Anahtar kelimeler: Üstünü Parada Bahsetmeyip Vererek Oluş İnceleyen Parayı Süreç Sayı Dan

DİRENME KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza SAYISI : 324-331I. HUKUKÎ SÜREÇParada sahtecilik suçundan suça sürüklenen çocuğun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-c-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.05.2015 tarihli ve 95-195 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.12.2021 tarih ve 26171-21970 sayı ile; "Oluş, tüm dosya kapsamı ve suça sürüklenen çocuğun dava konusu sahte parayı müşteki ...'a vererek para üstünü aldığına dair aşamalardaki ifadesi ve parayı kendisine verdiğini iddia ettiği ... hakkında parada sahtecilik suçundan kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilip kararın kesinleştiği; müşteki ...'ın suça sürüklenen çocuk ile önceden arkadaş olduğu soruşturmadaki ifadesinde ...'dan bahsetmeyip mahkemedeki ifadesinde bahsetmesi ve 19.11.2014 tarihli soruşturmadaki ifadesinde suça sürüklenen çocuğun telefonuna ulaşamadığı için evine gittiğini, annesinin kapıyı açması üzerine suça sürüklenen çocuğun arkadan söyleme diye işaret ettiğini beyan etmesi nedeniyle suça sürüklenen çocuğun paranın sahte olduğunu da bildiğinin anlaşıldığı olayda suça sürüklenen çocuğun atılı parada sahtecilik suçundan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi ise 14.10.2022 tarih ve 324-331 sayı ile; "... her ne kadar mahkememizde dinlenen tanık ... ... suça sürüklenen çocuğun beyanlarını kabul etmese de suça sürüklenen çocuğun çocukluk arkadaşı olan ve cep telefonu numarasını, kimliğini ve ev bilgilerini bilen mağdura sahte para vererek bu tür bir suç işlemesinin hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, zira paranın sahte olduğunun anlaşılması hâlinde mağdurun kendisine ulaşacağını bilmesinin gerektiği, mağdurun da mahkememizdeki beyanında suça sürüklenen çocuğun savunmasında belirttiği şekilde suça sürüklenen çocuğun parayı araç camından aldığını beyan ettiği de dikkate alındığında suça sürüklenen çocuğun savunmasının hayatın olağan akışına daha uygun düştüğü," gerekçesiyle direnerek, suça sürüklenen çocuğun önceki hüküm gibi beraatine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.01.2023 tarihli ve 5197 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 25.04.2023 tarih ve 336-2424 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KONUSUYerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğa isnat edilen parada sahtecilik suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen 27.11.2014 tarihli ve 1653 sayılı rapora göre; suça konu A 565 131620 seri ve sıra numaralı 1 adet 100 TL'nin sahte olduğu ve aldatma kabiliyetinin bulunduğu, Tanık ... hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 17.03.2015 tarih ve 36233-25690 sayı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, gerekçesinin ise "... şüphelinin yüklenen suçu işlediğine dair hakkında aynı suçtan soruşturma yapılan SSÇ ...'ün suçtan kurtulmaya dönük savunması sırasındaki soyut iddiası dışında yasal ve inandırıcı deliller bulunmadığı" şeklinde açıklandığı, Anlaşılmıştır.Mağdur kollukta; Sarıyer ... Mahallesi, ... Caddesi üzerinde bulunan ... Döner isimli iş yerinde kurye olarak çalıştığını, arkadaşı olan suça sürüklenen çocuğun 18.11.2014 tarihinde saat 12.30 sıralarında kendisini telefonla arayarak döner siparişi verdiğini, ücret olarak 100 TL vereceğini, bu nedenle yanında para üstü getirmésini istediğini, verdiği siparişlerin 25 TL tutması nedeniyle 75 TL üstü alarak suça sürüklenen çocuğun yanına gittiğini, siparişi kendisine verdiğini, ücret olarak 100 TL veren suça sürüklenen çocuğa 75 TL para üstü verdiğini, suça sürüklenen çocuğun siparişi yol kenarından aldığını, yani evine götürmediğini, iş yerine döndükten sonra parayı kontrol ettiğinde sahte olduğunu anladığını, tekrardan kendisini aradığını ancak ulaşamadığını, telefonunun kapalı olduğunu, bunun üzerine suça sürüklenen çocuğun evine gittiğini, kapıyı annesinin açtığını, annesine durumu anlatacağı sırada suça sürüklenen çocuğun annesinin arkasından kendisine işaret ederek "Anneme söyleme." dediğini, bu nedenle annesine sõylemediğini, daha sonra telefon ile görüştüğü suça sürüklenen çocuğun kendisine "Yarın paranı vereceğim." dediğini ancak ertesi günde parayı vermediğini, suça sürüklenen çocuğun vermiş olduğu A 565 131620 seri numaralı bir adet sahte 100 TL'yi kolluk görevlilerine teslim ettiğini, suça sürüklenen çocuğun 0 538 *** 13 ** numaralı telefonu kullandığını, Mahkemede; siparişi götürdüğü sırada suça sürüklenen çocuğun bir aracın camından seslenmesi üzerine durduğunu, suça sürüklenen çocuğun parayı aracın camından alıp yanına geldiğini, ancak suça sürüklenen çocuğun parayı aldığı kişiyi görmediğini, siparişi teslim edip suça konu parayı alıp iş yerine döndükten sonra bu paranın sahte olduğunu anladıklarını, siparişi teslim ettikten yaklaşık yarım saat sonra suça sürüklenen çocuğu aradığını, paranın sahte olduğunu söylediğini, suça sürüklenen çocuğun paranın sahte olamayacağını belirtip "Bizim ...'tan aldım." dediğini, tanımadığı bu kişinin numarasını alıp aradığını ancak ulaşamadığını, siparişin suça sürüklenen çocuğun kendisinde kayıtlı bulunan numarasından değil arkadaşının numarasıyla verildiğini, suça sürüklenen çocuğa telefon ile ulaştıktan sonra bu kişinin evine gittiğini, karakola ilk kez gittiği için orada aklına gelenleri anlattığını,Tanık kollukta; daha önce 0 530 *** 70 ** numaralı telefonu kullandığını, ancak iki ay kadar önce kapattırdığını, hâlihazırda kullanmadığını, suça sürüklenen çocuğu tanıdığını, daha önce ikamet ettiği Sarıyer ilçesinden arkadaşı olduğunu, kendisinin çalışmadığını bildiğini, iddia edildiği gibi suça sürüklenen çocuğa döner siparişi ve 100 TL para vermediğini, suça sürüklenen çocuğun kendisine iftira attığını, üzerine isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini, Mahkemede; kendi telefonu ile suça sürüklenen çocuğun sipariş vermiş olabileceğini, ancak sahte para verdiğine dair bir bilgisi olmadığını, suça sürüklenen çocuğun neden bu şekilde ifade verdiğini anlamadığını, kendisi sabıkalı olduğundan suçtan kurtulmak amaçı ile suça sürüklenen çocuğun bu şekilde bir ifade vermiş olabileceğini, böyle bir şey yapacak olsa kendisinin yapacağını, başkasını kullanmayacağını, olay tarihinde suça sürüklenen çocuk ile bir araya gelmiş olabileceklerini, sonuçta görüştüğü bir arkadaşı olduğunu, ancak suça sürüklenen çocuğun söylemesi üzerine birlikte döner yediklerini hatırlamadığını, İfade etmişlerdir.Suça sürüklenen çocuk Savcılıkta; ailevi problemleri nedeniyle Üsküdar'da bulanan ablasının yanında oturmaya başladığını, 18.11.2014 tarihinde telefonunun şarjı bittiğinden ve annesini görmek için Sarıyer ... Mahallesinde bulunan evine gittiği sırada Ford marka bir aracın camının açılıp kendisine seslenildiğini, içerisinde daha önce Sarıyer'de oturan, bu nedenle tanıdığı 20'li yaşlarında açık kimlik ve adresini bilmediği tanığın bulunduğunu, tanığın kendisini yanına çağırıp geceyi arabada geçirdiğini, bir süre sonra da bir arkadaşının geleceğini, kendisinin aç olduğunu söylediğini, bu kişinin arabasına bindiğini, sohbet edip sigara içtiklerini, arkadaşı olan mağdur ... Döner isimli iş yerinde çalıştığı için oradan döner sipariş edebileceğini söylediğini, tanığın "Senin arkadaşın, sen ara?" demesi üzerine telefonunun şarjının bittiğini, onun telefonundan arayabileceğini söylediğini, telefonunu verirken gizli numara yapmak için kare 31 tuşuna bastığını gördüğünü, sipariş için 100 TL vereceğini, para üstünü de getirmelerini tanığın söylediğini, telefonu eline alınca kare tuşunu sildiğini, doğrudan mağdurun numarasını çevirerek kendisini aradığını, benzincinin oradaki nalburun önüne 3 porsiyon döner getirmesini istediğini, 5-10 dakika sonra mağdurun motorla siparişi getirdiğini, aracın içinde kendisini fark etmeyip ilerlemesi üzerine peşinden gittiğini, el kol hareketi yaptığı için kendisini fark edip dönüş yaparak yanına geldiğini, dönerleri alıp parayı verdiğini, kendisiyle biraz konuştuklarını, para üstünü tanığa verdiğini, bir süre sonra tanımadığı arkadaşının da geldiğini, üçü birlikte dönerleri yediklerini, ardından tanığın yanından ayrıldığını, birkaç saat sonra mağdurun kendisini arayarak vermiş olduğu 100 TL'nin sahte olduğunu söylediğini, sonrasında da mağdurun evine kadar geldiğini, annesi ile problem yaşadığı için ve onun üzülmemesi amacıyla mağdura annesinin yanında konuşmamasını söylediğini, yüz yüze görüşmelerinde ise siparişi tanığın verdiğini, hatta kendisini onun telefonundan aradığını, son numarayı aradığında bu kişiye ulaşabileceğini söylediğini, sahte parayla herhangi bir ilgisi olmadığını, Mahkemede; kendisinin aracın camından, aracın içinde bulunan tanıktan parayı aldığını, mağdurun yanına gittiğini, önce muhabbet ettiklerini, beraber 10-15 dakika konuştuklarını, ona parayı verdiğini, onun da kendisine siparişleri verdiğini, ardından mağdurun gittiğini, 15-20 dakika geçtikten sonra mağdurun kendisini aradığını, söz konusu paranın sahte olduğunu söylediğini, mağdura emin olup olmadığını sorduğunu, öyle bir şey yapmayacağını söylediğini, mağdurun "Ben biliyorum, patron sordu, 100 lirayı kimden aldın dedi, arkadaşımdan aldım diye söyledim." dediğini, parayı tanıktan aldığını söylediğini, mağdurun "Tamam ben ...'un ismini vereceğim. Sen bana numarasını gönder." dediğini, tanığın cep telefonu numarasını mağdura gönderdiğini, birkaç gün tanığa ulaşmaya çalıştıklarını, ulaşamadıklarını, tanığın yanından ayrıldıktan sonra evine gittiğini, telefonunu şarja taktığını daha sonra mağdur ile konuştuğunu, ona "Şu an annemin yanındayım, akşam gel yüz yüze konuşuruz." dediğini, mağdur evlerine geldiğinde kapıyı annesinin açtığını, "Annemin yanında konuşmayalım." diyemediği için mağdura kaş göz hareketi yapmak zorunda kaldığını, annesi gittikten sonra mağdur ile konuştuklarını, paranın sahte olduğunu söylediğini, tanık ile bu olayı hiç konuşmadıklarını, o zamanlar tanığın cezaevine girip çıktığını, aralarının açıldığını, zaten söylese de "Bana ne." diyerek telefonu kapatabilecek bir insan olduğunu savunmuştur.IV. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarAnayası’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme18.11.2014 tarihinde saat 12.30 sıralarında, mağdurun kurye olarak çalıştığı ... Döner isimli iş yerini telefonla arayarak 25 TL tutarında döner siparişi veren suça sürüklenen çocuğun mağdura ücret olarak 100 TL vereceğini, bu nedenle de 75 TL para üstü getirmesini söylediği, daha sonra siparişleri teslim alan suça sürüklenen çocuğun mağdura sahte olduğunu bildiği 1 adet A 565 131620 seri ve sıra numaralı 100 TL'yi verip para üstünü aldığı iddia edilen olayda;Mağdurun kovuşturma aşamasında alınan ayrıntılı ifadesinde, suça sürüklenen çocuğun savunmasını doğrular şekilde; siparişin, suça sürüklenen çocuğun kendisinde kayıtlı bulunan numara üzerinden değil arkadaşının numarasıyla verildiğini, siparişi teslim ettikten en fazla yarım saat sonra suça sürüklenen çocuğu arayıp paranın sahte olduğunu söylediğini, suça sürüklenen çocuğun ise arkadaşından aldığı paranın sahte olamayacağını belirttiğini ifade etmesi, bu hususun siparişin kendi telefonundan verildiğine dair tanık beyanlarıyla da örtüşmesi ve mağdurun, suça sürüklenen çocuğun cep telefonunu ve ikamet ettiği evin yerini bilebilecek kadar yakın arkadaşı olması sebebiyle sahte para verildiği iddiasının genel hayat tecrübeleriyle bağdaşmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve aşamalardaki istikrarlı savunmalarının aksine suça sürüklenen çocuğun söz konusu 1 adet 100 TL'yi sahte olduğunu bilerek tedavüle koyduğu yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince suça sürüklenen çocuğun beraatine karar veren Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla, usul ve kanuna uygun olan Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu üyesi; suça sürüklenen çocuğa isnat edilen parada sahtecilik suçunun sabit olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.V. KARARAçıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 14.10.2022 tarihli ve 324-331 sayılı direnme kararına konu beraat hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, söz konusu hükmün ONANMASINA,2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 12.02.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.