Anahtar kelimeler: Sayıyla Tevzi Ağustos Konulu Ayında Nakliye Mayıs Haziran Keza Faturanın

T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████ KARAR NO : ████████DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : █████/2024KARAR TARİHİ : █████/2025Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendiGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında 03.05.2010 tarihinde nakliye konulu sözleşme imzalandığını; bu kapsamda 2012 yılı Nisan ayında düzenlenen faturaların ödenmemesi üzerine ----. İcra Müdürlüğü'nde ----- (Yeni numarası ---. İcra -----sayıyla 15.06.2012 tarihinde takip başlatıldığını; yine 2012 yılı Mayıs ve Haziran ayında düzenlenen faturaların ödenmemesi üzerine-----. İcra Müdürlüğü'nde---- (Yeni numarası ---- İcra Müdürlüğü'nde------sayıyla takip başlatıldığını; keza, 2012 yılı Ağustos ayında düzenlenen faturanın ödenmemesi üzerine ----. İcra Müdürlüğü'nde ----- (Yeni numarası ----- İcra Müdürlüğü'nde ------. sayıyla takip başlatıldığını; Davalının her 3 takibe de haksız olarak itiraz ettiğini; bu kapsamda ----Asliye Ticaret Mahkemesi'nde -------sayıyla görülmeye başlanan itirazın iptali davasında----. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce ------ Sayılı dosyasından karar verildiğini; davalının anılan kararlara yönelik olarak temyiz başvurusunda bulunduğunu; ilgili Yargıtay dairesi tarafından dosyanın geri çevrilmesini; bilahare de davalı yararına karşı bozulmasına karar verildiği; bu bağlamda bozma kararına yönelik karar düzeltme başvurusunun da ilgili daire tarafından reddedildiğini; bilahare bozmaya uyularak yapılan yargılaması sonunda yeniden itirazların iptaline karar verildiği; davalının bu kararlara yönelik yeniden temyiz başvurusu yaptığı; sonuçta ilgili Yargıtay dairesi tarafından kararların onandığını; bunun üzerine davalının icra dosyalarına 2023 yılı Temmuz ayında ödeme yaptığını; sözleşme uyarınca tarafların 3 ay önceden tek taraflı yazılı bildirimde bulunmak suretiyle sözleşmeyi fesih hakkı bulunduğunu; davalının haksız olarak sözleşmeyi feshettiğini; 2012 yılından paranın tahsil edildiği tarihe kadar geçen 11 yıllık süreçte enflasyona bağlı para düşüşleri nedeniyle müvekkilinin telafisi mümkün olmayan zararlara uğradığını; müvekkilinin bahse konu alacaklarını tahsil edememesi nedeniyle yeni işlere başlamak için kaynak oluşturamadığını; ticari hayattaki varlığını sadece davalıdan olan alacağını tahsil etmeye çalışarak sürdürdüğünü; yeni iş alamayan müvekkilinin muhasebe ücretlerini dahi ödeyemediğini; 2012 yılı ekonomik verileri ile ödemenin yapıldığı tarihteki ekonomik veriler dikkate alındığında müvekkilinin faiz ile karşılanmayan zararı oluştuğundan bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bahse konu takip dosyalarındaki alacakları bağlamında uğradığı munzam zarar kapsamında şimdilik 50.000,00 TL'nin 28.07.2023 (diğer dosya bakımından 06.07.2023) tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının alacağını 2012 yılında muaccel hale geldiği yönündeki iddiasına nazaran, kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, 10 yıllık süre aşılmış olmakla munzam zarar talebinin zamanaşımına uğradığını; davacının dosyaya ibraz ettiği ticaret sicil kayıtlarından da anlaşıldığı üzere iflas etmediği, konkordato ilan etmediği; genel kurul! kararı ile ortakların hür iradesi ile tasfiyeye girdiğini; dolayısıyla davacının ticareti usulsüz terk ettiğini ikrar ettiğini; bundan doğan zararların müvekkili şirkete yıkmaya çalıştığını; davacıdan anılan süreçte hiçbir faaliyette bulunmadan hangi masraf kalemleri ve alımları sebebiyle ne şekilde zarara uğradığının sorulması gerektiğini; munzam zararın kusura dayalı bir istem olduğunu; müvekkili şirketin temerrüde düşmekte herhangi bir kusuru bulunmadığını; yargılamanın uzun sürdüğünü beyan etmekten başka davacının herhangi bir iddia ve ispat varakası sunamadığını; salt enflasyonist ortam ve paranın alım gücü kaybı söylemlerinin munzam zarar talebi için yeterli olmadığını; davacının iddia ettiği zararlar ile müvekkili şirketin davranışı arasında illiyet bağı bulunmadığını; davacının alacağını tahsil edemediği şeklinde bir iddiası bulunmadığını; yasa! yollara başvurulduğunu; bozma kararları sonunda yeni tesis edilen hükmün kesinleşmesi üzerine icra dosyasına tüm tutarların eksiksiz olarak ödendiğini; öte yandan, davacının paranın muaccel olduğu tarihte hangi yatırım araçlarıyla parasını nerede ve ne şekilde değerlendirildiği ve bu hususta yatırımların kaçırılması temelli bir zarar meydana gelip gelmediğinin araştırılması gerektiğini; paranın alacaklı uhdesinde olsa dahi,enflasyon karşısında alım gücü zayıflığına uğrayacağının sabit olduğundan bahisle yerinde olmayan davanın reddini istemiştir.DELİLLER:----- İcra Müdürlüğü'nde ----- (Yeni numarası ------İcra Müdürlüğü'nün ----. İcra Müdürlüğü'nde ------ (Yeni numarası ----. İcra Müdürlüğü'nde------. İcra Müdürlüğü'nde ---- (Yeni numarası-----. İcra ---- Mahkemesi-----. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce ----- Sayılı dosyası, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı.04.03.2025 tarihli ara karar ile dosyanın bir Nitelikli hesaplama uzmanı ve mali müşavir bilirkişiye tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 03.06.2025 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.Bilirkişi raporunda özetle; İşbu raporun “Ticari Defter İncelemesi” başlığında davacı ticari defterlerinin incelendiği, yer verilen tespitlere göre davacı ticari defterlerinin delil kabiliyeti ile ilgili nihai değerlendirme Sayın Mahkemenizin takdirinde olduğu, İşbu raporun “III-Mali inceleme” başlığında ayrıntılarıyla yer verildiği üzere, davacının 2011 yılında banka kredi kullanmaya başladığı, buna ek olarak 2012 yılında ortaklardan borç alınmaya başlandığı, mali yapısının 2013 yılından itibaren anlamlı olarak bozulduğu, her ne kadar davacının ana faaliyet konusu satışlarının 2013 yılından itibaren %46 oranında azaldığı tespit edilse de, davacının sadece davalıya satış gerçekleştirmediği, ticari hayatını %100 oranında davalıya bağımlı olarak devam ettirmediği, bilançoda kayıtlı diğer müşterilere ana faaliyet konusu satışın 2020 yılına kadar devam ettiği, bu yönüyle davalının borcunu ödememesi ile şirketin mali yapısının bozulduğu arasında %100 oranında bir illiyet bağının bulunmadığı sonucuna gidildiği, . “Mali Değerlendirme” bölümündeki tespitlere nazaran, yukarıda “Uyuşmazlığın İrdelenmesi” başlığı altında (1) sayılı bentte tanıtılan yüksek yargı uygulamaları dikkate alınarak, “somut olay özelinin (2) sayılı bentte yapılan incelemesinde açıklanan nedenlerle, 2012 yılında ödenmeyen 153.000,00 TL'nin tasfiye kararının gerekçesini oluşturduğunun doğrudan illiyedi belirlenememekle beraber, ekonomik değişimlerin yüksek seviyede gerçekleşmesi sebebiyle soyut yöntemle munzam zararın belirlenebileceği esasının benimsenmesi halinde ise, kök raporda tespit edilen tutarların cari olduğu; olayın ortaya çıkış biçimine nazaran kök rapordaki tutarlardan TBK.m.50-51 hükümleri uyarınca indirim yapılması gerekip-gerekmediği; gerekmekte ise TMK.m.4 hükmüne göre oranının takdirinin münhasıran Sayın Mahkeme'nin yargı yetkisi dahilinde olduğu şeklinde tespitte bulundukları görülmüştür.DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ ve GEREKÇE:Dava, icra takiplerine konu borcun geç ödenmesinden kaynaklı olarak uğranılan aşkın zarar (munzam zarar) alacağının tahsili istemine ilişkindir.Munzam zararın hesaplanmasında Yüksek mahkeme kararlarında farklı yöntemin benimsendiği görülmektedir. Yüksek mahkeme kararlarına bakıldığında;Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ------ Esas ve Karar sayılı kararında; munzam zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerinde olup, alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (------). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak munzam zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. ( Bu yönde ----- BAM ----.HD------ Esas ve Karar sayılı kararı, Yargıtay -----.HDnin ------ Esas ve Karar sayılı ve ----- Esas ve Karar sayılı kararları ) şeklinde açıklanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ------- Esas ve Karar sayılı kararından somut yöntemin belirlendiği anlaşılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararından sonra Yargıtay daireleri tarafından verilen kararlar ise şöyledir;Yargıtay ----Hukuk Dairesi'nin ----- Esas ve ------ Karar sayılı ilamında; ..."Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusuru olup munzam zarar alacaklısı, alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumunda olup ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemeyeceğinden, davacının para alacağını zamanında tahsil etmesi halinde ne şekilde kullanacağını, paranın zamanında verilmemesi nedeniyle faiz dışında ne gibi maddi zararlarının oluştuğunu; somut delilerle ispat edemediğinden munzam zarar istemine ilişkin davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.... Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." şeklinde karar verilerek somut yöntemin belirlendiği anlaşılmaktadır.Yargıtay ------.Hukuk Dairesi'nin ----- Esas ve ------- Karar sayılı ilamında; "Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru şekilde belirlendiği, ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın, tek başına munzam zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının da ispatı olmayacağı, davacının geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıaların dosya kapsamında ispat edilemediği anlaşılmakla, temyiz edenin sıfatına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. ." şeklinde karar verilerek somut yöntemin belirlendiği anlaşılmaktadır.Yargıtay -----Hukuk Dairesi'nin -----Esas ve------- Karar sayılı ilamında :"...Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nun 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir..." şeklinde açıklanmakla soyut yönteme göre munzam zarar hesabının yapılabileceği belirtilmiştir. Yargıtay Dairelerinin kararlarında farklı yöntemin belirlendiği görülmektedir. Uyuşmazlığın çözümü açısından konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramlara bakıldığında; Mevzuat Hükümleri: 818 sayılı mülga Kanun’un "Munzam zarar" kenar başlıklı 105. maddesi :“Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.” şeklindedir. Bu Kanun'u ilga eden █████/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Aşkın zarar" kenar başlıklı 122. maddesi : "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklindedir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "B. Borçlunun temerrüdü I. Koşulları" kenar başlıklı 117. maddesi şöyledir: "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır."4/███████ tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un"Temerrüt faizi" kenar başlıklı 2. Maddesi: "(Değişik : █████/1999 – 4489/2 md.) Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.------ Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz." şeklindedir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "II-Zararın ve kusurun ispatı" kenar başlıklı 50. maddesi : "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler."şeklindedir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "III-1. Belirlenmesi" kenar başlıklı 51. maddesi "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür."şeklindedir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "İspatın Konusu" kenar başlıklı 187.maddesi : ""(1)İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. (2) Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz."şeklindedir.Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları; Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 112-126. maddeleri arasında, aşkın zarar dahil, borçların ifa edilmemesinin sonuçları düzenlenmiştir. Aşkın zarar, borçlunun temerrüdünün bir sonucu olduğu için temerrüt hükümleri aşkın zararın hesaplanmasını önemli ölçüde etkilemektedir. Kanun'un 112. maddesinde borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğu hükmü bulunmaktadır.Borçlunun Temerrüdü : Munzam zararın anlaşılabilmesi için öncelikle temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar vardır. Bilindiği gibi temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine 818 sayılı BK’nın 103. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 120. madde) gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresinde varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Borçlu kusurlu olsun veya olmasın sonuçta borç alacaklıya zamanında ödenmemiş demektedir.Türk hukukunda alacaklıya zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanımıştır. Ayrıca faiz yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu para miktarından yarar sağlaması şart olmadığı gibi, bu yararların iadesi amacını da taşımaz.Diğer taraftan temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz.Aşkın Zarar (Munzam Zarar): Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli ve------sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir. MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI: Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.A. Bir Para Borcunun Bulunması; Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir; Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden doğan para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.B.Borçlunun Temerrüdü; Türk Borçlar Kanunu 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.C. Munzam Zarar; Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK. m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.D. Uygun İlliyet Bağı; Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.E. Kusur; Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.MUNZAM ZARARIN İSPATI: Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. Normal Enflasyon Döneminde; Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. 20.10.1989 gün ve ----esas -----karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve ------- sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.Yine Anayasa Mahkemesi'nin ------ başvuru numaralı 27.11. 2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin---- başvuru no.lu ------ hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir. (Yargıtay -----Hukuk Dairesi'nin ---- Esas ve ---- Karar sayılı ilamından yasal düzenlemeler, kavramlara ilişkin açıklamalar ve Anayasa Mahkemesi karar bilgileri alıntı yapılmıştır. )Bu açıklamalar ışığında; kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği, yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği, yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması adaletin gerçekleşmesini sağlayacak nitelikte olduğu, her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nun 50 ve 51. maddeleri kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği, dosyada alınan bilirkişi raporunda davacının munzam zararının ekonomik unsurlar dikkate alınarak 1.300.947,75 TL olarak tespit edildiği, davacı yanca munzam zarar talebine ilişkin dava dilekçesinde icra takibine konu 2012 yılına ilişkin faturalardaki alacakların ödenmemesi nedeniyle şirketin 2012 yılından itibaren faaliyetine devam edemediği, mali yapısının bozulduğu, tasfiye sürecine girdiği iddia edilmiş olmakla; iddia edilen hususlarla ödenmeme arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, bir başka deyişle şirketin 2012 yılında faaliyetine devam edememesi mevcut ise münhasıran takibe konu alacakların tahsil edilmemesinden mi kaynaklandığı ve illiyet bağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi için dosyada mali müşavir bilirkişinin dahil edilerek dosyada ek rapor alındığı, ek raporda iddialar ile davalının ödeme yapmaması arasında illiyet bağının bulunmadığının bildirildiği, bu haliyle bilirkişi raporunda tespit edilen 1.300.947,75 TL 'nin davacının talep edebileceği munzam zarar olduğu sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde davanın kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Davalı yanca cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuş ise de Munzam zararın tazmini davası Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca 10 senelik zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımının başlangıç tarihi ise alacaklının alacağının tamamının tahsil edildiği tarihtir. Somut olayda 2023 yılında ödeme yapıldığından zamanaşımı defi yerinde görülmemiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davanın KABULÜ ile, 1.300.947,75 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,2-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 88.867,74 TL harçtan, peşin yatırılan 853,88 TL harç ve tamamlama harcı olarak alınan 21.365,00 TL'nin düşümü ile geri kalan 66.648,86 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan 853,88 TLpeşin harç, 21.365,00 TL tamamlama harcı, 427,60 TL başvuru harcı, 19.870,00 TL bilirkişi ücreti ve 130,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 42.646,48 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, davalı yanca yapılan yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca 194.132,69 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 7-3.600,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA,.Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair tarafların yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.