Anahtar kelimeler: Acdh Yağmaya Süreç Edenin Görüşü Teşebbüs Adana Nun Neticesinde Edilebilir
6. Ceza Dairesi ██████████ E. , █████████ K.
"İçtihat Metni"İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : ████████ E., ████████ K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüsHÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararıTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKİ SÜREÇA. İlk DereceAdana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.11.2021 tarihli, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu' nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a,c,d,h, 35/1-2, 62, 53 maddelerinden 7 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. B. İstinaf Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 31.05.2023 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine, sanık hakkında "Sanık ...'ın adli sicil kaydına göre Tarsus 4. Asliye Ceza Mahkemesinin ████████ Esas ████████ Karar sayılı ilamının tekerrüre esas olduğu gözetilmeden 5237 sayılı Kanunu'nun 58/1. maddesinde belirtilen tekerrür hükümlerinin uygulanmaması aleyhe istinaf olmadığından eleştiri yapılmakla yetinilmiştir. Sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 149/1-a-c-d-h, 35/1-2. maddeleri uyarınca belirlenen 9 yıl 9 ay hapis cezasından, 5237 sayılı Kanun'un 62/1. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılırken 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası yerine 7 yıl 13 ay 15 gün hapis cezasına hükmedilmesi suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayin edilmiş ise de aleyhe istinaf olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır." şeklinde eleştirilerde bulunup 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a, 303/1 maddesi uyarınca " Sanık hakkında yağma suçundan kurulan hükmün temel cezanın belirlendiği paragrafın çıkartılarak yerine;"A)1) Sanık ... hakkında mağdur ... 'a yönelik nitelikli yağma suçundan eylemine uyan 5237 sayılı Kanun'un 149/1-a.c.h hükmü uyarınca suçun işleniş şekli, suç konusunun değer ve önemi ile sanığın kast ve saiki, kastının yoğunluğu göz önüne alınarak takdiren 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına," şeklinde paragrafın eklenmesi suretiyle düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Sanığın suçu işlediğini gösterir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut delil tespit edilemediğinden beraatına karar verilmesi gerektiğine, mağdurun ifadelerinin çelişkili olması nedeniyle itibar edilmemesi gerektiğine, temyiz dışı sanık ...’ a 5237 sayılı Kanun 150/1 maddesi tatbik edilirken arkadaşı olan sanığa aynı maddenin tatbik edilmemesinin hukuka aykırı olduğuna ve sanık hakkında lehe kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve ████████-███████ sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun' un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar iddia etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır.Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs. ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs. gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.Ayrıca "şüpheden sanık yararlanır kuralı" ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtay da yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun' un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır.Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Ancak kanun metninde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir.Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi uygulama birliği sağlama ve kötüye kullanmaların önüne geçmek amacıyla objektif bazı kriterler belirlemiştir. Söz konusu kriterler;1-Hukuken tahsil edilebilir bir alacak olması, 2-Bunu almak için cebir veya tehdit uygulanması,3-Talep edilen miktar ile alacak miktarının orantılı olması,4-Tarafların hukuki ilişki doğduğu anda bu ilişkide taraf sıfatı taşıyan kişilerden olmaları gerektiğidir.Bu doğrultuda;a-Sanığın hukuki ilişki doğduğu anda alacaklı sıfatı taşıması gerektiği,b-Müştekinin bu hukuki ilişki doğduğu anda borçlu sıfatını taşıması gerektiği,c-Borç doğduğu anda taraf sıfatı taşıyan kişilerin yakın akrabaları veya çalışanların yada spontane gelişen olaylarda; kendisi için menfaat amacı gütmeden, arkadaşına yardım ve dayanışma amacıyla bulunan arkadaş ile birlikte eyleme katılmış olmaları halinde; 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini kabul etmektedir. Kural olarak borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek senet tahsilatçısı veya mafya bağlantı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hemde ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır. Bazılarını hatırlayacak olursak;Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.05.2017 tarihli ve 2017/6-91 Esas ve ████████ Karar sayılı "... İnceleme dışı sanık ... ile katılan ... arasında ... plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen ...'e iade etmemesi üzerine, ...'in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık ...'in ise yanında çalıştığı ...'in katılan ...'dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. ..." şeklindeki kararında çalışanın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına verilmiştir.Yargıtay Ceza Genel Kurulunu'nun 14.01.2020 tarihli ve 2017/6-204 Esas, 2020/5 Karar sayılı "...Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 10.12.2013 tarihli ve 452-612 sayılı kararında kardeşinin hukuki alacağını tahsil amacıyla yağma eylemine katılan sanığın; 23.05.2017 tarihli ve 91-291 sayılı kararında yanında çalıştığı failin hukuki alacağa dayanan yağma suçuna iştirak eden iş yeri arkadaşının da 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesindeki düzenlemeden yararlanacağına karar verirken akrabalık ve geleneksel yakınlık ilişkilerini gözetmiştir..." , " şikâyetçi ...’nın 03.04.2009 tarihinde üzerine kayıtlı dubleks evi sanık ...’ın eşinin üzerine devrettiği olayda; Şengör’ün hukuki alacağını tahsil etmek amacıyla katılanlara karşı yağma eylemini gerçekleştirdiği sırada muhasebe müdürü olarak on bir yıl yanında çalışmış olan sanık ...’ın da onunla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. " şeklindeki kararında çalışanın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; oluş ve dosya içeriğine göre, katılanın ilk kolluk beyanında önceden aralarında menfaat ya da çıkar ilişkisi olmayan temyiz dışı sanık ...’nin ve yanında soruşturma aşamasında kim olduğunu öğrendiği sanık ... ile birlikte önce 15.06.2020 tarihinde işyerinin önüne gelip mağduru çağırıp ona "günlük avanta para vereceksin yoksa seni vururum” şeklinde tehdit edip gittiklerini, olay günü olan 18.06.2020 günü saat 01.00 sıralarında araç ile gelip mağduru aracın yanına çağırıp "Buradan bize avanta para vereceksiniz lan yoksa seni vururum'' dedikleri, mağdurun bu durumu kabul etmemesi üzerine yine mağdura hitaben ''Sana göstereceğiz'' diyerek iş yeri önünden ayrıldıkları, akabinde aynı gün saat 02.00 sıralarında, birlikte haraket eden sanık ve temyiz dışı sanık ...'nin yine plakası tespit edilemeyen Fiat Egea marka beyaz renkli bir araç ile işyeri önüne gelerek mağdura hitaben ''... çık lan dışarıya'' şeklinde bağırdıkları ve ardından ele geçirilemeyen silah ile birden fazla kez işletmeye doğru ateş edip olay yerinden ayrıldıkları, mahkemece alınan beyanında ise, temyiz dışı sanık ...' nin arkadaşı olduğunu, ona 2-3 bin TL borcu bulunduğunu, ona borcunu daha sonra ödeyeceğini söylemesi üzerine tartıştıklarını, ancak kendisini tehdit etmediğini, gece gelip ateş ettiğini, ancak hangisinin gelip ateş ettiğini bilmediği şeklinde beyanlarının değiştiği, sanıkların ilk kolluk beyanında, mağduru tanımadıklarını ve üzerlerine atılı suçu kabul etmemiş iseler de, kovuşturma aşamalarındaki ifadelerinde, mağdurun temyiz dışı sanık ...' ye 5.000,00 TL borcu olduğunu, ödeme zamanı geldiğinde ödemediği gibi oyaladığını, temyiz dışı sanık ...' de yakın arkadaşı olan sanık ...' ın idaresindeki araç ile ile birlikte mağdurun işyerinin önünden geçerken temyiz dışı sanık ...' nin tabanca ile iş yerine doğru ateş ettiğini belirttiği, soruşturma aşamasında bilgi alma şeklinde ifadesine başvurulan D.S.' nin 15.06.2020 günlü olayda sanıkların, "mağdurdan avanta para istediklerini duyduğunu" belirtmiş ise de, kovuşturma aşamasındaki beyanında "mağdurun borcu varmış, temyiz dışı sanık ...' nin olay günü gelip alacağını istediği" şeklinde beyanda bulunduğu, ilk derece mahkemesince temyiz dışı sanık ...' nin eylemi 5237 sayılı Kanun' un 150/1 maddesi uyarınca hukuki alacağı tahsili amacıyla nitelikli tehdit suçu kapsamında değerlendirildiği ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, sanık ...' ın temyiz dışı sanık ...' nin yakın arkadaşı olması hususu ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözetildiğinde delillerin bir bütün halinde takdiri ile sanık ...' ın eyleminin, hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal kapsamında kalıp kalmadığı hususu tartışılıp aydınlatılmadan eksik tahkikat ile yetinilip yargılamaya devamla yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuşturIII. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. Maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,24.06.2025 tarihinde karar verildi.
Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!