Anahtar kelimeler: Şubebayi Tle Özetidavacı Davatazminat Özetlemüvekkili Niyeti Acentelik İlinde Bayilik Açmak

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:█████████ Esas
KARAR NO:█████████ Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: ████████ Esas - ████████ Karar
TARİH:█████/2022
DAVA:Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:█████/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkili Davacının, davalı ... A.Ş. tle aralarında 16.10.2006 tarihinde davalının tek taraflı olarak düzenlediği Bayilik Sözleşmesini imzalamış olduklarını, sözleşmenin 8 yıl boyunca uygulandığını, ancak 8. yılın sonunda Tokat ilinde açılan alışveriş merkezinde şube/bayi açmak niyeti ile davacı ile arasındaki sözleşmeyi hiçbir ihtar ve süre tanınmadan tek taraflı fesih etmiş olduğunu, sözleşme edimleri arasında açık oransızlıklar bulunduğunu, sözleşmenin tek satıcılık benzeri tekel hakkı veren sözleşme gibi olduğu, 16.10.2006 tarihli sözleşmesinin, her ne kadar bayilik sözleşmesi başlığı ile düzenlenmiş olsa da davacının, davalının yalnızca bayisi değil aynı zamanda Tokat bölgesinde yetkili tek satıcısı olduğu, sözleşme süresi bakımından 2006 yılından beri süre geler bayilik ve süreklilik arz eden bir sözleşme olduğunu, daha önce dava dışı başka satıcılar tarafından ... markalı ürünlerin satışının davalı tarafından durdurulduğu ve başka satıcı firmalara bayilik hakkı verilmediğini, Bayilik Sözleşmesi, Md.3K.'da Müşteri taleplerine hemen cevap verebilmek ve rakiplere karşı avantaj sağlayabilmek için önceki dönem satış miktarlarını da göz önünde tutarak bir aylık satış miktarına denk gelecek mamul miktarını stokta bulundurmakla yükümlü olduğu, böylece uyuşmazlığın çözümünde TTK 122/5 gereği, acentalık hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, sözleşme süresinin kendiliğinden 1 yıldan uzun bir süredir uygulanır olmasının sözleşmeyi belirsiz süreli sözleşmeye dönüştürmüş olduğunu, Davacı şirketin sözleşmeyi dürüstlük kuralına aykırı olarak, ihbarda bulunmadan ve hiçbir süre tanımadan tek taraflı olarak hukuka aykıtı olarak sonlandırmış olduğu iddasi ile ... Markasının satışının iyi yapılabilmesi için, çalışan personele aldırdıkları eğitimlerin karşılıksız kaldığını, ... primlerinin ödenemediğini, Bayilik Sözleşmesinin devam edeceği düşüncesi ile, ticari hayatın gerektirdiği üzere, kullanılan kredi, sgk barçları sebebi ile davacı ve aile bireyleri adına kayıtlı çeşitli taşınmazları satışa çıkarmak zorunda kaldığını ve emsallerinden daha düşük değerde satmak zorunda kaldıklarını, zarara uğradıklarını, itibar kaybettiklerini belirterek,Davalı ... A.Ş.'nin bayiliği kendi bünyesine taşıması ve davacının bayiliğinden edinmiş olduğu menfaatlerle sebepsiz zenginleşmiş olduğunu, sözleşmenin 1 yıldan uzun sürmesi sebebi ile, markanın Tokat ili sınırlarında tanıtımını sağlamak üzere 12.000.-TL reklam harcamasında bulunduklarını, ilk yıllarda 40.000.-TL, 50.000.-TL olan satış cirosunun 120.000.-ile 130.000 TL civarına yükseldiğini, davacının pazarın yıllar içerisinde kazanılması için yoğun çaba gösterdiğini ve en az 4000 kişilik müşteri çevresi edindiklerini, sözleşme feshi sebebi ile davacının oluşturdukları müşteri çevresini kaybetmiş olduğunu ve zarara uğradıklarını, yapılan reklam harcamasından, davalının yarar gördüğünü, TTK 122 f.1. gereği sözleşme ilişkisinin sona ermemiş olsa idi, davacının elde edeceği ücret karşılığı hakkaniyete uygun olarak hesaplanacak denkleştirme tazminatının ve reklam masrafları ile diğer zararlarının davalıdan tazminin edilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Tarafların tacir olduğu, sözleşmenin tek taraflı düzenlendiğinin kabul edilemez nitelikte olduğu, sözleşme hükümlerinin geçerli ve bağlayıcı olduğunu, davacı ile yapılan sözleşmenin hiçbir şekilde davacıya tek satıcılık hakkı vermediğini, davalı şirketin bayilik sözleşmesi ile kendi ürettiği malların Tokat ili sınırları içerisinde satma yetkisini sınırlandırmamış olduğunu, tek satıcılığın söz Konusu olmadığını, Tokat ilinde 27 Ekim 2011'den beri 2 adet farklı bayi bulunduğunu (davacı dışında yatırımcının 4 Temmuz 2013'te devrettiği ...ŞTİ.) ve 1 adet şubenin ... AVM'de bulunduğunu, davacı ile aralarında imzalanmış olan protokolün hiçbir şekilde tek satıcılık sitemini benimsemediğini, davacı şirketin Türkiye'de hiçbir şekilde güçlendirilmiş bayilik hakkı vermeden bayileri ile ticari hayatını devam ettirmekte olduğu, davacı yetkilisi ...'ın 24.05.2014 tarihli e postası ile 01.06.2014 tarihinden geçerli olmak üzere bayilik sözleşmesinin fesih talebi ile bayinin kapanma işleminin gerçekleştirilmiş olduğunu, karşılıklı mutabakat ile sonlandırıları ilişki sonrası davacının hak etmediği kazancın peşine düşmüş olmasının haksız, dayanaktan yoksun olduğu, böylece; Davalı ile davacı arasında tek satıcılık, acentalık ilişkisi bulunmadığı ve bayilik ilişkisinin sonlandırma talebinin davacıdan gelmesi sebebi ile davacının ticarethanesinin işleyişi için yapmış olduğu tüm masraf ve yatırımların karşılığını alamamış olması sebepleri ile davacı tarafın derkleştirme tazminatı talebi yersiz ve dayanaksız olduğunu belirterek davanın reddini talep ve beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi █████/2022 tarih ve ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararında; "Dava; Bayilik sözleşmesinin haksız feshi sebebiyle maddi - manevi tazminat ve denkleştirme tazminat talebinden ibaret olduğu anlaşılmıştır.
Davacı vekili delil ve belgelerini ibraz etmiş, davada; İlgili Bayilik Sözleşmesi, SGK Yapılandırma Plan Dökümü, Personel eğitim masraf faturaları, ...Bankası ...Şubesi Ticari Taşıt Kredisi ve Rehin Sözleşmesi, Tapu kayıtları ve emsalleri, Bayi'nin ilk 1 yıla ait reklam faturaları, Bilirkişi incelemesi, ...faturaları, Satış faluraları, tanık, yemin, keşif, isticvap ve tanık beyanlarına, uzman bilirkişi incelemesine dayanmıştır. Tokat 2 Asliye Hukuk Mahkemesinin █████/2018 tarih, ███████E, ████████ K sayılı kararı incelendiğinde; davacı ...nin ihyasına karar verildiği,...'ın tasfiye memuru olarak atandığı ve bu kararın █████/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı tanığı ...'ın █████/2019 tarihli duruşmadaki beyanında: " Şirketin sahibi .... benim eşim olur. Şirket 2006 yılında babam ve ... adına kurulmuştu. Daha sonra ... şirketten ayrıldı. Müteveffa babam şirketi devir almıştı. .... A.Ş. ile söz konusu sözleşme şirketin kuruluş yıllarına tekabül etmektedir. Ciromuz ilk 3-4 yıl 40.000-50.000 TL bandında iken özverili çalışmalarımız neticesinde 130.000-140.000 TL'ye kadar yükselmiştir. Daha sonra davalı şirket ile defaaten görüşmelerim neticesinde de sözleşmemizin devam edeceği yönünde anlaşmaya varmıştık. Sözleşmemiz 2014 yılında davalı tarafça mal vermeyeceklerini beyan ederek fesh edilmiştir. Davacı taraf çalışanlarına eğitimler aldırmış ancak karşı tarafça habersiz ve haksız yapılan fesih neticesinde bu eğitimler de boşa çıkmış, yaptığımız yatırımlar neticesinde zarara uğramışızdır.Şirketin sahibi eşim ve babamın yoğun çalışmaları neticesinde 4.000 müşteri portföyüne ulaşmıştır. Davalı tarafın reklamını yapmak adına broşür bastırır kokteyl tertip ederdik. Bu süreçte kalan borçlarımızı ödemek için gayrimenkullerimizi satmak zorunda kaldık. Bu nedenle büyük sıkıntılar yaşadık. Erbaa'da faaliyet gösteren şu anki ismiyle .... Şti. 2011 yılında davacı şirket tarafından kurulmuş olup şu anki sahiplerine 2013 yılında devredilmiştir. Davalı şirket, davacı şirkete bölge koordinatörleri vasıtasıyla direktifler verebiliyor, yönlendirebiliyor hatta çalışma saatlerimizi dahi belirliyordu. Son olarak ben davacı şirket sahibinin eşi olmam hasebiyle olayları yakınen biliyorum. Benim bildiklerim bundan ibarettir. Ayrıca tanıklık ücreti talebim yoktur." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Tanık ...'nın █████/2019 tarihli duruşmada: " ben Tekgıda iş sendikasında çalışıyorum, ben Tokatlı olduğum için davacı firmayı tanırım daha doğrusu davacı şirketin sahibi arkadaşımın babasıdır, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi biliyorum, taraflar arasında bayilik sözleşmesi yapılmıştır, ... ürünlerini sadece Tokat ilinde davacı şirket satacaktı buna ilişkin tekel hakkı verilmişti, o dönemde Tokata bir alışveriş merkezi yapılmıştı, davacı şirkette ... firması ile görüştü alışveriş merkezi açılınca bayiliği bizden alırmısınız diye sordu davalı firma yetkilisi bayiliğin devam edeceğini söyledi, konuşmalar sırasında...İstanbul genel müdürülüğünde bende vardır, ancak Avm açılınca davalı kendi mağazasını açtı daha sonra davacı şirkete mal vermemeye başladılar bu sebeple davacı şirket zarara uğradı, tanıklık ücreti istemiyorum, görgüm ve bilgim bundan ibarettir" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.Davacının şirket merkezinin Tokat olması nedeniyle Tokat Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazıldığı, SMM bilirkişi kök raporunda özetle; davacı tarafın 2011, 2012, 2013, 2014 yıllarına ilişkin Ticari Defter Kayıt ve Belgeleri üzerine hazırlamış olduğu, İnceleme raporunda davacı şirketin bilanço ve gelirleri ile Kurumlar Vergi Beyannameleri üzerine yapmış olduğu değerlendirmenin sonuç bölümünde; taraflar arasında yapılmış bulunan 16.10.2006 tarihli sözleşmenin 10, 11 ve 12. maddelerine atıfta bulunularak, ilgili maddelerde şirketin feshini gerektirir sebep bulunmadığı ve satışlar ve karların artan oranda bulunduğu tespitinden sözleşmenin haksız yere fesh edildiğini, davacı Şirketin yıllık ortalama 1.000.000.-TL alan cirosuna göre ilgili sözleşmenin 4.Maddesinde yer alanı %30'luk bayi iskonto oranının-uygulanması ile (1.000.000x %30) 300.000.-TL Gayri Satış Karı olduğu, Genel Giderler düştükten sonra net karın 100.000.-TL olacağından, davacı şirketin kardan yoksun olduğu zararının 100.000.-TL olduğu ve bu zarara karşılık 01.06.2014 tarihi itibari ile temerrüt oluştuğu, █████/2019 tarihli bilirkişi ek raporu özetle; raporun 5 syf.da yer alan Kurumlar Vergi Beyannameleri eklerinde yer alan mali veriler ışığında ortalama satış tutarının ve Sözleşme üzerinden hesaplanan iskonto yolu ile dönem karının hesaplanmış olduğunu, hesaplamaya esas alınan Kurumlar Vergi Beyannameleri ile, Davacı taraf Defter Kayıtlarının birbirini teyit ettiklerini belirttiği hususu tespit ve rapor edilmiştir.
Mahkememizce toplanan delillere, iddia ve savunmaya göre tarafların ilişki dönemini kapsayan ticari defter ve dayanağı belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak bilirkişiden rapor alınmış, █████/2020 Tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle;Davalı yan şirket yetkilisinin, şirket kayıtlarının, yerinde inceleme talep edilen Gebze'deki adreste bulunmadığını beyan etmesine karşın, sonradan da yapmış olduğumuz telefon iletişimlerinde, kendilerine ilettiğimiz ticari defterleri yerinde inceleme talebimizin karşılanması yönündeki taleplerimizin karşılanmaması nedeni ile, inceleme daha önce defter kayıt noter bilgileri tarafımıza bildirilen ticari, kayıtlar üzerinden teyit edilmemek kaydı ile şirket yetkilisinin tarafımıza İbraz ettiği muavin defter kayıtları, üzerinden yapılmıştır.Davanın konusunu; Taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesinin haksız fesih edilip edilmediğinin, bundan kaynaklı borç alacak ilişkisinin olup olmadığının tespitinin oluşturduğu, davacının dosya'ya sunmuş olduğu bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesi, davacının şirketi adına yapmış olduğu Tanıtim-Reklam Harcamalarının sözleşmenin fesih tarihi olan 2014 yılından çok önce, ağırlıklı olarak 2006-2008 yıllarırıda yapılmış olduğunun görüldüğü, Davalı Şirket yetkilisi ... tarafından, tarafımıza gönderilen, 27.12.2019 tarihli elektronik ileti ekinde; davalı taraf Mali İşler 2014 Muh.824 sayılı, 27.05.2014 tarihli Bayilik Sözleşmenin Feshi Konulu Davacı'ya hitaben yazılmış bildirim yazı örneğinde özetle; 16.10.2006 tarihli sözleşmenin 10.maddesi gereği, 31.05.2014 tarihi itibari ile feshine karar verildiği, borçların kapatılmasını aksi halde teminat bedelinin tahsil cihetine gidileceğinin belirtildiği, Aynı elektronik ileti ekinde yer alan, 2011 ile 2015 yılları arasında, davalının davacı adına takip ettiği muavin defter kayıtlarından, Davacının, sözleşmenin fesih edilmiş olduğu 2014 yılı, 31.12.2014 tarihi ile C/H bakiyesinin, 41.383,26 TL borçlu olduğu, 2015 yılında, davacının davalıya düzenlemiş olduğu, KDV dahil 41.383,26 TL'lik, 28.02.2015 tarih, 118275 no.lu iskonto faturası ile borç bakiyesinin kapandığı, böylece, tarafımıza ibraz edilen davalı taraf muavin defter kayıtlarında, davacının her hangi bir borç alacak bakiyesinin bulunmadığı, davacı Kayıtları üzerine hazırlanan SMMM Rahmi Kırışoğlu tarafından hazırlanmış bilirkişi raporu eklerinden faydalanmak suretiyle yapılan hesaptama sonuçlarına göre, davacı Kurumlar Vergi Beyannamelerinde yer alan 2009 ile 2013 yılları arasında incelenen Bilanço ve Gelir Tabloları üzerine yapılan değerlendirme neticesi ( Sözleşmenin 2014 yılı içerisinde fesh edilmiş olması sebebi ile hesaplanacak ortalama faaliyet sonuçları hakkında yanlış değerlendirmeye sebebiyet verebileceği gerekçesi ile, 2014 yılı faaliyet sonuçları aşağıda yapılan hesaplamalara dahil edilmemiştir.) davacı şirketin 2009 ile 2013 yılı arası ortalama, (4.985.353.-TL/5 Yıl 997.068.-TL/Yıl) Net Satış Cirosu, (3.660.000.-TL/5-732.001TL/yıl) SMM.,(1.325.334.-TL/5 Yıl 265.067 TL) Brüt Satış Karı,(853.244.-TL/5 Yıl 170.648.-TL/Yıl) faaliyet giderinin düşülmesinden sonra, (472.090.-TL/5 Yıl94.419 TL/Y11,(94.419 TL/12ay-7.868,25 TL/ay) Faaliyet Karı elde ettiği, her bayilik sözleşmesi kapsamında münhasır satış hakkı tanınmasının bir zaruret olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin belirli süreli olarak yapılmasına karşın sonradan belirsiz süreli bir sözleşmeye dönüştüğü, kanunda haklı sebep kavramına ilişkin bir tanımlama yapılmadığı, █████/2021 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle; Bilirkişi kök raporuna yapılan itirazlar neticesinde gerçekleştirilen inceleme dâhilinde dosyanın mevcut kapsam ve içeriği bağlamında kök raporda ortaya konulan görüşlerde herhangi bir değişiklik bulunmadığı tespit ve rapor edilmiştir.
Davacının tazminat talebinin varlığı, miktarının tespiti, feshin haklı olup olmadığı hususları ile tarafların diğer beyan ve iddiaları bakımından tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme yaptırılarak bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği, █████/2022 tarihli bilirkişi heyet kök raporunda özetle; taraflar arasında sözleşmenin davacının talebi sonucunda sona erdirildiği, dolayısıyla davalı tarafından yapılmış bir haksız fesih durumunun bulunmadığı, bu bakımdan davacının zararların giderilmesi ve portföy tazminatına ilişkin taleplerinin yerinde olmadığı, sözleşmenin sözleşme yapma özgürlüğü çerçevesinde yapılmış olduğu, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve kamu düzenine aykırı bir durumun söz konusu olmadığı, davalının tacir ve yapılan işin de ticari bir iş olduğu, davalının aksi yönde delil sunmasında herhangi bir sınırlama da bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda basiretli davranma yükümlülüğü nedeniyle kararlaştırılan sözleşme hükümlerinin“zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiğinin” ileri sürülmesinin olanaksız olduğu, bu durumda taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin genel işlem şartlarına aykırı olmadığı, █████/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; kök rapordaki görüş ve kanaatlerinini aynı olduğunu tespit ve rapor edilmiştir.Davacı vekilinin █████/2019 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; dava değerini arttırma hakkını saklı tutarak 15.000 TL talepli olarak açılan davada talep miktarının iş bu dilekçe ile 85.000 TL arttırılarak 100.000 TL olması ve ilgili tutarın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, arttırılan bedel olan 85.000 TL’ye ıslah tarihi itibariyle en yüksek mevduat faizinin işletilmesini talep etmiştir.Tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporu birlikte incelendiğinde ve değerlendirildiğinde; taraflar arsamdaki İhtilafın, 16.10.2006 tarihli Bayilik Sözleşmesi ile, davacının gerek kendisinin, gerekse başka gerçek ve tüzel kişilere ürettirdiği Kiğılı markalı teksil-konfeksiyon ürünlerinin davacının Tokat Merkezdeki Mağazasında perakende satışının (Davalı tarafından belirlenen perakende satış fiyatları üzerinden ) yapılması için bir yılı süreli olarak gerçekleştirilmesi için Davalı şirketin Bayiliğini yaptığı, sözleşme süresi sona ermiş olmasına ragmen tarafların zımni kabulüyle Davacı, davalının bayiliğini yapmaya devam ettiği, Sözleşme belirli süreli olarak imzalanmış olmasına karşın, belirsiz süreli ve sürekli borç/alacak doğuran sözlşeme niteliğine dönüştüğü, 16.10.2006 tarihli Sözleşme ile başlayan taraflar arasındaki ticari ilişki, davacının davalıya gönderdiği 24.05.2014 tarihli e.posta yazısı sonrasında taraflar arasındaki Bayilik İlişkisinin sonlandırıldığı, davacının iddiası, sözleşmenin feshedilmesine ilişkin e postanın, davalının talebi üzerine gönderildiği, sözleşmenin genel işlem koşullarına aykırı olarak düzenlendiği, dolayısıyla sözleşmenin haklı nedenle sona ermiş olduğu, bu bakımdan uğranılan zararların ve portföy tazminatının ödenmesi gerektiği iddiasına dayalı olarak açıldığı,İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur.Dolayısıyla davacının iddiasının haklı görülebilmesi için, anılan kurallar uyarınca, davacı tarafından, “sözleşmenin feshedilmesine ilişkin e-postanın, davalının talebi üzerine gönderildiği, sözleşmenin genel işlem koşullarına aykırı olarak düzenlendiği” yönündeki iddiaların geçerli delillerle ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafından sözleşmenin feshedilmesine ilişkin e postanın, davalının talebi ve baskıları üzerine gönderildiğine ilişkin somut bir delil sunulmadığı,HMK. m. 199 hükmüne göre elektronik ortamdaki yazılı belge niteliğindir. Bu hüküm uyarınca yazılı belge niteliğindeki yukarıda anılan mail yazışmalarındaki ifadeler dikkate alındığında, taraflar arasında sözleşmenin davacının talebi sonucunda sona erdirildiği, dolayısıyla davalı tarafından yapılmış bir haksız fesih durumunun bulunmadığı, bu bakımdan davacının zararların giderilmesi ve portföy tazminatına ilişkin taleplerinin yerinde olmadığı,Davacının diğer bir iddiası da, sözleşme hükümlerinin tek taraflı olarak belirlendiği dolayısıyla da genel işlem şartlarına aykırı oldukları yönündedir. Genel işlem şartları, sözleşmenin kuruluşu sırasında taraflardan birinin diğerine sunduğu çok sayıda sözleşme için önceden formüle edilmiş sözleşme şartları şeklinde tanımlanmaktadır.Genel işlem koşullarının sözleşme içeriğine dâhil sayılabilmesi ve geçerli olabilmesi için şu iki şartın bir arada bulunması yeterlidir: Genel işlem koşullarını kullanan taraf, (i) karşı tarafı genel işlem koşulları kullandığı konusunda açıkça uyarmalı ve (ii) genel işlem koşulları metninden haberdar olma imkânını karşı tarafa vermelidir. Bu iki şarttan birinin gerçekleşmemesi durumunda genel işlem koşulları yazılmamış sayılır. Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur (TBK. m. 22). Sözleşme yapma özgürlüğüne ilişkin TBK. m. 26 hükmüne göre, “taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler", Yine TBK. m. 27/1 hükmüne göre, “kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür”.Nihayet TBK. m. 28/1 hükmüne göre de “bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir, söz konusu hükümler dikkate alındığında; sözleşmenin sözleşme yapma özgürlüğü çerçevesinde yapılmış olduğu, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve kamu düzenine aykırı bir durumun söz konusu olmadığı, davalının tacir ve yapılan işin de ticari bir iş olduğu, davalının aksi yönde delil sunmasında herhangi bir sınırlama da bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda basiretli davranma yükümlülüğü nedeniyle kararlaştırılan sözleşme hükümlerinin “zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiğinin” ileri sürülmesinin olanaksız olduğu, bu durumda taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin genel işlem şartlarına aykırı olmadığı,Taraflar arasında sözleşmenin davacının talebi sonucunda sona erdirildiği, dolayısıyla davalı tarafından yapılmış bir haksız fesih durumunun bulunmadığı, bu bakımdan davacının zararların giderilmesi ve portföy tazminatına ilişkin taleplerinin yerinde olmadığı, sözleşmenin sözleşme yapma özgürlüğü çerçevesinde yapılmış olduğu, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve kamu düzenine aykırı bir durumun söz konusu olmadığı, davalının tacir ve yapılan işin de ticari bir iş olduğu, davalının aksi yönde delil sunmasında herhangi bir sınırlama da bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda basiretli davranma yükümlülüğü nedeniyle kararlaştırılan sözleşme hükümlerinin “zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiğinin” ileri sürülmesinin olanaksız olduğu, bu durumda taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin genel işlem şartlarına aykırı olmadığı hususu tespit ve rapor edildiği, denetlemeye ve hükme dayanak etmeye elverişli █████/2022 tarihli bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, ''1-Davacının davasının reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili .... Ltd. Şti ve davalı ... A.Ş. arasında 16.10.2006 tarihinde davalı tarafın tek taraflı olarak düzenlediği "Bayilik Sözleşmesi" imzalandığını ve dava tarihi olan 2015 senesine kadar sözleşme 8 yıl boyunca uygulandığını; 8. yılın sonunda Tokat ilinde yeni bir alışveriş merkezinin açılması üzerine davalı şirket müvekkili ile arasındaki sözleşmeyi hiçbir süre tanımadan ve hiçbir ihtarda bulunmadan tek taraflı sona erdirdiğini, Sözleşmesinin davalı tarafından sonlandırması sebebi ile, müvekkilin oluşturduğu müşteri çevresini kaybetmesi, yapılan reklam harcamalarından davalının yarar görmesi, sözleşme ilişkisi sona ermemiş olsa idi müvekkilin elde edeceği ücret karşılığının hakkaniyete uygun olarak hesaplanacak denkleştirme tazminatının, reklam masrafları ile diğer zararlarının davalıdan tazmini ile müvekkile ödenmesi adına işbu davanın ikame edildiğini,Gelinen son süreçte ilk derece mahkemesi tarafından; "Taraflar arasında sözleşmenin davacının talebi sonucunda sona erdirildiği, dolayısıyla davalı tarafından yapılmış bir haksız fesih durumunun bulunmadığı, bu bakımdan davacının zararların giderilmesi ve portföy tazminatına ilişkin taleplerinin yerinde olmadığı, sözleşmenin sözleşme yapma özgürlüğü çerçevesinde yapılmış olduğu, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve kamu düzenine aykırı bir durumun söz konusu olmadığı, davalının tacir ve yapılan işin de ticari bir iş olduğu, davalının aksi yönde delil sunmasında herhangi bir sınırlama da bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda basiretli davranma yükümlülüğü nedeniyle kararlaştırılan sözleşme hükümlerinin “zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiğinin” ileri sürülmesinin olanaksız olduğu, bu durumda taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin genel işlem şartlarına aykırı olmadığı hususu tespit ve rapor edildiği, denetlemeye ve hükme dayanak etmeye elverişli █████/2022 tarihli bilirkişi raporuna göre davanın reddine" denilerek davanın reddine karar verildiğini, Somut duruma, usule ve yasaya aykırı şekilde karar verildiğini ve eksik inceleme yapılmış olup işbu hatalı kararın kaldırılması adına istinaf kanun yoluna başvurma gerekliliğinin hasıl olduğunu,Sözleşmenin içeriğini belirleme ve düzenleme serbestisinin, tek taraflı olarak, davalı tarafça kullanıldığını, müvekkili şirket, .... Limited Şirketi ve davalı ... Şirketi arasında uyuşmazlığa sebep olan sözleşme hükümlerine bakıldığında da; mezkur sözleşme, sözleşme usulüne aykırı olarak yalnızca müvekkile sorumluluk yüklediğinin, davalı taraf hiçbir yükümlülük almadığını ve kendi namına cezai müeyyide taahhüdünde bulunmadığını görüleceğini, Davalı ... A.Ş.’nin Türkiye’deki konumu düşünüldüğünde müvekkili karşısında baskın ve kural koyan durumunda olduğunun açıkça ortada olduğunu; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin de yalnızca davalı tarafı koruyan bir sözleşme olup; baştan sona davalı tarafça düzenlendiğini; müvekkilinin ne sözleşmenin akdedilmesi sırasında ne de sözleşme süresince hiçbir sözleşme hükmüne ilişkin görüş beyan etme hakkına sahip olamadığını,Müvekkili şirket, her ne kadar tacir olarak nitelendirilse de, davalı ... şirketi karşısında hiçbir şart/teklif ileri sürme şansı bulunmadığını ve davalı tarafından kendisine sunulan sözleşmeyi imzalamak mecburiyetinde kaldığını,Dolayısı ile iki taraf arasında iltihakı sözleşme söz konusu olduğunu; yani sözleşmenin tüm kurallarının davalı tarafça belirlendiğini ve sözleşme serbestisinin ortadan kaldırıldığını; dava konusu sözleşme imzalanırken ekonomik bakımdan güçlü olan davalının, müvekkilce ileri sürülen hiçbir şartı kabul etmediğini; hiçbir değişikliğe de onay vermediğini; sözleşme ekonomik bakımdan güçlü olan davalının şartlarını dikte etmesi ile sözleşme özgürlüğünden çok uzak bir şekilde aktedildiğini; bu nedenle her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından müvekkili, tacir olmasından bahisle basiretli davranma yükümlülüğü nedeniyle kararlaştırılan sözleşme hükümlerinden sorumlu tutulmuşsa da akdedilen sözleşmeye temas etma şansı bulunmayan müvekkile bu yükümlülüğün yüklenilemeyeceğini,
Müvekkili şirket tacir olarak düşünülse de; davaya ilişkin Dairenizce inceleme yapılırken bu hususun değil, taraflar arasındaki nispetsizlik ve silahların eşit olmaması hususları göz önünde bulundurularak bir karar verilmesi gerektiğini; aksi halde sözleşmenin akdedilmesi sırasında sözleşmeye eklenmesi/çıkartılması için bir madde önerisinde bile bulunması mümkün olmayan müvekkil; yine bu sözleşmenin tek taraflı feshedilmesiyle uğradığı büyük zararlara katlanmak zorunda kalacağını, hakkaniyet gereği kendisinden bunun beklenmemesi gerektiğini,Bayilik sözleşmesi adı altında düzenlenen sözleşmenin hukuki niteliğinin tek satıcılık benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşmeler gibi olduğunu, söz konusu bayilik sözleşmesi hukuki nitelik bakımından karma bir sözleşme olup kanunda açıkça düzenlenmediğini; 16.10.2006 tarihinde sözleşme her ne kadar "Bayilik Sözleşmesi" başlığı ile düzenlenmişse de taraflar arasındaki ilişki tek satıcılık benzeri tekel hakkı veren sözleşme niteliğinde olduğunu; davacı müvekkilin, davalı ... A.Ş.'nin yalnızca bir bayisi değil aynı zamanda Tokat bölgesindeki yetkili tek satıcısı olduğunu, müvekkiline Tokat ilinde satış tekeli tanındığını; müvekkili şirketin 2006 yılından itibaren davalı şirketin bayiliğini yapmakta olduğunu; bu süreç içerisinde KİĞILI markalı ürünlerin başka satıcılar tarafından Tokat bölgesinde satışa sunulduğunu ancak ürünlerin satışı... Giyim tarafından durdurulduğunu ve yine bu süreçte ... başka satıcılara bayilik hakkı tanımadığını, davacı müvekkilin, mezkur sözleşme ile sürümü arttırmaya yönelik faaliyette bulunma yükümlülüğünü üstlendiğini; sözleşmenin birçok maddesinden de bu konuda yükümlülük aldığı ve bayilik sözleşmesinin tek satıcılık benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşme niteliğinde olduğunun da açıkça ortada olduğunu,Öte yandan, söz konusu sözleşme tanzim ve imza olunduğu tarihten itibaren 1 yıl için düzenlendiğini ancak 1 yıllık süre dolmasına rağmen taraflarca sözleşme uygulanmaya devam edildiğini ve sözleşmenin süresinin zımni olarak uzatıldığını, müvekkili ile ... A.Ş. arasındaki sözleşme 2006 yılında başlayarak 8 yıl sürdüğünü ve defaaten satış işlemleri gerçekleştirildiğini; bu nedenle müvekkili ile karşı taraf arasında süreklilik arz eden bir sözleşme bulunduğu hususunun da izahtan vareste olduğunu, mevcut durumda; tarafların tacir olması, birden çok satış işlemine konu olması, münhasıtlık içermesi, taraflar arasında güçlü bağlılık ve sadakat özelliklerine sahip olması, edim ilişkisinin sürekli bağlılık ilişkisi göstermesi gibi özellikler de göz önüne alındığında taraflar arasındaki ilişkinin acentelik kapsamında olduğu bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde acente hükümlerinin kıyasen uygulanması gerektiği hususunun da açık olduğunu, TTK md 121 f.2 de bu hususta aynen yer alan; "Belirli süreli olarak yapılan bir acente sözleşmesinin süre solduktan sonra uygulanmaya devam edilmesi halinde, sözleşme belirsiz süreli hale gelir." hükmüne kıyasen müvekkille akdolunan söz konusu sözleşme 8 yıl boyunca uygulanmaya devam edilmesi sebebi ile belirsiz süreli sözleşmeye dönüştüğünü,Müvekkilin bayilik sözleşmesinin ortada hiçbir haklı sebep yok iken davalı tarafça feshedildiğini, işbu hususun yazılı delil vasıtasıyla ispatlandığını, davalı tarafça tanzim edilen 27.05.2014 tarihli fesih bildiriminde ''16.10.2006 tarihinde taraflarca imzalanan bayilik sözleşme süresi 31.05.2014 tarihinde sona erecektir. işbu sözleşmenin 10. maddesinde belirtilen şartlara dayalı olarak sözleşmenin feshedilmesine karar verilmiştir.'' ifadesine yer verildiğini, anılan bayilik sözleşmesi irdelendiğinde '' İşbu bayilik sözleşmesi tanzim ve imza olunduğu tarihten itibaren 1 yıl için akdolunmuştur. Şirket, bu süre sonunda sözleşmeyi yenilemekte veya bir gerekçe gösterme zorunluluğu olmaksızın yenilememekte serbesttir.'' hükmünü ihtiva etmekte olduğunu, yani; sözleşmenin 10. Maddesine göre fesih hakkının sadece ve sadece davalıda olduğunu, fesih talebi müvekkilden gelmiş olsaydı, davalı şirketçe düzenlenecek yazıda bu beyana mutlak suretle bir atıf yapılmış olacağını; yani; ‘‘sözleşmenin feshine karar verilmiştir.’’ gibi bir ifadenin yerine ‘‘Bayinin tasfiyesine yönelik talebiniz kabul edilmiştir’’ gibi bir beyanda bulunulabileceğini, metnin lafzi yorumundan dahi bu durum anlaşılmakta olup; davalının haksız ve de mesnetsiz beyanlarına itibar edilmemesini talep ettiklerini,Söz konusu sözleşme 1 yıl için düzenlenmiş olup, 8 yıl boyunca uygulanmaya devam edilmesi sebebiyle belirsiz süreli sözleşmeye dönüştüğünü; 8. yılın sonunda davalı şirket dürüstlük kurallarına aykırı olarak hiçbir yazılı ihbarda bulunmadan ve müvekkile hiçbir süre tanımadan tek taraflı olarak sözleşmeyi sona erdirdiğini, İş bu feshin TTK ve sair ilgili hükümlere aykırılık teşkil etmekte olduğunu; TTK md 121/1: “Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini; taraflardan her biri 3 ay önceden ihbarda bulunarak feshedebilir.” hükmüne kıyasen ... Ticaret hiçbir ihbarda bulunmayarak ve süre tanımayarak hukuka ve ticari teamüllere aykırı davrandığını; bu yönüyle de davalının feshinin haksız fesih olduğunun tartışmasız şekilde ortada olduğunu,Müvekkili şirket, davalının ticari itibarini Tokat ilinde layığıyla temsil etmekte, ticari defterlerin irdelenmesinden de görüleceği üzere, karlılık durumunu her geçen gün arttırmakta olduğunu; davalı şirketin tüm bu hususları, müvekkilin oluşturduğu 4000 kişiyi aşkın müşteri portfoyünü hiçe sayıp sözleşmesinin feshi yoluna başvurarak müvekkil nezdinde maddi zararlar doğmasına sebebiyet verdiğini, davalı firma basiretli bir tacir olmasına rağmen, müvekkile, hiçbir bildirim yapmadan, süre tanımadan, sözleşmeyi iyi niyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak, tek taraflı feshetmiş ve iltihak(zorunlu) bayilik sözleşmesine dayanarak, tek taraflı ve tekel olan, aralarında tartışma hakkı dahi bulunmasına sebebiyet vermeyerek imzalanan sözleşmeyi feshettiğini, davalı tarafın; müvekkili şirkete ait mağazanın olduğu bölgede kendilerine ait bir şube açacaklarını belirttiğini ve bu nedenle de aralarında akdedilen sözleşmenin feshedileceğini bildirdiğini; bu kapsamda fesih ve tasfiye işlemlerinin başlaması için öncelikli olarak müvekkili şirketçe; mail atılması ve kendilerindeki ürünleri iade etmesi istendiğini; mailin ... tarafından atıldığının görülmekte olduğunu; ..., müvekkili şirket yetkilisinin eşi olup; davalı ile akdedilen sözleşmenin tarafı olmadığından, sözleşmeyi feshetme kudretine de haiz olmadığını; tüm bu hususlar gözetilmeden kurulan hükmün istinaf mercinin denetiminden geçemeyeceği kanaatinde olduklarını, davalı tarafça dosyaya konu edilen ve mağazanın tasfiyesinin müvekkilce talep edildiği iddiasına kati suretle itibar edilemeyeceğini bildirmek istediklerini; müvekkilin 8 yıllık emeğini bir cümlelik bir mail aracılığı ile sona erdirmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,Bayiilik sözleşmesi, sözleşme serbestisini ortadan kaldırdığını, davalı tarafın, sözleşmenin içeriğini tek taraflı olarak belirleyebilecek kadar kuvvetli olduğundan, müvekkilin tacir sıfatından ve irade özerkliğinden artık bahsedilemeyeceğini, tacirler arasında, sözleşme şartlarını karşılıklı tartıştıklarında her iki taraf için de silahların eşitliği ilkesi söz konusu olması gerekirken; mezkur sözleşme yalnızca müvekkili bağlayan şartlarla tek taraflı olarak oluşturulduğunu; müvekkilin karşı taraf ile sözleşme mülahazaları yapamamış olması, bir sözleşmenin geçersiz olduğunu, taraflar arasında denge olmadığını ve hukuken davalı lehine tekel durumu arz ettiğini açıkça göstermekte olduğunu, müvekkilin zayıf olması (ikinci sınıf tacir) söz konusu olduğundan; imzalanan sözleşme süreç boyunca müvekkile katlanılması zor birçok külfet yüklediğini; buna rağmen ticaretini sürdürmek isteyen ve iyiniyetle tüm zoruluklara katlanan müvekkilnin en sonunda sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedilmesi ile çok daha zor bir ekonomik çıkmaza girdiğini; tüm haklarının zarara uğratıldığını, menfaatler dengesi kurulamamış olduğundan sözleşmenin içeriği müvekkili adına fazlası ile mağduriyete sebebiyet verdiğini; bu hali ile müvekkili için işbu sözleşmenin mülahazalı sözleşme minvalinde bir etkisi olmamalı, aksine sözleşmede yer alan düzenlemenin taraflar arasındaki pazarlık gücünün eşit olmamasına dayanıp dayanmadığının tespit edilmesi gerektiğini,Sözleşmenin feshinden kısa bir süre önce yüksek masraflar yapan müvekkilin kendisi için büyük önem taşıyan bu sözleşmeyi feshetmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı tarafın 01.10.2015 tarihli dilekçesi ve cevap dilekçesinde sözleşmenin müvekkili şirketçe feshedildiğini iddia etmişse de bu iddiayı kabul etmenin imkansız olduğunu; müvekkilinin sözleşme gereğince; başka hiçbir markanın ürününü satamadığını, yalnızca davalı şirketin ürünlerini sattığını ve tüm kapasitesini davalı şirketin satışlarını arttırmak için kullandığını; bu doğrultuda yüksek masraflar yapmak zorunda kalan müvekkilin, sözleşmeyi kendi isteği ile feshettiği yönündeki davalı iddialarının yersiz olduğunu, davalı, Tokat bölgesinde bir şube açacağından ve müvekkili şirketle olan sözleşmesi devam ettiği takdirde kendi şubesinin satışları az olacağından davaya konu sözleşmeyi feshetme yoluna gittiğini; oysa ki müvekkili elemanlarına aldırdığı eğitimler ve tüm çalışmaları neticesinde davalı şirkete ait markayı Tokat bölgesinde çok sık kullanılır bir marka haline getirdiğini; halkı bu markaya alıştırdığını; daha sonra bir anda sözleşmenin feshedilmesi ile de tüm emeklerinin karşılıksız kaldığını; daha doğrusu emeklerinin karşılığı davalı şirkete geçtiğini; bu durumun hakkaniyete aykırı olduğunu ve müvekkilin uğradığı zararın telafisi gerektiğini, Sözleşmenin haksız feshi sebebiyle müvekkil zarara uğradığını, müvekkilinin ...Markasının satışı nedeniyle istihdam ettiği çalışanlarına satışı iyi yapabilmeleri ve hem kendilerine hem de sözleşme gereğince davalıya kazanç sağlaması adına eğitimler aldırdığını, ancak sözleşmenin feshi neticesinde personele aldırdığı eğitime karşılık çalıştırma yaptıramadığını, eğitimlerin amaçsız kaldığını; bununla birlikte satış yapamayan müvekkili çalışanlarının ... primlerini de ödeyemez hale gelerek hem maddi zarara uğradığını, hem de ticari itibarı zedelendiğini, müvekkilinin uzun süredir devam eden bayilik sebebiyle maliye ve .... ya borçlandığını, bayiliğin devam edeceği düşüncesi ile ticari hayatın gerektirdiği masraflarda bulunduğunu ve bu sebeple kredi çektiğini, davacı şirketin uğramış olduğu maddi zararlar sebebiyle adına kayıtlı ve şirket yetkilisinin aile bireyleri adına kayıtlı sair taşınmazları bir an evvel satışa çıkarmak zorunda kaldığını, emsallerinden çok daha düşük değere sattığını ve taşınmazlardan elde etmeyi umduğu faydalardan mahrum kalmakla birlikte bulunduğu sosyal çevre içerisinde konumu itibariyle yaşanan durumdan dolayı mahcubiyet yaşayarak çok zor günler geçirdiğini, müvekkili ... A.Ş.'nin markası ... ürünlerini Tokat ili hudutları içerisinde tanıtan ilk ve tek yetkili satıcı olduğunu; bu nedenle müvekkilin reklam masraflarının markasının tanınmasında menfaati olan davalının tazmini gerektiğini, her ne kadar bayilik sözleşmesinde 1 yıllık süre için akdolunmuş olsa da hayatın olağan akışı teorisi ve ticari teammül gereği hiçbir tacirin daha önce bayiliği hiç yapılmadığını ve bu nedenle neredeyse ürünleri hiç satılmayan ve bundan dolayı çok az tanınan bir bölgede 1 yıl için bir firmanın bayiliğini almayacağının aşikar olduğunu, müvekkilinin tek satıcılık benzeri tekel hakkı veren bu sözleşmenin daha uzun soluklu olacağı inancıyla söz konusu markayı Tokat ili hudutları içinde tanıtmak için yıllık ortalama 12.000 TL reklam masrafı yaptığını; tam bu çabalarının karşılığını alabileceği kaliteli ve devamlı müşteri çevresi oluşturduktan sonra bu çevreyi kaybettiğini ve büyük zararlara uğradığını; söz konusu bu reklamların sağladığı menfaatlerden sözleşmenin sona ermesi ile birlikte artık müvekkilinin değil, davalı şirketin yararlanacağını,Davalı şirkete ait ürünlerin satışında önemli ölçüde artışlar olduğunu, müvekkili sözleşme süresince reklam, satış politikası ve sair çabalar neticesinde davalıya ait ürünlerin Tokat bölgesindeki satışını önemli ölçüde arttırdığını; satışların ilk yıl için aylık ortalama 40.000 - 50.000 TL civarında iken, son yıllarda acentenin çabaları sonucu bu rakamın 120.000 - 130.000-TL civarlarına yükseldiğini; müvekkili şirketin, bu ciro artışı ve olmayan pazarın yılların içerisinde kazanılması için olağanüstü çabalar harcadığını ve bu olumlu neticeyi elde ettiğini, müvekkilinin bayilik yaptığı süreç içerisinde en az 4000 müşteri çevresi edindiğini; söz konusu müşterilerin emek ilkesine göre müvekkilin çabaları sonucunda edinilmiş olup davalı firma müşteri çevresinin oluşumunda hiçbir çaba sarf etmediğini; bu nedenle müvekkilin emeği sonucu oluşturduğu müşteri tabanından gelecekte elde edeceği kazançlar sebebi ile davalı tarafın müvekkile denkleştirme tazminatı ödemesi gerektiğini, bu hususta Zile Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ████████ Tal. dosyası ile 14.02.2019 tarihinde dinlenen tanık ...'ın; "Şirketin sahibi ... benim eşim olur. Şirket 2006 yılında babam ve ... adına kurulmuştu. Daha sonra ... şirketten ayrıldı. Müteveffa babam şirketi devir almıştı. ... A.Ş. ile söz konusu sözleşme şirketin kuruluş yıllarına tekabül etmektedir. Ciromuz ilk 3-4 yıl 40.000-50.000 TL bandında iken özverili çalışmalarımız neticesinde 130.000-140.000 TL'ye kadar yükselmiştir. Daha sonra davalı şirket ile defaaten görüşmelerim neticesinde de sözleşmemizin devam edeceği yönünde anlaşmaya varmıştık. Sözleşmemiz 2014 yılında davalı tarafça mal vermeyeceklerini beyan ederek fesh edilmiştir. Davacı taraf çalışanlarına eğitimler aldırmış ancak karşı tarafça habersiz ve haksız yapılan fesih neticesinde bu eğitimler de boşa çıkmış, yaptığımız yatırımlar neticesinde zarara uğramışızdır.Şirketin sahibi eşim ve babamın yoğun çalışmaları neticesinde 4.000 müşteri portföyüne ulaşmıştır. Davalı tarafın reklamını yapmak adına broşür bastırır kokteyl tertip ederdik. Bu süreçte kalan borçlarımızı ödemek için gayrimenkullerimizi satmak zorunda kaldık. Bu nedenle büyük sıkıntılar yaşadık. Erbaa'da faaliyet gösteren şu anki ismiyle ... Şti. 2011 yılında davacı şirket tarafından kurulmuş olup şu anki sahiplerine 2013 yılında devredilmiştir. Davalı şirket, davacı şirkete bölge koordinatörleri vasıtasıyla direktifler verebiliyor, yönlendirebiliyor hatta çalışma saatlerimizi dahi belirliyordu. Son olarak ben davacı şirket sahibinin eşi olmam hasebiyle olayları yakınen biliyorum." şeklinde beyanlarını sunduğunu, Bu ifadelerle de açıkça ortada olduğu üzere, müvekkilinin sözleşmenin haksız şekilde feshedilmesi sebebi ile ciddi zararlara uğradığını; 01.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda da, müvekkili şirketin zararının 100.000 TL olduğu tespit edildiğini ve taraflarınca da davanın bu doğrultuda ıslah edildiğini, tüm bu sebeplerden anlaşıldığı üzere öncelikle haksız ve hukuka aykırı şekilde verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dairenizce yapılacak inceleme ile; söz konusu sözleşmenin yalnızca müvekkile sorumluluk yüklemesi ve edimler arasında açık bir oransızlık oluşturması nedeniyle dairenizce uyuşmazlıkta esas alınmamasına ve uzun süredir davalı firmanın bayiliğinin yapan müvekkilin hukuka ve ticari teammüllere aykırı olarak sözleşmesi sona erdirildiği için başlamış olduğu işleri sona erdirememesi sebebiyle oluşan zararlarının, müvekkilce Tokat ili hudutları içerisinde markanın tanınmasına olanak sağlayan reklam masraflarının ve müvekkilce söz konusu markaya kazandırılan müşterilere karşılık denkleştirme tazminatının davalıdan tazminine karar verilmesini talep ettiklerini,
İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen sebepler ile re'sen lehe gözetilecek hükümler çerçevesinde; istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Müvekkilin oluşturduğu müşteri çevresini kaybetmesi, yapılan reklam harcamalarından davalının yarar görmesi, sözleşme ilişkisi sona ermemiş olsa idi müvekkilin elde edeceği ücret karşılığının hakkaniyete uygun olarak hesaplanacak denkleştirme tazminatının, reklam masrafları ile diğer zararlarının davalıdan tazmini ile müvekkile ödenmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasındaki █████/2006 tarihli bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı olarak, denkleştirme tazminatı, diğer zararlara dayalı maddi tazminat ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olup, mahkemece sözleşmenin davacının talebi sonucu sona erdirilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; taraflar arasındaki sözleşmenin davacıya Tokat ilinde tek yetkili satıcılık yetkisi veren bir sözleşme olduğu, bir yıl süreli sözleşmenin uygulanmasına süre sonunda devam edildiğinden belirsiz süreli hale geldiği, mahkeme kabulünün aksine sözleşmenin davalı yanca feshedildiği, davacı şirket yetkilisi olmayan ... tarafından gönderilen mailin de davalının fesih beyanı sonrası ve yine davalı talebi üzerine gönderildiği, sözleşmenin yalnızca davalı yana fesih hakkı tanıyan ve davacı aleyhine hükümler içermesi nedeniyle genel işlem koşulu mahiyetinde olduğu, sözleşmenin ifası ve Tokat ilinde davalı markasının tanınırlığının sağlanması amacıyla davacının personele eğitim masrafı, reklam masrafı yaptığı, herhangi bir bildirimde bulunmaksızın sözleşme feshedildiğinden davacının ... primlerinin ödenmesi, kredi borçlarının ödenmesi için taşınmazlarını satmak zorunda kaldığı, davalıya sekiz yıl boyunca Tokat ilinde müşteri portföyü oluşturulması nedeniyle portföy tazminatına da hak kazanıldığı yönündedir.Dosyaya mübrez █████/2006 tarihli bayilik sözleşmesi incelendiğinde, sözleşme ile davacıya, davalıya ait ürünlerin yine davalının belirleyeceği satış ve fiyat politikaları kapsamında davacı tarafından perakende satışının yapılması yetkisinin verildiği, sözleşmede davacıya Tokat ilinde veya herhangi bir bölgede münhasırlık yetkisi verildiğine dair hüküm bulunmadığı, sözleşmenin 3/c bendinde davacının mağazasında davalıya ait ürünlerle rekabet oluşturabilecek başka marka ürünleri satamayacağının, tanıtamayacağının, bunların satışına aracılık edemeyeceğinin düzenlendiği, sözleşmenin 10 maddesinde sözleşme süresinin bir yıl olduğunun, sürenin dolmasından sonra sözleşmenin yenileyip yenilenmeyeceğinin davalı takdirinde bulunduğunun düzenlendiği, sözleşmenin 11 maddesinde davalı şirketin sözleşmeyi tek taraflı feshedebileceği hallerin düzenlendiği, sözleşmenin davacı bayinin iştigal konusu, satın alma ve satma koşulları başlıklı üçüncü maddesinin alt bentlerinde, reklam tanıtım ve personel eğitim masraflarının davacıya ait olduğunun düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin sürenin bittiği █████/2007 tarihinde sona erdirilmediği ve tarafların bu sözleşme koşullarına göre ticari ilişkiyi devam ettirdikleri, sözleşmenin belirsiz süreli hale geldiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesi tarafından sözleşmenin davalının talebi sonucu sona erdirildiği belirtilmiş ise de; davacı şirket adına davalı şirkete ... tarafından gönderilen █████/2014 tarihli "Saygıdeğer ... Hanımefendi, 01 Haziran 2014 tarihi itibarı ile mağazamızın tasfiyesi ile ilgili sürecin başlatılması, hususunu bilgilerinize arz ederim. Derin Saygılarımla, ..., Tokat Cadde Bayii" içerikli olduğu, mahkemece davacı şirketin sicil kayıtları celbedilmediğinden, dairemizce Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ilan sayfasında davacı şirkete ait tüm ilanlar incelendiğinde, 2012 yılından itibaren ...'ın davacı şirketin tek ortağı ve şirketin münferiden temsile yetkili tek müdürü olduğu, anılan mailin atıldığı tarihte tanık olarak da dinlenilen ...'ın şirket ortağı yahut yetkilisi olmadığı gibi 2006 yılında kurulan davacı şirketin herhangi bir dönemde yetkilisi olduğuna dair şirket tarafından sicile yaptırılmış bir tescilin bulunmadığı, öte yandan mahkemece aldırılan █████/2018 tarihli bilirkişi heyet raporunun ekinde yer alan ve bizzat davalı tarafça bilirkişilere teslim edilen davalı şirket mali ve idari işler genel koordinatörü ... tarafından davacı şirkete gönderilen, bayilik sözleşmesinin feshi konulu █████/017 tarihli yazıda; 16.10.2006 tarihinde taraflarca imzalanan bayilik sözleşme süresi 31.05.2014 tarihinde sona erecektir. işbu sözleşmenin 10. maddesinde belirtilen şartlara dayalı olarak sözleşmenin feshedilmesine karar verilmiştir. Bu karar neticesinde cari hesabınızda bulunan borç bakiye tutarının kapatılmasını, aksi takdirde teminat belgeniz tahsil cihetine gidileceğini bildiririz'' şeklinde olduğu, dosyada feshe ilişkin başka bir belge ya da yazışma bulunmadığı, buna göre mahkemece, şirket yetkilisi olmayan ...'ın mailinin fesih beyanı olarak kabul edilip edilmeyeceğinin, davacı şirketin bu beyana zımni icazet mahiyetinde eylemi olup olmadığının, ...'ın davacı şirket adına davalı şirket ile geçmiş dönemlerde davacı şirketi bağlayıcı işlemler yapıp yapmadığının, buna göre ...'ın zımnen davacı şirket yetkilisi olarak kabul edilip edilemeyeceğini tartışılmaması yerinde görülmediği gibi, yapılacak değerlendirmeye göre, sözleşmenin davacı isteği ile sona erdirildiği sonucuna ulaşılacak ise davalı şirket tarafından bizzat dosyaya sunulan █████/2014 tarihli yazıya göre sözleşmenin davalı tarafça feshedilmiş sayılması gerekip gerekmeyeceği, sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği kabul edilecek ise belirsiz süreli hale gelen sözleşmenin ihbar öneli verilmeksizin feshedilmesinin haksız fesih sayılıp sayılmayacağı, buna göre davacının denkleştirme tazminatı dışındaki maddi ve manevi tazminat istemlerinin yerinde olup olmadığı üzerinde durulmaksızın, eksik inceleme ile sözleşmenin davacının isteği üzerine sona erdirildiğinin kabul edilmesi yerinde olmamış, davacı yanın bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde bulunmuştur.Davacı yan; sözleşme ile davacının Tokat ilinde tek yetkili satıcı kılındığını, davalı yanın sözleşmenin devam ettiği süre içerisinde Tokat ilinde başka mağazalarda Kiğılı marka ürün satılmasına izin vermediğini, davacı mağazasında da başka marka ürün satılmadığını ileri sürmüş, davalı yan ise sözleşmede tek satıcılık yetkisi bulunmadığını, Tokat ilinde davacı haricinde bir bayii bir de şube bulunduğunu, bayiin ... Şti, şubenin ise ... AVM içerisinde olduğunu savunmuştur. Taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık yetkisi verip vermediği uyuşmazlık konusudur. Sözleşme yapma özgürlüğünü kısıtlayıcı bir kayıt olan "münhasırlık kaydı" tedarik sözleşmelerinin esaslı unsurlarından olmayıp, münhasır yetki tanıyan bir sözleşmenin varlığından bahsedebilmek için sözleşmede açık bir kayıt olması ve tarafların iradelerinin kendilerini sınırlayan bu olgu üzerinde birleşmesi gerekir. Münhasır tek satıcı sözleşmeleri yazılı olarak yapılabildiği gibi sözlü ve zımni olarak da yapılabilir. Bu durumda, münhasırlık kaydının sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması veya tarafların karşılıklı olarak uygulamaları ile doğmuş olması gerekir. Davalı şirketin, Tokat ilinde uzun süre boyunca davacıdan başkasına satım hakkı tanımadığı sabit olursa münhasır bayilik sözleşmesinden bahsedilebilecektir. Taraflar için önemli yükümlülükler getiren bu kaydın kanaat verici davranışla doğduğundan bahsedilebilmek için uygulamanın çok uzun yıllar aynı şekilde sürmüş olması ve tarafların hareket tarzının da mutlak olarak münhasırlık kaydı içeren bir sözleşmenin uygulanmasına yönelik olması gerekir. Buna göre mahkemece davalı tarafından cevap dilekçesince varlığı bildirilen diğer bayiin sicil kayıtlarının dosya arasına alınması, bu bayii ile davalı arasındaki bayilik sözleşmesinin hangi tarihte yapıldığının tespit edilmesi, yine davalıya ait ... AVM'de bulunduğu belirtilen Şube'nin açılış tarihine ilişkin bilgilerin celbedilmesi, davacı ile davalı arasındaki █████/2006 tarihli sözleşmenin başlangıcından itibaren Tokat ilinde davacı haricinde başka bir bayii aracılığı ile veya doğrudan davalı tarafından satış yapılıp yapılmadığı, böylece taraflar arasında çok uzun yıllar aynı şekilde sürmüş ve tarafların hareket tarzının mutlak olarak münhasırlık kaydı içeren bir sözleşmenin uygulanmasına yönelik olup olmadığı araştırılıp, denkleştirme tazminatının diğer koşullarının da mevcut olup olmadığı, mevcut ise talep edilebilecek tazminat miktarı hususunda taraf defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak mahkeme ve kanun yolu denetimine elverişli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin davacı isteği üzerine feshedildiği kabulünden hareketle, sözleşmenin hukuki niteliği ve davacının bu yöndeki iddiaları üzerinde durulmaksızın, eksik inceleme ve gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde olmamış, davacı yanın bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde bulunmuştur.Sonuç itibariyle; davacı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda tahkikat yürütülmek üzere mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2022 tarih ve ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda █████/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!