Anahtar kelimeler: İzmirmanisa Mekanında Fizikî Kırsal Nüfusun İklim Barınma Oluru Kalkınma Dengesi

T.C.
D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : ████████Karar No : █████████ DAVACI : ... Odası ... Şubesi VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı/...VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...DAVANIN KONUSU : Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının █████/2018 tarihli oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmektedir.SAVUNMANIN ÖZETİ : Hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülen davanın aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle reddi gerektiği savunulmaktadır.DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.█████/2018 tarihli, 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan █████/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır.Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.Yürürlükte bulunan ve daha önceki mevzuatta çevre düzeni planı tanımı yapılmış, planlama ilke ve esasları belirlenmiş, planların hazırlanması, revizyon ve değişikliğe gidilmesi sürecinde uyulması gereken kurallar detaylıca düzenlenmiştir.Söz konusu hükümler ve buna dayalı olarak çıkarılan düzenleyici işlemlerde çevre düzeni planının, mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlar olduğu açıklanmıştır.Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilmesi ve bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılması gerekmektedir.█████/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Dairemizin █████/2009 tarihli, E:██████████, K:█████████ sayılı kararıyla, █████/2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Dairemizin █████/2012 tarihli, E:████████, K:█████████ sayılı kararıyla iptaline karar verilmiştir.Yargı kararlarının uygulanması amacıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı █████/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında █████/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 sayılı paftaları ve plan hükümleri) █████/2015 tarihinde yeniden onaylanmış, bu planda █████/2017 tarihinde L18 sayılı plan paftasında, █████/2018 tarihinde de K18 sayılı plan paftası, L18 sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, █████/2018 tarihinde L18 plan paftasına ilişkin yeniden değişiklik yapılmış ve █████/2018 tarihinde yeniden kapsamlı (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 sayılı plan paftaları) değişikliğe gidilmiştir.Görüldüğü üzere iptal kararı sonrasında onaylanan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sonrasında birçok defa değişikliğe uğramıştır.• Dava konusu planın bütünününe yönelik olarak itirazlar incelendiğinde;Çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibariyle çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur.Nitekim çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir. Bu aşamada, davacı tarafından, çevre düzeni planını oluşum sürecinde kurgulanan senaryoların hazırlanış yöntemi, hangi paydaşların sürece dâhil edildiği, senaryo hedefleri arasındaki ayrılıklar ve seçilen senaryonun doğal değerleri gözetmedeki eksiklikler, münferit yatırım olanaklarını değerlendirmek amacıyla esnek bir yapıda bırakılması yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir.• Dava konusu çevre düzeni planının uyuşmazlığa konu edilen yer seçimi kararları incelendiğinde,-Urla İlçesi, Yelaltı Mahallesinde yer alan kentsel yerleşik alan gösterimlerinin güney ve batı yönlerinde var olan durumu yansıtmadığı, söz konusu alanda birbirinden kopuk biçimde gelişmiş birkaç site gelişiminin dışında yerleşim bulunmadığı görüldüğünden söz konusu plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,-Kemalpaşa İlçesi "Tercihli Alan Kullanımı ve Özel Proje Alanı" kararının; bölgedeki doğal alanlar ve tarım alanları ile sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağı, bilimsel ve nesnel gerekçelere dayanmayan, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden tercihli kullanım alanı ve özel proje alanı kararlarının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığından planlamaya uygun olmadığı,-Karaburun İlçesi, Bozköy Mahallesinin kuzeyinde yer alan kentsel gelişme alanı önerisinin mevcut yerleşimlerden bağımsız olduğu, uyuşmazlığa konu olan kentsel gelişme alanı kullanımı ile, mevcut birkaç yapıdan oluşan seyrek yapılaşmadan referans alarak oldukça geniş bir alanın yerleşime açılmasına olanak sağlandığı, tarım alanlarıyla çevrili ve doğal sit alanına da komşu olan bu kentsel gelişme alanı kullanımının, alandaki koruma-kullanma dengesini bozucu nitelikte olduğundan, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı,-Urla İlçesi, Zeytineli Mahallesinde uyuşmazlığa konu alana ilişkin kentsel yerleşik alan kullanımının çevre düzeni planı ölçeğine uygun bir gösterim dilini yansıtmadığı, dava konusu bölge içindeki yapılaşmamış yerlerin alt ölçekli planlarda yapılaşmaya açılması ve hem kıyının hem de doğal alanların olumsuz etkilenmesi riskini taşıdığı görüldüğünden, bu itiraza ilişkin kullanım kararının planlama esasları ve şehircilik ilkeleriyle bağdaşmadığı,-Çeşme İlçesinde yer alan Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında bulunan ağaçlandırılacak alan kullanımının tercihli kullanım alanına dönüştürülmesine ilişkin plan kararının yeşil sürekliliği ve yeşil alan bütünlüğünü bozacağı anlaşıldığından koruma-kullanma dengesi ilkesi ile şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyuşmadığı gerekçeleriyle şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yer seçimine ilişkin kararlarından yukarıda sayılan alanlara ilişkin kısmı yönünden iptali, diğer hususlar yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.DANIŞTAY SAVCISI ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava, █████/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır.Davalı idarenin usule yönelik iddiaları yerinde görülmemiştir.Uyuşmazlığa yönelik plan sürecinde; █████/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin █████/2012 tarihli, E:████████, K:█████████ sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiş, bu karar uygulanarak, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı █████/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, bu plana askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında █████/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, söz konusu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca █████/2015 tarihinde onaylanmış, bu planda █████/2017 tarihinde L18 Plan Paftasında, █████/2018 tarihinde K18 Plan Paftası, L18 Plan Paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, L18 Plan Paftasına ilişkin yapılan değişiklik █████/2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 Plan Paftaları, Lejant Paftası, Plan Hükümleri, Plan Açıklama Raporu, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca █████/2018 tarihinde onaylanmıştır. Danıştay 6. Dairesince yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda; dava konusu planın mekansal kararları plan paftası üzerinde incelendiğinde, planlama alanında belli bölgelerde koruma-kullanma dengesinin nasıl sağlanacağı konusunun yeterince irdelenmediği; bu açıdan planın ana amaç ve hedefleriyle tutarsızlıklar olduğu, planda yer alan arazi kullanımları arasındaki mekansal ve çevresel ilişkilerin yeterince irdelenmediği, belli gelişim alanlarının doğal alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukların ayrıntılı şekilde ele alınmadığı, doğal ve tarihi sit alanlarının, koruma alanlarının yerlerinin saptanması ve gösterilmesi olumlu bir yaklaşım olmakla beraber; planda önerilen bazı sanayi ve kentsel gelişim alanlarının bu doğal ve tarihi değerlerle olan ilişkisinin yeterince irdelenmediği; gelişme alanlarının koruma statülü alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilere yönelik mekansal stratejiler üretilmediği, davaya konu Çevre Düzeni Planı’nın “koruma-kullanma dengesi” yaklaşımı olumlu olmakla birlikte, ancak belli kesimlerdeki plan kararlarının bu yaklaşımın sağlanmasını zora sokacak şekilde “kullanım” kararları lehine bir esneklik oluşturduğu, planın koruma-kullanma dengesini sağlama konusunda şehircilik ve planlama ilkeleriyle çeliştiği, plana ilişkin Plan Açıklama Raporunda nüfus kestirimleri yapılırken nasıl bir yöntemin izlendiğiyle ilgili bilgi bulunmadığı, kentsel gelişim alanlarına, sanayi ve turizm alanı öngörülerinin büyüklüklerinin, niteliklerinin ve bu alanlar içinde gerçekleşecek yapılaşma koşullarının da nüfusla ilişkili bilgi bulunmadığı, İzmir-Manisa bölgesi gibi doğal ve kültürel alanların yoğunluğu açısından önemli potansiyeller taşıyan, bu alanların korunması açısından ise büyümesinin sınırlarına ulaşan bir coğrafyada alınan kararların bilimsel zeminde her yönüyle kapsamlı şekilde irdelenerek alınması gerekirken davaya konu planın nüfus kestirimleri ve mekansal gelişim önerileri ilişkisinin anılan nedenlerle şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı, Torbalı ile Çaybaşı yerleşimleri arasında kalan alana ilişkin geliştirilen kentsel yerleşik alan gösteriminin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı, Sığacık Mahallesi’nde bulunan ve marinanın güneyinde kalan tercihli kullanım alanının, güney, güney batı ve güney doğu yönlerinden arkeolojik sit alanlarının, alanın batı tarafında ise orman alanının bulunduğu orman alanı gösteriminin bir önceki plan olan 16.11.2015 tarihli plana göre küçültüldüğü, orman alanlarının yapılaşmaya konu olması planlama esaslarına ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu, Menderes ilçesi, Özdere Mahallesinin güneybatısında belirlenen kentsel gelişme alanının kaldırıldığı, buna rağmen mahalleyi Özdere-İzmir Caddesine bağlayan Alimoğlu Caddesi’nin iki kenarının da “kentsel yerleşik alan” olarak gösterilmeye devam ettiği, iddiasına ilişkin olarak; Alimoğlu Caddesi’nin kuzey tarafında yapılaşma bulunduğu, yolun ve yerleşim yerinin güneyinde çok seyrek bir yapılaşmanın olduğu, caddenin güneye doğru devam eden kesiminde ise, planda kentsel yerleşik alan olarak gösterilen yerde hiç bir yapılaşmanın olmadığı, yapılaşmamış bir alanın yapılaşmış gibi gösterilmesi kentsel gelişimin bu yönde oluşmasını da tetikleyeceğinden şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı, Urla ilçesi merkez yerleşim alanında kentsel gelişim alanının yeniden düzenleme sonucunda daraltıldığı, bu durumun planlamaya uygun olduğu, ancak, Yelaltı Mahallesinin güneyinde kalan kısmında kentsel yerleşik alanın büyütüldüğü ve yapılaşmamış olan alanın kentsel yerleşik alan olarak gösterildiği iddiasına yönelik; davaya konu plan kapsamında gösterilen yerleşik alanın genişletildiği, hem dava konusu 10.10.2018 tarihli planda, hem de bunu izleyen 07.07.2020 tarihli planda kentsel yerleşik alanının batısında “kentsel gelişme alanı” önerildiği , “kentsel gelişme alanı” kullanımının, Urla yerleşik alanının doğusunda, tarım alanları arasında bir bölgede önerildiği, plan kapsamında önerilen “kentsel gelişme alanı”nın dağınık ve birbirinden kopuk olarak gerçekleşen yerleşim düzenini cesaretlendirdiği, bu durumun dava konusu planın plan açıklama raporunda sunulan “dağınık yerleşimlerin düzenlenmesi” ve “koruma-kullanma dengesinin sağlanması” yönündeki amaçlara aykırılık taşıdığı, Üçpınar yerleşik alanının genişletildiği ve yapılaşmamış alanın neden yerleşik alan olarak gösterildiği iddiasına yönelik, alt ölçekli bir planın Çevre Düzeni Planını yönlendirdiği, üstelik bu yönlendirmeyi gerçek olmayan bilgiler doğrultusunda yaptığı bu durumun şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olmadığı, planda liman/liman geri sahası sembolünün eklendiği nokta, batı yönünde sulak alan koruma bölgesi niteliğinde olan (mavi noktalarla tanımlanan sınır) sazlık bataklık alana komşu olduğu, davalı idare, Yat Limanı sembolünün bulunduğu bölgenin, mavı noktalarla ifade edilen Gediz Deltası Sulak Alan Tampon Bölgesi sınırları dışında yer aldığını belirtmekte ise de mekansal kararların bulundukları konumları itibariyle, komşuluğundaki alanlarla etkileşim halinde olduğu, yat limanı kararının sulak alan tampon bölgesi sınırının dışında kalmasının, bu kararın alınabilmesi için tek başına yeterli bir parametre olmadığı, balıkçı barınağı/yat limanı kullanım kararının, bölgesel anlamda etki edebilecek nitelikte bir karar olduğu, planlama sürecinde toplumsal, ekonomik araştırma ve değerlendirmelerin eksik olması, ulaşım ilişkilerinin irdelenmemesi, söz konusu kararın yakın çevresindeki hassas ekosistemle olan ilişkisini ve etkilerini irdeleyen bir bilimsel araştırma ve değerlendirme çalışmasının yapılmaması nedeniyle, söz konusu balıkçı barınağı/yat limanı önerisinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, davaya konu planda, Kurudere yerleşiminin kuzeydoğusunda yer alan ve yapılaşmamış olan alanın özel proje alanı sınırları içine alınarak tercihli kullanım alanı olarak düzenlendiği, alanın bir bölümünün ise golf spor etkinliğine ayrıldığı, tercihli kullanım alanı kararının, bölgedeki doğal alanlar ve tarım alanları ile sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağı, Kemalpaşa kentsel gelişim alanı ve uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanının hiçbir yapılaşmanın olmadığı, gelecekte de önerilen yapılaşmaları gerektirecek destekleyici planlama kararlarının bulunmadığı bir durumu yansıtttığı, bilimsel ve nesnel gerekçeler sunulmadan önerilen, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden bu yaklaşımların planlama esasları ve şehircilik ilkeleri ile bağdaşmadığı, Kemalpaşa ilçesi, Kurudere Mahallesinin güneyinde kalan 44 ha’lık turizm tesis alanının yeniden düzenlendiği, alanın bir kısmının gelişim alanına dönüştüğü, orman alanına bitişik bu alanın orman alanı üzerinde yapılaşma baskısı yaratacağı iddiasının incelenmesinden; Kurudere yerleşiminin köy niteliğinde olup içinden geçen yol boyunca, doğrusal bir düzende, seyrek biçimde yapılaştığı, yerleşimin var olan büyüklüğünün ve yoğunluğunun çok ötesinde bir alanı, herhangi bir bilimsel gerekçeye dayandırmadan yapılaşmaya açmanın çevre düzeni planının temel ilkesi olan koruma-kullanma dengesinin de bozulmasına neden olacağı, Kemalpaşa ilçesi, Akalan Mahallesinin doğusunda ve TOKİ alanının batısında kalan kentsel gelişim alanının daraltıldığı, bu işlem sırasında tarım alanının, kentsel gelişim alanı sınırından çıkarıldığı, TOKİ'ye ait alanın kentsel gelişim alanı olarak kalmasının arada kalan tarım alanlarının yapılaşma riski altına girmesine neden olacağı, bunun yanında alt ölçekli plan kararlarının 1/100.000 ölçekli plan kararlarına yön veriyor olmasının plan kademelenmesine aykırı olduğu, plan bütünlüğünü ve ilkelerini bozarken çelişkili plan kararları üretilmesine neden olacağı iddiasına yönelik, plan gösterimleri ve güncel uydu görüntüsü üzerinde yapılan incelemelerde; alanın TOKİ mülkiyetinde tarım arazileriyle çevrili durumda olduğu, planda kentsel gelişme alanı kullanımı ile kentsel yerleşik alan olarak gösterilen Akalan mahallesi arasında da tarım arazisi bulunduğu, var olan yerleşimden kopuk bir gelişme alanı önerisinin, mevcut kentsel yerleşik alan ve yeni gelişme alanı arasındaki kopukluğun kapanmasına neden olacak bir baskı yaratarak tarım arazilerinden oluşan bu alanın zamanla yerleşim yerine dönüşmesinin kaçınılmaz olduğu, öngörülen kentsel gelişim alanının büyüklüğünün, Akalan yerleşim alanının büyüklüğüne yakın olduğu tarım arazilerinden oluşan bu bölgede, bilimsel bir nüfus kestirimine dayanmayan kentsel gelişim alanı önerisinin şehircilik ilke ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı, Karaburun ilçesi, Bozköy Mahallesinde bulunan yerleşik alanın kaldırıldığı ancak kentsel gelişim alanı önerisinin halen sürdüğü, ayrıcalıklı bir plan kararı olarak görüldüğü iddiasının incelenmesinden; Bozköy yerleşiminin yakınında yer alan dava konusu “kentsel gelişim alanı” kullanımının, Bozköy yerleşiminin kuzeyinde yer alan, var olan yerleşimlerden bağımsız bir gelişim önerisi şeklinde olduğu, kentsel gelişim alanı önerisinin, var olan birkaç yapıdan oluşan seyrek yapılaşmayı referans aldığı ve davaya konu 10.10.2018 tarihli plan ile bu seyrek yapılaşma çevresinde, oldukça geniş bir alanın yerleşime açılmasına olanak sağlandığı tarım alanlarıyla çevrili ve bir doğal sit alanına da komşu olan bu kentsel gelişim alanı önerisinin, alandaki koruma-kullanma dengesini bozucu nitelikte olduğu ve şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, Karaburun ilçesi merkezinin kuzeydoğusunda, askeri alanın bitişiğindeki alanın, İzmir Büyükşehir Belediyesinin talebiyle yapılan değişiklikle tarım alanından kentsel gelişim alanına dönüştürüldüğü, Karaburun ilçesinin nüfusunun 2025 yılına kadar üç katına çıkacağının kabulü, bölgenin korunması gereken doğal ve tarımsal alanlarını riske atacağı, ilçenin var olan planlarındaki nüfus kabullerinin göz ardı edildiği, var olan yerleşimin saçaklanarak gelişmesinin öngörüldüğü, tarım alanlarının kentsel gelişim alanına dönüşümünün ise koruma hedefleriyle bağdaşmadığı iddiasının incelenmesinden; Karaburun’un 2020 yılındaki nüfusu TUİK tarafından 11.300 kişi olarak belirlendiği, geçen üç yıl içinde ilçe nüfusunun yaklaşık 1500 kişi arttığı, yılda yaklaşık 500 kişilik bir artışla, ilçe nüfusunun 2025 yılında yaklaşık 4000 kişi artacağı ve toplam nüfusun yaklaşık olarak 13.800-14.000 kişi olacağı, bu oran dava konusu planın öngörüsü olan 27.000 kişilik nüfusun yaklaşık yarısına denk geldiği, plan önerileri içinde kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle, dava konusu planda ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği, alanın “tarım alanı” kullanımından çıkarılarak “kentsel gelişme alanı” kullanımına çevrilmesi, çevre düzeni planının mevzuattaki tanımı ile örtüşmediği, alanda tarımsal üretim yapma olanağı ortadan kaldırılmış ve koruma-kullanma dengesini bozucu yönde bir karar alınmış olduğu, Karaburun bütününün Akdeniz Foku Yaşam alanı, özel çevre koruma bölgesi, doğal sit, orman ve tarım alanlarıyla çevrili olduğu gerçeği de değerlendirmeye alındığında, ilçe bütününde önerilmiş olan kentsel gelişim alanlarının teknik ve sosyal gerekçesinin olmadığı, plan kararlarının şehircilik ve planlama ilkeleriyle bağdaşmadığı, Selçuk ilçesinde TOKİ Başkanlığı’nın talebiyle belirlendiğinden bahisle ayrılan kentsel gelişim alanına yönelik iddianın incelenmesinden; Selçuk yerleşiminin kuzeyinde yer alan ve neredeyse var olan kentsel alana denk bir büyüklüğe sahip olan kentsel gelişim alanı önerisinin bilimsel bir nüfus kestirimini de içeren bir gerekçe ile temellendirilmediği, tarım alanlarıyla çevrili bir bağlamda öngörülen davaya konu kentsel gelişim alanı kullanımını, bilimsel ve nesnel nedenlerle desteklenmemesi nedeniyle şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olduğu, Urla ilçesi, Zeytineli Köyü’nde yer alan tarım alanının yerleşik alana dönüştürülmesinin alanın genel karakteri, hem dava konusu planda hem de uydu fotoğrafında kesintisiz bir orman varlığını içermesi, planda kentsel yerleşik alanın sınırının kıyıya kadar uzanması karşısında bölge içindeki yapılaşmamış yerlerin alt ölçekli planlarda yapılaşmaya açılması ve hem kıyının hem de doğal alanların olumsuz etkilenmesi riskini taşıması nedeniyle uygun bulunmadığı, Menderes ilçesinde Menderes Belediyesinin talebiyle orman alanının kentsel gelişim alanı olarak belirlendiği, yaklaşık olarak var olan yerleşim alanı büyüklüğündeki bir alanın yeni yerleşime açıldığı ve bu doğrultuda orman alanlarını yok eden plan kararları alındığı iddiasının incelenmesinden, Menderes yerleşimin nüfusunun artma olasılığı, nüfus artışının ne kadar olacağı ve bu artışa göre gereksinim duyulan alan büyüklüğünün ne olması gerektiğinin bilimsel ve nesnel araştırmalar sonucunda ortaya konarak, plan önerileri bu yönde geliştirilmesini gerektirdiği, kentsel gelişim alanlarının belirlenmesinde doğal ve tarımsal alanların korunması ilkesinin gözetilmesi gerekirken böyle bir değerlendirme yapılmadığı, kentsel gelişim alanı önerisinin orman alanı kullanımı üzerinde gerçekleştiği uyuşmazlığa konu olan plan önerisi çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesi ilkesine, şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı bulunduğu, Çeşme ilçesinde yer alan Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında, Kültür ve Turizm Bakanlığının talebiyle, ağaçlandırılacak alanın bir kısmının tercihli kullanım alanına dönüştürüldüğü, bölgedeki doğal sit alanlarının, tarım alanlarının korunması, su kaynaklarının yetersizliği gözetilmeksizin turizme açılarak ikincil konut üretiminin sürekli arttığı, yazlık-kışlık nüfus arasındaki uçurumun derinleştiği iddiasının incelenmesinden, Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında kalan ve davaya konu 10.10.2018 tarihli plan kapsamında “tercihli kullanım alanı” kullanımı getirilen alanın, var olan durumda yapılaşmamış ve doğal özelliklerini koruyan bir alan olduğu, çoğunluğu makilik-fundalık niteliğinde olan ve doğal sit statüsündeki alanlarla birlikte düşünüldüğünde alanın, kuzey ve güneyindeki doğal alanlarla birlikte var olan ve bu alanlarla birlikte bir ekolojik eksen, yeşil koridor (yeşil oklar) tanımlayan önemli bir varlık olduğu, alanın “ağaçlandırılacak alan” olarak tanımlanması ve buna yönelik uygulamaların geliştirilmesi, sistem bütünlüğü ve sürdürülebilirlik açısından tutarlı bir yaklaşım olacağından alanın “tercihli kullanım alanı” önerisiyle yapılaşmaya açılmasının şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu, Yunusemre ilçesinde Yunusemre Belediyesinin talebiyle yerleşik alanın kuzeybatısında “kentsel gelişme alanı” yerine “sanayi alanı” belirlendiği, kaldırılan kentsel gelişim alanının ise yerleşik alanın kuzeybatısında “tarım alanı” olan bölgede önerildiği, Manisa ili için gerçekleşmesi öngörülen nüfusun, imar planları kapsamında önerilen nüfuslar ve plan hükümleri arasındaki ilişkinin tartışmalı olduğu, bu ilişki belirlenmeden tarım alanlarının yok edilmesinin hatalı olduğu iddiasının incelenmesinden; önceden köy olan sonradan Manisa iline bağlanarak mahalle statüsü kazanan Muradiye mahallesi çevresinde gelişim alanı önerisinde bulunulması bir planlama gereksinimi olarak değerlendirilebilir ise de; Manisa ilini çevreleyen alanın değerli tarım arazilerilerinden oluşması, Muradiye Mahallesi’nin de çevresinde tarım arazilerinin bulunuyor olması, kentsel gelişim alanı ve sanayi alanı önerilerinin bu değerleri dikkate alarak yapılmasını gerekli kıldığı, , işyeri-konut ilişkileri, ulaşım kullanım yoğunlukları, boş yapı stoğu, tarımsal üretim ve bunun gibi pek çok konuyu içeren bilimsel ve nesnel araştırmalar sonucunda oluşacak nüfus öngörüsünü de içeren araştırmalara dair bir bilgi bulunmadığından, bir bilimsel zemine dayanmayan kentsel gelişim ve sanayi önerisinin tarımsal alanlar üzerinde geri dönüşü olmayan olumsuzluklar üretme olasılığı olması nedeniyle kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Yukarıda anılan bilirkişi raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; davaya konu çevre düzeni planının İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu, davacı tarafından, çevre düzeni planını oluşum sürecinde kurgulanan senaryoların hazırlanış yöntemi, hangi paydaşların sürece dâhil edildiği, senaryo hedefleri arasındaki ayrılıklar ve seçilen senaryonun doğal değerleri gözetmedeki eksikliklere yönelik bilirkişilerin genel tespitleri ile planın nüfus öngörüsüne ilişkin eleştirileri planın tümünü kusurlandırır mahiyette görülmemiş, plan notları ve çevre düzeni planının niteliği gereği çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı sonucunu doğurmayacağı, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek kentsel gelişme alanlarının şematik olarak belirlenmesinde planlama ilkelerine aykırılık bulunmamakla birlikte bu planlarda da tarım arazileri gibi korunması gerekli alanlar, doğal ve tarihi alanlar, orman alanları ve sit alanlarının mümkün olduğunca dikkate alınması gerekeceğinden; planın yer seçimi kararlarından; bilirkişilerce saptanan; Sığacık Mahallesi’nde bulunan ve marinanın güneyinde kalan tercihli kullanım alanının, Urla İlçesi, Yelaltı Mahallesinde yer alan kentsel yerleşik alan gösterimlerinin, Kemalpaşa İlçesi "Tercihli Alan Kullanımı ve Özel Proje Alanı" kararının, Karaburun İlçesi, Bozköy Mahallesinin kuzeyinde yer alan kentsel gelişme alanı önerisinin, Urla İlçesi, Zeytineli Mahallesinde uyuşmazlığa konu alana ilişkin kentsel yerleşik alan kullanımının, Yunusemre ilçesinde yerleşik alanın kuzeybatısında “Tarım Alanı” olan bölgede önerilen “Kentsel Gelişme Alanı”nın, Çeşme İlçesinde yer alan Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında bulunan ağaçlandırılacak alan kullanımının tercihli kullanım alanına dönüştürülmesine ilişkin plan kararlarının şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğu, planın anılan alanlar dışındaki yer seçimi kararlarında ise bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kesinleşeceği dikkate alındığında, kentsel yerleşme yön ve yer seçimlerinin bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, █████/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin Sığacık Mahallesi’nde bulunan ve marinanın güneyinde kalan tercihli kullanım alanının, Urla İlçesi, Yelaltı Mahallesinde yer alan kentsel yerleşik alan gösterimlerinin, Kemalpaşa İlçesi "Tercihli Alan Kullanımı ve Özel Proje Alanı" kararının, Karaburun İlçesi, Bozköy Mahallesinin kuzeyinde yer alan kentsel gelişme alanı önerisinin, Urla İlçesi, Zeytineli Mahallesinde uyuşmazlığa konu alana ilişkin kentsel yerleşik alan kullanımının, Yunusemre ilçesinde yerleşik alanın kuzeybatısında “Tarım Alanı” olan bölgede önerilen “Kentsel Gelişme Alanı”nın Çeşme İlçesinde yer alan Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında bulunan ağaçlandırılacak alan kullanımının tercihli kullanım alanına dönüştürülmesine ilişkin kısımlarının iptali, planın anılan alanlar dışındaki kısımlarına yönelik davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY :█████/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin █████/2012 tarihli, E:████████, K:█████████ sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı █████/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmıştır. █████/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında █████/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Söz konusu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca █████/2015 tarihinde onaylanmış, bu planda █████/2017 tarihinde L18 Plan Paftasında, █████/2018 tarihinde K18 Plan Paftası, L18 Plan Paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, L18 Plan Paftasına ilişkin yapılan değişiklik █████/2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 Plan Paftaları, Lejant Paftası, Plan Hükümleri, Plan Açıklama Raporu, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca █████/2018 tarihinde onaylanmıştır. Bakılan davada, █████/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin aşağıda ileri sürülen sebeplerle iptali istenilmektedir. İLGİLİ MEVZUAT: 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.█████/2018 tarihli 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan █████/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır.Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.Yönetmeliğin "Revizyon ve değişiklikler" başlıklı 20. maddesinin 1.fıkrasında, "Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır." düzenlemesine, 2.fıkrasında da, "Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır." düzenlemesine yer verilmiştir.HUKUKİ DEĞERLENDİRME:Davacı tarafından, planın tümüne yönelik olarak genel iddialar ve 16 maddede sıralanan alanlara yönelik getirilen mekansal kullanım kararlarına yönelik itirazlar olmak üzere iki başlıkta itirazlar açıklanarak dava konusu planın iptali istenilmiştir. Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada davacının iddiaları buna karşılık davalının savunması kapsamında dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıya Naip üye ... tarafından resen seçilen Prof. Dr...., Dr. Öğretim Üyesi... ve Dr. Öğretim Üyesi ...'in katılımıyla mahalinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur.Bilirkişi raporunda, davacının ileri sürdüğü tüm iddialara yönelik görüş belirtilmiştir. Bilirkişi Kurulu, davaya konu planları incelerken, davaya konu planın onanmasından ve hatta keşif tarihinden sonra onanarak yürürlüğe giren planlara ilişkin olarak da görüşlerini sunmuştur. Bilirkişi Raporunda öncelikle plan geneline ilişkin itirazlar değerlendirilmiş, bunun ardından dava dosyasında yer alan ve İzmir ili içinde çok sayıda alana ilişkin maddeler halinde verilmiş olan itirazların her biri tek tek incelenmiş ve görüş geliştirilmiştir.Davacının dava konusu plana yönelik iki ana başlık halinde ileri sürdüğü iddialarına karşılık, davalı tarafından aynı sıralama ile sunulan savunmalar ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler de aynı sıralama ile yapılmış olduğundan Dairemizce iddia, savunma, bilirkişi raporundaki tespitler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık aynı sıralamaya uygun olarak konular itibarıyla tek tek değerlendirilmiştir.A- Planın bütünününe yönelik iptal nedenleri olarak:Dava dilekçesinde;• Plan seçeneklerinin oluşturulması ve bir seçeneğin belirlenmesi sürecinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu;- █████/2015 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı plan açıklama raporunun 4.1. bölümünde yer alan plan seçeneklerinde iki senaryonun tartışılarak değerlendirmeye alındığı, bunlardan “yeni yatırım kararları ile gelişme desteklenecektir.” seçeneğinin benimsendiği, koruma kaygısı ağır basan diğer seçeneğin elendiği,- Bu seçeneklerin tartışılması sürecinde hangi paydaşların dahil edildiği bilgisinin paylaşılmadığı,- Aynı hedeflere ulaşmayan iki seçeneğin tartışılmasının kuramsal bir yanlış olduğu, durumun plan ana kararlarında belirtilen koruma hedef ve ilkelerine aykırılık gösterdiği,- Çevre düzeni planının münferit yatırım, plan ve projeleri dikkate alan kararlar için esnek bırakıldığı,- Nüfus kararları ve gelişim alanı büyüklükleri arasında tutarsızlıklar bulunduğu,- █████/2018 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde bahsi geçen seçeneklere ilişkin bir düzeltmenin yer almadığı ve kimi değişikliklerin de plan esnekliğini açığa çıkardığı,• Çevre düzeni planının niteliği ve erimi düşünüldüğünde nüfus projeksiyon ve kabullerinin bu kadar değişken olmasının bilimsel dayanağının bulunmadığı, bilimsel yöntemlerin kullanılmadığı;- █████/2018 tarihli çevre düzeni planı öngörülerinde 2025 yılı için İzmir ilinin nüfusunun 5.545.000 kişiye, Manisa İlinin nüfusunun ise 1.879.000 kişiye ulaşacağı öngörüldüğü, bu durumun üç yıl önce █████/2015 tarihinde onaylanmış olan Çevre düzeni planının nüfus kabulleri ile farklılıklar taşıdığı,- Planların onaylanma süreçleri arasında bu kadar kısa süre olmasına rağmen oluşan nüfus öngörülerinin bu denli değişken olmasının planın analiz ve karar süreçlerinin yeterliliğine ilişkin güveni sarstığı,- Nüfus kabullerinin bilimsel dayanaklarının raporda yer almadığı,- Nüfus büyüklükleri ve bunlara ilişkin alınan mekansal kararlar ve özellikle de kentsel gelişme alanı büyüklükleri arasında çelişkiler bulunduğu,- Plana konu olan yerleşimlerde bulunan imar planlarının nüfus kabullerinin ne kadar olduğunun belirtilmediği, raporda öngörülen nüfus kabulleriyle imar planı nüfus önerileri arasında nasıl ilişkilerin kurulduğunun paylaşılmadığı, bu haliyle planın birbirini besleyen bütünlükte veriler üzerine kurulu kararları içermediği ileri sürülmektedir.Savunmada, • 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının muhtelif tarihlerde açılan davalar sonucunda iptaline karar verildiği, planın iptaline neden olan gerekçeler dikkate alınarak hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının █████/2014 tarihinde onaylandığı, planın 1. ve 2. askı süreçlerinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda söz konusu planın █████/2014, █████/2015 ve █████/2018 tarihlerinde yeniden onaylandığı, onaylanan son çevre düzeni planının da █████/2018-█████/2018 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, il müdürlüğü aracılığıyla arasında davaya konu itirazların da bulunduğu 208 adet itirazın Bakanlığa iletildiği,• Senaryolar ve koruma ilkeleri açısından, davacının plan seçenekleriyle ilişkili değerlendirmesinin nesnellikten ve inandırıcılıktan uzak olduğu, mekansal plan senaryolarının, planlama alanının plan dönemi sonunda ulaşılmak istenen durumu ile ilişkili olduğu, senaryoların planlama bölgesinin sahip olduğu fırsat ve potansiyellere dayandığı, bölgede yaşanan sorunların çözümüne yönelik alternatif stratejiler barındırdığı ve değişen müdahale yöntemlerine göre değişiklik gösteren kabullere dayandığı, dava konusu planda belirlenen 1. senaryonun “mevcut gelişme eğilimleri sürecektir.”, 2. senaryonun “yeni yatırım kararları ile gelişme desteklenecektir.” şeklinde belirlendiği, bunlardan ikinci senaryonun seçildiği, gelişmenin yatırım kararlarıyla desteklenmesinin doğal değerlerin baskılanması ve tehdit edilmesi anlamına gelmediği, ulusal ve uluslararası mevzuatlar gereği korunması gereken özel statülü alanlar, orman alanları, verimli tarım arazileri, çayır-mera alanlarının her iki senaryoda da korunan alanlar olduğu, ikinci senaryonun doğal değerleri göz ardı ettiği iddiasının kanıtlara dayanmadığı,• Nüfus kestirimleri ve mekansal yansıması açısından; davaya konu olan çevre düzeni planının yeni bir plan olarak değil, mülga Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin verilen mahkeme kararlarının yerine getirilmesi amacıyla onaylandığı, bu çerçevede çalışmanın mülga planın araştırma raporu temel alınarak üretildiği, araştırma raporunun 4. bölümünde nüfus tahminleriyle ilgili kullanılan yöntemlerin ayrıntılarıyla açıklandığı, araştırma raporunda yer alan bilgilere göre nüfus tahminleri yapılırken matematiksel ve demografik yöntemlerin birlikte kullanıldığı, göçe ilişkin verilerin de planlama çalışmalarına dahil edildiği, buna ek olarak, dava konusu çevre düzeni planı değişiklikleriyle 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı ve 1/25.000 ölçekli nazım imar planının erim yılı olan 2030 yılı yerleşim nüfusları dikkate alınarak, dava konusu plandaki 2025 nüfus kestirimlerinin yeniden düzenlendiği, nüfus hesaplamalarının bilimsel yöntemler kullanılarak ve bu plandan önceki mevcut planlar dikkate alınarak hazırlandığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda;Plan geneline ilişkin itirazların değerlendirilmesi"Plan senaryolarının hazırlanışına ilişkin değerlendirmelerSenaryoların hazırlanma yöntemi ve paydaşların katılımı: Çevre düzeni planlarının yapım süreci diğer mekansal planların yapım sürecinden ayrılamayacağı gibi kapsamı ve önemi nedeniyle ayrıntılı ve titiz bir çalışmayı gerektirmektedir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Mekansal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar’a ilişkin olan 7. maddesinin i bendinde,“ Planlama süreci; araştırmaların yapılması, sorunların ortaya konulması, veri ve bilgi toplama ile ilgili analiz aşaması; bilgilerin bir araya getirilmesi, birleştirilmesi ve sonuçların değerlendirilmesi ile ilgili sentez aşaması ve plan kararlarının oluşturulması aşamalarından oluşur.”j bendinde ise,“Planların hazırlanmasında plan türüne göre katılım sağlanmak üzere anket, kamuoyu yoklaması ve araştırması, toplantı, çalıştay, internet ortamında duyuru ve bilgilendirme gibi yöntemler kullanılarak kurum ve kuruluşlar ile ilgili tarafların görüşlerinin alınması esastır.” şeklinde düzenlenmiştir.Bunun yanında aynı Yönetmeliğin Mekânsal Planların Yapımına Dair Esaslarla ilgili 4. bölümünde Araştırma ve Analiz çalışmalarıyla ilgili olan 9. maddenin 9. fıkrası;“Planlama alanı ve yakın çevresi ile alanın bölge veya kent bütünü içindeki konumunu belirlemek üzere; eşik analizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalarla birlikte, bilimsel tekniklere dayalı, ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmalar ile sorunlar ve potansiyel analizi yapılır. Ayrıca yürürlükteki planla ilgili gerekli çalışma ve değerlendirmeler de yapılır. Gerektiğinde güçlü, zayıf yönler ile fırsatları ve tehditleri içeren analiz yöntemi kullanılır. Bu çalışmalar araştırma raporunda yer alır.” şeklindedir.Bilirkişi Kurulumuz ÇDP kapsamında oluşturulan senaryoları, nüfus kestirimlerini ve davaya konu ÇDP içinde yer alan plan kararlarının oluşumunu yukarıdaki yasal kapsam çerçevesinde değerlendirmektedir.Davaya konu olan çevre düzeni planının plan açıklama raporunda plana yön veren senaryoların oluşturulmasını ve tartışılmasını sağlayan yöntemle ilgili bir bilgi bulunmamıştır. Bilgilerin derlenmesinde ve değerlendirilmesinde hangi bilimsel kaynaklardan, araştırmalardan yararlanıldığı ya da ne tür bir iletişimsel zemin çerçevesinde bilgilerin oluşturulduğu anlaşılamamıştır. Benzer şekilde senaryolar arasında seçim yapılırken nasıl bir sürecin, hangi gerekçelerle izlendiği ve bu gerekçelerin temelleri de paylaşılmamaktadır. Bu eksiklikler içinde koruma-kullanma ilkesinin kurulmasının da hangi nesnel zeminde gerçekleştiği belirlenememiş, ilgili idarenin savlarının dayanakları irdelenememiştir. Öte yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 7. maddesinin i bendi plan yapımında kullanılabilecek alternatif katılım ve tartışma yöntemlerinden örnekler sunmakta, plan yapımından sorumlu taraflara yol göstermektedir. Bu süreçlerin işletilip işletilmediği de anlaşılmamaktadır.Kurulumuz, yukarıdaki nedenlerden dolayı, davaya konu ÇDP’nin senaryolarının oluşturulma yöntemine, bu yöntemlerin bilimsel temellerine ve kapsayıcılığına ilişkin eksiklikler olduğu görüşündedir.Senaryoların doğal ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik yaklaşımının değerlendirilmesi: Plan açıklama raporunda belirtilen senaryoların hazırlanma sürecine ve nesnel temellerine ait veriler bulunamadığı ve senaryoların plana yön veren mekansal kararlarla olan bağlantısı izlenemediği için, söz konusu senaryoların korunması gereken alanlarla ilişkili olarak değerlendirmesini yapmak olanaklı olmamıştır. Ancak Kurulumuz, davaya konu Çevre Düzeni Planının koruma yaklaşımına ilişkin genel bir değerlendirmeyi, senaryolar özelinde olmadan, aşağıda yapmaktadır.Plan açıklama raporunda yer alan “...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir…” açıklaması olumlu bir planlama yaklaşım ve amacını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede belirlenen plan hedeflerinin de mevzuattaki tariflerle uyumlu olduğu da yukarıdaki bölümde belirtilmişti.Ancak dava konusu planın mekansal kararları plan paftası üzerinde incelendiğinde, planlama alanında belli bölgelerde koruma-kullanma dengesinin nasıl sağlanacağı konusunun yeterince irdelenmediği; bu açıdan planın ana amaç ve hedefleriyle tutarsızlıklar olduğu görülmektedir. Buna ek olarak, planda yer alan arazi kullanımları arasındaki mekansal ve çevresel ilişkilerin yeterince irdelenmediği, belli gelişim alanlarının doğal alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukların ayrıntılı şekilde ele alınmadığı gözlemlenmiştir.Planlama alanında doğal ve tarihi sit alanlarının, koruma alanlarının yerlerinin saptanması ve gösterilmesi olumlu bir yaklaşım olmakla beraber; planda önerilen bazı sanayi ve kentsel gelişim alanlarının bu doğal ve tarihi değerlerle olan ilişkisinin yeterince irdelenmediği; gelişme alanlarının koruma statülü alanlar üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilere yönelik mekansal stratejiler üretilmediği görülmektedir (Örneğin; bu bölgeler arasında yeşil alanlarla sağlanabilecek geçiş bölgeleri (ara yüzler) oluşturulmaması, vb.).Farklı senaryo hedeflerinin aynı sonuca ulaşması: Davacı tarafın senaryolarla ilişkilendirdiği “farklı senaryoların aynı sonuçlara ulaşması” konusu bu bağlamda anlamlı bir değerlendirme alanı oluşturmamaktadır. Senaryolara ilişkin içerik hazırlanma süreci ve içerik bilgisine sahip olunmadan senaryoların sonuçlarıyla ilgili bir tartışmayı karara bağlamak doğru olmayacaktır. Plan senaryolarına ilişkin bir değerlendirmenin senaryolarının oluşum süreci, senaryolar temel alınarak üretilen mekansal kararlar ve bu kararlar arasındaki tutarlılık bağlamında irdelenmesi daha doğru bir yaklaşım sunacaktır. Davaya konu olan Çevre Düzeni Planı üzerinde yapılan genel ve özel değerlendirmeler böyle bir yaklaşım çerçevesinde üretilmiştir.• Çevre Düzeni Planının esnekliğine ilişkin değerlendirmelerPlan kararlarının esnek bir yapıda olması plan hedeflerine ulaşmak için izlenen yolda beklenmedik koşulların oluşması durumunda (doğal afetler, ekonomik krizler, salgın hastalıklar, vs.) planın amaçlarından ve hedeflerinden sapmadan ilerlemesini sağlayan olumlu bir özelliktir. İddialarda dile getirilmiş olmasa da Kurulumuz davaya konu olan planın esneklik özellikleri taşımadığını belirtmek gereği duymuştur.Plan kararları, belirlenen amaç ve hedeflere ulaşmak için gerçekleşecek mekansal müdahaleleri tanımlamaktadır. Amaç ve hedeflerin sonsuz olanaklar yelpazesinden seçilmiş olması plan yapılan alana yönelik güçlü ve zayıf yönler ile bu alanı etkileyen olanaklar ve tehditlerle ilişkilidir. Dava konusu planın- Gelişim olanaklarının değerlendirilmesi- Koruma-kullanma dengesinin sağlanması- Bütüncül gelişimin sağlanması- Yerleşim düzeni ve kademelenmesinin oluşturulması- Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerin korunması ve geliştirilmesi yönünde bir yaklaşım geliştirme amacında olduğu söylenebilir. Burada planda mekânsal gelişim ve yatırım olanakları ile doğal ve kültürel değerlerin korunması yönünde denge kurulması amacı çok açıktır. Ne var ki Plan Açıklama Raporunun amaçlar ve hedefler bölümünde belirtilen yukarıdaki amaç ve hedefler raporun sonraki bölümleriyle tutarlılık göstermemektedir. Yukarıdaki amaçlara göre belirlenmesi gereken nüfus öngörüleri, ulaşım, sektörel ve kentsel gelişim kararları ile koruma müdahaleleri, plan kapsamında ne sözel ne de mekansal olarak geliştirilmiştir. Örneğin raporda sıklıkla sözü edilen “koruma-kullanma dengesi” kavramıyla mekansal politikalar ve müdahaleler ilişkilendirilememiştir. Benzer kopuklukların yerleşim kademelenmesi ile nüfus kestirimleri arasında, yerleşim düzeni ile ulaşım olanakları arasında, kentsel ya da sektörel gelişim önerileri ile doğal ve tarihi sit alanları arasında da bulunduğu da görülmektedir.Amaçlar, hedefler, mekansal politikalar ve mekan kullanım kararları arasındaki kopukluk, plan bütününde hangi alanlarda ne tür gelişimlerin olması ya da olmaması gerektiğiyle ilgili karar üretimini de etkilemektedir. Plan genelinde nüfus gelişimi konusunda var olan eğilimlerin izleniyor olması, kentsel alan ve sanayi gelişiminin de plan kapsamındaki hemen hemen tüm yerleşimler için benimsenmiş olması, doğal ve tarihi sit alanlarına ilişkin olarak belirlenen sınırların kabulü dışında bir koruma stratejisinin belirtilmemesi, planın çeşitli yerlerinde koruma alanlarını tehdit edici gelişimlerin önerilmesi; plan kapsamında ilkesel düzeyde benimsenmiş olan “koruma-kullanma dengesi” yaklaşımının “kullanma” lehine sonuçlandığı izlenimini doğurmaktadır. Buna ek olarak, kullanıma ilişkin yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda tanımlanacak olması ve önerilen gelişmelerin olası etkilerinin de ilgili başka kuruluşlarca araştırılacak olması mekansal gelişimler ve bu gelişimlerin sosyal ve çevresel etkileri üzerindeki belirsizliği artırmaktadır. Bu nedenlerden dolayı, Bilirkişi Kurulumuz davaya konu Çevre Düzeni Planı’nın “koruma-kullanma dengesi” yaklaşımını olumlu bulmakla birlikte, ancak belli kesimlerdeki plan kararlarının bu yaklaşımın sağlanmasını zora sokacak şekilde “kullanım” kararları lehine bir esneklik oluşturduğunu gözlemleyerek,, planın koruma-kullanma dengesini sağlama konusunda şehircilik ve planlama ilkeleriyle çeliştiği görüşünü benimsemiştir.• Planın nüfus kestirim yöntemine ve sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerHer ölçekte ve nitelikte mekansal plana ilişkin değerlendirmeler yapılırken gözetilen en önemli konulardan biri nüfusun mekansal dağılımı ile mekansal gelişim kararları arasında kurulan ilişkilerdir. Kentsel gelişim alanlarının, üretim ve tüketim alanlarına ilişkin önerilerin ve ulaşım altyapısına ilişkin kararların değerlendirilmesi nüfus gelişimine paralel şekilde gerçekleşmektedir. Davaya konu Çevre Düzeni Planı, nüfus kestirimlerine ilişkin nesnel ve bilimsel bir yöntem sunmamaktadır. Plan yapım aşamasında farklı senaryolara göre farklı nüfus kestirim yöntemlerinin belirlenmesi, bu yöntemler arasında yapılacak seçimin mekansal kararlarla ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Ancak incelenen plana ilişkin Plan Açıklama Raporunda nüfus kestirimleri yapılırken nasıl bir yöntemin izlendiğiyle ilgili bilgi bulunmamaktadır.Davalı idarenin konuya ilgili verdiği yanıt iptal edilmiş bir planın nüfus kestirim yöntemlerine atıfta bulunmaktadır. Ne var ki, hazırlanmış bir planın raporuyla birlikte bir bütün oluşturduğu ve plan kararlarına ilişkin gerekçelerin aynı planın raporunda bulunması gerekliliği Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Mekânsal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslarla ilgili 3. bölümünün 7. maddesinin b bendinde açıkça dile getirilmektedir. İlgili bent şu şekildedir:“Planlar; pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütündür.”Bunun yanında atıfta bulunulan plan yasal süreçler içinde iptali gerçekleşmiş bir plandır. İptal edilen planların iptal nedenleri de gözetilerek yeniden değerlendirilmesi gerekliliği bulunurken nüfus gibi önemli bir konuda iptal edilmiş bir plana doğrudan atıfta bulunmak Kurulumuzca olumlu değerlendirilmemiştir. Yukarıda anılan yönetmeliğin aynı bölüm ve maddesinin f bendi iptal edilen planlarla ilgili izlenecek sürece ilişkin şu tanımı yapmaktadır;“Planların iptal edilmesi halinde, daha önce alınan kurum ve kuruluş görüşleri ile birlikte yapılan analiz ve sentez çalışmaları yeni plan hazırlanmasında bu Yönetmelik kapsamında yeniden değerlendirilir.”Davalı idarenin dava kapsamında verdiği yanıtlarda alt ölçek plan nüfus kestirimlerinin de dikkate alındığına ilişkin bir açıklama bulunmaktadır. Ancak hangi planların, hangi nüfus kabulünün esas alındığı bilinmemektedir. Özetle, davaya konu planın nüfus kararlarının dayandığı kuramsal zemin bilinmeden davaya konu Çevre Düzeni Planının nüfus kararları ile iktisadi ve toplumsal sektörler ile kentsel gelişim arasında bir bağlantı kurmak olanaklı olmamaktadır. Davacı tarafın nüfus kestirimleri ve nüfus ile kentsel gelişim önerileri arasındaki ilişkilere yönelik iddia ettiği belirsizlikler Kurulumuzca haklı bulunmuştur.• Kentsel gelişim ve nüfus kestirimleri ilişkisi üzerine değerlendirmelerNüfus kestirimlerine ilişkin değerlendirmede de belirtildiği üzere plana ilişkin her türlü mekansal kararın bu kararı yaşama geçirecek nüfusla ilişkili olarak kurgulanması gerekmektedir. Davaya konu planın nüfus kestirimlerinde izlenen yöntem ve elde edilen sonuçlar yalnızca planın nüfus öngörülerine ilişkin belirsizlik oluşturmamakta, plan kapsamında bulunan yerleşimlerin gelişim alanlarına ilişkin de temel kabullerin oluşmasını olanaksız hale getirmektedir. Başta kentsel gelişim alanlarına ilişkin öngörüler olmak üzere, sanayi ve turizm alanı öngörülerinin büyüklüklerinin, niteliklerinin ve bu alanlar içinde gerçekleşecek yapılaşma koşullarının da nüfusla ilişkili olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Üstelik değerlendirmeye konu olması gereken özellik yalnızca nüfus büyüklüğü değil, nüfusun genel niteliklerini yansıtan sosyal ve demografik yapı da olmalıdır. Plan, bu konularda da kararları gerekçelendirmeye yarayacak bilgiyi sunmamaktadır. İzmir-Manisa bölgesi gibi doğal ve kültürel alanların yoğunluğu açısından önemli potansiyeller taşıyan, bu alanların korunması açısından ise büyümesinin sınırlarına ulaşan bir coğrafyada alınan kararların bilimsel zeminde her yönüyle kapsamlı şekilde irdelenerek alınması çağdaş planlama yaklaşımının bir gereğidir. Bilirkişi Kurulumuz, davaya konu planın nüfus kestirimleri ve mekansal gelişim önerileri ilişkisinin anılan nedenlerle şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede; Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.2872 sayılı Çevre Kanununun 9/b maddesi ve █████/2018 tarihinde yürürlüğe giren 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca bölge ve havza bazında çevre düzeni planı yapma konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilendirildiğinden, bu yetki çerçevesinde davalı Bakanlıkça dava konusu çevre düzeni planının hazırlanarak onaylanmasında yetki yönünden mevzuata aykırılık bulunmamaktadır. Öte yandan 5393 sayılı Belediye Kanununun 18. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca belediyelerin il çevre düzeni planı yapmak ve onaylamak yetkisinin bulunduğu açıktır. Ancak Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. maddesinin 4. fıkrasının hükmü uyarınca plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza başlığındaki çevre düzeni planlarına uygun olması zorunludur. Çevre düzeni planları varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlardır.Bu doğrultuda çevre düzeni planında plan kararları oluşturulurken, nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim ve sanayi alanlarının gelişme yönünün belirlenmesi sırasında, tarım alanları, orman alanları, meralar, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapının korunmasına ilişkin kararların dikkate alınması diğer bir ifade ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir. Dolayısıyla, çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur.Nitekim çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir. Bu aşamada, davacı tarafından, çevre düzeni planını oluşum sürecinde kurgulanan senaryoların hazırlanış yöntemi, hangi paydaşların sürece dâhil edildiği, senaryo hedefleri arasındaki ayrılıklar ve seçilen senaryonun doğal değerleri gözetmedeki eksiklikler, münferit yatırım olanaklarını değerlendirmek amacıyla esnek bir yapıda bırakılması yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde; davaya konu planın farklı sektörlere ilişkin politikalar içerdiği, davacının ileri sürdüğü bu itiraz konularında noktasal ve somut itirazlarının bulunmadığı, bilirkişi kurulunun genel tespitlerinin ise planın bir eleştirisi olabileceği, iptal nedeni olmadığı, bu itibarla planı hukuka aykırı kılmadığı, dava konusu plan ile korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir.Öte yandan davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.13 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir. Yine plan notlarının 4.6 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları: bu planla belirlenmiş kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları ile bu alanlarla bütünleşen kentsel kullanım alanları olarak, 4.7 sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar ise: büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmış; 4.8 sayılı maddesinde, kentsel gelişme alanları, bu planın hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile ilke ve stratejilerine göre bu planla kentsel yerleşime uygun bulunan kentsel kullanımların gerçekleşeceği alanlar olarak tanımlanımş, 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesislerinin, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı düzenlemesine yer verilmiştir.Yukarıda aktarılan plan notları ve çevre düzeni planının niteliği gereği çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği kuşkusuzdur.Öte yandan dava konusu planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir.Plan Açıklama Raporunda "Hedefler" başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır: • Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek.Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planın plan pafta ve gösterimleri ile plan notları incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu görülmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği görülmüştür. Dava konusu planın 7.10 sayılı plan notunda, "Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili olarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır." düzenlemesi yer almaktadır.Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz." kuralı, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir." kuralı ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır." kuralları yer almaktadır. Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı sonucunu doğurmayacağı anlaşılmaktadır.Bu bakımdan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek kentsel gelişme alanlarının şematik olarak belirlenmesinde tarım arazileri gibi korunması gerekli alanların ise ilgili oldukları mevzuat uyarınca alt ölçekli planların onaylanması aşamasında ilgili kurum görüşlerine göre yapılaşmaya açılabileceği dikkate alındığında çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine ve şehircilik esaslarına aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dava konusu planın hazırlanma yönteminde yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği ve Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında toplanan veriler dikkate alınarak hazırlandığı, bu nedenle planın araştırma ve analiz yapılmadan, veri toplanmadan ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmadan yapıldığına ilişkin iddiaları kanıtlayan somut verilerin oluşmadığı ve bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. B-Dava dilekçesinde bu aşamadan sonra 16 madde halinde davaya konu çevre düzeni planının çeşitli bölgelerine ilişkin getirilen kullanım kararlarına yönelik olarak itirazlar sıralanmış ve iptali istenilmiştir. Söz konusu itirazlara, buna karşılık davalı idarece yapılan savunmalara ve bilirkişi raporunda yer verilen tespit ve değerlendirmeler ile Dairemizce yapılan değerlendirmelere ve ulaşılan sonuçlara aşağıda maddeler halinde aynı sıra ile yer verilecektir.İtiraz-1Dava dilekçesinde;Torbalı-Çaybaşı arasında kalan kentsel gelişme alanı 1/25.000 ölçekli plan dikkate alınarak daralırken kentsel yerleşik alanın boş ve yapılaşmamış tarım alanlarına doğru genişlediği, yapılaşmamış alanın neden yerleşik alan olarak gösterildiğinin anlaşılamadığı ileri sürülmüştür.Savunmada;İddiaya konu olan bölge █████/2015 onay tarihli çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı iken Fetret Çayı’nın çevresinin tarım arazisi olarak düzenlendiği, diğer kısmın ise, içinde yer yer boşluklar bulunmasına rağmen yapılaşmış alanların da bulunması nedeniyle çevre düzeni planı gösterim tekniği ve hassasiyeti göz önünde bulundurularak kentsel yerleşik alan olarak düzenlendiği, davacının itirazının var olan durumu dikkate almadan yaptığı savunulmaktadır.Bilirkişi raporunda;"Torbalı ile Çaybaşı yerleşimleri arasında kalan alana ilişkin geliştirilen planlama kararları ve güncel uydu görüntüleri aracılığıyla değerlendirilmiştir. Söz konusu yerleşimler arasında kalan alanın yapılaşmaya konu olmadığı ve alanda büyük oranda tarımsal faaliyetin yer aldığı görülmüştür. Tarım alanlarının korunması, açık alan ve üretim alanları arasındaki sürekliliğin sağlanması ve yerleşim yerlerinin sağlıklı bir biçimde gelişimi göz önünde bulundurulduğunda, uyuşmazlığa konu alanın gelişmeye açılmaması uygun bir planlama yaklaşımı olacaktır. İdarenin “planlama ölçeği ve gösterim dilinin soyutluğu üzerinden” sunduğu savunma, tarımsal alanların korunması ve yerleşim yerlerinin büyüme şekli ve yönüne ilişkin önemli bir karar içermesi nedeniyle geçerli bulunmamıştır. Bilirkişi Kurulumuz uyuşmazlığa konu olan alanın davaya konu 10.10.2018 tarihli plandaki (ve sonrasında 07.07.2020 tarihli planda da aynı şekilde kabul edilen) kentsel yerleşik alan gösteriminin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen "kentsel yerleşme alanlarının", bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı düzenlenmiştir.Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın bir kısmının, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel yerleşik alan kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-2Dava dilekçesinde;Seferihisar ilçesi, Sığacık Mahallesinde marinanın güneyinde kalan kısımda “tercihli kullanım alanının” dava konusu plan değişikliğiyle daraltıldığı, ancak belirtilen kullanım alanına bitişik yolu referans alarak karşılaştırıldığında, tercihli kullanım alanının notasyon olmaması nedeniyle orman olduğu tahmin edilen alana doğru genişletildiği ileri sürülmüştür.Savunmada;Seferihisar ilçesi Sığacık Mahallesinde plana işlenmiş olan “tercihli kullanım alanı”nın İzmir Büyükşehir Belediyesinin talebi doğrultusunda, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da bulunması ve var olan yapılaşmış bölge içinde olması nedeniyle gerçekleştiği, alanın yapılaştığı ve orman alanıyla bir ilişki içinde bulunmadığı savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Sığacık Mahallesi’nde bulunan ve marinanın güneyinde kalan tercihli kullanım alanı, davaya konu plan üzerinde ve güncel uydu görüntüsünde incelenmiştir. Uyuşmazlık konusu alanın, güney, güney batı ve güney doğu yönlerinden arkeolojik sit alanlarının, alanın batı tarafında ise orman alanının bulunduğu görülmüştür. Orman alanı gösteriminin bir önceki plan olan 16.11.2015 tarihli plana göre küçültüldüğü de saptanmıştır. Orman alanlarının yapılaşmaya konu olması planlama esaslarına ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu gibi çevre düzeni planından beklenen koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesiyle de bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Dava konusu planın 4.49 sayılı plan notunda, orman alanları, 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca saptanmış ve saptanacak alanlar olarak tanımlanmış, 5.1.2 sayılı maddesinde orman alanlarının korunması koruma ilkeleri arasında sayılmış, 7.43 sayılı maddesinde, bu plan sınırları içindeki tüm orman sayılan yerlere ve orman alanlarına ilişkin konularda 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca uygulama yapılacağı belirtilmiş, 8.11.1 sayılı maddesinde, bu planda orman alanı olarak gösterilen alanların, devlet ormanları, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlar, özel ormanlar ve muhafaza ormanları olduğu ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine tabi alanlar olduğu, 8.11.2 sayılı maddesinde, planlama bölgesi içindeki orman alanlarının, orman amenajman planları esas alınarak bu plana işlendiği, 8.11.3 sayılı maddesinde, orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında orman kadastro sınırlarının esas alınacağı ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.Plan notlarında belirtildiği üzere davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi planda orman olarak gösterilmekle beraber statüsü orman olmayan alanların orman olarak kullanılamayacağı, imar planlarının yapımı sırasında orman alanı sınırlarının orman kadastro sınırları esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu açıktır. Bu bakımdan davacının itirazı alt ölçekli imar planlarının konusuna girmekte olup, uyuşmazlığa konu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek stratejik nitelikte mekansal bir alana yönelik kullanım kararı olmadığı, dava konusu çevre düzeni planında orman alanlarının korunmasına yönelik stratejisine uygun biçimde şematik olarak gösterilen orman alanında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-3Dava dilekçesinde;Menderes ilçesi, Özdere Mahallesinin güneybatısında belirlenen kentsel gelişme alanının kaldırıldığı, buna rağmen mahalleyi Özdere-İzmir Caddesine bağlayan Alimoğlu Caddesi’nin iki kenarının da “kentsel yerleşik alan” olarak gösterilmeye devam ettiği, uydu görüntüsüyle karşılaştırıldığında alanda yapılaşma görülmediği ileri sürülmüştür.Savunmada;Özdere Mahallesinin güneybatısında yer alan kentsel gelişim alanı kaldırılmakla birlikte, alanın güneyinde bulunan tercihli kullanım alanları ile işlev bütünlüğünün kurulması amacıyla yol kenarında kentsel yerleşik alan gösteriminin korunduğu ve söz konusu yerleşik alanın plan değişikliği sınırı dışında olduğu savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu alana ilişkin plan gösterimleri, güncel uydu görüntüsü ve keşif sırasında yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Uydu görüntüsü incelendiğinde, Alimoğlu Caddesi’nin kuzey tarafında yapılaşma bulunduğu, yolun ve yerleşim yerinin güneyinde çok seyrek bir yapılaşmanın olduğu görülmüştür. Aynı caddenin güneye doğru devam eden kesiminde ise, planda kentsel yerleşik alan olarak gösterilen yerde hiç bir yapılaşmanın olmadığı tespit edilmiştir. Yapılaşmamış bir alanın yapılaşmış gibi gösterilmesi doğru bir gösterim omadığı gibi, kentsel gelişimin bu yönde oluşmasını da tetikleyecektir. Bu nedenle, söz konusu işlem şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır."görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarım alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-4Dava dilekçesinde;Urla ilçesi merkez yerleşim alanında kentsel gelişim alanının yeniden düzenleme sonucunda daraltıldığı, bu durumun planlamaya uygun olduğu, ancak, Yelaltı Mahallesinin güneyinde kalan kısmında kentsel yerleşik alanın büyütüldüğü ve yapılaşmamış olan alanın kentsel yerleşik alan olarak gösterildiği ileri sürülmüştür.Savunmada;Urla İlçesinde yer alan kentsel gelişim alanlarının İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yapılan görüşmeler sonucunda 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak daraltıldığı, Yelaltı Mahallesinde ise var olan durumda kentsel gelişme alanı olarak gösterilen ve bu süreçte yapılaşması tamamlanmış bölgenin kentsel yerleşik alan sınırı içine dahil edildiği, böylelikle uygulama ve işlev bütünlüğünün sağlanmasının amaçlandığı, davacının yapılaşmadığını iddia ettiği alanın büyük ölçüde yapılaştığı savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu işlem, bu alana ilişkin 10.10.2018 tarihli ve 07.07.2020 tarihli plan kararları, güncel uydu görüntüsü ve keşif sırasında yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Yelaltı mahallesinde oldukça dağınık özellik gösteren bir yapılaşma bulunmaktadır. Davaya konu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı kapsamında gösterilen yerleşik alanın Şekil 8’de (1), (2) ve (3) olarak işaretlenen kesimleri de kapsayacak şekilde genişletildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra, hem dava konusu 10.10.2018 tarihli planda, hem de bunu izleyen 07.07.2020 tarihli planda kentsel yerleşik alanının batısında (4) ile gösterilen konumda “kentsel gelişme alanı” önerildiği görülmektedir.10.10.2018 tarihli dava konusu planda önerilen, Şekil 8’de (4) ile işaretlenen bölgedeki “kentsel gelişme alanı” kullanımı, Urla yerleşik alanının doğusunda, tarım alanları arasında bir bölgede önerilmiştir. Plan kapsamında önerilen “kentsel gelişme alanı” (4) dağınık ve birbirinden kopuk olarak gerçekleşen yerleşim düzenini cesaretlendirir niteliktedir. Bu durum bir yandan dava konusu planın plan açıklama raporunda sunulan “dağınık yerleşimlerin düzenlenmesi” ve “koruma-kullanma dengesinin sağlanması” yönündeki amaçlarla aykırılık taşırken, diğer yandan değerli tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasını da özendirmektedir.Söz konusu alanın büyüklüğüne dayanak olacak bir nüfus kestirimi plan açıklama raporunda bulunmamaktadır. Bilirkişi kurulumuz, anılan nedenlerden dolayı söz konusu plan kararının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı görüşündedir.Diğer yandan, 10.10.2018 tarihli planda bulunmayan, ama 07.07.2020 tarihli plan gösterimine eklenen “kentsel yerleşik alan” kullanımının güney uzantısının (3) uydu fotoğrafları aracılığıyla değerlendirilmesi sonucunda plandaki bu gösterimin var olan durumu yansıtmadığı anlaşılmıştır. Söz konusu alanda birbirinden kopuk biçimde gelişmiş birkaç site gelişiminin dışında yerleşim bulunmamaktadır. Çevre düzeni planı gösteriminin bu şekilde gerçekleşmesi doğru değildir, durum şehircilik ve planlama ilkelerine aykırılık taşımaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Dava konusu alanın bulunduğu bölgede 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da kentsel yerleşik alan gösterilmiştir. Söz konusu alanın, konumu ve büyüklüğü, iki çevre düzeni planı arasındaki ölçek farkı dikkate alındığında dava konusu planı kusurlandırabilecek nitelikte bir farklılık olmadığı gibi yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında yerleşme alanı komşuluğunda ve mevcut yapılaşmaların olduğu bir alanda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel yerleşmenin yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alanın tarım arazisi olması durumunda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır. Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-5Dava dilekçesinde;Yunusemre ilçesi, Üçpınar yerleşim alanının güney batısında ve tarım alanlarının bulunduğu bölgede yer alan kentsel gelişim alanının kaldırılmasının olumlu bulunduğu, ancak Üçpınar yerleşik alanının genişletildiği ve yapılaşmamış alanın neden yerleşik alan olarak gösterildiğinin anlaşılamadığı, plan değişiklikleri arasında plan ana kararları, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve imar mevzuatına aykırılıklar bulunduğu ileri sürülmüştür.Savunmada;Dava konusu Üçpınar Mahallesinde Manisa merkez kentten kopuk nitelikteki yaklaşık 220 ha. büyüklüğündeki kentsel gelişim alanının kaldırıldığı, bu alanların var olan arazi kullanım kararları doğrultusunda tarım arazisi olarak düzenlendiği, bununla birlikte Yunusemre Belediyesinin █████/2015 onay tarihli çevre düzeni planına yaptığı itiraz dikkate alınarak Üçpınar Mahallesi kentsel yerleşik alanı sınırlarının yeniden düzenlendiği, davacının onaylı plan sınırlarını dikkate almadan yaptığı itirazın anlaşılamadığı savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri ve güncel uydu görüntüsü üzerinde yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Davaya konu 10.10.2018 tarihli plandaki kentsel yerleşik alan kullanımı, İnönü Caddesi ile Fevzi Çakmak Caddesinin kesiştiği alanın güneyinde ve İnönü Caddesinin güney kesiminde yol boyunca yer almaktadır. Ancak uydu görüntüsü incelendiğinde, İnönü Caddesi ile Fevzi Çakmak Caddesi’nin kesiştiği noktanın güneyinde ve İnönü Caddesi’nin güney tarafında (2 sayısı ile gösterilen konumda) yol boyunca yerleşik alan bulunmadığı saptanmıştır. Daha alt ölçeklerde önerilmiş olan mekansal planların kabullerinin davaya konu Çevre Düzeni Planı kapsamında sorgulanmadan kabul edilmesi doğru bir planlama yaklaşımı değildir. Alt ölçekli mekansal planları yönlendirme rolü olan çevre düzeni planlarının var olan duruma ilişkin kontrolleri yaparak, varsa hataları düzeltmesi, daha genel anlamda ise aldığı kararlarla alt ölçekli planları yönlendirmesi gerekmektedir. Var olan durumda alt ölçekli bir planın Çevre Düzeni Planını yönlendirdiği, üstelik bu yönlendirmeyi gerçek olmayan bilgiler doğrultusunda yaptığı görülmektedir. Bu nedenle dava konusu işlem, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarım alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-6Dava dilekçesinde;Karşıyaka ilçesi Mavişehir Mahallesi kıyı kesimine yat sembolü eklediği, söz konusu plan değişikliğinin Gediz Deltasına bitişik alanda yer aldığı, yat limanı ile birlikte gelecek yoğunluğun Gediz Deltası ve Kuş Cennetini etkileyeceği, plan açıklama raporunun 4.6 Doğal-Kültürel Değerlere İlişkin Kararlar bölümünün Gediz Deltası kısmında “Gediz Deltası: Planlama bölgesi sınırları içindeki en önemli sulak alan, Uluslararası öneme sahip, Ramsar Alanı olan ve İzmir Kuş Cenneti olarak da bilinen Gediz Deltası'dır. Bu alanda bozulmaya neden olabilecek türden gelişme karorlarının, özellikle İzmir merkez kentin bölgeye yönelen gelişmesinin durdurulması, delta üzerinde baskt oluşturacak kararların alınmaması temel ilke olarak kabul edilmiştir. Söz konusu alana ilişkin koruma ve kullanma kararlarının, bu alan için hazırlanmış olan sulak alan yönetim planı çerçevesinde belirlenmesi öngörülmüştür. Sulak alanın bulunduğu bölge aynı zamanda doğal sit alanı olarak ve yaban hayatı geliştirme bölgesi olarak koruma altındadır.” ifadeleri yer aldığı, söz konusu plan değişikliğinin planın koruma hedefleri ve Gediz Deltasına ilişkin plan kararlarıyla da çeliştiği ileri sürülmüştür.Savunmada;Karşıyaka ilçesi, Mavişehir Mahallesinde yer alan yat limanının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının talebi doğrultusunda önerildiği, yat limanı sembolünün bulunduğu bölgenin, Gediz Deltası Sulak Alan Tampon Bölgesi sınırları dışında yer aldığı, aynı zamanda yat limanı sembolünün kara kesiminin kentsel yerleşik alan niteliğinde olduğu, plan paftalarında gösterimi sembolle yapılan plan kararlarına ilişkin Çevre Düzeni Planında "7.48. Bu planda sembol olarak gösterilen kullanım türlerinde, sembolün bulunduğu alan planın ölçeği gereği yer seçimi kararı verilmiş kesin alan olmayıp bu kullanıma ilişkin yer seçimi ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda çevre imar bütünlüğü dikkate alınarak alt ölçekli planlarla yapılabilecektir. Ayrıca bu planın ölçeği gereği arazi kullanım türünün ve sınırlarının gösterim tekniği nedeniyle (sembol, yol vb.) algılanamadığı alanlarda, bu planın diğer hükümleri dikkate alınarak alt ölçekli planlarda yetkili idarelerce kullanım kararı belirlenir." genel hükmünün bulunduğu, anlaşılacağı üzere sembolle gösterimi yapılan yat limanı kararının sınırlarının alt ölçekli planlarda çevre imar bütünlüğü ve ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak uygun görüşler doğrultusunda belirlenmesi gerektiği, davacı tarafından sulak alan ve hatta sulak alan tampon bölgesi sınırları dışında olduğu bilinmesine rağmen yat limanı sembolünün Gediz Deltası Sulak Alanı ile ilişkilendirilmesinin hangi gerekçeyle yapıldığının anlaşılamadığı savunulmuştur. Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, davaya konu plan, güncel uydu görüntüsü ve keşif sırasında yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Davaya konu planda liman/liman geri sahası sembolünün eklendiği nokta, batı yönünde sulak alan koruma bölgesi niteliğinde olan (mavi noktalarla tanımlanan sınır) sazlık bataklık alana komşudur. Davalı idare, Yat Limanı sembolünün bulunduğu bölgenin, mavı noktalarla ifade edilen Gediz Deltası Sulak Alan Tampon Bölgesi sınırları dışında yer aldığını belirtmektedir. Ancak bilindiği gibi, mekansal kararlar bulundukları konumları itibariyle, komşuluğundaki alanlarla etkileşim halindedir. Diğer bir deyişle, herhangi bir mekansal kararın alındığı bağlam önemlidir. Planlama pratiğinde, arazi kullanım kararları, çevresinde bulunan kullanımlardan bağımsız olarak verilemez. Bu nedenle, yat limanı kararının sulak alan tampon bölgesi sınırının dışında kalması, bu kararın alınabilmesi için tek başına yeterli bir parametre değildir. Hassas bir ekosistem olan sulak alanların üzerindeki etkilerin ayrıntılı olarak incelenmesi ve değerlendirmesi esas olmalıdır.Balıkçı barınağı/yat limanı kullanım kararı, bölgesel anlamda etki edebilecek nitelikte bir karardır. Davalı idarenin belirttiği gibi gösterim ölçeği gereği semboliktir ve 1/100.000 ölçekli planda kesin bir yer tanımlamamaktadır. Ancak davaya konu plan kararının, bu ölçekte konumu net olarak belirlenmese de, körfez yapısı içinde olduğu ve koruma bölgesi niteliğindeki sazlık-bataklık alana komşu olduğu yadsınamaz. Bu nedenle, hassas bir ekosistemin komşuluğunda yer seçmesi öngörülen söz konusu kullanımın çevresiyle olan ilişkisi, çevre düzeni planı kapsamında mutlaka irdelenmeli, ekoloji ve çevre alanından uzmanların görüşlerine dayandırılmadan bu tür bir karar alınmamalıdır.Balıkçı barınağı/yat limanı işlevi, gerek alyapısı gerekse işletim sisteminin oluşturacağı dışsallıklar nedeniyle dikkatle ele alınması gereken bir kullanımdır. Bu kullanım kararı, bölgede toplumsal ve ekonomik etkiler yaratacak nitelikte bir karardır. Ancak davaya konu 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı’nın Plan Açıklama Raporunda, balıkçı barınağı/yat limanı önerisine ilişkin herhangi bir toplumsal, ekonomik ve çevresel etki değerlendirme çalışmasına rastlanmamıştır. Bu kararla birlikte düşünülmesi gereken ulaşım ilişkilerine ilişkin bir çalışmaya da yer verilmemiştir. Toplumsal ve ekonomik boyut bir yana, çevresel boyut dikkate alındığında, alana ilişkin uydu görüntüsünden, önerinin yapıldığı körfezin sazlık- bataklık alanla ilişkisinin nasıl bir süreklilik içinde olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan plan önerisinin bu bütünlükle birlikte düşünülmesi gerekmektedir. Davaya konu planın Plan Araştırma Raporunda, dava konusu kararın önemli bir ekosistem olan sazlık/bataklık alan üzerindeki etkilerinin değerlendirilmemesi, konuyla ilgili uzman görüşlerinin yer almaması, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmamaktadır. Plan Hükümlerinde de, balıkçı barınağı/yat limanının bu ekosistem üzerindeki etkilerine yönelik önlemler yer almamaktadır.Liman kararı, stratejik öneme sahip bir karar olarak öncelikle üst ölçekli mekansal planların konusudur. Çünkü bu tür kullanımlar, bir yerleşimin sadece iç ilişkilerini değil, bölgesel ilişkilerini de etkileme kapasitesine sahiptir. Dolayısıyla, balıkçı barınağı/yat limanı gibi bölgesel etki kapasitesine sahip kullanım önerilerine ilişkin araştırmaların alt ölçeklerde yapılacağına ilişkin görüş, plan kademelenmesi ve planların kademeli birlikteliği ilkesiyle çelişmektedir. Üst ölçekli bir plan olan Çevre Düzeni Planı’nın alt ölçekli planları yönlendirmesi gerekmektedir. Bu yönlendirme kapsamında kullanım önerilerinin gerekli araştırma çalışmalarının yapılarak sunulması önemlidir. Çevre Düzeni Planı’nda önerilen bir kullanım kararın araştırma çalışmalarının alt ölçekli planlar kapsamında yapılmasını beklemek kuramsal ve pratik açıdan yanlıştır. Dava konusu karara ilişkin planlama sürecinde toplumsal, ekonomik araştırma ve değerlendirmelerin eksik olması, ulaşım ilişkilerinin irdelenmemesi, söz konusu kararın yakın çevresindeki hassas ekosistemle olan ilişkisini ve etkilerini irdeleyen bir bilimsel araştırma ve değerlendirme çalışmasının yapılmaması nedeniyle, söz konusu balıkçı barınağı/yat limanı önerisi şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Dairemizce yapılan değerlendirmede;Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.45 sayılı maddesinde; mevcut ve kurum görüşlerine göre işlenen ulaşım altyapısı dışında, bu planla önerilen havaalanı, demiryolu ve karayolu güzergahları ile iskele ve balıkçı barınakları şematik olup bu kullanım kararlarının işlerlik kazanabilmesi için ilgili kuruluşlarca yatırım programına alınması gereklidir. Bu planın onayından sonra karara bağlanacak olan yatırımlar bu planın ilkeleri doğrultusunda bu plana işleneceği, 7.48 sayılı maddesinde; bu planda sembol olarak gösterilen kullanım türlerinde, sembolün bulunduğu alan planın ölçeği gereği yer seçimi kararı verilmiş kesin alan olmayıp bu kullanıma ilişkin yer seçimi ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda çevre imar bütünlüğü dikkate alınarak alt ölçekli planlarla yapılabilecektir. Ayrıca bu planın ölçeği gereği arazi kullanım türünün ve sınırlarının gösterim tekniği nedeniyle (sembol, yol vb.) algılanamadığı alanlarda, bu planın diğer hükümleri dikkate alınarak alt ölçekli planlarda yetkili idarelerce kullanım kararı belirlenebileceği, düzenlenmiştir.Plan notlarının 8.18.2.1 sayılı maddesinde; bu planda limanlar, yat limanları, çekek yerleri ve balıkçı barınakları büyüklüklerine bağlı olarak alansal veya sembolik olarak gösterildiği, 8.18.2.2 sayılı maddesinde; bu alanlarda yapılaşma koşulları; 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve ilgili Yönetmelikleri çerçevesinde hazırlanacak alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.18.2.3 sayılı maddesinde; bu alanlardaki uygulamalarda varsa bütünleşik kıyı alanı planı kararlarının dikkate alınacağı, düzenlenmiştir.Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen yat limanı sembolünün bulunduğu alanın planın ölçeği gereği yer seçimi kararı verilmiş kesin alan olmadığı, bu kullanıma ilişkin yer seçiminin ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda çevre imar bütünlüğü dikkate alınarak alt ölçekli planlarla yapılacağı dikkate alındığında dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-7Dava dilekçesinde;Kemalpaşa ilçesi Yukarı Kızılca Mahallesi Kurudere'nin kuzeydoğusunda yer alan tercihli kullanım alanı ve golf sahasının yeniden düzenlemesi başlığında yapılan değişiklikle 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında belirtilen alana uyum sağlandığı, ancak aynı yerde bulunan doğal sit alanının gözetilmediği, doğal sit alanlarına ve orman alanlarına bitişik önerilen bu tür kullanımların korunması gereken alanlar üzerinde yapılaşma baskısı yaratacağı ileri sürülmüştür.Savunmada;Davacının itirazına konu olan bölgenin 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı, tescilli doğal sit alanı sınırları ve orman alanı sınırları dikkate alınarak Ek 5’te yer aldığı şekliyle yeniden düzenlendiği, davaya konu olan bölgede doğal sit alanının göz ardı edildiği yanılgısının çevre düzeni planının ölçeğinden kaynaklandığı, bununla birlikte bölgede 6831 sayılı Orman Kanununa tabi orman alanlarının da gösterildiği savunulmuştur. Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri, güncel uydu görüntüsü ve keşif sırasında yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Davaya konu planda, Kurudere yerleşiminin kuzeydoğusunda yer alan ve yapılaşmamış olan alan özel proje alanı sınırları içine alınmış ve tercihli kullanım alanı olarak düzenlenmiştir. Alanın bir bölümü ise golf spor etkinliğine ayrılmıştır. Tercihli kullanım alanının kuzeyinde ve güney batısında doğal sit alanları, kuzey doğusunda Kemalpaşa Savanda Göleti, doğusunda ise tarım alanları bulunmaktadır. Alana komşu olmamakla birlikte, alanın yakın çevresinde pek çok doğal ve arkeolojik sit alanı yer almaktadır.Uydu görüntüsünün incelenmesiyle doğal sit alanlarının bir kısmında, özellikle uyuşmazlığa konu olan alanın kuzeyinde, bir oranda yapılaşmanın gerçekleştiği görülmüştür. Keşif sırasında dava konusu planda tercihli kullanım alanı ve golf sahası olarak önerilen alanın doğal yapısı gözlenmiştir. Zeytin ağaçlarının da yoğun biçimde yer aldığı bu doğal yapı, aşağıdaki fotoğraflarda görülmektedir.Uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanı kararının, bölgedeki doğal alanlar ve tarım alanları ile sit alanları ve gölet çevresindeki doğal yaşam üzerinde olumsuz etki yaratacağı düşünülmektedir. Gerek Kemalpaşa kentsel gelişim alanı, gerekse uyuşmazlığa konu olan tercihli kullanım alanı hiçbir yapılaşmanın olmadığı, gelecekte de önerilen yapılaşmaları gerektirecek destekleyici planlama kararlarının bulunmadığı bir durumu yansıtmaktadır. Kurulumuz, bilimsel ve nesnel gerekçeler sunulmadan önerilen, tarihi ve doğal değerleri tehdit eden bu yaklaşımların planlama esasları ve şehircilik ilkeleri ile bağdaşmadığı görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alan, doğal sit alanı notasyonunda özel proje alanı (golf alanı) ve tercihli kullanım alanında kalmaktadır.İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür. Üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.Dava konusu plan notlarının, 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları, turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmıştır.Plan notlarının 8.2.8.1 sayılı maddesinde; özel proje alanı içinde yer alacak arazi kullanımlarına ilişkin kararlar ve yapılaşma koşulları özel proje alanı özellikleri dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, bu planda değişiklik yapılmaksızın imar planlarında belirleneceği kabul edilmiştir.Yine plan notlarının 8.4.5.1 sayılı maddesinde; tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile sosyal ve teknik alt yapıya ilişkin yapılaşma koşullarının çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde; bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği belirtilmiştir.Plan açıklama raporunda, Kemalpaşa ilçesi ve Yukarı Kızılca mahallesi açısından herhangi bir turizm gelişimine dikkat çekilmediği, öte yandan dava konusu çevre düzeni planı ile belirlenen söz konusu tercihli kullanım alanı ile özel proje alanına ilişkin yer seçimi kararı ile büyüklüğüne yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır. Hükme esas alınabilecek nitelikte bulunan bilirkişi raporundaki tespitler de dikkate alındığında, keşif sırasında yapılan gözlemlerde ve uydu fotoğraflarında açıkça görüleceği üzere alanın, ağaçlık ve orman alanları ile çevrili özgün bir ekolojik dokuya sahip olup, doğal niteliklerini sürdürdüğü, uyuşmazlığa konu kullanımlar ile yapılaşmaya imkan tanındığı, kaldı ki, özel proje alanı içerisinde önerilen golf sahası kararının, detaylı olarak irdelenmesi gerekirken, bu değerlendirmenin de plan açıklama raporunda yer almadığı, sonuç itibarıyla, ekolojik değerlerin ön planda tutulması gereken bu bölgede kentsel gelişmenin önünün açılması ile doğal sit alanı olan yerde koruma kullanma dengesinin bozulmasında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.İtiraz-8Dava dilekçesinde;Kemalpaşa ilçesi, Kurudere Mahallesinin güneyinde kalan 44 ha’lık turizm tesis alanının yeniden düzenlendiği, alanın bir kısmının gelişim alanına dönüştüğü, orman alanına bitişik bu alanın orman alanı üzerinde yapılaşma baskısı yaratacağı ileri sürülmüştür Savunmada;Davacının iddialarının gerek şehircilik ilkeleri gerekse orman mevzuatı açısından bir bağlayıcılığı bulunmadığı, dava konusu bölgede yaklaşık 44 ha. turizm tesis alanının kaldırıldığı, alanın batı kesimindeki 27 ha. alanın Kurudere Mahallesi özel proje alanı içerisinde yer alan golf alanı ve turizm tesis alanı ile birlikte mekansal bütünlük oluşturacak biçimde kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği, diğer yandan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hükümleri, 3194 sayılı İmar Kanunu ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca orman niteliğinde olan bir alanın kentsel gelişme alanı olarak planlamasının kanuni açıdan olanaklı olmadığı savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan alan plan gösterimleri, güncel uydu görüntüsü ve keşif sırasında yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Kurudere yerleşimi köy niteliğinde olup içinden geçen yol boyunca, doğrusal bir düzende, seyrek biçimde yapılaşmıştır. Kurudere çevresinde önerilen kentsel gelişim alanları, yerleşimin var olan büyüklüğünün ve yoğunluğunun çok ötesinde bir alanı, herhangi bir bilimsel gerekçeye dayandırmadan yapılaşmaya açmaktadır. Bilimsel ve nesnel gerekçelerden yoksun bu tür önerilerin mevzi yapılaşmaları cesaretlendireceği, bölgedeki doğal alanlar, ormanlar ve tarımsal alanlar üzerinde yapılaşma baskısı oluşturacağı ve bu nedenle de çevre düzeni planının temel ilkesi olan koruma-kullanma dengesinin de bozulmasına neden olacağı açıktır. Söz konusu plan kararı, şehircilik ilke ve planlama esaslarına aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen "kentsel yerleşme alanlarının", bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı düzenlenmiştir.Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, öte yandan, orman alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 6831 sayılı Orman Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca uygulama yapılacağı, bu nedenle dava konusu plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.İtiraz-9Dava dilekçesinde;Kemalpaşa ilçesi, Akalan Mahallesinin doğusunda ve TOKİ alanının batısında kalan kentsel gelişim alanının daraltıldığı, bu işlem sırasında tarım alanının, kentsel gelişim alanı sınırından çıkarıldığı, TOKİ'ye ait alanın kentsel gelişim alanı olarak kalmasının arada kalan tarım alanlarının yapılaşma riski altına girmesine neden olacağı, bunun yanında alt ölçekli plan kararlarının 1/100.000 ölçekli plan kararlarına yön veriyor olmasının plan kademelenmesine aykırı olduğu, plan bütünlüğünü ve ilkelerini bozarken çelişkili plan kararları üretilmesine neden olacağı ileri sürülmüştür. Savunmada;Davacının itirazına konu olan kentsel gelişim alanının, plan değişikliği sınırı dışında olduğu, Akalan Mahallesi ve TOKİ’ye ait bölge arasındaki kentsel gelişim alanının var olan arazi kullanımları doğrultusunda tarım arazisi olarak düzenlendiği, bununla birlikte mülkiyeti TOKİ’ye ait olan alanın gecekondu önleme bölgesi olarak planlandığı, onaylı imar planları bulunan söz konusu alanda kentsel gelişme alanı kararının kaldırılmasının bir kamu yatırımının engellenmesi anlamına geleceğinden davacının itirazında planlama ilkelerine ve hukuka uyarlık bulunmadığı savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri ve güncel uydu görüntüsü üzerinde yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Bir alana ilişkin kullanım kararının verilmesi, çok sayıda parametrenin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Arazideki mülkiyet durumu da girdilerden biridir; ancak, planlama süreci başka pek çok konuyu da gözetmek durumundadır ve bu konular içinde özellikle koruma-kullanma dengesinin sağlanması, yeşil alan ve ekosistem sürekliliklerinin korunması konuları, mülkiyet düzeninden önce gözetilmesi gereken konulardır.Uyuşmazlığa konu alan TOKİ mülkiyetinde olup tarım arazileriyle çevrili durumdadır. Davaya konu planda kentsel gelişme alanı kullanımı ile kentsel yerleşik alan olarak gösterilen Akalan mahallesi arasında da tarım arazisi bulunmaktadır. Var olan yerleşimden kopuk bir gelişme alanı önerisi, mevcut kentsel yerleşik alan ve yeni gelişme alanı arasındaki kopukluğun kapanmasına neden olacak bir baskı yaratmakta, tarım arazilerinden oluşan bu alanın zamanla yerleşim yerine dönüşmesi kaçınılmaz olmaktadır. Öte yandan öngörülen kentsel gelişim alanının büyüklüğünün, Şekil 20’de de izlenebileceği gibi, Akalan yerleşim alanının büyüklüğüne yakın olduğu görülmüştür. Söz konusu kentsel gelişim alanının büyüklüğü, bilimsel ve nesnel bir nüfus projeksiyonuna dayandırılarak açıklanmamaktadır. Tarım arazilerinden oluşan bu bölgede, bilimsel bir nüfus kestirimine dayanmayan kentsel gelişim alanı önerisi şehircilik ilke ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır. " görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen "kentsel yerleşme alanlarının", bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı, düzenlenmiştir.Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, tarım arazilerine ilişkin alt ölçekli planlarda uygulamaların 5403 sayılı Kanun uyarınca yapılacağı, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-10Dava dilekçesinde;Karaburun ilçesi, Bozköy Mahallesinde bulunan yerleşik alanın kaldırıldığı ancak kentsel gelişim alanı önerisinin halen sürdüğü, ayrıcalıklı bir plan kararı olarak görüldüğü ileri sürülmüştür.Savunmada;Çevre düzeni planı ölçeğinde ayrıcalıklı kararlar verildiğini söyleyebilmek için önerilen plan kararlarının mülkiyet sınırları ile ilişkilendirilmesi gerektiği, önerilen alanın ölçeğin gerektirdiği ayrıntı düzeyinde çizildiği, alanda önerilen kentsel gelişim alanının, alanın kuzey ve batı kesiminde yer alan doğal sit alanlarının dışında kaldığı ve Ek 6’da sunulan uydu görüntüsünden de görülebileceği üzere içinde mevzi planlarla onaylanmış yapılaşmaların bulunduğu savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri ve güncel uydu görüntüsü üzerinden yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Bozköy yerleşiminin yakınında yer alan dava konusu “kentsel gelişim alanı” kullanımı, Bozköy yerleşiminin kuzeyinde yer alan, var olan yerleşimlerden bağımsız bir gelişim önerisi şeklindedir. Şekil 22’de yaklaşık konumu (1) ile gösterilen uyuşmazlığa konu olan kentsel gelişim alanı önerisinin, var olan birkaç yapıdan oluşan seyrek yapılaşmayı referans aldığı ve davaya konu 10.10.2018 tarihli plan ile bu seyrek yapılaşma çevresinde, oldukça geniş bir alanın yerleşime açılmasına olanak sağlandığı görülmüştür. Kurulumuz, tarım alanlarıyla çevrili ve bir doğal sit alanına da komşu olan bu kentsel gelişim alanı önerisinin, alandaki koruma-kullanma dengesini bozucu nitelikte olduğu ve şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Bozköy yerleşiminin yakınında yer alan dava konusu kentsel gelişme alanı kullanımının, Bozköy yerleşiminin kuzeyinde yer aldığı ve mevcut yerleşimlerden bağımsız bir konumda bulunduğu, bilirkişi raporunda yer alan uydu görüntüsünden görüleceği ve keşif yerinde yapılan incelemeden anlaşılacağı üzere uyuşmazlığa konu olan kentsel gelişme alanının mevcutta birkaç yapıdan oluşan seyrek yapılaşmayı referans aldığı ve dava konusu çevre düzeni planı ile bu seyrek yapılaşma çevresinde, oldukça geniş bir alanın yerleşime açılmasına olanak sağlandığı, tarım alanlarıyla çevrili ve doğal sit alanına da komşu olan bu kentsel gelişme alanının, alandaki koruma-kullanma dengesini bozucu nitelikte olduğu ve şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu anlaşıldığından, dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.İtiraz-11Dava dilekçesinde;Karaburun ilçesi merkezinin kuzeydoğusunda, askeri alanın bitişiğindeki alanın, İzmir Büyükşehir Belediyesinin talebiyle yapılan değişiklikle tarım alanından kentsel gelişim alanına dönüştürüldüğü, Karaburun ilçesinin nüfusunun 2025 yılına kadar üç katına çıkacağının kabulü, bölgenin korunması gereken doğal ve tarımsal alanlarını riske atacağı, ilçenin var olan planlarındaki nüfus kabullerinin göz ardı edildiği, var olan yerleşimin saçaklanarak gelişmesinin öngörüldüğü, tarım alanlarının kentsel gelişim alanına dönüşümünün ise koruma hedefleriyle bağdaşmadığı ileri sürülmüştür.Savunmada;Söz konusu alanın Karaburun ilçe merkezinin içinde kaldığı, plan dönemi içinde bölgenin tarım arazisi olarak vasfını sürdürebileceği iddiasının gerçekçi bir planlama yaklaşımı olmadığı, söz konusu 18 ha’lık alanın plan dönemi içerisinde Karaburun ilçesi merkezinin gelişim alanı olarak değerlendirildiği ve İzmir Büyükşehir Belediyesinin talebi doğrultusunda kentsel gelişim alanı olarak belirlendiği savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri ve uydu görüntüsü üzerinde yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporundan edinilen bilgilere göre Karaburun İlçesi’nde 2017 yılında 9.800 kişi olan nüfusun 2025 yılında 27.000 kişiye ulaşması öngörülmektedir. Karaburun’un 2020 yılındaki nüfusu TUİK tarafından 11.300 kişi olarak belirlenmiştir. Geçen üç yıl içinde ilçe nüfusu yaklaşık 1500 kişi artmıştır. İlçe genelinde beklenmedik nüfus artışına yol açacak yapısal bir plan kararı üretilmediği düşünülürse, nüfus artış hızı oranının bu şekilde devam edeceği varsayılabilir. Böylelikle yılda yaklaşık 500 kişilik bir artışla, ilçe nüfusunun 2025 yılında yaklaşık 4000 kişi artacağı ve toplam nüfusun yaklaşık olarak 13.800-14.000 kişi olacağı varsayılabilir. Bu oran dava konusu planın öngörüsü olan 27.000 kişilik nüfusun yaklaşık yarısına denk gelmektedir. Plan önerileri içinde kentsel gelişim alanlarının büyüklüğünü belirleyen temel değişkenin nüfus olduğu gerçeğinden hareketle, dava konusu planda ilçe genelinde önerilen kentsel gelişim alanlarının, olması gerekenden oldukça fazla biçimde üretildiği görülmektedir.Davaya konu alanın “tarım alanı” kullanımından çıkarılarak “kentsel gelişme alanı” kullanımına çevrilmesi, çevre düzeni planının mevzuattaki tanımı ile örtüşmeyen bir işlemdir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planları hazırlanırken dikkat edilecek konular arasında “...d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması,...” ilkeleri de yer almaktadır. Dava konusu işlem ile, tarım arazisi ortadan kaldırılarak, kent içindeki boşluklu yapı küçültülmüş, bu alanda tarımsal üretim yapma olanağı ortadan kaldırılmış ve koruma-kullanma dengesini bozucu yönde bir karar alınmıştır.Karaburun bütününün Akdeniz Foku Yaşam alanı, özel çevre koruma bölgesi, doğal sit, orman ve tarım alanlarıyla çevrili olduğu gerçeğini de değerlendirmeye alan Kurulumuz, ilçe bütününde önerilmiş olan kentsel gelişim alanlarının teknik ve sosyal gerekçesinin olmadığı, bazı noktalarda ise bu plan kararı doğrultusunda gerçekleşecek yapılaşmaların doğal yaşama geri dönüşü olmayan zararlar verebileceği düşüncesiyle “kentsel gelişim alanları”na yönelik plan kararlarının şehircilik ve planlama ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında yerleşme alanı komşuluğunda ve mevcut yapılaşmaların olduğu bir alanda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel yerleşmenin yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alanın tarım arazisi olması durumunda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır. Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-12Dava dilekçesinde;Selçuk ilçesinde TOKİ Başkanlığı’nın talebiyle kentsel gelişim alanı belirlendiği, doğal ve arkeolojik eşiklerin kısıtladığı bu bölgede sekiz yılda gerçekleşmesi beklenen %40 nüfus artışının bölgedeki değerlerin korunması kararı ile çeliştiği, önerilen sıçramalı gelişimin de aynı oranda bu değerleri tehdit ettiği, alanın topografik yapısının, tarım ve arkeolojik alanlara yakınlığı ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, bunun yanında, açılan davalar sonucunda 2017 yılında iptal edilen sağlık tesis alanının da bu bölgede bulunduğu, bu kullanımı yeniden gündeme getirebilmek ve alt ölçek plan kararlarına yol göstermek üzere dava konusu çevre düzeni planının aynı alanı “büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluşu" şeklinde yeniden gündeme getirdiği, bu öneri ile mahkeme kararına aykırı plan kararı alındığı ileri sürülmüştür.Savunmada;Selçuk ilçesinde yer alan kentsel gelişim alanının yaklaşık 160 ha’lık kısmının tarım arazisi olarak düzenlendiği, Selçuk ilçe merkezinin batı kesiminin 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tanımlanan Efes Antik Kentine bitişik olduğu, güney kesiminin ise verimli tarım arazileri ile çevrili olduğu, bu nedenlerle ancak kentin doğu kesiminde sınırlı bir gelişme olanağı bulunduğu, Mahkeme kararı ile alt ölçek imar planları iptal edilen sağlık tesis alanına ilişkin iptal gerekçelerinden birinin de planların kademeli birlikteliği ilkesinin ihlali olduğu, bu çerçevede, Sağlık Bakanlığının talebi ve mahkeme kararları dikkate alınarak söz konusu taşınmazın bulunduğu alanda düzenleme yapıldığı, Mahkeme kararlarına aykırı bir işlem gerçekleşmediği gibi Mahkeme kararlarının gereğinin yerine getirildiği savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri ve keşif sırasında yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. 10.10.2018 yılında onaylanmış olan dava konusu planın Plan Açıklama Raporundan edinilen bilgilere göre Selçuk İlçesi’nin 2017 yılındaki nüfusu yaklaşık 36.000 kişidir. Bu nüfusun 2025 yılında 50.000 kişiye ulaşması öngörülmektedir. Selçuk yerleşiminin 2021 yılındaki nüfusu TÜİK tarafından yaklaşık 37.700 kişi olarak belirlenmiştir. 2017 yılından 2021 yılına kadar geçen dört yıl içinde ilçe nüfusu yaklaşık 1.700 kişi artmıştır. İlçe genelinde beklenmedik nüfus artışına yol açacak yapısal bir plan kararı üretilmediği görülmektedir, dolayısıyla nüfus artış oranının bu şekilde devam edeceği varsayılabilir. Böylelikle ilçe nüfusunun, yılda 425 kişilik bir artışla 4 yılda yaklaşık olarak 1.275 kişi artacağı ve toplam nüfusun da 2025 yılında yaklaşık olarak 39.000 kişi olacağı varsayılabilir. Bu sayı dava konusu planın nüfus öngörüsü olan 50.000 kişinin oldukça altındadır.Kentsel gelişim alanlarının genişliğini belirleyecek başlıca etkenin nüfus büyüklüğü olduğu gerçeğinden hareketle, Selçuk ilçesi için önerilen kentsel gelişim alanlarının hangi nüfus öngörülerine atıfla önerildiği önem kazanmaktadır. İlçenin 2025 yılında ulaşması beklenen nüfus büyüklüğünün (50.000 kişi) nasıl hesaplandığına ilişkin bir veri Plan Açıklama Raporunda yer almamaktadır. Var olan eğilimler dikkate alınarak yukarıda sunulan basit hesaplama ise, ilçenin beklenenden çok daha az bir nüfusa erişeceğine işaret etmektedir. Bu durum kentsel gelişim alanı önerilerinin büyüklüğünün sorgulanmasını gerektirmektedir. Uyuşmazlığa konu olan ve Selçuk yerleşiminin kuzeyinde yer alan ve neredeyse var olan kentsel alana denk bir büyüklüğe sahip olan kentsel gelişim alanı önerisi, bilimsel bir nüfus kestirimini de içeren bir gerekçe ile temellendirilmemiştir. Kurulumuz tarım alanlarıyla çevrili bir bağlamda öngörülen davaya konu kentsel gelişim alanı kullanımını, bilimsel ve nesnel nedenlerle desteklenmemesi nedeniyle şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı bulmuştur.Uyuşmazlığa konu olan kentsel gelişim alanının batısında yer alan sağlık tesisi alanı, davaya konu 10.10.2018 tarihli planda büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı olarak işaretlenmiştir. Davacı tarafın iddialarında kararın daha önce alt ölçekli planlarda iptal edildiğinden söz edilmektedir. Davalı taraf ise iptal nedeni olarak üst ölçek plan kararının bulunmamasını gündeme getirerek eksikliğin davaya konu olan plan çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını savunmaktadır. Bu konu, üst ölçek-alt ölçek plan uyumunun sağlanması için yapılan bir eksikliğin giderilmesi olarak görülmemeli, söz konusu kararın üst ölçekli plan aracılığıyla bilimsel ve teknik nedenlerinin araştırılması ve değerlendirilmesi için bir olanak olarak görülmelidir. Davaya konu plan ve Plan Açıklama Raporu incelendiğinde uyuşmazlığa konu olan sağlık tesisinin yer seçimine ilişkin bir araştırmaya rastlanmamıştır. Kurulumuz bölgesel ölçekte önemi olan bir kullanımın, ulaşım sistemlerinden bağımsız biçimde, çevresel ve tarımsal etkileri irdelenmeden, arkeolojik ve kentsel sit alanlarıyla çevrili bir yerleşim üzerindeki etkisi düşünülmeden konumlanmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmadığı görüşündedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;-Kentsel gelişme alanı yönünden;Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen "kentsel yerleşme alanlarının", bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı düzenlenmiştir.Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın bir kısmının, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.-Büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı yönünden;Çevre Düzeni Planı ile düzenlenen büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı kullanımının ilgili kurum/kuruluş görüşleri ve mülkiyet durumları doğrultusunda plana işlendiği, planın 7.13 sayılı hükmüne göre bu alanda bulunan alt ölçekli planların geçerli olduğu, bu bağlamda bu hususa ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.İtiraz-13Dava dilekçesinde;Urla ilçesi, Zeytineli Köyü’nde yer alan tarım alanının, onaylı imar planı olduğu gerekçesiyle yerleşik alana dönüştürüldüğü, alanın 1. derece doğal sit alanı statüsünden 3. derece doğal sit alanına dönüştürüldüğü, daha önce koruma amaçlı imar planı yapılan alana ilişkin sit değişikliği kararına dava açıldığı ve Mahkemece yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli koruma amaçlı imar planlarına açılan davaların ise sürdüğü, Mahkeme kararları ve süren davalar gözetilmeden yapılan bu değişikliğin Mahkeme kararlarının üzerinde karar almanın yanında dava süreçlerini de etkiler nitelikte olduğu ileri sürülmüştür.Savunmada;Dava konusu bölgeye ilişkin onaylı koruma amaçlı imar planlarının Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünden temin edilerek var olan durumdaki fiilen yapılaşmış alan da göz önüne alınarak çevre düzeni planına kentsel yerleşik alan olarak aktarıldığı, söz konusu koruma amaçlı imar planlarıyla ilgili dava süreçlerine idareleri taraf olmadığından bu davalara ilişkin bir değerlendirmede bulunulmadığı, bununla birlikte söz konusu koruma amaçlı imar planlarına karşı öncelikle yargı sürecinin sona ermesinin beklenmesi gerektiği savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, plan gösterimleri, ve güncel uydu görüntüsü üzerinden yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. Uyuşmazlığa konu olan alanda oldukça düşük yoğunlukta, bir düzineyi aşmayan sayıda binadan oluşan bir yapılaşma düzeni görülmüştür. Kurulumuz, söz konusu yapıların kapladığı alanın, çevre düzeni planının soyutlama/genelleme düzeyi gereği, dava konusu 1/100.000 ölçekte planda “kentsel yerleşik alan” şeklinde gösterilmesinin uygun olmadığı görüşündedir. Alanın genel karakteri, hem dava konusu planda hem de uydu fotoğrafında kesintisiz bir orman varlığını içermektedir. Davaya konu planda kentsel yerleşik alanın sınırı kıyıya kadar uzanmaktadır. Bu geniş doğal sistem içinde sayısı son derece kısıtlı olan birkaç yapının üst ölçekli bir plan olan çevre düzeni planında kentsel yerleşik alan olarak plana işlenmesi, dava konusu alanın niteliğini, var olan durumun ötesinde bir yerleşik alan olarak algılanmasına neden olacaktır. Bu durum, davaya konu bölge içindeki yapılaşmamış yerlerin alt ölçekli planlarda yapılaşmaya açılması ve hem kıyının hem de doğal alanların olumsuz etkilenmesi riskini taşımaktadır. Söz konusu gösterim Kurulumuzca uygun bulunmamıştır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşik alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, orman alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 6831 sayılı Orman Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı dikkate alındığında dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-14Dava dilekçesinde;Menderes ilçesinde Menderes Belediyesinin talebiyle orman alanının kentsel gelişim alanı olarak belirlendiği, yaklaşık olarak var olan yerleşim alanı büyüklüğündeki bir alanın yeni yerleşime açıldığı ve bu doğrultuda orman alanlarını yok eden plan kararları alındığı, Merkez nüfusunun 8 yılda yaklaşık 700.000 kişi artacağını öngören plan kararlarının bilimselliğinin de tartışmaya konu olduğu ileri sürülmüştür.Savunmada;Orman mülkiyetindeki alanların kentsel yerleşim alanı olarak planlanmasının söz konusu olmadığı, buna karşın dava konusu bölgenin, her ne kadar çevre düzeni planının önceki kararlarında orman alanı olarak gösterilmiş olsa da orman kadastrosu dışında kalan bir alan olduğu, bununla birlikte Menderes ilçesinin, İzmir merkez kentten kaynaklanacak nüfus artışının gereksinim duyacağı yerleşim alanı talebinin karşılanacağı öncelikli yerleşim yerlerinden biri olduğu, Menderes Belediye Başkanlığının talebi doğrultusunda planlanan dava konusu alanın bu bakış açısıyla değerlendirilerek ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri çerçevesinde kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan dava konusu alan 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı, 10.10.2018 tarihli Çevre Düzeni Planı 07.07.2020 tarihli Çevre Düzeni Planı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının gelen talepler doğrultusunda yaptığı düzenlemeler incelenerek ele alınmıştır. Menderes yerleşiminin Kuzeyinde yer alan Görece yerleşimi çevresinde bulunan kentsel gelişim alanları, iddia bağlamında değerlendirilmiştir.Dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda İzmir Merkez kentini oluşturan ilçeler arasında yer alan Menderes için ayrıca bir nüfus kestiriminde bulunulmamıştır. Adnan Menderes Havaalanına komşu bir konumda bulunan yerleşim aynı zamanda Tahtalı Barajı Havzası içinde yer almaktadır. İlçenin Kısık Mahallesi’nde Kısıkköy Ağaç İşleri Sanayi Sitesi ve Sarnıç Mahallesi’nde tekstil ve mobilya üretimi konusunda uzmanlaşmış bir küçük sanayi sitesi bulunmaktadır. İlçede ayrıca 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında önerilen depolama alanları yer almaktadır. Dava konusu planda ilçeye ilişkin önemli bir planlama kararı, Menderes-Aliağa demiryolu hattının metro standardına getirilmesi ve hattın güneyde Torbalı ve Selçuk’a kadar, kuzeyde Bergama'ya kadar uzatılmasıdır.Böyle bir bağlam içinde yer alan Menderes yerleşimin nüfusunun artma olasılığı yüksektir. Nüfus artışının ne kadar olacağı ve bu artışa göre gereksinim duyulan alan büyüklüğünün ne olması gerektiği bilimsel ve nesnel araştırmalar sonucunda ortaya konmalı, plan önerileri bu yönde geliştirilmelidir. Ayrıca, kentsel gelişim alanlarının belirlenmesinde doğal ve tarımsal alanların korunması ilkesi gözetilmelidir. Uyuşmazlığa konu olan alana ilişkin böyle bir değerlendirme yapılmadığı plan araştırma raporu incelemesi sonucunda belirlenmiştir. Bunun yanında alanın 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı’ndaki gösterimi incelendiğinde kentsel gelişim alanı önerisinin orman alanı kullanımı üzerinde gerçekleştiği belirlenmiştir. Bu nedenlerle, uyuşmazlığa konu olan plan önerisi kurulumuzca, çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesi ilkesine, şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı bulunmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, orman alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 6831 sayılı Orman Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı, imar planlarının yapımı sırasında plan notlarının 8.11.3 sayılı maddesinde, orman sınırları konusunda tereddüt oluşması durumunda veya imar planlarının yapımı sırasında orman kadastro sınırlarının esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu hususları bir bütün halinde dikkate alındığında davacının itirazlarının planı kusurlandırmadığı anlaşıldığından dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.İtiraz-15Dava dilekçesinde;Çeşme ilçesinde yer alan Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında, Kültür ve Turizm Bakanlığının talebiyle, ağaçlandırılacak alanın bir kısmının tercihli kullanım alanına dönüştürüldüğü, bölgedeki doğal sit alanlarının, tarım alanlarının korunması, su kaynaklarının yetersizliği gözetilmeksizin turizme açılarak ikincil konut üretiminin sürekli arttığı, yazlık-kışlık nüfus arasındaki uçurumun derinleştiği ileri sürülmüştür.Savunmada;Söz konusu alanın Şifne Turizm Merkezi sınırları içinde kaldığı, Kültür ve Turizm Bakanlığınca ilgili mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planı bulunduğu, onaylı imar planıyla beraber █████/2015 onay tarihli çevre düzeni planına Kültür Bakanlığınca yapılan itiraz sonucu dava konusu alanın tarım arazileri, sit alanları, ve su kaynakları bağlantısı düşünülerek bahse konu turizm merkezinin alt ölçekli imar planları kapsamında kurularak tercihli kullanım alanı olarak planlandığı, dolayısıyla davacının gündeme getirdiği konuların Kültür ve Turizm Bakanlığınca onaylı imar planları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan işlem, 10.10.2018 yılında onaylanan Çevre Düzeni Planı, 07.07.2020 yılında onayanan Çevre Düzeni Planı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın talepleri doğrultusunda yaptığı düzenlemeler gözetilerek incelenmiştir. Kutlu Aktaş Barajı’nın kuzeybatısında kalan ve davaya konu 10.10.2018 tarihli plan kapsamında “tercihli kullanım alanı” kullanımı getirilen Şekil 33’de (1) ile işaretlenen alan, var olan durumda yapılaşmamış ve doğal özelliklerini koruyan bir alandır. Bu alanı ekosistem bütünlüğü içinde çevresinden bağımsız düşünmek doğal alanların korunması ilkeleriyle çelişerek yanlış sonuçlar doğurmaktadır. Uyuşmazlığa konu alanı, kuzeyinde (2) ve güney batısında (3) ile işaretlenmiş olan, çoğunluğu makilik-fundalık niteliğinde olan ve doğal sit statüsündeki alanlarla birlikte düşünmek gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım içinde, davaya konu alanın, kuzey ve güneyindeki doğal alanlarla birlikte var olan ve bu alanlarla birlikte bir ekolojik eksen, yeşil koridor (yeşil oklar) tanımlayan önemli bir varlık olduğu anlaşılacaktır. Bu nedenle alanın “ağaçlandırılacak alan” olarak tanımlanması ve buna yönelik uygulamaların geliştirilmesi, sistem bütünlüğü ve sürdürülebilirlik açısından tutarlı bir yaklaşım olacaktır. Bilirkişi Kurulumuz, uyuşmazlığa konu alanın “tercihli kullanım alanı” önerisiyle yapılaşmaya açılmasını belirtilen nedenlerden dolayı şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı bulmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Dava konusu planın plan notlarının 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşullarının çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı gibi bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının geçerli olduğu, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile sosyal ve teknik alt yapıya ilişkin yapılaşma koşullarının çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği, bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılmayacağı açıklandığından, bu kullanımlara ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.İtiraz-16Dava dilekçesinde;Yunusemre ilçesinde Yunusemre Belediyesinin talebiyle yerleşik alanın kuzeybatısında “kentsel gelişme alanı” yerine “sanayi alanı” belirlendiği, kaldırılan kentsel gelişim alanının ise yerleşik alanın kuzeybatısında “tarım alanı” olan bölgede önerildiği, Manisa ili için gerçekleşmesi öngörülen nüfusun, imar planları kapsamında önerilen nüfuslar ve plan hükümleri arasındaki ilişkinin tartışmalı olduğu, bu ilişki belirlenmeden tarım alanlarının yok edilmesinin hatalı olduğu ileri sürülmüştür.Savunmada;Dava konusu Muradiye yerleşiminin plan dönemi içerisinde Manisa merkez kent ile bütünleşmesinin öngörüldüğü ve var olan durumda da bu bütünleşmenin gerçekleştiği, Muradiye yerleşiminin, Manisa ilindeki nüfus artış hızının en fazla olduğu bölge olduğu, 2012 nüfusunun 7000 kişi iken 2018 yılında yaklaşık 22.000 kişiye ulaştığı, bu çerçevede, bölgenin kontrollü gelişimini sağlamak için kentsel gelişme alanlarının yeniden düzenlendiği, Manisa-İzmir yoluna cepheli konumda bulunan var olan sanayi alanlarının gösterildiği, Tariş depolarının bulunduğu alanın depolama alanı olarak yeniden düzenlendiği, bu nedenle Muradiye yerleşiminde yapılan değişikliklerin, nüfus artışının kontrol altına alınması ve eksik arazi kullanım kararlarına ilişkin gösterimlerin yeniden düzenlenmesine yönelik olduğu savunulmuştur.Bilirkişi raporunda;"Uyuşmazlığa konu olan alan, 16.11.2015 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı, 10.10.2018 yılında onaylanan Çevre Düzeni Planı Değişikliği, 07.07.2020 ylılında onayanan Çevre Düzeni Planı Değişikliği, plan açıklma raporları ve uydu görüntüleri kullanılarak incelenmiştir. Önceden köy olan sonradan Manisa iline bağlanarak mahalle statüsü kazanan Muradiye yerleşimi, güneyinde yer alan sanayi bölgesinin ve kentle ilişkilerinin etkisiyle gelişmiştir. Yerleşimin nüfus gelişim hızı bu durumu doğrularken üstyapının hızla değişim içinde olduğunu gösteren görüntüler de, durumun fiziksel yansıması şeklinde değerlendirilmektedir. Bu veriler çerçevesinde Muradiye mahallesi çevresinde gelişim alanı önerisinde bulunulması bir planlama gereksinimi olarak değerlendirilebilir. Ancak Manisa ilini çevreleyen alanın değerli tarım arazilerilerinden oluşması, Muradiye Mahallesi’nin de çevresinde tarım arazilerinin bulunuyor olması, kentsel gelişim alanı ve sanayi alanı önerilerinin bu değerleri dikkate alarak yapılmasını gerekli kılmaktadır. Önerilerin, işyeri-konut ilişkileri, ulaşım kullanım yoğunlukları, boş yapı stoğu, tarımsal üretim ve bunun gibi pek çok konuyu içeren bilimsel ve nesnel araştırmalar sonucunda oluşacak nüfus öngörüsünü de içeren sonuçlar temel alınarak yapılması, izlenmesi gereken planlama sürecidir. Plan Açıklama Raporunda sözü edilen araştırmalar yer almamakta, dava konusu plan kararlarının bu araştırmaların sonucunda yapıldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Kurulumuz, böyle bir bilimsel zemine dayanmayan kentsel gelişim ve sanayi önerisinin tarımsal alanlar üzerinde geri dönüşü olmayan olumsuzluklar üretme olasılığı olması nedeniyle kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulmuştur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.Dairemizce yapılan değerlendirmede;Dava konusu planda, Yunusemre ilçesinde yerleşik alanın kuzeybatısında önceden “kentsel gelişme alanı” kullanımındaki bölge, “sanayi alanı” olarak belirlenmiş ve kaldırılan "kentsel gelişme alanı" ise yerleşik alanın kuzeybatısında “tarım alanı” olan bölgede belirlenmiştir.Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, tarım alanları ile ilgili alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı dikkate alındığında dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.KARAR SONUCU:Açıklanan nedenlerle;1. Dava konusu plan kararlarından Kemalpaşa İlçesi Yukarı Kızılca Mahallesi Kurudere'nin kuzeydoğusunda öngörülen özel proje alanı ve tercihli kullanım alanı (İtiraz-7) ve Karaburun İlçesi, Bozköy Mahallesinin kuzeyinde yer alan kentsel gelişme alanı kullanım kararının (İtiraz-10) İPTALİNE,2. Dava konusu planın iptali istenilen diğer kısımlarına yönelik DAVANIN REDDİNE,3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinin yarısı olan ...-TL yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına,...TL yargılama giderinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,4. Dava kısmen iptal kısmen ret ile sonuçlandığından, iptal edilen kısım yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, reddedilen kısım yönünden ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından keşif ve bilirkişi giderleri için yatırılan ...-TL avansın ...-TL'sinin davacıdan,...-TL'sinin ise davalı idareden alınıp Hazine adına yatırılması için kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı BaşHukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü'ne tebliğine,6. Keşif avansından artan ...TL tutarın kararın kesinleşmesinden sonra Maliye Bakanlığı BaşHukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü'ne iadesine,7. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,8. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, █████/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.