"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza DairesiSAYISI : ████████ E., ████████ K.SUÇ : Nitelikli yağmaHÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : BozmaSanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerin yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü I.HUKUKİ SÜREÇA. İlk DereceSanıklar hakkında Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararıyla nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun'un) 149/1-c, 62, 53 maddeleri uyarınca ayrı ayrı 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.B. İstinaf Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin kararı ile sanıklar müdafilerinin istinaf istemlerinin; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.II.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri1. Sanık ... müdafinin temyiz istemi, katılan beyanlarının haricinde delil bulunmadığı, yağma kastı bulunmadığı, yağma suçunun unsurlarının oluşmadığı, beraat kararı verilmesi gerektiği, ihdas edilen ceza miktarı ile suçun ağırlığı arasında tutarsızlık bulunduğu, suça konu eşyanın değerinin az olduğunun gözetilmesi gerektiğine ilişkindir. 2. Sanık ... müdafinin temyiz istemi; müvekkilin üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı hiçbir delil dosya kapsamında mevcut bulunmadığı, müştekilerin çelişkili beyanları esas alınarak karar verildiği, müvekkil hakkında alınan raporun tarihine dikkat edilmeden eksik inceleme ile karar verildiği, bisiklet üzerinde herhangi bir parmak izi incelemesi yapılmadan eksik araştırma ile karar verildiği, yağma suçunun unsurlarının oluşmadığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesince beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.B. Değerlendirme ve Gerekçe1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı anlaşıldığından, sanıklar müdafiilerinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde bozma nedeni dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas ████████ Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/6-110 Esas, 465 Karar, 2016/6-1157 Esas, ████████ Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır. Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir. Oluş ve dosya içeriğine göre; katılanların aşamalarda alınan beyanları ve aralarındaki beyanlarında çelişkilerin olduğu, sanıkların aşamalardaki savunmalarından katılanların kız arkadaşları hakkında kötü konuşmaları nedeniyle aralarında husumet oluştuğu, kızgınlık duydukları, bu duygunun etkisi altında katılanların yanına giderek karşılıklı kavga ettiklerini belirttikleri, sanıkların savunmaları ve adli raporlarının olay tarihinden bir ay sonra alındığı, katılanın bisikletini katılanın kolluk beyanına göre abisinin getirdiğinin anlaşılması karşısında, sanıkların 5,00 TL ve bisikletin bir tanesini alıp yağmaladıkları iddiasının her türlü kuşkudan uzak biçimde vicdani kanaat oluşmasını sağlayacak şekilde kesin, tutarlı delillerle sabit olmadığı, sanıkların bu hâliyle eyleminin, takibi şikâyete tabi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamında basit kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.Kabule göre de;3. Sanıkların suça konu bisikleti yarım saat sonra olay yerine bıraktıkları ve 5,00 TL paranın katılanların arasında yerde olması nedeniyle hangi katılana ait olduğunun belli olmadığı anlaşılmakla, katılanların kısmi iadeye muvafakat gösterip göstermediği katılanlardan sorularak ve sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiği gözetilmeyerek eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. 4. Sanıkların 5,00 TL ve bisiklet yağmaladığı olayda suça konu bisikletin değer tespitinin yapılmadığı anlaşılmakla, suça konu bisikletin suç tarihindeki değeri tespit edilerek sonucuna göre, suçun işleniş şekli ve özellikleri itibariyle ceza vermekten vazgeçilemeyecek ise de, yağma konusunu oluşturan malın değerinin az olması nedeniyle, 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanması gerekip gerekmeyeceğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.III. KARARGerekçe bölümünün 2, 3, 4 numaralı paragraflarında açıklanan nedenlerle sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a. maddesi uyarınca Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,12.06.2025 tarihinde karar verildi.
Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!