Anahtar kelimeler: Eğilip Yatakta Fıtığı Dönemediğini Yürüyemediğini Ağrıları Bel Taburcu Sağa Şiddetli
3. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : ████████ E., ███████ K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin işlettiği hastanede, davalı şirket doktorlarından ... tarafından 10.09.2008 tarihinde bel fıtığı ameliyatı olduğunu ve 14.09.2008 tarihinde hastaneden taburcu edildiğini, ameliyattan iki hafta sonra başlayan şiddetli ağrı sebebi ile hemen kendisini ameliyat eden ...'a başvurduğunu, şiddetli ağrıları olduğunu, hareket edemediğini, yürüyemediğini, eğilip doğrulamadığını, yatakta dahi yardım olmadan sağa sola dönemediğini söylediğini, ancak yapılan tetkiklerde şikayetlerinin nedeninin bir türlü bulunamadığını ve yaklaşık 6 ay boyunca böyle devam ettiğini, bu sırada davalı şirket hastanesinde görevli ortopedi doktoru ... tarafından rahatsızlıklarından dolayı kalça eklemlerinde kireçlenme olabileceği düşüncesi ile her iki kalçasından iğneler yapıldığını, bu süreçten sonra ağrıların nedeni olarak enfeksiyon teşhisi konulduğunu ve enfeksiyon tedavisine başlandığını, uzun süren ilaç tedavisinden sonuç alınamayınca ... tarafından 2010 Nisan ayında ... Tıp Fakültesi Hastanesinde ...'a gönderildiğini, orada yapılan tedavilerden de sonuç alınamayınca malulen emekli edildiğini, çalışma gücünü kaybettiğini ve maddi zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla çektiği elem ve acılar için 50.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihinden itibaren, iş gücü kaybı nedeniyle uğradığı 15.000,00 TL maddi zarar için emekliye ayrıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri; yapılan işlemde hekime yüklenebilecek kusur olmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 24.02.2015 tarihli kararıyla; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 09.05.2018 tarihli ilamıyla; "Mahkemece Adli Tıp Kurumu raporu esas alınarak hüküm verilmiş ise de raporda enfeksiyonun yarada mı omurgada mı oluştuğunun belirlenmediği, hastanenin gerekli hijyen koşullarına sahip olup olmadığının değerlendirilmediği, hastada oluşan enfeksiyonun zamanında teşhis edilip edilmediği, edildi ise gerekli tedaviye derhal başlanıp başlanmadığı hususlarında yeterli açıklamayı içermediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, bel fıtığı konusunda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, özellikle enfeksiyonun nerede oluştuğu, bu oluşumda hastanenin hijyen koşullarına dikkat edip etmediği,oluşan enfeksiyonun zamanında teshis edilerek doğru tedaviye başlanıp başlanmadığı hususları nazara alınarak davalı doktora yüklenebilecek atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususlarında, nedenlerini açıklayıcı, davacı tarafın itirazlarını karşılayacak mahiyette, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalıların kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir." gerekçesiyle, bozulmuştur.
Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıda ameliyat sonrası oluşan şikayet ve rahatsızlıkların davacıya yapılan diskektomi ameliyatlarında her türlü dikkat ve özene rağmen görülebilecek komplikasyonu olduğu, davacıda oluşan enfeksiyonun tanısının ve tedavisinin zamanında yapıldığı, bu halde davacının muayene, takip ve tedavisine katılan hekim ve sağlık kurumuna atfı kabil kusur bulunmadığı gerekçesiyle, davacının davasının reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, bozmaya uyulmuş olmasına rağmen hükme esas alınan ATK raporunun yetersiz olduğunu, bozma sonrası alınan Üniversite hocalarından oluşan bilirkişi raporunda, davacıda ameliyat sonrası oluşan enfeksiyonun tedavisinde başlanan antibiyotik tedavisinin intravenöz (damar içi) değil de oral (ağızdan) verilmesinin tedavi başarısızlığına katkıda bulunmuş olabileceği kanaatinin bildirildiği, bozma gereğinin tam olarak yerine getirilmediğini belirterek mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekilin özen borcuna aykırılık iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir.
2. Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamından sonra, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi hocalarından oluşan bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu alınmış ve raporda sonuç olarak; davacıda, geçirmiş olduğu ameliyat neticesinde oluşan enfeksiyonun zamanında teşhis edildiği ve zamanında tedaviye başlandığı, ancak uygulamada bu tür vakalarda, başlanılan antibiyotik tedavisinin minimum 6 hafta damar içi(intravenöz) verilmesini takiben 6 hafta da ağızdan (oral yolla) tablet şeklinde devam edilmesinin gerektiğini, davacıda ise direkt olarak ağızdan antibiyotik tedavisi verilmesinin tedavi başarısızlığına katkıda bulunmuş olabileceği tespiti bildirilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar davacıya konulan teşhis ve ameliyat yöntemi uygun ise de , ameliyat sonrası oluşan komplikasyon yönetiminde kusur söz konusu olduğu netlik kazanmıştır. Daha sonra aldırılan ... Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesi Adli Rapor Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca aldırılan maluliyet raporunun sonuç kısmında ise, tedavi bitiminden rapor tarihine kadar on yıldan fazla süre geçtiğinden, bu süre zarfında yaşın ilerlemesine bağlı omurgada dejenerasyon olabileceği ve buna bağlı şahsın maluliyetinde artma olabileceği ve bu hususun da ayırt edilemeyeceği gerekçesiyle komplikasyona bağlı maluliyet oranının değerlendirilemeyeceği bildirilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesinde " Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler." düzenlemesi yer almaktadır. O halde mahkemece anılan yasal düzenleme dikkate alınarak uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan Mahkeme kararının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
17.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!