleyhine rekabet yasağı getirilmesi mümkün değildir. Bu yönde bir anlaşma yapılsa dahi hukuken bir hüküm ifade etmeyecektir. İşçilerin çalışmış oldukları pozisyonları gereği her bilgiye erişme imkânları bulunmamaktadır. Nitekim her pozisyonun gerektirdiği işler farklı olup bu doğrultuda her iş bakımından edinilen bilgiler de değişkenlik göstermektedir. Yüksek mevkide çalışan üst düzey bir yönetici ile daha alt kademede çalışan normal bir personelin şirkete dair edindiği bilgilerin aynı olması beklenemez. Bu sebeplerle vasıfsız işçilerin iş ve üretim sırı gibi mahrem nitelikteki bilgilere sahip olmasının mümkün olamayacağı düşüncesi doğrultusunda vasıfsız işçiler ile rekabet yasağı sözleşmesi yapılamayacağı kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına konu bir uyuşmazlıkta, davalı işçi, işyerinden ayrılmasının ardından davacı şirketle aynı konuda faaliyet gösteren bir işyerinde satış temsilcisi olarak çalışmaya başlamış, işçinin bu davranışının rekabet yasağına aykırı olduğu, nitekim işyerinde satış temsilcisi olarak çalışan işçinin iş sırrına vakıf olmasının kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. Yapılan değerlendirmede işçinin eski işyerinde çalışmış olduğu konum dikkate alınmış, bu doğrultuda yapılan incelemede çalışılan konumun işçiye iş sırlarını edinme imkânı tanımasının kaçınılmaz olduğuna karar verilmiştir (YAGK, T. 17.11.2022, E. ███████-670, K. █████████). Rekabet yasağı çerçevesindeki bir işçinin işten ayrılmasından sonra söz konusu bilgileri kullanma potansiyelinin bulunması işveren bakımından zarar tehlikesini oluşturmaktadır. İşverenin faaliyet gösterdiği sektördeki maddi ve manevi başarısındaki ciddi azalmalar önemli zarar olarak nitelendirilebilir. Bunun yanı sıra işverenin diğer rakipleri ile rekabet etme konusunda geride kalması, sipariş ve müşteri sayısında azalmalar olması gibi durumlar işverenin zararı olarak kabul edilmektedir. İşverenin kolaylıkla telafisi mümkün olmayan bu gibi durumlarda önemli zarara uğradığı kabul edilmelidir. Yargıtay kararlarında da işverenin önemli derecede zarara uğrama ihtimalinin varlığının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiği ve sonuca göre karar verilmesi gerektiğine işaret edilmektedir. Bu anlamda işverenin önemli bir zarara uğraması ihtimalinin bulunması yeterli olup, işverenin fiilen bir zarara uğraması aranmamaktadır. Dava konusu uyuşmazlıkta davalı tarafın tasarım mühendisi olarak çalıştığı, işyerinde çalıştığı konumu itibarıyla vasıfsız işçi olarak kabul edilemeyeceği, iş ve üretim sırlarını edinme imkanı konusunda bulunduğu konum itibarıyla iş ve üretim sırlarını edinme imkanı bulunduğu kanaatinde olmakla birlikte nihai takdir yetkisinin Sayın Mahkeme'de olduğunu; işverenin önemli bir zarara uğrama ihtimalinin bulunup bulunmadığı konusunda İş ve üretim sırlarını edinme imkanı konusundaki açıklamamızla bağlantılı olarak işverenin önemli bir zarara uğrama ihtimalinin söz konusu olabileceği kanaatinde olmakla birlikte takdir yetkisinin Sayın Mahkeme'de olduğunu ve yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin yukarıda belirtilen şartların sağlandığı kanaatine varılması halinde bu yönüyle geçerli olduğu sonucuna varılabileceğini belirtiriz. TBK 445 hükmü “rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, iman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz” şeklindedir. Belirtilen hükmün amacı, rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğine hakkaniyete aykırı bir biçimde tehlikeye düşürmemesidir (Esra Baskan, “6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Hükümleri Çerçevesinde Rekabet Yasağı Sözleşmesi, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 2(2), 2012, s.120). Aksi durumda sözleşmenin geçersiz olduğu sonucuna varılmalıdır (Sarper Süzek, İş Hukuku, 2012, s. 366). Bu sınırlamaların hakkaniyet çerçevesinde ve her bir somut olay bahsinde titizlikle değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca anılan hükmün sınırlı kapsamı karşısında öğretide şüphe bulunması durumunda hakimin, işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düştüğü şeklinde yorumlaması gerektiği yönündedir (Sarper Süzek, “Yeni Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde İşçinin Rekabet Etmeme Borcu”, İÜHFD, C. LXXII, S. 2, 2014, s. 460; Polat Soyer, Rekabet Yasağı Sözleşmesi, 1994, s. 64). TBK 445'te rekabet yasağı azami bir süre ile sınırlandırılmış ve iki yıllık sınır öngörülmüş, özel durum ve koşullar haricinde bu sürenin aşılamayacağı belirtilmiştir. Rekabet yasağı süresinin başlangıcı iş ilişkisinin fiilen sona erdiği tarihtir. Yargıtay 11. HD. vermiş olduğu bir kararında, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra üç yıl süre ile aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette hiçbir görevde çalışamamaya ilişkin sınırlamayı rekabet etmeme şartı olarak değil, “kelepçeleme sözleşmesi” olarak kabul etmiş ve ekonomik özgürlüğün kısıtlandığına dayanarak rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğu sonucuna varmıştır (Y. 11. HD., █████████ E., ██████████K., 1.7.2014, Kazancı). Dava konusu uyuşmazlıkta iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına ilişkin hükümde | yıl süreli, Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesinde ise 2 yıl süreli bir yasak öngörüldüğü görülmektedir. Dolayısıyla her iki düzenleme bakımından da Kanun'da öngörülmüş olan süre sınırına uyulduğu anlaşılmaktadır. Rekabet yasağı sözleşmelerinin, işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye sokmaması bakımından aranan diğer bir geçerlilik şartı, rekabet yasağının yer bakımından sınırlandırılmış olmasıdır. Yer bakımından sınırlama, yasağın kapsamına işkin coğrafi bölgeye sözleşmede yer verilmesi anlamına gelmektedir. Bu coğrafi bölgede işverenin ekonomik menfaatinin olması gerekir (Muhammed Sulu, “Rekabet Yasağı Sözleşmeleri”, MÜHD HAD, C. 22, S. 2, s. 586). Öğretide rekabet yasağının uygulama alanının sözleşmede mesafe veya belirli bir bölge gösterilmek suretiyle saptanması gerektiği, aksi durumda işçinin hangi bölgede çalışmaktan kaçınması gerektiğini sözleşmeden çıkarmasının imkansız olduğu belirtilmektedir (Ertan, s. 165). Yargıtay banka müfettiş yardımcısı olarak çalışan bir işçi bakımından iki yıl süreyle Türkiye'deki tüm bankalarda çalışmasını yasaklayan bir rekabet yasağı sözleşmesini dahi sınır getirilmemesi dolayısıyla geçersiz kabul etmiştir (9. HD., 6.7.1999, ██████████. Aynı yönde başka bir karar için bkz. 9. HD., 2.12.2010, ███████████). Uyuşmazlık konusu rekabet yasağı kaydında İş Sözleşmesinde Marmara Bölgesi ve Ankara, İzmir ve Adana illeri, Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesinde ise İç Anadolu Bölgesi şeklinde getirilen sınırlama belirli bir bölge gösterilmiş olması dolayısıyla geçerlidir. Rekabet yasağı sözleşmelerinin TBK 445/1'e göre konu bakımından da sınırlı bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Konusu sınırsız şekilde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmeleri geçersiz kabul edilmektedir (Sulu, s. 587). Rekabet yasağının işverenin tüm faaliyet alamı ile değil, işçinin işletmede yapmakta olduğu işle doğrudan ilgili şekilde sınırlı olmalıdır. Özellikle şirketlerin ticaret sicili kayıtlarında faaliyet alanları oldukça geniş tutulmaktadır (Süzek, s. 356). Yargıtay 7. HD. vermiş olduğu bir kararında bu hususa yer vermiştir. “rekabet yasağının işverene ait işlerden hangisi ya da hangileri ile sınırlandırıldığı net biçimde belirlenmelidir. Özellikle şirketlerin ticaret siciline kayıt sırasında faaliyet alanlarının geniş tutulduğu ülkemizde, işçinin bütün alanlarda çalışmasının sınırlandırılması mümkün olmaz. İşçinin işverene ait işyerinde yapmakta olduğu işle doğrudan ilgili ve işverenin asıl faaliyet alanına giren işler bakımından böyle bir sınırlama getirilmelidi” (Y. 7. HD., █████████E., █████████K, 08.04.2013). Dava konusu uyuşmazlıkta her iki Sözleşme'de de “iş tanımına uyan işlerde ve Motor Geliştirme alanındaki tüm işlerde hiçbir şirket yahut şahıs işletmesinde faaliyet gösteremez, çalışamaz, danışmanlık vb. Çalışmalar yapamaz ve bu şirketlere ortak olamaz, işverenin rekabet ilişkisi içerisinde olduğu şirketler ile menfaat ilişkisine giremez” şeklinde düzenlendiği görülmektedir. Bu bakımdan da rekabet yasağı kaydının hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Cezai Şartın Geçerliliğinin Değerlendirilmesi Rekabet etmeme yükümlüğüne aykırılık halinde karşı müeyyide olarak cezai şart öngörülmesi mümkündür. TBK m. 446/2 uyarınca taraflar rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık halinde cezai şart ödenmesi gerektiğini açıkça kararlaştırmışlar ise işçinin aykırı davranışı sonucunda cezai şart ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Cezai şartın talep edilebilmesi için işverenin zararın varlığını ispat etmesine gerek yoktur. Rekabet yasağının işçi tarafından ihlal edildiğinin ispatı yeterlidir. Cezai şartın talep edilebilmesi için sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması gerekli ve yeterlidir. TBK m. 420 hizmet sözleşmelerine eklenecek ceza koşuluna ilişkin olarak “Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.” düzenlemesini içermektedir. Bu hükme göre, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine ceza koşulu getirilmesi mümkün olmayıp, böyle bir durumda getirilen ceza koşulunun geçersiz olacağı düzenlenmiştir. Ancak rekabet yasağı sözleşmeleri bakımından konunun ayrıca ele alınması gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki TBK m. 420 hükmü rekabet yasağı bakımından uygulanabilir gözükmemektedir. Nitekim rekabet yasağı sözleşmesi ile getirilen rekabet yasağı yalnızca işçi aleyhine getirilen bir yasaktır. Dolayısıyla işverenin rekabet yasağı sözleşmesine aykırı bir davranışından bahsedilemeyeceğinden rekabet yasağı sözleşmesinin niteliği gereği cezai şart çift taraflı belirlenemez (Ekmekçi/Yiğit, Bireysel İş Hukuku, s. 403). Cezai şart taraflarca istenildiği gibi kararlaştırılabilir, ancak cezai şartın işçi aleyhinde fahiş olması durumunda hâkim cezai şartın tenkisine somut olay çerçevesinde karar verebilecektir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı tespit edilirken alacaklı ve borçlu menfaatleri arasında açık bir oransızlığın bulunup bulunmadığı incelenir. Cezai şartın fahiş olup olmadığının belirlenmesinde birçok etken vardır. Bunlardan en önemlisi tarafların ekonomik durumudur. Hâkim tarafların ve özellikle rekabet yasağını ihlal etmesi halinde cezai şart ödemeyi kabul eden işçinin ekonomik duürümünü araştırmalıdır. Böylece belirlenen cezai şart miktarının uygunluğunu denetlemelidir. Örneğin asgari ücretle çalışan bir işçi ile yüksek bir maaş ile çalışan işçi aleyhine belirlenen cezai şart miktarlarının aynı olamayacağı söylenebilir. Somut uyuşmazlık bakımından cezai şart düzenlemesinin hukuka uygun olduğunu belirtmekle birlikte miktarın fahiş olup olmadığı ve indirilmesi hususunda takdir yetkisinin Sayın Mahkeme'de olduğunu ifade etmek gerekir. SONUÇMüşteri çevresi veya iş sırları hakkında bilgi edinme imkanının bulunması ve bu bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebebiyet vermesi şartının değerlendirilmesi neticesinde, davalı tarafın işyerinde çalıştığı konumu itibarıyla vasıfsız işçi olarak kabul edilemeyeceği, bu doğrultuda iş ve üretim sırlarını edinme imkanı olduğu ve bağlantılı olarak işverenin önemli bir zarara uğrama ihtimalinin bulunduğu kanaatinde olmakla birlikte bu hususta, takdir yetkisinin Sayın Mahkeme'de olduğunu ve yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin yukarıda belirtilen şartların sağlandığı kanaatine varılması halinde bu yönüyle geçerli olduğu sonucuna varılabileceğini, Taraflar arasında düzenlenmiş olan rekabet yasağı kaydının süre sınırlandırılması bakımından Kanun'da öngörülmüş şartlara uygun olduğu, Taraflar arasında düzenlenmiş olan rekabet yasağı kaydının coğrafi bölge sınırlandırılması bakımından Kanun'da öngörülmüş şartlara uygun olduğu, Taraflar arasında düzenlenmiş olan rekabet yasağı kaydının konu sınırlandırılması bakımından Kanun'da öngörülmüş şartlara uygun olduğu, Cezai şart düzenlemesi bakımından, işverenin rekabet yasağı sözleşmesine aykırı bir davranışından bahsedilemeyeceğinden rekabet yasağı sözleşmesinin niteliği gereği cezai şartın çift taraflı belirlenemeyeceği, sonuç ve kanaatine varılmıştır. Mahkememizce alınan █████/2025 tarihli Bilirkişi Ek Raporunda özetle;BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZLARIN DEĞERLENDİRMESİ: Davalı vekilinin kök rapora karşı sunmuş olduğu itirazlar incelendiğinde, müvekkilin işten ayrıldıktan sonra hem şirketi zarara uğratacak hiçbir eylemde bulunmadığı hem de hali hazırda çalıştığı şirkette mesleki bilgi ve tecrübesi haricinde haksız rekabete sebep olabilecek herhangi bir ticari sır veya müşteri çevresine ilişkin bilgiyi kullanmadığı ileri sürmüştür. Belirmek gerekir ki rekabet yasağı anlaşmasının geçerliliği için işçilerin bu bilgilere illaki erişmiş olma şartı aranmamakta, işçinin bu bilgilere erişme şansının varlığı yeterli kabul edilmektedir. Ayrıca kök raporda da belirtildiği üzere zararın somut olarak oluşması gerekli olmayıp zarar tehlikesinin varlığı da yeterlidir. Bu konuda belirtilmesi gereken bir diğer husus işçinin bu bilgileri fiilen öğrenmiş olması zorunlu olmayıp objektif koşullarda öğrenebilecek konumda olması yeterli kabul edilmektedir. Bu sebeple de davalı vekilinin davacı şirketten edinilecek bilgi, belge ve evrakla haksız rekabete konu edilebilecek verilerin ne davacı taraf ne de bilirkişi tarafından tespit ve analiz edilmesi söz konusu olmadığı yönündeki itirazın yerinde olmadığı görüşündeyiz.Bu hususta pek çok Yargıtay kararı olmakla birlikte, örnek vermek gerekirse “işverene ait işyerinde proje mühendisi olarak çalışan işçinin, yaptığı görev itibariyle işyeri sırlarını bilebilecek durumda olduğunu kabul etmiştir” (Y 9. HD, 19.2.2007, ██████████, █████████). Davalı tarafın rekabet yasağının fazla kapsayıcı olması sebebiyle dilekçesinde örnek olarak sunmuş olduğu Yargıtay kararları incelendiğinde ise bunların süre bakımından 3 yıllık süre için öngörüldüğü ve dolayısıyla kanunda yer alan süreye ilişkin TBK m. 445 hükmüne aykırılık taşıdığı anlaşılmaktadır. Ayrıca sunulan bir diğer kararda coğrafi alan sınırlaması bulunmaması sebebiyle rekabet yasağı kaydının geçersiz olduğu açıklanmıştır. Oysa taraflar arasında yapılmış olan Sözleşme kök raporumuzda detaylı olarak incelenmiş ve elbette teorik bilgilere dayanılarak gerekçeli şekilde açıklanmış ve rekabet yasağı kaydının ilgili mevzuat hükmüne uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Davalı vekilinin müvekkilinin İstanbul'da ailesiyle birlikte yaşadığı, iş bulma kaygısı ve kendinden güçlü durumda olan şirketin işe alıma şart olarak imzalama zorunluluğu dayattığı rekabet yasağı sözleşmesini imzalamışsa da davacı şirketin rekabet yasağı sözleşmesinde talep ettiği konu ve yer bakımından şartları günümüz enflasyonist ortamında işçinin ekonomik anlamda yıkımına yol açacak düzeyde olduğu yönündeki itirazı değerlendirildiğinde, TBK 445. Maddesi 2. fıkrasına göre “Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.’’ Bu müdahalenin önemli bir unsuru yasağın aşırı nitelikte olmasıdır. Bu konuda kesin düzenlemeler bulunmamakla birlikte hâkim her olayın özelliklerine göre hüküm koyacaktır. Rekabet yasağı sözleşmesi ile işçinin ekonomik açıdan zarar görmesi kaçınılmazdır. Ancak bu konuda önemli olan husus, işçinin çalışma hakkının tamamen elinden alınıp alınmadığı veya bir başka deyişle, işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye girip girmediğidir. Bu bakımdan işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye girip girmediği hususunda nihai takdir Sayın Mahkemenindir. DAVA KONUSU CEZAİ ŞART BEDELİNİN HESAPLANMASI: Davacı dava dilekçesinde;Davalının iş sözleşmesi ve rekabet yasağı hükümlerini ihlal ettiğini iddia ederek son brüt maaşın 12 aylık tutarı cezai şart bedeli talep etmiştir. Davalı davalının reddini talep etmiştir. Dava konusu bedelin tespitine ilişkin olarak; Dosyada taraflar arasında akdedilen 16.09.2019 tarihli, 16 maddeden oluşan ve tüm sayfalarında davalı ...'ın imzasının bulunduğu Belirsiz İş Sözleşmesinin sunulduğu, iş Sözleşmesi’nde“yapılacak iş” Motor Tasarım Mühendisliği olarak belirtildiği, net ücretin 7.000-TL olarak kararlaştırıldığı, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacıya ait hizmet dökümü, işe giriş ve işten ayrılış bildirgeleri, iş yeri ünvan listesinin sunulduğu, Davacının .... numaralı .... San.AŞ de 16.09.2019-04.04.2021 tarihleri arasında çalıştığı, işten çıkış nedeninin 34(İşyerinin Devri, İşin veya İşyerinin Niteliğinin Değişmesi Nedeniyle Fesih) olarak bildirildiği, Davacının .... numaralı .... San.Tic.A.Ş.'de 05.04.2021 -30.09.2021 tarihleri arasında çalıştığı,işten çıkış nedeninin 3(istifa) olarak bildirildiği, 29 günlük prime esas kazancının 15,771,77 -TL olarak tahakkuk ettirildiği, Taraflar arasında imzalanan “Belirsiz X. Rekabet Yasağı/Haksız Rekabet başlıklı maddesinin 3. bendinde; Rekabet yasağına aykırı davranan işçinin son brüt maaşın 12 aylık tutarı kadar tazminat ödeyeceğinin taraflarca kararlaştırıldığı, Davacının imzasına havi 16.09.2019 tarihli Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü sözleşmesinin Rekabet Yasağı başlıklı maddesinin 2.2. Bendinde; Rekabet yasağına aykırı davranan işçinin son brüt maaşın 12 aylık tutarı kadar tazminat ödeyeceğinin taraflarca kararlaştırıldığı, Davacıya ait 2021 dönemi ücret bordrosunda brüt ücretin 16.315,62-TL olarak tahakkuk ettirildiği, hizmet döküm cetvelinde prime esas son kazancın 29 günlük 15,771,77 -TL olarak tahakkuk ettirildiği,30 günlük prime esas kazancın 16.315,62-TL olduğu, HESAPLAMA: Brüt cezai şart bedeli Brüt: 16.315,62-TLx12=195.787,44-TL-Net: 139.970,40-TL olarak hesaplanmıştır.Takdiri indirim ve hukuki değerlendirme Sayın Mahkemeye aittir. SONUÇ VE KANAAT: Kök raporumuzdaki açıklamalara karşı beyan ve itirazları değerlendirilmiş olup, söz konusu itirazların kök raporumuzda vardığımız sonuçlarda değişiklik yapılmasını gerektirecek nitelik taşımadığı; işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye girip girmediği hususunda nihai takdir Sayın Mahkemenin olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Yürürlükte bulunan Bilirkişilik Kanunu ve bağlı mevzuat gereğince bilirkişinin hukuksal konularda görüş bildirmesi yasal olarak mümkün olmadığından; tarafların hak kazanma koşullarının belirlenmesi vb hususlar hukuksal değerlendirmeyi gerektirdiğinden delillerin takdiri ve hukuksal niteleme Sayın Mahkemeye ait olmak üzere davacının iddia konusu taleplerine hak kazandığının Sayın Mahkemece kabul edilmesi olasılığı kapsamında; Cezai şart bedeli Brüt: 195.787,44-TL Net: 139.970,40-TL olarak hesaplanmıştır. Şeklinde rapor düzenlemişlerdir. Davacı vekilinin █████/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile davalının müvekkil şirketteki son brüt ücreti 16.315,62-TL olup Sözleşmede kararlaştırılan 12 aylık ceza koşulu toplamı 195.787,44- TL'ye karşılık geldiğini Bu itibarla kısmi dava olarak 1.000,00-TL üzerinden açmış olduğumuz davamızı 194.787,44- TL ıslah ile artırarak, davalının müvekkil şirket nezdindeki son brüt ücretinin 12 aylık tutarına isabet eden 195.787,44- TL tutarındaki cezai şart bedelini talep ettiklerine ilişkin ıslah dilekçesi ibraz etmişlerdir.TÜM DOSYA KAPSAMI HEP BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİNDE ;Dava, taraflar arasında akdedilmiş olan iş sözleşmesi kapsamında davalı tarafın söz konusu sözleşmeye istinaden rekabet yasağına aykırı davranması iddiasına dayalı sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın davalıdan tahsili istemine ilişkin olup dosyada alınan bilirkişi raporunda taraflar arasında akdedilen 16.09.2019 tarihli, 16 maddeden oluşan ve tüm sayfalarında davalı ....'ın imzasının bulunduğ belirsiz iş sözleşmesinin suretinin sunulduğu, iş Sözleşmesi’nde“yapılacak iş” Motor Tasarım Mühendisliği olarak belirtildiği, net ücretin 7.000-TL olarak kararlaştırıldığı, Brüt cezai şart bedeli Brüt: 16.315,62-TLx12=195.787,44-TL-Net: 139.970,40-TL olduğu tespit edilmiş olup davalının █████/2021 tarihinde davacı şirketin işinden ayrıldıktan sonra █████/2021 tarihinde aynı meslek kolunda faaliyet gösterenk .... Mühendislik Limited Şirketinin faaliyet alanını işyerinde çalışarak konu bakımından da rekabet yasağına aykırı davrandığı davalı tarafın işyerinde çalıştığı konumu itibarıyla vasıfsız işçi olarak kabul edilemeyeceği, bu doğrultuda iş ve üretim sırlarını edinme imkanı olduğu ve bağlantılı olarak işverenin önemli bir zarara uğrama ihtimalinin bulunduğu kural olarak rekabet yasağı sözleşmesinin belli bir coğrafi alan ile sınırlı şekilde kurulması gerekir. Burada amaç işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmemektedir. TBK m.445/2 ile Hakime tanınan yetki gereği, bu tür kayıtların geçersiz sayılması yerine sınırlı şekilde uygulanması mümkündür. Davalının çalıştığı her iki işyeri aynı il sınırları içerisindedir. Bu kapsamda taraflar arasında akdedilen sözleşmenin rekabet yasağını düzenleyen X .maddesinin geçerli olduğu, davalının davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren firmada ve öngörülen rekabet süresi içinde çalışmaya başlaması ve davacı firma ve davalının çalışmaya başladığı firmada üstlendiği görev dikkate alındığında taraflar arasında akdedilen ve rekabet yasağının düzenleyen █████/2019 tarihli sözleşmenin X .maddesinin ihlali niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Türk Borçlar Kanunu'nun 182/son maddesi uyarınca, fahiş ceza koşulunun tenkisi gerekir. Ceza koşulunun fahiş olup olmadığı tarafların ekonomik durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü olarak alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarı hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olarak tespit edilmelidir (Yargıtay 3. HD'nin █████████ E- █████████ K sayılı, 29.11.2022 tarihli emsal kararı). Somut olayda, tarafların sözleşmede kararlaştırdıkları ceza koşulunun miktarı, sözleşmenin sona eriş şekli, davalının eylemleri, davalının çalışma süresi ve çalışması sırasında elde ettiği gelir durumu dikkate alındığında, son bir yılda elde ettiği net yıllık gelirinin (ücret, prim ve kanunda ücret niteliğinde sayılan tüm hak ve menfaatler) brüt tutarı kadar ceza şart talebinin hakkaniyete uygun olmadığı düşünülerek TBK182/son madde hükmü uyarınca cezai şarttan indirim yapılması yoluna gidilmiş olup bu kapsam da açılanaçılan davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; TBK 182/son maddesi uyarınca takdiren %90 oranında tenkis sonucu belirlenen 19.478,74 TL cezai şart alacağının 1.000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan █████/2023 tarihinden, 18.478,74 TL'lik kısmının ise ıslah tarihi olan █████/2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, Mahkemece takdiri indirim yapıldığından davalı lehine ve davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği düşünülerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:AÇILAN DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile;1-) TBK 182/son maddesi uyarınca takdiren %90 oranında tenkis sonucu belirlenen 19.478,74 TL cezai şart alacağının 1.000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan █████/2023 tarihinden, 18.478,74 TL'lik kısmının ise ıslah tarihi olan █████/2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,2-Alınması gereken 1.330,59-TL harçtan peşin alınan 179,90-TL + 3.326,50-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 3.506,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.175,81-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,3-Davacı tarafça sarf edilen ilk dava açılış harç gideri 385,40-TL + 3.326,50 TL ıslah harcı toplamı 3.711,90-TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,4-Davacı tarafça sarf edilen tebligat, posta masrafı, bilirkişi ücreti olarak toplam 7.394,25-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 19.478,74-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,6-Dava konusu cezai şarttan takdiren indirim yapıldığından davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının olması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine İADESİNE,9-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin e-duruşma ortamında yüzüne karşı, yapılan yargılama neticesinde kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize müracaatla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. █████/2025Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ....¸e-imzalıdır