Anahtar kelimeler: Sapanca Tevdii Sakarya Esaskarar Vaadi Akdedildiğini Yazildiği Başkan Gayrimenkul Katip

T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████

T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
BAŞKAN : ...
ÜYE : ...
ÜYE : ...
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2024
KARAR TARİHİ : █████/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : █████/2025
Sapanca 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin █████/2025 tarih ███████ Esas ████████ Karar sayılı dosyası verilen görevsizlik kararı sonrası █████/2025 tarihinde mahkememize tevdii edilen dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili █████/2024 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket ile davalı arasında 07.07.2017 tarihinde adi yazılı şekilde kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi akdedildiğini, anılan sözleşme uyarınca davalı ... ait ... Parsel sayılı taşınmaz üzerinde 12 adet villa yapımı konusunda taraflar anlaştıklarını, müvekkili davacı şirket yapacağı 12 adet villanın yarısı olan 6 adetini alması kalan 6 adetini ise mülk sahibi davalı ... bırakılacağı hususunda anlaştıklarını, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile birlikte tapunun davacı tarafından müvekkili şirket yetkilisi ... devredildiğini, ... tarafından da 16.10.2017 de ... satışının gerçekleştirildiğini, bu devirde davalıya müvekkili şirket tarafından taşınmazın rayiç bedeline ilişkin olarak değişik tarihlerde bir kısım hesaptan ödemeler bir kısım elden olmak üzere ödemeler yapıldığını, daha sonra dava konusu ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde 14.02.2019 tarihinde tevhid ve ifraz işlemleri yapılmış, hatta bunu davalı taraf talep ettiğini, önce tevhid yapılarak parsel 7.557,96 m2 olmuş, daha sonra ifraz işlemi ile de ikiye ayrılarak davalıya 5.356,41 m2 olan 337 ada 16 parsel bırakılmış, taraflarına da 2.201,55 m2 337 ada 15 parsel anlaşma gereği bırakıldığını, davacı tevhid ve ifraz işlemlerine itiraz etmediği gibi büyük olan parseli kendisine almış, böylelikle 07.07.2017 tarihli sözleşmenin bir geçerliliği kalmadığını sözleşme taraflar arasında sözlü olarak revize edilerek 2 adet villa davalıya ait büyük parselde , 4 adet villa da müvekkile kalan küçük parselde olacak şekilde devam ettiğini, sonrasında müvekkili tarafından kendisine ait olan bu parsel dava dışı ... 15.03.2019 tarihinde satıldığını, bunun akabinde davalı ... Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi ████████ Esas sayılı dosyası ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve satış vaadi sözleşmesinin iptali istemiyle dava açtığını, söz konusu dava sonucunda kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve satış vaadi sözleşmesini geriye etkili olarak fesih edilmesine karar vermiş, karar gerekli aşamalardan geçerek kesinleştiğini, bu bağlamda; ... parselde bulunan 6 adet villa tipi yapı müvekkili şirket olan ... tarafından yapıldığını ve davalı üzerine kaldığını, tüm bu anlatılanlar dikkate alındığında; müvekkili şirket dava konusu parselle üzerine 07.07.2017 tarihinden beri birçok emek harcayıp, birçok masraf yapmış olmasına rağmen, son aşamada elinde hiçbir şey kalmamış olmasına rağmen davalı taraf hiçbir emek ve masraf yapmadan 6 adet villa sahibi olarak sebepsiz zenginleştiğini, müvekkili yaptığı imalatlara dayalı olarak elde edeceği muhtemel kardan mahrum kalmış davalı hiç bir emek sarf etmeden söz konusu villalardan kira, otel işletmeciliği vb gelirler elde ederek sebepsiz zenginleşmtiğini, bu sebeple bedeller hesaplanarak davalıdan alınıp, müvekkili davacıya ödenmesi gerektiğini, müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi için iş bu davanın açılması zaruriyeti doğduğunu, müvekkili davalı tarafla yapmış olduğu kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereği söz konusu parseller üzerine yapmış olduğu villalar sebebiyle davalı sebepsiz zenginleştiğini, müvekkilinin ise aynı oranda zararı doğduğunu, bu sebeple müvekkili tarafından yapılan villaların bedelleri hesaplanarak ve ticari faiz uygulanarak davalıdan alınıp müvekkili şirkete ödenmesini talep ettiklerini, yukarıda açıklanan nedenlerle; öncelikle,... parselde, ... parselde bulunan 6 adet villa tipi yapıya ihtiyati tedbir konulmasına, haklı davanın kabulü ile davacının sebepsiz yere zenginleşmesine sebep olan ... parselde bulunan 6 adet villa tipi yapının yapılan imalat bedelleri hesaplanarak, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 3.071.454,28 TL TL'nin 07.07.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkili davacıya verilmesine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekilinin davanın reddini istemiştir.
Dava kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olmasının yanında HMK'nın 114. maddesinde açıkça dava şartı olarak düzenlenmiş olduğundan, mahkemelerce ve istinaf incelemesi aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir.
Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir.
Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "ticari işletme", "ticari iş", "tacir" ve "ticari dava" kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.
Belirtmek gerekir ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle "ticari işletme" temelinden hareket edilmiş ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve "...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır..." denilmiştir.
Ticari işletme, TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır.
TTK'nın 3. maddesinde "ticari iş" kavramı açıklanmış ve "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir.
Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılmıştır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari iş sayılmazlar (..., G.: Ticari İşletme ve Şirketler, Ekim 2014, C. I, s.292).
Ticaret hayatının temel süjesi olan "tacir" de yine işletme kavramı bağlamında tanımlanmış ve "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi"ye tacir deneceği TTK'nın 12/1. maddesinde belirtilmiştir. Maddenin devam eden bentlerinde; bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağı ve bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır.
Türk Ticaret Kanunu tacir kavramını gerçek kişiler ve tüzel kişilerde ayrı ayrı ele almış, gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması bir ticari işletmenin mevcut olması, bir ticari işletmenin işletilmesi ve ticari işletmenin kısmen de olsa o kişi adına işletilmesi unsurlarına bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki salt sermaye şirketi ortağı ya da yöneticisi olmak bir kimsenin tacir sayılması için yeterli değildir.
Tüzel kişi tacir kavramının kapsamı ise TTK'nın 16/1. maddesinde düzenlenmiştir. TTK'nın "tüzel kişiler" başlıklı 16. maddesi, ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılacaklarını belirlemiştir.
Aynı maddenin 2. bendi Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendilerinin tacir sayılmayacakları hükmünü içermektedir.
Tacir sıfatının ticari işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticari işletme işletilen tüzel kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açıktır.
Bu açıklamalardan sonra "ticari dava" konusuna gelindiğinde ise TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.
Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür. (Emsal Ankara BAM 22. HD ████████ Esas █████████ Karar)
Somut olayda uyuşmazlık kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu tür sözleşmelerden kaynaklanan davaların mutlak ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü için uyuşmazlık konusunun her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın da tacir olması gerekmektedir.
Davacının tacir olduğu sabit olmakla birlikte davalı gerçek kişinin tacir olup olmadığı ve eldeki uyuşmazlığın ticari dava olup olmadığı belirlenmelidir. Asliye hukuk mahkemesince dosyaya getirtilen kayıtlardan davalının işletme hesabına göre vergi mükellefiyetinin █████/2024 tarihinde başladığı, esnaf odası kaydının da █████/2024 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu uyuşmazlık 07.07.2017 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi ████████ esas ███████ karar sayılı kararı ile sözleşmenin geriye etkili olarak feshine karar verilmiş ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu Sakarya Bölge Adliye Mahkemesinin ███████ esas ███████ karar sayılı kararı ile reddedilmiş, istinafın bu kararı da Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin █████████ Esas █████████ Karar sayılı kararı ile onanmış ve hüküm kesinleşmiştir. Davacı sözleşmenin geriye etkili feshinden kaynaklı olarak davalı aleyhinde sebepsiz zenginleşme talebinde bulunmaktadır. Sözleşme tarihi ve sebepsiz zenginleşme tarihi itibariyle davalının tacir sıfatı ve tacir sayılmasını gerektirir bir işletmesi bulunmamaktadır. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesinin ███████ esas ███████ karar sayılı kararında gerekçe kısmında taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticari dava olmadığı açıkça belirtilmiştir. Dava konusu ilişkinin kurulduğu ve sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği ve zararın doğduğu tarihte davalının tacir sayılmasını gerektiren bir durumu bulunmamaktadır. Davalının vergi kaydı ve işletmesi 2024 yılı mart ayında oluşturulmuştur. Dolayısıyla davalının işletmesinin faaliyetine giren ve ticari dava sayılmayı gerektiren bir konu yoktur. Uyuşmazlık 2017 yılındaki sözleşmeden kaynaklanmakta ve iddia edilen sebepsiz zenginleşme tarihi 2022 yılı olduğuna göre bu uyuşmazlığın 2024 yılında kurulan işletmenin kapsamına girmesi ve ticari dava olarak kabulü mümkün değildir.
Somut uyuşmazlık hakkında yargılama yapma görevi mahkememize ait olmayıp genel görevli mahkemeye yani Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.
Görev kamu düzenine ilişkin olup dava şartlarındandır. HMK nun 138/1 maddesindeki " Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir." hükmü ile aynı yasanın 320/1 maddesindeki "Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir." düzenlemesi ve "Mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır" şeklindeki HMK nun 115/1 maddesi ile usul ekonomisi nazara alınarak dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde tensiple mahkememizin görevsizliğine asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğuna dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Mahkememiz ile Sapancı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi arasında görev uyuşmazlığı doğduğundan kararın istinaf olmaksızın kesinleşmesi halinde merci tayini için dosyanın Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesine gönderilmesi gerekmektedir.
Hüküm: Gerekçesi Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Mahkememizin görevsizliğine, davanın HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereği görev dava şartı yokluğundan usulden reddine,
2-Bu karara karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak görevsizlik kararının kesinleşmesi halinde, Sapanca 1. Asliye Hukuk Mahkemesi ile mahkememiz arasındaki olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
3-Görevsizlik kararının istinaf edilmesi ve istinaf talebinin reddi ihtimalinde ise başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli Sapanca 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, yasal süre içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde dosyanın resen ele alınarak verilecek ek kararla davanın açılmamış sayılacağı ve davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edileceği hususunun İHTARINA,
4-Kararın taraflara talep aranmaksızın tebliğine,
Dair, tarafların yokluğunda dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize verilecek yada aynı sürede başka yer Asliye Ticaret Mahkemesi aracılığıyla mahkememize gönderilecek bir dilekçe ile, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere, tensiben oybirliği ile karar verildi. █████/2025
Başkan ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ...
e-imza

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!