Anahtar kelimeler: Showroomunda Üreterek Teşhir Bebek Genç Mamül Firmadan Satımdan Mobilyalarının Tedarikçi

T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████

T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
HAKİM : ...
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLLERİ : ...
DAVALI : ...
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2023
KARAR TARİHİ : █████/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ... üretimi yapılan ve tedarikçi firmalardan temin ettiği genç ve bebek odası mobilyalarının perakende satışını yapan bir firma olduğu, davalı firmadan tedarik ettiği mamül malları kendi showroom'unda teşhir ederek alıcı şahıslara satışını gerçekleştirdiğini, bu anlamda davacının davalı firmadan mal temin ederek pazarlama yaptığını, davalı firmanın üreterek kapalı ambalaj içinde davacıya pazarlanmak üzere gönderilen ürünlerin müşteri adresine sevki ve kurulumu esnasında ayıpların tespit edildiğini, yanlış boya kullanımından kaynaklı bu ayıplı ürünlerin iadesinin üretici davalı firmanın şu anda faaliyette bulunmadığı ve hatta piyasadan çıkmak için bürokratik işlemlere başladığının taraflarınca bilindiğinin, dava konusu zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğundan taraflarınca yapılan müracaat sonucu arabulucu tarafından dahi davalı şirkete veya yetkilisine ulaşılamadığının, davalı tarafın yaklaşık 1 yıldır tüm işçilerinin iş sözleşmelerini sonlandırmış, üretim tesisinin kapalı durumda ve faaliyet göstermediğinin, kendilerine ulaşılmaya çalışmışsa da bunun mümkün olmadığını, sadece fabrika binasını bir güvenlik görevlisinin beklemekte olup, başka hiç bir görevli veya işçinin bulunmadığının, davacı firmanın davalı ile aralarındaki ticari münasebet gereği ödemelerini yaptığı ürünlerin ayıplı çıkması soncu artık bu ürünlerin ekonomik değerlerinin kalmaması ve davalı firmanın da üretimi durdurması sebebi ile değişiminin dahi yapılamaması nedeni ile hem manevi anlamda hemde maddi anlamda zarara uğradığını, karşılarında muhatabın dahi bulunamadığından yapmış oldukları ödemeleri ve zararın telafi edecek herhangi bir argümanın dahi üretilemediğinin, tüm bu nedenlerle; öncelikle davalı şirket adresinin şuan muhafazasız bulunması, hiç bir şekilde muhatap bulunmaması ve şirketin devir aşamasında olduğu hususları da dikkate alınarak davalı şirketin taşınır, taşınmaz veya 3. Kişilerdeki hak ve alacaklarının üzerine öncelikle teminatsız olarak, mahkemece uygun görülmediği takdirde uygun görülecek teminat karşılığında ivedilikle ihtiyati tedbir konulmasını, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı kalmak kaydı ile şimdilik 160.000,00-TL ürün bedelinin ödeme tarihlerinden itibaren işletilecek ticari reeskont faizi ile birlikte ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı tarafın cevap dilekçesinin sunmadığı, davacı tarafın iddialarını inkar etmiş sayıldığı anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Dava, ayıplı mal satımı nedeniyle alacak talebinden ibarettir.
Taraflar arasındaki anlaşmazlık: Taraflar arasında ticari iş olup olmadığı, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, teslim edilen ürünlerin ayıplı olup olmadığı, ayıp ihbarının yapılıp yapıladığı hususlarında olduğu anlaşıldı.
Uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya sayılı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Türk Borçlar Kanununun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1-c hükmü de uygulanacaktır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207 ve devamı maddelerinde satım sözleşmesine dair hükümler düzenlenmiştir.
Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır. Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.
"Alıcının bildiği ayıplar" başlıklı 222. maddesinde; Satıcının, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu olmadığı, yine satıcının, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 223. maddesinde ise "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse,bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." hükmü düzenlenmiştir.
"Satıcının ağır kusurunun sonuçları" başlıklı 225. Maddesinde; Ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hükümlerin geçerli olduğu düzenlenmiştir.
Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. Maddesi incelendiğinde;
Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. "Düzenlemesi mevcuttur.
Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir. Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 225. maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.
Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.
Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti olay tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1-c. maddesinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Türk Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ███████ Esas ve ████████ Karar numaralı ilamı)
Somut olayda;
Davacı Bursa 2. Sulh Hukuk Mahkemesi ███████ D.iş sayılı dosyasını dayanak göstererek taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle teslim alınan bir kısım malların ayıplı çıktığını ileri sürmüştür.
Davaya konu ayıplı mallar 30.09.2020 tarihli TMF2020000000091 numaralı 34.008,04 TL bedelli, 22.04.2021 tarihli TAF2021000000026 numaralı, 94.451,89 TL bedelli, 18.03.2021 tarihli TAE2021000000022 numaralı 64.743,67 TL bedelli, 15.07.2021 TAB2021000000031 numaralı 96.957,52 TL bedelli faturalarda belirtilen ve davacıya teslim edilen malların bir kısmıdır. Ayıplı malların neler olduğu konusunda Bursa 2. Sulh Hukuk Mahkemesi ███████ D.iş sayılı dosyasında tespit yapılmıştır.
Mahkememizin 30.01.2024 tarihli celsede dava konusu ayıplı ürünlerin bulunduğu adrese talimat yazılmış ve keşif yapılması suretiyle 02.05.2024 tarihli bilirkişi heyeti raporu alınmıştır. Sunulan raporda ürünlerdeki ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
Sunulan bilirkişi heyeti raporunun eksik olduğu tespit edilmekle her bir ürün için ayıbın başladığı tarihin ne olduğu, davacı tarafın ayıp hususlarında bildirim yapıp yapmadığı, bildirim yapıldıysa hangi tarihte yapıldığı, ayıplı ürün var ise delil olarak ekli hangi fatura veya faturalardan kaynaklandığı, ayıplı ürünlerin teker teker tutarlarının tespit edilerek bu tutarların fatura ile uyumlu olup olmadığı, her bir ürün için ayıp var ise açık ayıp mı yoksa gizli ayıp mı olduğu hususunun değerlendirilmesine, davaya konu faturaların ticari deftere işleyip işlemediği, dava konusu miktar dikkate alınarak ayıplı ürünler ile talep miktarının uyuşup uyuşmadığı hususunda teker teker cevap vermek üzere bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiştir.
Bilirkişi heyeti 05.09.2024 tarihli ek raporunda hatalı ürünlerle ilgili olarak 07.09.2021 tarihinde genel bildirim yapıldığı, ürünlerdeki ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğunu belirtmiştir.
Alınan raporlar ile davaya konu mallardaki ayıbın niteliğinin açık ayıp olduğunun tespit edilmesi üzerine 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesindeki ihbar yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği konusunda davacı vekiline kayıt sunması için süre verilmiştir. Davacı vekili 11.10.2024 tarihli dilekçesi ile mail ortamında yapılan bildirimi sunmuş olsa da sunulan mail çıktısından hangi faturadan dolayı, hangi teslimat tarihine yönelik ihbar bildirimi olduğu anlaşılamamıştır. Bu sefer de davacı vekiline 18.02.2025 tarihli celsede davaya konu her bir faturanın belirtilmesi, bu faturaların içeriklerinin davacıya teslim edildiğine dair irsaliyelerinin sunulması, fatura içerisindeki ürünler farklı tarihlerde teslim edilmiş ise bunlara ilişkin irsaliyenin sistematik bir şekilde mahkemeye sunulması, her bir teslim alınan ürüne karşı ayıp ihbarı hangi yolla yapıldığı ve buna ilişkin kayıtların sunulması hususlarında beyanda bulunmak üzere davacı vekiline 1 aylık süre verilmiş, verilen süre içerisinde beyanda bulunulmaması halinde davacı vekilinin beyanda bulunmakta imtina etmiş sayılacağı ihtar edilmiştir. Davacı vekili buna karşılık 19.03.2025 tarihli dilekçeyi sunmuştur. Sunulan dilekçede mahkemenin istediği hususlarda açık beyan olmadığı tespit edilmiştir.
Davacı, davaya konu malların davacıya hangi tarihte teslim edildiği ve teslim tarihinden itibaren iki gün içinde durumu satıcıya ihbar ettiği yönünde delil sunamamıştır. Bu durumda davacı alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesi külfeti altında olmasına rağmen bunu ispat edemediğinden açılan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı taraf yemin deliline dayandığından yemin teklif edilmiş, davacı vekili yemin deliline dayanmıştır. Ancak ancak kendi ispat edeceği hususta yemin deliline dayanamayacağından yemin teklifi yerinde görülmemiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Hüküm: Gerekçesi Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Açılan davanın reddine,
2-Yürürlükte Bulunan Yargı Harçları Tarifesi Gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 2.117,00-TL'nin yatıran tarafa iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansın kararın kesinleşmesi halinde yatıran tarafa iadesine,
5-Arabuluculuk nedenilye hazine tarafından karşılanan 3.120,00 TL tutarın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Dair, davacı vekilinin yüzünde, davalı tarafın yokluğunda verilen kararın, taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.
█████/2025
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!