Anahtar kelimeler: Konusuyönetim Batıl Paya Feri Ortağı Toplantının Müdahiller Sahip İlamda Birleşen

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:████████ KARAR NO:█████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ:█████/2021NUMARASI:█████████ E. -████████ K.KONUSU:Yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespitiTaraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki davanın tarafları vekilleri ile feri müdahiller vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %9 oranında paya sahip ortağı olduğunu, davalı şirket yönetim kurulu tarafından █████/2014 tarihli toplantının ... nolu kararı ile "... sayılı Kanunun 74. maddesine göre ortaklardan 53.035.036,00 TL alacağın silinmesine ve bu işlemin tamamlanması için %3 verginin 31.12.2014 tarihine kadar vergi dairesine yatırılmasına” karar alındığını, alınan bu kararın ortakların mal varlığının korunması ilkesini ihlal ettiğini, kararın eşit işlem ilkesi ve sermayenin korunması ilkesine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, diğer yandan kararın şirket ana sözleşmesinde öngörülen nisaplara uygun alınmadığını; ayrıca davalı şirket yönetiminin özen ve sadakat yükümlülüklerine aykırı zararlandırıcı eylemlerinin diğer ortakların ve müvekkilinin büyük mağduriyetlere uğramasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek, dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle, davalı şirket yönetim kurulu tarafından alınan █████/2014 tarih ve 17 sayılı kararın mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine veya iptaline; şirket yönetim kuruluna yönetim ve denetim kayyumu atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %12,5 oranında paya sahip ortağı olduğunu, davalı şirketin yönetimini elinde bulunduran %76'lık kesim tarafından bu kişilerin menfaaatleri doğrultusunda yönetildiğini, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinden ... ve ...'un şirketten büyük meblağlarda borç para aldığını, davalı şirketin yönetim kurulunun 22.12.2014 tarihli ve 17 nolu karar ile ... ve ...'un şirkete olan borçlarının 6552 Sayılı Kanunu'nun 74. maddesi kapsamında silme kararı aldığını, ancak bu kişilerin şirkete olan borçlarının gerçek bir tutarı temsil etmesi nedeniyle borçların 6552 Sayılı Kanun kapsamında bilançodan çıkarılmasının mümkün olmadığını; davalı şirket nezdinde gerçekleştirilen zararlandırıcı eylemler ile davalı şirket mal varlığının her geçen gün azaldığını ve davalı şirket malvarlığının aktifinde ciddi eksilmeler yaşandığını ileri sürerek ve dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle, davalı şirketin 22.12.2014 tarihli ve ...numaralı yönetim kurulu kararının mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine veya iptaline; şirket yönetim kuruluna yönetim ve denetim kayyumu atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili asıl ve birleşen davalara ayrı ayrı verdiği cevap dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin, 6552 Sayılı Kanun'un 74. maddesi hükmüne göre, █████/2013 tarihi itibariyle düzenlenen bilançoda işletmenin esas faaliyet konusu dışındaki işlemleri dolayısıyla (ödünç verme ve benzer nedenlerle ortaya çıkan) ortaklarından alacaklı bulunduğu toplam 53.035.307,13-TL için beyanda bulunduğunu, beyan ettiği tutar üzerinden %3 oranında hesaplanan 1.591.059,21-TL tutarında vergiyi 30.12.2014 tarihinde tahakkuk ettirdiğini ve ödediğini, şirketin zarara uğratıldığı iddiasının gerçek olmadığını, yasanın tanıdığı hakkın kullanılabilmesi için yapılan bu işlem nedeniyle pay sahiplerinin talep ve itiraz edebilmeleri ihtimalini de gözeterek borcu silinen pay sahibinden gerekli teminatların alındığını, müvekkili şirketin geçen yıllarda bu pay sahibine verdiği ve tahsil ettiği krediler nedeniyle ciddi bir ticaret karı elde ettiğini, müvekkili şirketin esasen alacaklarının teminatı olmak üzere ...'nün sahibi olduğu payların % 10'u üzerinde rehin tesis ettiğini ve böylece herhangi bir ihtilaf halinde alacağın tahsili konusunu da sorun olmaktan çıkardığını, 2013 yılında yapılan bir değer tespit raporuna göre, müvekkili şirketin paylarının toplam değerinin yaklaşık 281 Milyon ABD doları olduğunu, 2015 yılında yapılan bir tespite göre ise bu değerin yaklaşık 261 milyon ABD doları olduğunu, bu durumda rehinli payların borcu fazlası ile karşıladığının aşikar olduğunu, rehin sözleşmesinin borcun da ikrarı niteliğinde olduğunu, ...'nün ... A.Ş borçlarına da şahsen kefil olduğunu, bu borçların bilançoda göründüğünü ve davacı tarafından da kabul edildiğini, 6102 sayılı Ticaret Kanunu'nda yönetim kurulu kararları aleyhine doğrudan iptal davası açılabilmesi olanağının bulunmadığını, bu hususun TTK 391. maddesi gerekçesinde; “yönetim kurulu kararları iptal edilemez” şeklinde açıkça ifade edildiğini, açılan davanın ve tüm taleplerin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini istemiştir.Davalı yanında feri müdahiller vekili, dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkilleri ve davalı şirket aleyhine İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████████ Esas sayılı dosyası ile açılan davanın halen derdest olduğunu, davacının kesinleşmemiş bir mahkeme kararına dayanarak emsal teşkil edecek şekilde dava açamayacağını, müvekkillerinin de imzası bulunan █████/2014 tarih ve ... no'lu "Yönetim Kurulu Kararı" ile 6552 Sayılı Yasa'nın 74. maddesi ile davalı şirketin alacaklı bulunduğu ortaklardan alacaklarının silinmiş olduğunu ve yasa gereği %3 oranında verginin de yatırıldığını, davalı şirketin ortaklarından sadece müvekkillerinin değil, diğer ortaklardan ... ve ...'nın da davalı şirkete olan borçlarının silindiğini, müvekkillerinin davada davalı şirketin yanında fer'i müdahil olma yönünde talepte bulunmalarında hukuki yararlarının bulunduğunu ileri sürerek müvekkillerinin davalı şirket yanında davaya fer'i müdahale taleplerinin kabulüne, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... asıl ve birleşen davacıların davalı şirketin ortağı oldukları; davalı şirket Yönetim Kurulu tarafından █████/2014 tarih ve 17 sayılı "6552 Sayılı Kanunun 74. maddesine göre Ortaklardan 53.035.306,- TL alacağın silinmesine ve bu işlemin tamamlanması için %3 verginin 31.12.2014 tarihine kadar vergi dairesine yatırılmasına" kararı alınmış ise de; benimsenen bilirkişi kurulu raporunda dayanak ve gerekçeleriyle ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, şirket ortaklarının şirkete olan borçlarının silinmesine ilişkin alınan dava konusu kararın, borcun gerçek borç olması nedeniyle kanuna ve TTK'nın 391.maddesinde vurgulanan "sermayenin korunması" ilkesine aykırı olduğu, bu nedenle davalı şirketin █████/2014 tarih ve 17 nolu yönetim kurulu kararının TTK 391.md gereğince batıl olduğu; davalı şirkette organ yokluğu (boşluğu) bulunmadığından ve bu konuda bir iddia da bulunmadığından kayyım atanmasını gerektirecek durum bulunmadığı, asıl ve birleşen davada ileri sürülen nedenlerin davalı şirkete kayyım atanmasını gerektirecek nedenlerden olmadığı, dolayısıyla asıl ve birleşen davalarda kayyım atanması yönündeki istemlerin yerinde olmadığı anlaşıldığından..." gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne, yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine, kayyım atanma talebinin ise reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, asıl davada davacı, birleşen davada davacı, asıl ve birleşen davada davalı ve feri müdahiller vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİAsıl davada davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemenin davalı şirkete kayyım atanmasına yönelik 2 numaralı fıkradaki ret kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, davalı şirketin tek faaliyet alanının ... Merkezinde gayrimenkul kiralamak, işletmesinin yönetim hizmetleri ile bakım vb işler olduğunu, müvekkilinin davalı şirkette %9 oranında pay sahibi olduğunu, davalı şirketin 22.12.2014 tarihli yönetim kurulu kararı ile 6552 sayılı Kanunun 74.maddesi gereğince ortaklardan 53.035.036,00 TL alacağın silinmesi ve bu işlemin tamamlanması için %3 verginin 31.12.2014 tarihine kadar vergi dairesine yatırılması şeklinde karar alındığını, mal varlığının korunması ilkesinin ihlal edildiğini, bir anonim ortaklığın alacağının borcun sona erme sebeplerinden biri gerçekleşmeden şirket kayıtlarından ve finansal tablolarından silinmesinin hiçbir şekilde söz konusu olmayacağını, yönetim kurulu kararının mutlak butlanla yokluğunun tespiti veya iptali istemli dava açıldığını, aynı zamanda davalı şirket yönetim kurulu başkan ve üyelerinin yetkilerinin ihtiyati tedbir yolu ile tedbiren kısıtlanması veya şirkete geçici olarak yönetim ve denetim kayyımı atanması ile şirket mal varlığı üzerine tedbir uygulanmasının talep edildiğini, bu kapsamda gerçekleştirilen yargılama neticesinde mahkemece 22.12.2014 tarihli 17 nolu yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine, diğer taleplerinin ise reddine karar verildiğini, davalı şirkete kayyım atanması isteminin reddine ilişkin hükmün hukuki dayanağının bulunmadığını, bu nedenle kaldırılması gerektiğini, şirket yönetim kuruluna yönetim ve denetim kayyımı atanması gerektiğini ve davalı şirket kapsamında gerçekleştirilen zararlandırıcı eylemler ile davalı şirket mal varlığının her geçen gün azalması nedeniyle davalı şirketin menkul ve gayrimenkul malları ile kira gelirleri de dahil olmak üzere 3.kişilerdeki hak ve alacaklarına teminatsız ve süresiz tedbir uygulanması gerektiğini TTK 391.maddede, batıl kararlar düzenlendiğini, dosyaya sunulan 19.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda da sonuç olarak borçların silinme işleminin borcun gerçek borç olması nedeniyle kanuna aykırı olduğu, yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık yükümlülüklerinin ihlali sonucunu doğurduğu,ödenen vergi tutarından ve silinen borçtan sorumlu tutulabileceklerinin belirtildiğini, davalı şirket yöneticilerinin tamamen kötü niyetli ve hukuka aykırı davranışlarla davalı şirketi kendi çıkarları doğrultusunda kullandıklarını ve yönettiklerini bu durumun ise davalı şirket hissedarı olan müvekkili ile birlikte diğer azınlık hissedarlarının zararlarına olduğuna, şirket yöneticilerinin haksız menfaat elde etmelerine olanak sağlandığını, şirketin büyük oranda zarar etmesine ve iflasa sürüklenmesine sebebiyet verildiğini bu nedenle ve ilgili kanunlar kapsamında zaruri önlem ve eylemlerin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğini, TMK 427/4 maddesi uyarınca vesayet makamının mallar için gereken önlemleri alacağı ve yönetim kayyımı atayacağının düzenlendiğini, vergi inceleme raporları, savcılık şikayetleri, dosyaya intikal eden bilirkişi raporları, hukuki mütala boyutu çerçevesinde davalı şirket yönetimine kayyım tayin edilip edilmemesi hususunun değerlendirildiğini, Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamında benzer ifadelere yer verildiğini iddia ederek, mahkemenin yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine yönelik kararının onanmasına, davalı şirkete kayyım atanması isteminin reddi kararının kaldırılarak, davalı şirket yönetim kurulu başkan ve üyelerin yetkilerinin ihtiyati tedbir yolu ile tedbiren kısıtlanması veya şirket yönetim kuruluna yönetim ve denetim kayyımı atanmasına, mal varlığı ile ilgili olarak teminatsız ve süresiz tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemenin kayyım atanması talebinin reddine ilişkin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunduklarını, davalı şirket yönetim kurulu üyelerinden ...'ün ve ...'un şirketten büyük meblağlarda borç para aldıklarını, müvekkilinin davalı şirkette %12,5 oranında pay sahibi olduğunu, davalı şirket yönetim kurulunun 22.12.2014 tarih ve 17 nolu kararı ile söz konusu yönetim kurulu üyelerinin şirkete olan borçlarının 6552 sayılı Kanunun 74.maddesi kapsamında silme kararı aldığını, söz konusu kararın 6552 sayılı Kanunun getiriliş amacı ile örtüşmediğini, davalı şirketin dava konusu yönetim kurulu kararı dolasıyla zarara uğradığını, teknik iflasta olduğunu, söz konusu karar ile tek taraflı bir kar dağıtımı yapılmış olması anlamı çıktığını, hali hazırda yönetim kurulu üyesi olan... tarafından da şirketin her geçen gün daha fazla zarara uğradığını 29.05.2019 tarihinde gerçekleştirilen genel kurul toplantısında ifade ettiğini, davacı şirkete karşı özel denetçi atanması ve genel kurul kararının iptal davalarının lehe sonuçlandığını, TTK 391.maddedeki hükme aykırı olarak yönetim kurulunun kararı alındığını, eşit işlem ilkesi ve sermayenin korunması ilkesine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, mahkeme ilamında her ne kadar davalı şirketin organ yokluğu bulunmadığı bahisle kayyım atanması talepleri reddedilmiş olsa da şirketin genel menfaatine, harcama koşul ve şartlarının belli olmasına kadar mal varlığının yönetilmesi içinde mahkeme tarafından kayyım tayin edilmesi gerektiğin iddia ederek, ilk derece mahkemesinin 2 numaralı hükmünün kaldırılarak davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin şirketi içine sürükledikleri iktisadi ve ekonomik kayıpların önüne geçebilmek için davalı şirket yönetim kurulu başkan ve üyelerinin yetkilerinin ihtiyati tedbir yolu ile tedbiren kısıtlanmasını veya şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanmasına ve mal varlığına teminatsız ve süresiz olarak tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen davalarda davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Asıl ve birleşen davanın reddi gerektiğini, kararın hukuka aykırı olduğunu, kaldırılmasının gerektiğini, aynı konuda İstanbul 11. ATM █████████ Esas sayılı dosyasında pay sahibi ... tarafından terditli dava açıldığını kararın temyiz edildiğini, yönetim kurulu kararının mutlak butlanla yokluğunun tespitinin mümkün olmadığını, iddia edilenin aksine müvekkili şirketin yönetim kurulu üyesi ...'ün şirkete olan borcunun 6111 ve/veya 6552 sayılı Yasalara göre silindiğini, bunun alacağın tahsilinden vazgeçmiş olmadığını, raporda da müvekkili şirket tarafından ...aleyhine takip başlatıldığının açık şekilde belirtildiğini, buna rağmen mahkeme tarafından yönetim kurulu kararının batıl olduğu yönünden hüküm kurulduğunu, kararın hukuka aykırı olduğunu iddia ederek, mahkeme kararının kaldırılarak asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Feri müdahiller vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davanın kesinleşmemiş bir mahkeme kararına dayanarak emsal teşkil edecek şekilde açılmasının hatalı olduğunu, müvekkilleri ve davalı şirket aleyhinde İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ Esas sayılı dosyasının halen derdest olduğunu, kesinleşmediğini, dava konusu yönetim kurulu kararının batıl olduğu tespitinin uygun olmadığını, bu kararın iptali talepli olarak İstanbul 1. ATM'nin ████████ Esas sayılı dosyasının halen derdest olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Asıl ve birleşen davalar, anonim şirket yönetim kurulu kararının mutlak butlanla batıl olduğunun tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davaların tarafları vekilleri ile feri müdahiller vekilince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, asıl davada davacı ...'in davalı şirkette %9 oranında pay sahibi olduğu, birleşen dosyadaki davacı ...'in davalı şirkette %12,5 oranında pay sahibi olduğu konularında ve taraflar arasında birden fazla uyuşmazlık bulunduğu konularında herhangi bir çekişme mevcut değildir.Uyuşmazlık, davalı şirketin dava konusu yönetim kurulu kararının batıl olup olmadığı, bu konuda mahkemece alınan kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı, davalı şirkete kayyım atanması talebinin reddine dair verilen kararın isabetli olup olmadığı, davalı şirkete kayyım atanması ile mal varlığına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesinin gerekip gerekmediği, dava konusu uyuşmazlıkla aynı nitelikte derdest dosyaların olup olmadığı, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir.Dosya kapsamından, davalı şirketin 22.12.2014 tarihli ...nolu yönetim kurulu kararı ile "6552 sayılı Kanunun 74.maddesi göre ortaklardan 53.035.306,00 TL alacağın silinmesi ve bu işlemin tamamlanması için %3 verginin 31.12.2014 tarihine kadar vergi dairesine yatırılmasına" karar verildiği, yönetim kurulu kararında imzası bulunanların, başkan ..., başkan vekili ...', üye... ve ... olduğu, davalı şirketin 1997 yılında kurulmuş olduğu, 08.07.2019 tarihli ticari sicil kayıtlarına göre şirketin yönetim kurulu üyelerinin, ...'ü ..., ... ve ...olduğu, davacı ... tarafından davalı şirket hakkında 05.10.2011 tarihinde, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı davalı şirketin itirazı üzerine İstanbul 23. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davasının açıldığı, mahkeme tarafından itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verildiği, verilen kararın, Yargıtay, 11. Hukuk Dairesinin ████████ Esas, ██████████ Karar sayılı 10.09.2014 tarihli ilamı ile davanın kar payı alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı itirazı iptali davası olduğu, davalı şirketin 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 11/2 maddesinden yararlandığını, davalı şirkete olan borcunun gerçek olmayıp kaydi bir borç olduğunu beyan ederek kar payı alacağının ödenmesini talep ettiği, mahkeme tarafından kabul kararı verilmiş ise de 6111 sayılı Kanunun vergi affı ile ilgili bir kanun olduğu, özel hukuk kişilerinin borçlarının tasfiyesine ilişkin bir kanun olmadığı, davalı şirketin tek başına anılan kanundan yararlanmış olması nedeniyle davacıdan olan alacağını tahsil edemeyeceğine ilişkin mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığı, bu nedenle davalı şirketin gerçekten davacıdan alacaklı olup olmadığı üzerinde durularak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükmün bozulduğu, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ Esas sayılı dosyasında davacı ... tarafından 23.12.2016 tarihli dava dilekçesi ile davalılar ..., ...'ü, davalı şirket, ... ve ... hakkında 21.04.2016 tarihli genel kurul kararının yoklukla malul olduğu gerekçesiyle yöneticilerin sorumluluğundan kaynaklı olarak tazminat davasını açmış olduğu, söz konusu dosyada talep edilen kayyım atanmasına ilişkin istemin ilk derece mahkemesince reddedildiği, ara kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin ████████ Esas, ████████ Karar 20.04.2017 tarihli kararı ile derdest davanın yöneticilere karşı açılmış bir sorumluluk davası olduğu, şirket hissesinin devrinin dava konusu olmadığı, davacı tarafın genel kurul toplantısında alınan kararların iptali için İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığı, davanın İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyası ile birleştirildiği, iptal edilen veya yokluğunun tespitine karar verilen genel kurul kararı olmadığı, genel kurul kararlarının icrasının durdurulması talebinin reddedildiği, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, davacı ... ve birleşen dosya davacısı ... ile dava dışı ..., ..., ... tarafından ayrı ayrı olarak davalı şirket aleyhine 21.04.2016 tarihli genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine veya iptallerine ilişkin davalar açtıkları, açılan davaların birleştirildiği, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar ve 08.06.2017 tarihli kararı ile davalı şirketin 21.04.2016 tarihli genel kurulda alınan 3,4 ve 5 nolu kararların iptaline, 7 nolu kararla ilgili talebin reddine dair hüküm tesis edildiği, Dairemizin ████████ Esas, ████████ Karar ve 11.07.2018 tarihli kararı ile mahkeme kararının gerekçesiz olduğu belirtilerek hükmün kaldırıldığı, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasında ve birleşen ████████ Esas sayılı dosyasında mahkemenin yukarıda yer verilen Yargıtay bozma ilamı neticesinde █████████ Karar sayılı dosyasında 07.12.2017 tarihli kararı ile asıl davanın ve birleşen ayrı ayrı reddine dair hüküm tesis edildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, davacılar tarafından iş bu dava tarihinden sonra 17.05.2019 ve 02.05.2019 tarihinde, ayrı ayrı olarak davalı şirket aleyhine TTK 439.maddesi gereğince özel denetçi atanması talebinde bulunduğu, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar ve 10.09.2020 tarihli kararı ile asıl ve birleşen dava yönünden davanın kabulüne, davalı şirketin 21.09.2019 tarihli 2017 yılına ait genel kurul toplantısında davacıların bilgi alma talebi, özel denetçi atanma talebi ve muhalefet gerekçesindeki iddiaların incelenmesi için davalı şirkete iki ayrı denetçinin 4 ay süre ile atanmasına karar verildiği, kararın kesin olarak verilmiş olduğu, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ Esas sayılı dosyasında davacılardan ... tarafından davalı şirket ve dava dışı şirket yöneticileri hakkında 19.10.2015 tarihinde açılan sorumluluktan kaynaklanan tazminat davası ve kayyım talebine ilişkin davada mahkemenin ████████ Karar sayılı dosyasında 20.09.2018 tarihli kararı ile davacı tarafın davalı şirkete yönelik açtığı sorumluluk davası yönünden adı geçen davalıya yönelik davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, gerçek kişilere açtığı sorumluluk davasının kabulü ile talep ile bağlı kalınarak 5.000,00 TL tazminatın davalılardan tahsiline karar verildiği, kararın kesinletiğine dair dosya içerisinde herhangi bilginin yer almadığı, karar özetinden davacının dava dışı şirket yönetim kurulu üyelerinden ... ile ...'ün şirkete olan borçlarının silinmesi nedeniyle işlemin hukuka aykırı olduğunun belirtilerek şirket zararının tahsilinin talep edilmiş olduğu, söz konusu davadan sonra iş bu davanın 28.12.2017 tarihinde açılmış olduğu, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamının gerekçesinde; davalı yönetici ve ortakların şirkete olan borçlarının silinmesi ve dava dışı şirkete borç verilmesi suretiyle şirketin uğradığı zararın tazmini istemi yönünden yapılan yargılama sonrasında benimsenen bilirkişi kurulu raporu ve ek raporunda da değerlendirildiği üzere davalı şirket yönetim kurulunca 22.12.2014 tarihli kararla şirket ortağı ve yöneticisi... ile ...'un şirkete olan gerçek borcunun 6552 sayılı Yasanın 74.maddesine aykırı biçimde silindiği, borcun silinen davalı yönetici ...'ün bu yönde alınan karara katılmak suretiyle TTK'nın 393.maddesindeki yasağı ihlal ettiği, bu haliyle borç silme işleminin yasaya aykırı olduğu gibi yöneticinin özen ve bağlılık yükümlülüğünü ihlal ettiği, söz konusu eylemle davalı şirketin zarara uğratıldığı, bu nedenle TTK'nın 553.maddesi gereğince davalı yöneticilerin sorumluluklarının bulunduğu, genel kurulda ibra edilmelerinin TTK'nın 553.madde kapsamında sorumluluklarını kaldırmayacağı ve davacının ortağı olduğu şirketin zarara uğratan yöneticilere karşı dava açmaya hakkı ve hukuki yararı bulunduğu ,dava dışı 3.kişi ... AŞ'ye verilen borç ile ilgili olarak davalı şirketin kesinleşmiş bir zararının bulunmadığı ve davalı şirkette organ boşluğu olmadığından kayyım atanmasına yasal dayanak bulunmadığı gerekçesine yer verildiği, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ Esas, ████████ Karar ve 20.09.2018 tarihli kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile; "...Öncelikle davacı tarafça şirket ortaklarının şirkete olan borçlarının 6552 sayılı Kanun kapsamında davalı şirketin kayıtlarından silinmiş olmasının hukuka aykırı olduğunun tespitine ve yapılan bu borç silme işleminin geri alınarak şirket kayıtlarının buna uygun olarak düzeltilmesi talep edilmiştir. 6552 sayılı kanunun 74. maddesi dayanak gösterilerek gerçekleştirilen borç silme işleminin kanuna uygunluğunun borcun gerçek veya fiktif olmasına bağlı olduğu, bilirkişilerce yapılan inceleme neticesinde davalıların "Ortaklardan Alacaklar Hesabı"nda izlenen ve silinen borcunun gerçek olduğu, yani şirketin bu tutarda davalılardan alacaklı olduğu, yapılan işlemin kanuna uygun olmadığı tespit edilmiştir. Böyle bir işlem nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin şirkete karşı TTK m.553 uyarınca sorumlulukları açık olup, davacı aynı zamanda şirket zararının tazminini de talep ettiğinden, davacının borç silme işlemin hukuka aykırı olduğunun tespiti ve şirket kayıtlarının düzeltilmesi talebinde bulunmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Aynı şekilde şirketin 01.07.2014 tarihli ve 9 numaralı Yönetim Kurulu kararı ile ...'nün toplam 4.000.000-TL nominal değerli hisse senedinin, borcuna karşılık teminat olarak rehin alınmasına ilişkin karar uyarınca verilen rehinin geçerli olduğunun tespiti talebinde de hukuki yarar bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemece davanın sorumluluk davası olarak incelenmesinde ve sonuçlandırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığından aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Davacı tarafça, 6552 sayılı kanunun 74. maddesi kapsamında yapılan borç silme işlemi nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin özen ve sadakat yükümlülüklerini ihlalinden kaynaklanan şirket zararının tazmini talep edilmektedir. Davalı tarafça davalıların █████/2016 tarihli genel kurulda ibra edildikleri ileri sürülmekte ise de, ibranın şirketin dava açma hakkı ile ortakların dava açma haklarına etkisi farklıdır. İbra kararı sadece karar lehine oy vermiş veya yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiğini bilerek hisseleri devralmış ortağın sorumluluk davası açma hakkını ortadan kaldırmaktadır. Somut olayda ise davacı yönetim kurulunun ibrasına ilişkin toplantıya katılmadığı ve ibraya ilişkin davalıların lehine oy kullanmadığından davalıların ibra edilmiş olmasının eldeki davaya etkisi bulunmamaktadır.Bilirkişi heyetince 6552 sayılı yasadan yararlanmak suretiyle davalı şirket aktifinden düşülen borcun 45.332.078,46-TL, beyan üzerinden hesaplanan vergi toplamı 1.591.059,21-TL ve davalılardan ... ve ...'un şirkete borç kaydedilen fakat şirketin Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler hesabına atılan toplam 10.010.274,98-TL yönünden şirketin fiilen zarara uğradığı tespit edilmiştir.Davalı şirket yönetim kurulunca █████/2014 tarihli kararla ortakların şirkete olan gerçek borcunun 6552 sayılı yasanın 74. maddesine aykırı biçimde silindiği, borcu silinen davalı yönetici ...'nün bu yönde alınan karara katılmak suretiyle TTK'nun 393.maddesindeki yasağı ihlal ettiği, bu haliyle borç silme işleminin yasaya aykırı olduğu gibi yöneticinin özen ve bağlılık yükümlülüğünü ihlal ettiği, sözkonusu eylemle davalı şirketin zarara uğratıldığı ve bu nedenle TTK'nun 553.maddesi gereğince davalı yöneticilerin sorumluluklarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan dava dışı ... A.Ş.'ye kredi kullanılarak verilen borç nedeniyle şirkette meydana gelen zararın da tazmini talep edilmektedir. Fakat dava tarihi itibariyle davalı şirkete dava dışı şirket tarafından ödenmemiş kredi borcu taksiti ve davalı şirketin kesinleşen bir zararı bulunmadığı gibi bahse konu miktarın borç verilmemesi halinde şirkette ne şekilde yatırıma dönüşeceği hususunda somut bir gerekçe de ileri sürülmediği anlaşıldığından davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinde isabet görülmemiştir.Mahkemece müvekkilinin asil olarak hazır bulunduğu duruşmada davanın ıslahı yönünden süre verilmeksizin yargılamanın sona erdirmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; ıslah nedeni ile kesin süre verilebilmesi için, tarafın ıslah ettiğini bildirmesi gerekir. Islaha ilişkin talep olmadan mahkemece süre verilmesi mümkün değildir.Davacı tarafça ileri sürülen ıslah veya bedel artırım talebi bulunmadığından mahkemece davanın, dava dilekçesindeki talebi ile bağlı kalarak davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı şirkette organ boşluğu oluşmaması nedeniyle kayyım atanmasına yasal olanak bulunmadığından mahkemece şirkete kayyım atanması talebinin reddi kararına karşı ileri sürülen istinaf nedenlerinde de isabet görülmemiştir..." gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, █████████ Karar ve 20.09.2023 tarihli ilamı ile onanmış olduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince tarafların delilleri sunulmuş, bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir.19.08.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davalı şirketin ticari defterlerinin HMK 222.maddesi kapsamında lehine delil niteliğinin bulunduğu, dava konusunun, davacı tarafların davalı şirketin 22.12.2014 tarihli 17 sayılı yönetim kurulu kararının mutlak butlanla yokluğunun tespiti ve iptaline karar verilmesi talebinden ibaret olduğu, davalı şirket yönetim kurulunun 22.12.2014 tarih, 17 sayılı kararında “...6552 Sayılı Kanunun 74. maddesine göre Ortaklardan 53.035.306, TL alacağın silinmesine ve bu işlemin tamamlanması için %3 verginin 31.12.2014 tarihine kadar vergi dairesine yatırılmasına..." şeklinde olduğu, anılan karar doğrultusunda; 30.12.2014 tarihinde davalı şirketçe Boğaziçi Kurumlar Vergi Dairesine verilen beyanname ile 131-Ortaklardan Alacaklar hesap bakiyesi 53.035.307,13 TL, %3 oranına göre ödenecek verginin ise 1.591.059,21 TL olarak beyan edilmiş olduğu, tahakkuk eden verginin 31.12.2014 tarihinde ödenmiş olduğunun anlaşıldığı, ödenen 1.591.059,21 TL tutarındaki verginin ise; 689.13 kodda izlenen “6552 SK. md. 74 Ortaklar Cari H. Vergi" (Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler) hesabına aktarıldığı, somut uyuşmazlıkta, dava konusunun, davacı tarafların davalı şirketin 22.12.2014 tarihli 17 sayılı yönetim kurulu kararının mutlak butlanla yokluğunun tespiti ve iptaline karar verilmesi talebinden ibaret olduğu, davalının 2014 yılı ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davalı şirket yönetim kurulunun 22.12.2014 tarih, 17 sayılı kararında “6552 Sayılı Kanunun 74. maddesine göre Ortaklardan 53.035.306 TL alacağın silinmesine ve bu işlemin tamamlanması için %3 verginin 31.12.2014 tarihine kadar vergi dairesine yatırılmasına” şeklinde olduğu, anılan karar doğrultusunda; 30.12.2014 tarihinde davalı şirketçe Boğaziçi Kurumlar Vergi Dairesine verilen beyanname ile 131-Ortaklardan Alacaklar hesap bakiyesinin 53.035.307,13 TL, %3 oranına göre ödenecek verginin ise 1.591.059,21 TL olarak beyan edilmiş olduğu, tahakkuk eden verginin 31.12.2014 tarihinde ödenmiş olduğunun anlaşıldığı, YMM...ve YMM ... tarafından 01.06.2021 tarihli Özel Denetim Raporunun hazırlanmış olduğu, iş bu raporda davalı Metrosite şirketinde Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından gerçekleştirilen usulsüz işlemler ve davalı şirkette yapmış oldukları usulsüz borç verme /silme işlemleri başta olmak üzere pay sahipleri aleyhine yapılan zararlandırıcı işlemlerin tespit edildiğinin belirlendiği, neticeten; davalı yönetim kurulu üyelerinin 6552 sayılı “İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun"un 74. maddesi dayanak göstererek şirkete olan borçlarının silinme işleminin bu borcun gerçek olması nedeniyle kanuna aykırı olduğu kanaatine varıldığı, kanuna uygun kabul edilse bile bu defa yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık yükümlülüklerinin ihlali sonucu doğurduğundan şirketin silinen borcu ve bunun için ödenen vergi tutarında zararından sorumlu tutulabilecekleri belirtilmiştir.Bilirkişi raporuna karşı taraf vekillerinin ve feri müdahil vekillerinin beyan ve itirazları sonucunda mahkemece yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden, kanuna aykırı olarak alındığı rapor ile belirlenen yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine, kayyım atanma talebinin ise reddine dair hüküm tesis edilmiştir.TTK'nın 391.maddesinde; batıl kararlar başlığı ile; " (1) Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle; a) Eşit işlem ilkesine aykırı olan, b) Anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, c) Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, d) Diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin, kararlar batıldır." düzenlemesi mevcuttur. Yasal düzenleme kapsamında dava konusu 22.12.2014 tarih ve 17 sayılı yönetim kurulu kararının, ortakların şirkete olan borçlarının gerçek borç olması nedeniyle yasada belirtilen sermayenin korunması ilkesine aykırılık teşkil ettiği ve hukuka aykırı, batıl olduğu, alınan bilirkişi raporu , yöneticilerin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davasına dair İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ Esas, ████████ Karar sayılı karar içeriği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ve söz konusu kararın onanmasına dair Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, █████████ Karar ve 20.06.2023 tarihli ilamı ile kesinleşmiştir.HMK'nın 204/1. maddesinde; ilamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetlerinin sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılacağı belirtilmiştir. Dava konusu yönetim kurulu kararı ile ilgili işlemin hukuka aykırı olduğunun tespitinin kesinleşmiş olması göz önünde bulundurularak asıl ve birleşen dosya davalısı ile davalı yanında kararı istinaf eden feri müdahiller vekilinin buna dair istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.Diğer taraftan, davalı ve feri müdahiller tarafından, davacının talebinin terditli olduğu, asıl talebinin incelenmediği, 6552 sayılı Kanun kapsamında yapılan işlemin hukuka aykırı olduğunun tespitine dair taleple ilgili karar verilmediği iddiası temyiz konusu yapılmış ise de Yargıtay kararında söz konusu iddia bozma nedeni olarak gösterilmemiş ve gerekçede yer verilmemiştir. Bu sebeple de davalı ve feri müdahillerin İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ Esas sayılı dosyasının iş bu dava dosyasındaki taleple aynı olduğu, davanın derdest olduğu savunması yerinde görülmemiştir. Adı geçen dava dosyasındaki davanın konusu, anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Söz konusu davada iş bu davanın konusu ile aynı olan yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti ve iptaline yönelik bir talep mevcut değildir. Asıl ve birleşen dosyada davacılarının istinaf nedenleri ise: davalı şirkete kayyım atanması ve ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. Dava dilekçesi ile birlikte kayyım talebinde bulunulmuştur. Mahkemenin yukarıda ayrıntılı şekilde yer verilen 03.05.2019 tarihli ara kararı ile davacının kayyım talebi ve tedbir talebi reddedilmiştir. Ara karara dair istinaf incelemesini gerçekleştiren Dairemiz istinaf talebini reddetmiştir.Taraflar arasında, davalı şirketin yönetim kurulunun olduğu, yönetim kurulunda herhangi bir eksiklik bulunmadığı gibi şirkette organ eksikliğinin de olmadığı tartışma konusu değildir. TMK'nın 426. maddesinde; kayyımlığı gerektiren haller başlığı ile; ilk fıkrada vesayet makamının belirtilen ve gösterilen hallerde ilgilinin isteği üzerine veya resen temsil kayyımı atayacağı düzenlenmiştir. 427. maddede ise yönetim üst başlığı ile vesayet makamının yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alacağı ve maddede belirtilen hallerde bir yönetim kayyımı atayacağı belirtilmiştir. TMK'nın 427/4.fıkrada; bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetimi başka yoldan sağlayamaması yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır.Somut davada, yukarıda ifade edildiği üzere davalı şirkette herhangi bir yönetim ve organ eksikliği mevcut değildir.Bilindiği üzere, kayyım atanması geçici bir hukuki koruma tedbiridir. Eldeki dava yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti istemine ilişkin bir davadır. Yönetim kurulu kararının içeriği ve sonucunda verilen karar göz önünde bulundurulduğunda, davalı şirketin yönetimde herhangi bir boşluğun oluşacağından söz edilemeyecektir. Bu nedenle davacıların kayyım atanmasına yönelik istinaf nedenleri ve talepleri yerinde görülmemiştir.Davacılar, mahkeme ara kararı ile reddedilmiş ve istinaf kanun yolu incelemesinden geçmiş bulunan şirket mal varlığı üzerine ihtiyati tedbir konulması talebini istinaf dilekçesinde yenilemişlerdir. HMK'nın 389 vd maddelerdeki geçici hukuki korumaya dair yasal düzenlemeler ile istinaf kanun yolu başvuruları birlikte göz önünde bulundurulduğunda, davacıların ihtiyati tedbir taleplerine dair verilen güncel bir karar mevcut değildir. İlk derece mahkemesince bu konuda verilen karar daha önceden istinaf kanun yolu incelemesinden geçmiş bulunduğundan ve buna dair verilen yeni bir karar bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, asıl ve birleşen davalarda davacılar ve davalı vekilleri ile feri müdahiller vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, asıl davada davacı vekilinin, birleşen davada davacı vekilinin, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin ve fer'i müdahiller vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Asıl davada davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının asıl davada davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Birleşen davada davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının birleşen davada davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Asıl ve birleşen davalarda davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 534,70 TL'şer istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 5-Fer'i müdahiller tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının fer'i müdahillerden tahsiline, Hazineye gelir kaydına 6-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,7-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.07.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi