Anahtar kelimeler: Oldluğunu Alamayıp Şoförlerinin Satarak Ekte Satımdan Süredir Sunmuş İrsaliyelerinde Süren

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████ EsasKARAR NO : ████████DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : █████/2023KARAR TARİHİ : █████/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : █████/2025Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, icra takibine konu faturalarda ve ekte sunmuş olduğu diğer faturalarda yer alan ürünleri davalıya satarak teslim ettiğini, zira söz konusu faturalarda ve sevk irsaliyelerinde tarihleri yazılı olup davalı borçlunun belirlemiş olduğu taşıyıcı firmanın şoförlerinin imzası bulunduğunu, müvekkil şirket ile davalı uzun süredir ticari ilişki içerisinde oldluğunu, müvekkil uzun süren bu ticari ilişkiden kaynaklı kalan bakiye alacağını alamayıp icra konusu yaptığını, davalı borçlunun kalan iş bu bakiye borcunu ödemediğini, Mersin ..... İcra Müdürlüğü’nün ..... esas sayılı dosyası ile borçlu hakkında başlattıklarını, toplam 21.149,88USD ilamsız takibe borçlunun borca ve ferilerine itirazlarının iptali ile takibin devamına, davalının itiraz ettiği 21.149,88USD alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; öncelikle yetki itirazlarının bulunduğunu, yetkili mahkemenin Bakırköy Mahkemeleri olduğunu, Davaya konu icra takibi dayanağı olan faturalar incelendiğinde görüleceği gibi faturalar Türk Lirası olarak kesilmiş ancak davacı icra takibini USD üzerinden yapmış ve yine huzurda görülen davayı USD cinsinden talep ettiğini, Davacı ile Müvekkil şirket arasında yabancı paraya ilişkin bir sözleşme de bulunmadığını, müvekkilin davacıya hiçbir borcu bulunmadığını, Müvekkil şirket kendi markası ile sabun ve bir takım temizlik, kozmetik ürünlerinin alım satım ithalat ve ihracatı işlerini yapmakta olduğunu, Müvekkil şirket bir kısım malların (kutu içerisinde sabun) üretilmesi ve müvekkilin müşterilerine teslimi için Davacı şirket ile anlaştıklarını, Davacı şirket mallardaki ayıbın kendi üretimlerinden kaynaklı olduğunu ve malları geri alıp yeniden üreteceklerini bildirmiş olmasına rağmen ürünleri geri almadığını, Davacının ayıplı ürün üretim ve teslimi nedeni ile müvekkil şirket büyük zarara uğradığını, Davacı tarafın açmış olduğu dava haksız ve kötü niyetli olduğunu, Bu nedenle haksız olarak açılmış davanın reddi ile sayın davacı aleyhine %20’dan az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:Dava; taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden başlatılan icra takibinde itirazın iptali talebine ilişkindir.Mersin ..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...... Esas - ..... Karar ve █████/2024 tarihli görevsizlik kararı üzerine dosya mahkememize tevzi edilmiştir. Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller:1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir.2-Mahkememizce davaya konu icra takip dosyası UYAP sistemi üzerinden incelenmiştir.3-Dosyanın Tarafların iddia ve savunmaları, sundukları deliller, dosya kapsamı belgeler ve davalı tarafa ait ticari defter ve kayıtlar ile davacı tarafından davalı aleyhine yapılan icra takibinde davalının yapmış olduğu itirazın haklı olup olmadığı davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı var ise ne kadar olduğu noktasında toplandığı, söz konusu bazı malların teslim edilip edilmediği, ayıpların tespiti halinde ayıbın gizli ayıp olup olmadığı, süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı, ayıptan kaynaklı davalının zararının bulunup bulunmadığı, davacının karşı taraftan alacaklı olup olmadığı var ise ne kadar olduğunun tespiti konusunda rapor hazırlanılmasının istenilmesine karar verilmiş olup bilirkişi raporunda özetle; ''Alacak: Davacının davalıdan 19.08.2022 — 24.02.2023 tarihleri arasında düzenlenen faturalar karşılığı 21.149,88 USD (389.692,44 TL karşılığı) tutarında alacak bulunduğu, düzenlenen faturaların genel açıklama bölümünde, ödemenin Merkez Bankası satış kuru esas alınarak döviz cinsinden yapılacağına dair açık ibare bulunduğu tespit edilmiştir. Bu durum, alacağın döviz cinsinden talep edilmesinin dayanağını oluşturmakta olup, cari hesap incelemesiyle de alacak tutarının 21.149,88 USD (389.692,44 TL karşılığı) olduğu, Her ne kadar davalı tarafça ayıplı mal savunmasında bulunulmuş ise de; söz konusu ürünlerin iadesine, bedel iadesi talebine ya da ihtirazi kayıtla fatura/irsaliye iadesine ilişkin herhangi bir somut işlem yapıldığına dair belge dosyaya sunulmamıştır. Ayrıca, bu hususa ilişkin uzman bilirkişi raporunun da henüz dosyada mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Faiz: Davacı/alacaklı takip öncesinde faiz talebinde bulunmadığı için taleple bağlılık kuralı gereği bu konuda değerlendirme yapılmayacaktır. Takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere, Sayın Mahkeme'nin kısmen ya da tamamen Davacı lehine hüküm kurması halinde; tarafların tacir olması, işin ticari iş olması, temerrüt faiz oranının önceden kararlaştırılmamış olması münasebetiyle, takip sonrasında hükmolunacak asıl alacağı için 3095 s.k m.4/a kapsamında faiz talebinin yerinde olduğu'' 'şeklinde tespit ve sonuçlarını mahkememize bildirmiştir. 4-Davacı yönünden ticari defter ve kayıtların Gaziantep'te olması nedeni ile talimat yazılmasına karar verilmiş talimat mahkemesi bilirkişi raporunda özetle; '' Davacı ..... KİMYA SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ “nin davalı ..... KOZ.TEKS. TARIM GIDA İTH. İHR.SAN. VE TİC. LTD ŞTİ “nden yasal defter kayıtlara göre 21.149,88 USD KARŞILIĞI 389.692,44 TL alacaklı olduğu, ''şeklinde tespit ve sonuçlarını mahkememize bildirmiştir. 5-Bilirkişi raporları taraflara tebliğ edilmiştir.Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı açmış olduğu dava ile taraflar arasında ticari alım satım ilişkisi bulunduğunu, icra takibine konu faturalara ilişkin malların satılarak teslim edildiğini, davalı tarafından borcun ödenmediğini, başlatılan icra takibine de itiraz edildiğini belirterek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; faturalara konu alacağın USD olarak talep edilmesi hususunda taraflar arasında bir anlaşmanın bulunmadığını, TL cinsinden talep edilmesi gerektiğini, taraflar arasında ticari ilişki olduğunu ancak davacının sattığı ürünlerin ayıplı olduğunu, davacı tarafından malların geri alınacağı söylenmesine geri alınmadığını, ayıplı mallar sebebiyle zarara uğradıklarını, zararın tazminine dair haklarını saklı tuttuklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Bu bağlamda taraflar arasında ticari nitelikte satış sözleşmesi kurulduğu, davacı tarafından taraflar arasındaki anlaşma doğrultusunda satışı yapılan ürünlerin teslim edildiği hususunda uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında yazılı bir sözleşme de yoktur. Davalı davacının satışını yaptığı ürünlerin ayıplı olduğunu öne sürmüştür. Uyuşmazlık bu noktadadır. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup; davacının ticari defter ve kayıtlarının usul ve yasaya uygun olarak tutuldukları, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, davalı yönünden ise 2021 - 2022 yılına ait defterlerinin kapanış tasdiklerinin hiç yapılmadığı, 2023 tasdiklerinin ise yasal süresinden sonra yapıldığı tespit edilmiştir. Davacının ticari defter ve kayıtlarına göre; Davacı şirketin davalı şirketten 21.149,88 USD karşılığı 389.692,44 TL alacaklı olduğu tespit edilmiş olup, davalı tarafından sunulan kayıtlarda da davalının davacıya toplamda 389.692,44 TL olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda tarafların ticari defter ve kayıtlarının uyuştuğu, her iki tarafın ticari defterine göre de davalının davacıya 21.149,88 USD karşılığı 389.692,44 TL borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafından kesilen takibe dayanak faturaların davalı tarafından ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, yasal süresi içerisinde 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre itiraz edilmediği, davacı tarafından sunulan sevk ve teslim irsaliyelerine itiraz edilmediği, faturaların içeriğinin ve miktarının davacı lehine kesinleştiği, ürünlerin teslim edildiğinin davacı tarafından ispatlandığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu malları teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık satıcı tarafından kesilen faturaların davalı alıcı borçlu tarafından ticari defter ve kayıtlarına işlenmesi halinde faturaya konu malların teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin ve alacağın kesinleştiği, bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ..... Hukuk Dairesi ..... E., ..... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir."Yargıtay ..... Hukuk Dairesi ise ..... E., ........ K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı Erdal Karahan'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir."Yargıtay ..... Hukuk Dairesi de .... E., .... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"Mahkemece, dosya kapsamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporu gereğince, davacının davalıdan takibe konu faturalardan kaynaklanan toplam 118.004,63.-TL alacağının bulunduğu, söz konusu faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında işlendiği gibi vergi dairesine de bildirmiş olduğu BA-BS form örneklerinde de bildirildiği, faturaların davalının defterlerinde ve vergi bildiriminde kayıtlı olması nedeniyle davacı lehine malların davalıya teslimi hususunun karine olarak sabit olduğu, bu karinenin aksinin davalı tarafından ispat edilememesi karşısında davalının icra takibine borcun 2.701,03.-TL'lik kısmını kabul etmesi de dikkate alınarak davalının 115.303,60.-TL'lik kısma itirazının haksız olduğu, alacağın faturalara dayalı ve likit olması karşısında davacının ayrıca icra inkar tazminatına müstahak bulunduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, █████/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi."Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi .... E., ..... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder.Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır. Bu durumda ,takip konusu faturaların davalının ticari defterlerine işlenmesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına karine teşkil ettiği kabul edilmelidir. Zira, Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla illgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır.Bu haliyle davalı tarafın icra takibine konu faturadan kaynaklı borcu olmadığı yönündeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir."Yargıtay ..... Hukuk Dairesi de ..... E., ..... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir.Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir."Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların davalı tarafından ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği aksini ispat yükünün ise davalı alıcı üzerinde olduğu anlaşılmaktadır.Davalı cevap dilekçesinde taraflar arasındaki satış ilişkisine konu malların ayıplı olduğunu öne sürmüştür. Davalı malların ayıplı olduğunu iddia etmekte olup, ispat yükü ayıp iddiasında bulunan davalı üzerindedir. İspatın konusu HMK.nin 187'nci maddede “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.” şeklinde belirtilirken, ispat yükünün kimde olduğu ise HMK.nin 190'ncı maddesinde “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”düzenlemesi ortaya konmuştur.6102 sayılı Kanun'un ticari satış sözleşmelerinde ayıba ilişkin 23. Maddesinin 1. Fıkrasının (c) bendi şu şekildedir:"c) Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır."İlgili hükümden görülebileceği üzere ticari satış sözleşmelerinde alıcı aldığı ürünü teslimden itibaren 2 ve 8 günlük süreler içerisinde incelemek ve ayıp tespit ederse satıcıya bildirmekle mükelleftir. 6098 sayılı Kanun'un 223. Maddesinin 2. Fıkrası ise şu şekildedir:"Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır."İlgili hükümlerden görülebileceği üzere alıcı satılan malı incelemek ve varsa ayıpları tespit ederek satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Gözden geçirme ve ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde ise satılanı kabul etmiş sayılacak ve satıcının ayıba karşı tekeffül sorumluluğu sona erecektir. Tarafların ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; davalı tarafından davacıya karşı kesilmiş herhangi bir iade faturasının olmadığı, taraflar arasındaki takibe dayanak faturaların ve faturaya konu ürünlerin teslim tarihlerinin 2023 yılının Şubat ayına ait olduğu, işbu davanın ise davacı tarafından 2023 yılınan Kasım ayında açıldığı, aradan geçen 9 aylık süreçte davalı tarafından davacıya ayıp bildiriminde bulunulmadığı ve ayıp bildiriminde bulunulduğuna dair dosya içerisine herhangi bir delilin sunulmadığı, yine davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 23. Maddesinin 1. Fıkrasının (c) bendi gereğince yasal süreler içerisinde inceleme yükümlülüğünün yerine getirildiğine dair herhangi bir delil veya tespitin sunulmadığı bu suretle davalının üzerine düşen ayıba yönelik inceleme ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmediği, davalı tarafından davacıya yönelik ayıba karşı tekeffül hükümlerine gidilemeyeceği sabit görülmüştür.Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ...... Hukuk Dairesi ..... E., ..... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"Ayrıca, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesinde "malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenleme bulunmaktadır. TTK'nın 18/3. maddesine göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması gerekmekte olup, bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir. Dosya kapsamındaki deliller ile ayıp ihbarının usule uygun olarak yapıldığı yani süresi içerisinde muayene ve ihbar külfetinin yerine getirildiği hususunun ispatlanmamasına göre davalı vekilinin bu yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı tarafından teslim edilen bir kısım ürünlerin ayıplı olduğu iddiasıyla █████/2014 tarihinde düzenlenen 3.917,60 TLlik iade faturasının de bu haliyle dayanağının kanıtlanmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan bu iade faturasının alacak hesabında dikkate alınmaması isabetli görülmüştür."Ankara Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ise ...... E., ...... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"davacının TTK'nun 23/son maddesi uyarınca 8 günlük süre içinde muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi, bu mallara ilişkin şikayetlerin alınmasına müteakip BK'nun 223/2 maddesi uyarınca da "derhal ihbar" şartını da yerine getirmediği, bu nedenlerle süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği malı ayıbı ile kabul etmiş sayılacağından davalıdan talepte bulunamayacağı anlaşılmıştır (Yargıtay 19.HD'sinin ██████████-█████████ EK sayılı kararı, Yargıtay 19.HD'sinin ██████████-20151541 EK sayılı kararları bu yöndedir)."Yargıtay ..... Hukuk Dairesi ise ..... E., ...... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, TTK 23/son, TBK 223/2 maddesi hükümlerine göre davalı alıcının ihbar mükellefiyetini TTK 18/3 maddesi hükümlerine göre yerine getirdiğini ispatlayamaması nedeniyle satılanı kabul etmiş sayılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir."İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ...... Hukuk Dairesi de ..... E., ..... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanabilmesi için muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerekir.TTK'nın 18/3. Maddesine göre, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmalıdır. Elbetteki bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir.Bu ispat kuralları gereği ispat yükü kendisine düşen davacı tarafça; kendisine teslim edilen makinenin kurulumunun yapıldığı, 2 ay süresince çalıştığı, bu süreden sonra yağ kaçırma şikayetinden ve başkaca ayıplardan bahsedildiği, ancak davacı tarafça davalıya makinenin ayıbı hakkında herhangi bir bildirimde bulunulduğunun ispatlanmadığı anlaşılmakla, satıma konu makineyi bu haliyle kabul etmiş sayılır. Bu durumda mahkemece ayıbın ispatlanmadığına yönelik kabulde bir isabetsizlik yoktur."Bu bağlamda davaya konu somut olay ve davalının iddiaları değerlendirildiğinde; davalının yasal süresi içerisinde muayene ve ihbar külfetini yerine getirdiğine dair herhangi bir delil sunmadığı, kendi müşterilerinden şikayetler geldiğini belirtmesine rağmen davacıya derhal bildirim ve ihbarda bulunduğuna dair herhangi bir delil veya belgenin sunulmadığı, davacı tarafından davalıya satılan ürünlerde ne gibi bir ayıbın, ne şekilde bir ayıbın bulunduğunun dahi belirtilmediği, davalı tarafından 2 yıllık yargılama sürecinde ve son ürünlerin teslim edildiği 2023 yılı Şubat ayından sonra hüküm tarihine kadar herhangi bir tespit veya ihbar, ihtarda bulunulmadığı bu suretle davalının davacının ayıba karşı sorumluluğuna gidebilmesine yönelik inceleme ve bildirim külfetlerini yerine getirdiğini ispatlayamaması, yine ticari defter ve kayıtlarına göre ayıplı olduğunu iddia ettiği ürünler karşısında davacıya herhangi bir fatura kesmemiş ve talepte bulunmamış olması bu suretle de ayıp ihbarında bulunduğunu ve zararını ispatlayamaması, taraflar arasındaki ticari defter ve kayıtlar ile sevk ve teslim irsaliyelerine göre davacı tarafından davalıya yapılan satış ve teslimin tek seferde olmadığı sürece yayıldığı buna karşılık tüm süreç içerisinde davalı tarafından davacıya ve karşı sattığı ürünler yönünden herhangi bir bildirim ve inceleme yapılmaması, ne şekilde bir ayıbın olduğu ve ne miktarda üründe ayıp olduğunun dahi somutlaştırılmaması karşısında davalının ayıba yönelik savunmalarına itibar edilmemiştir. Davalı taraflar arasında USD olarak alacağın tahsil edileceğine dair bir anlaşmanın olmadığını öne sürmüş ise de davacı tarafından kesilen ve davalı tarafından itiraz edilmeksizin, ticari deftere kaydedilen faturalarda borcun USD cinsinden gösterildiği, davalı tarafından itiraz edilmeksizin ticari kayıtlara alınan faturalarda borcun USD cinsinden veya ödeme tarihindeki kur üzerinden ödeneceğinin belirtildiği bu suretle davacının USD olarak alacağını talep etmesinin 6098 sayılı Kanun'un 99. Maddesine uygun olduğu anlaşılmakla davalının aksi yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.Buna göre davacının davasının kabulü ile davaya konu icra takip dosyasında 21.149,88 USD asıl alacak yönünden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından işleyecek faiz oranına da itiraz edilmiş olup, taraflar arasında daha düşük bir akdi faiz oranının kararlaştırılmadığı anlaşılmakla davacının yabancı para alacaklarında yasal faiz olan 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranını talep edebileceği anlaşılmakla, davacının itirazın iptali talebinin 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden kısmen kabulü ile davalının itirazının iptaline ve takibin devamına karar vermek gerekmiştir.Takibe konu alacağın likit ve faturaya dayalı olduğu anlaşılmakla tazminat koşullarının oluştuğu görülmüş, itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 107.162,21-TL tazminatın da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;1-Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,-Buna göre; davaya konu icra takip dosyasında; 21.149,88 USD asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 107.162,21-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,3-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 41.765,072-TL harçtan peşin alınan 10.441,27-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 31.323,80-TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,4-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 3.120,00-TL arabulucuk ücretinin davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,5-Davacı tarafça yatırılan 10.441,27-TL peşin harç ve 269,85-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 10.711,12-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,6-Davacı tarafça yapılan 15.730,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 95.710,74-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,9-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025Katip ..... ¸e-imza Hakim ..... ¸e-imza