Anahtar kelimeler: Konutta Vakti Gece Süreç Edenin Görüşü Yağma İzmir Neticesinde Takdiren
6. Ceza Dairesi         ██████████ E.  ,  █████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : █████████ E., █████████ K.
    SUÇ : Nitelikli yağma
    HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
    TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
    Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
    Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299/1. maddesi gereği takdiren reddine karar verilmiştir.
    I. HUKUKİ SÜREÇ
    A. İlk Derece
    İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ (E) ve ███████ (K) sayılı kararı ile sanık hakkında gece vakti konutta yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1.d-h, 62, 53 ve 58 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
    B. İstinaf
    İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, █████/2023 gün ve █████████ E. █████████ K. sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurusunun, mahkemenin kararında esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a.maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
    II. TEMYİZ
    A. Temyiz Sebepleri
    Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
    Sanığın atılı suçu işlemediği, hem kendi ikrarları hem de şikâyetinden vazgeçen şikâyetçinin aşamalarda değişen beyanlarıyla ispat edildiğine, 15.11.2022 saat: 04.20'de tutulan ve 4 polis memurunun imzasını taşıyan tutanakla şikâyetçinin sanığa yönelik “tehdit hakaret ve darp” şikayetinde bulunduğu “yağma”ya ilişkin şikayetinin olmadığına, duruşma esnasında şikâyetçinin ilk tutanakla uyum içerisinde beyanlarda bulunduğuna ve sanığın yağma suçunu işlemediğine, alınan doktor raporundaki yara izinin evvelce başka bir olaya ait olduğuna, şikâyetçinin üzerinde 4.000,00 TL bulunmadığını açıkça beyan ettiğine, şikayetten vazgeçmenin hiç dikkate alınmadığına, beraat talebinin kabulüne, verilen cezada alt sınırdan uzaklaşılmasının da hukuka uygun olmadığına ilişkindir.
    B. Değerlendirme ve Gerekçe
    Bilindiği gibi ceza hukumuzun temelini “kast” oluşturur. Bu durum 5237 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinde; "...Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir...” şeklinde tanımlanmıştır. Maddenin gerekçesinde ise; "...Kast, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur...” aynı hususu açıklamakta ve teyit etmektedir. Kasıt, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektedir. Kural olarak her suçun zorunlu ögesidir. Yağma suçunda kasıt hem cebir veya tehdit hem de malın alınmasını kapsamalıdır. Failin malın başkasına ait olduğunu bilmesi ve bunu faydalanmak amacıyla zor kullanarak almayı istemesi manevi unsurdur. Yağma suçu için bu durumu genel kast kabul edecek olursak yani failin cebirle veya tehditle başkasına ait taşınır bir malı isteyerek alması veya teslimini sağlaması gerekir. Ancak bu tek başına yetmez ayrıca faydalanma amacının da bulunması gerekir. Yağma suçunda rızası olmama yerine rızanın zorla alınması sözkonusudur. Rıza sağlanarak daha doğrusu teslimi veya geri alınmasını engellemek için cebir veya tehdit kullanmak istemesi ve malın teslimini sağlamak için cebir veya tehdide (zor) başvurmalıdır. Almadaki amaç faydalanma olmalıdır. Eğer fail faydalanma kastı ile değil de başka bir kasıtla mesela zarar verme amacıyla hareket etmiş ise eylem yağma değil mala zarar verme suçunu oluşturacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.10.2019 tarihli, █████████ Esas ve Karar sayılı; 26.01.2016 tarihli, 2015/6-709 Esas ve ███████ Karar sayılı; 18.11.2014 tarihli, ███████ Esas ve Karar sayılı; 20.05.2014 tarihli, ███████ Esas ve Karar sayılı; 25.02.2014 tarihli, ██████ Esas ve Karar sayılı; yine 05.07.2013 tarihli, ████████ esas ve karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere ve özetle;
    “...Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da mal varlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek.." şeklinde tanımlanmıştır.
    Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, şikâyetçi ile sanıkların akraba oldukları, olay günü alkollü oldukları, birlikte de alkol aldıkları, bu alkol alma sırasında şikâyetçinin montunu çıkararak sandalyenin üzerine astığı, sanık Rıza Çimen'in oğlunun önceden darp edilmesi nedeni ile tartışmaya başladıkları, sonra sanıkların bu olay nedeniyle darp etmeye başladıkları; sanıkların savunmalarında üzerine atılı yağma suçuna ilişkin suçlamayı ısrarla kabul etmediği, şikâyetçiyi darp etmek niyetiyle hareket ettikleri anlaşılmaktadır.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
    Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da "şüpheden sanık yararlanır" kuralının uygulanması gerekir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, ████████ Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/6-110 Esas, 465 Karar, 2016/6-1157 Esas, ████████ Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
    Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da "şüpheden sanık yararlanır" kuralının uygulanması gerekecektir.
    Hırsızlık (ve yağma) suçlarında failin faydalanma amacıyla hareket etmesi yeterlidir, ayrıca çaldığı (veya yağmaladığı) maldan faydalanmış olması aranmaz, bu nedenle bu hususun araştırılmasına gerek yoktur. Faydalanma amacı maddi nitelikte olabileceği gibi, manevi nitelikte de olabilir. Faydalanma kastından maksat, çalınan (veya yağmalanan) malda malikinin sahip bulunduğu bütün olanakları kullanma istek ve iradesidir. Suçun malvarlığına karşı suçlar arasında bulunması nedeniyle faydalanmanın; mameleke yönelik olması "mal edinme", "ekonomik yarar sağlama", "sahiplenme veya kullanmaya" yönelik olması gerekeceği de açıktır.
    Bu açıklamalardan sonra somut olay ve fiil, yağma suçunun manevi unsuru yönünden değerlendirildiğinde; mağdurun sanık ile dini nikahlı olarak eş olduğu, olay günü de sabaha karşı 04.00 sularında eve geldiğinde alkollü olduğu, aralarında tartışma yaşandığı, mağdurun KADES uygulamasını kullanarak yardım istediği, çağrı üzerine olay yerine ilk intikal eden ekipçe saat 04.20'de tutulan her ikisinin de imzası bulunan tutanağa göre, sanığın mağdura karşı sürekli olarak tehdit, hakaret ve darpta bulunduğundan davacı ve şikâyetçi olduğunun tespit edildiği, bu ilk tutanakta hiçbir şekilde paradan bahsetmeyen mağdurun 05.08 saatinde alınan kolluk beyanında ise, kapıdan girer girmez sanığın mağdurun çenesine yumruk attığı, toplamda yaklaşık 4.000,00 TL parasını darp edilmemek için sanığa verdiğini iddia ettiği, mağdurun kovuşturma aşamasında ise, beyanlarını değiştirerek, sanığın yağma suçunu işlemediği ve doktor raporuna göre belirlenen yara izinin evvelce başka olaya ait olduğunu beyan ettiği, ayrıca sanık müdafii tarafından dosyaya sunulan sanığın banka hesap hareketlerine göre, 11 Kasım tarihli, düğün kaporası açıklamalı 2.000,00 TL, 15 Kasım tarihli, 2.090,00 TL ve aynı tarihli 5.000,00TL ödeme aldığı, mağdurun yaralanması ile ilk kolluk beyanınındaki ifadesinin uyuşmadığı, sanığın sıcağı sıcağına yakalandığı ve üzerinden savunmasını destekler miktarda para çıktığının anlaşılması karşısında, isnat edilen suça ilişkin soyut iddialardan başka sanığın hükümlülüğüne yeterli, hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, hakkında nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 30 uncu maddesi de dikkate alınarak "şüpheden sanık yararlanır" kuralı uyarınca beraatine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
    III. KARAR
    Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA,
    Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,12.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!