Anahtar kelimeler: Olaydaki Yağmaya Fesat İsimlerinin İhaleye Yazılmış Karıştırma Müdafinin Teşebbüs Suçlar
6. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : █████████ E., █████████ K.
    SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, ihaleye fesat karıştırma
    HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi
    Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
    Sanıklar ..., ... ve ... Müdafinin temyiz dilekçesinde sanıklar ... ve ...'ın isimlerinin de yazılmış olmasına rağmen verilen hükümler ve temyiz dilekçesi içeriği birlikte değerlendirildiğinde sanıklar ... ve ... hakkında temyiz talebinde bulunulmadığı, temyiz talebinin sanık ... hakkında katılan ...'a Yönelik nitelikli yağmaya teşebbüs ve başka bir olaydaki ihaleye fesat karıştırma suçlarından verilen hükümlere yönelik olduğu tespit edilmiştir.
    15.07.2020 tarihli ve 31186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7249 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesine eklenen 5. fıkra ile avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinin kararları hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/2. maddesinin uygulanmayacağı hükmünün getirildiği gözetildiğinde, avukat olan sanıklar ... ve ... hakkında görevleri sırasında işlenen suçla ilgili olarak kurulan mahkûmiyet hükümlerinin de temyiz incelemesine tabi olduğu belirlenmiştir.
    Sanıklar ... ve ... müdafii duruşmalı inceleme isteminde bulunmuş ise de; 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 299. maddesi gereğince duruşmasız olarak yapılan incelemede;
    I.Sanıklar ... ve ... Hakkında Katılan ...'a Yönelik Nitelikli Yağmaya Teşebbüs Suçundan Verilen Hükümlere; Sanık ... Hakkında İhaleye Fesat Karıştırma Suçundan Verilen Hükme Yönelik Temyiz Taleplerinin İncelenmesinde;
    5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesinde yer verilen "İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları'"nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile inceleme konusu suçun, aynı Kanun'un 286/3.maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanıklar müdafinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname'ye uygun olarak oy birliğiyle REDDİNE,
    II.Sanıklar ... ve ... Hakkında Katılan ...'a Yönelik Nitelikli Yağmaya Teşebbüs Suçundan Verilen Hükümlere Yönelik Temyiz Taleplerinin İncelenmesinde;
    İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
    5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;
    Oluş ve dosya içeriğine göre, nitelikli yağmaya teşebbüs suçunun yasal unsurlarının oluştuğu ve sanıklar hakkında kurulan hükümlerde, herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
    Ayrıca dosyada 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir.
    Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 13.09.2022 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararında sanıklar müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, hukuka aykırılık görülmediğinden aynı sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
    III.Sanık ... Hakkında Katılan ...'a Yönelik Nitelikli Yağmaya Teşebbüs Suçundan Verilen Hükme Yönelik Temyiz Taleplerinin İncelenmesinde;
    İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; giriş kısmında açıklanan nedenle 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
    1.Dosya kapsamına göre, sanıklar ..., ... ve inceleme dışı sanık ...'ın sahibi olduğu ...İthalat İhracat Sanayi Turizm ve Ticaret LTD ŞTİ.'nin ekonomik zorluğu düşmesi üzerine katılan ...'ın eşi ve eşinin kardeşine ait olan ve katılan tarafından genel vekaletname ile yönetildiği iddia edilen .....Tabiat Ürünleri İnşaat İç ve Dış Ticaret LTD. ŞTİ. ile 15.05.2010 tarihli ortaklık sözleşmesi yapıldığı anlaşılmıştır.
    2.Olay tarihinde, haklarında ayrıca soruşturma yürütülen silahlı suç örgütü üyeleri ..., ..., ..., ..., ...'ın suç örgütü lideri ...’ın bilgisi dahilinde taraflar arasındaki anlaşmazlığın çözümüne destek vermek amacıyla katılanın bulunduğu fabrikaya doğru hareket ettiklerinin anlaşılması üzerine kolluk tarafından operasyon yapılmış olup 07.06.2010 tarihli yakalama tutanağına göre sanıkların fabrikanın farklı yerlerinde yakalandığı tutanak altına alınmıştır. 07.06.2010 tarihli arama tutanağında, 2 adet tabanca, 1 adet satır ve şirket lavabosunda yırtık ve ıslak olan sözleşme ele geçirilmiştir.
    3.Katılan ... beyanlarında özetle, ... şirketinin yarısını, aşamalarda verilen para yönünden değişen beyanlarına göre bir kısmını banka üzerinden bir kısmını ise elden olmak üzere tamamını ödeyerek ... ve ...'tan satın aldığını, olay tarihinde sanıkların hep birlikte yanına geldiğini, kendisini darp ve tehdit ettiklerini ve kendisine zorla protokol imzalatmaya çalışarak yapmış oldukları 15.05.2010 tarihli anlaşmayı geçersiz kılmaya çalıştıklarını iddia etmiş, sanıklar ..., ..., ... ise savunmlarında, katılanın daha önce yapmış olduğu sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, şirketin borçlarının yarısını ödemediğini, bu sebeple yeni bir anlaşma yapmak amacıyla olay yerine gittiklerini, katılanın tahrik etmesi üzerine sinirlenen sanık ...'ın katılana eliyle vurduğunu, sanık ...'ın kardeşinin kocası olan avukat ...savunmalarında yapılacak olan yeni anlaşamaya hukuki destek vermek amacıyla davet üzerine olay yerine gittiğini, yine şirketin vekaletnameli avukatı olan ... şirketin avukatı olması ve hazırlanacak yeni sözleşme için olay yerine eşi ile birlikte davet üzerine gittiğini, katılanla hiç karşılaşmadığını, şirkete girdiğinde ofis bölümünde bulunan sekreter odasında oturduğu sırada kolluk kuvvetlerinin baskın yaptığını herhangi bir suç oluşturacak eyleme katılmadığını beyan etmiştir.
    4.Bu açıklamalar ışığında somut olayda, Melis isimli şirketin vekaletnameli avukatı olan ...'nun eyleme iştirakine yönelik olarak katılanın aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunması, aralarındaki vekalet ilişkisi sebebiyle hukuki konularda destek vermek amacıyla davet edildiği yere gitmesinin görevinin bir gereği olması, silahlı olan örgüt üyelerinin de olay yerine geleceğini bilmesi halinde dosyada tanık olan eşi ....ile birlikte olay yerine gitmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması, sanık ... ve dosya tanığı olan şirket çalışanı...'nin sanık ... ve eşinin olay yerine sonradan geldiğine ilişkin savunmalarını doğrulayan beyanları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme iştirak ettiğine dair her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 223/2-e. maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,
    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA,
    IV.Sanık ... Hakkında Katılan ...'a Yönelik Nitelikli Yağmaya Teşebbüs Suçundan Verilen Hükme Yönelik Temyiz Taleplerinin İncelenmesinde;
    İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; giriş kısmında açıklanan nedenle 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
    Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
    Ancak;
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
    Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/6-1147 Esas, ████████ Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
    Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/6-110 Esas, 465 Karar ve 2016/6-1157 Esas, ████████ Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
    Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.
    Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan hele de başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
    Dairemizin █████████ Esas ve ██████████ Esas sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere;
    Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma... Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve ████████-███████ sayılı Kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
    Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
    Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şeklî gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar iddia etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır.
    Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs. gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
    Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kaldı ki, alacaklı bulunduğu mutlak kanaatiyle hareket ederse sanık lehine yorumlanacaktır.
    Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir veya tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burada bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır.
    Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. (Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi s.5461 )
    Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde;
    1.Dosya kapsamı ve yukarıda gelişimi açıklanan eylemlere göre, katılan ... ile sanıklar ... ve ... arasında 15.05.2010 tarihinde yapılan sözleşmenin taraflara karşılıklı borç ve yükümlülük yüklediği, katılanın herhangi bir borcu olmadığını, aşamalarda miktar itibariyle değişen beyanlarına göre bir kısımını elden bir kısmını banka aracılığıyla ödeyerek şirkete ortak olduğunu ve şirketin mallarının yarısının üzerine devredildiğini iddia ettiği ancak ödenen meblağlara ilişkin dosyaya yansıyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, dosya itibariyle sanıkların olay yerine katılan ile aralarındaki meseleyi çözmek için destek amacıyla çağırdıkları silahlı suç örgütü üyeleriyle birlikte yeni bir anlaşma yapmak üzere giderek katılanı tehdit ve darp ettiklerinin sabit olduğu ancak dosya arasında yer alan farklı içeriklere sahip imzasız protokol örneklerinin olay yerinde kolluk tarafından bulunduğuna ilişkin soruşturma dosyasında bir belge bulunmadığı gibi 07.06.2010 tarihli arama ve el koyma tutanağı, emanet makbuzu ve yerel mahkeme tarafından emanet inceleme talebi yazısına eklenen belgenin taraflar arasında 15.05.2010 tarihinde imzalanan sözleşme olduğu, olaydan sonra sanıklar tarafından açılan tapu iptali ve tescili davasının Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2017 tarihli, ████████ Esas ve████████ Karar sayılı kararıyla reddedilmesine rağmen yukarıda açıklandığı üzere hukuk mahkemesi ile ceza mahkemesinin delil değerlendirmesinin farklı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, temyiz talepleri reddedilen sanıklar ... ve ... ile temyiz dışı sanık ...'ın katılana yönelik eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen hukuki alacağının tahsil amacıyla kasten yaralama ve tehdit kapsamında kaldığı anlaşılmıştır.
    2.Bu açıklamalar ışığında, avukat olan sanık ...'ın aralarında vekalet ilişkisi bulunmasa da akrabası olan sanık ...'ın daveti üzerine ve hukuki destek vermek amacıyla olay yerine gittiği, sanığın kendi nam ve hesabına hareket etmediği, şahsi menfaat gözetmeksizin suça iştirak etmesi sebebiyle sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi delaletiyle hukuki alacağının tahsil amacıyla kasten yaralama ve hukuki alacağının tahsil amacıyla tehdit suçlarını oluşturacağı düşünülmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
    Açıklanan nedenlerle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 13.09.2022 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, bozma kararının temyiz dışı sanıklar ..., ... ve ...'a 5271 sayılı Kanun'un 306. maddesi gereğince sirayetine,
    Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ... 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,10.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!