Anahtar kelimeler: Müdafi Mücadele Kaçakçılıkla Yazısı Eşyanın Görüşü Ret Vaki Nun Sıfatının
7. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
    SAYISI : ████████ E., ████████ K.
    SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet
    HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi
    TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Ret
    Yerel Mahkemece verilen kararın, sanık müdafi tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:
    Sanık ... adına hükmü temyiz eden Av. ...'nun sanığın müdafi olduğunu bildirir vekaletname veya yetki belgesi bulunmadığı gibi müdafi sıfatının da bulunmadığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2016 tarihli ve 7- ███████████ sayılı yazısı ile temyiz tarihinden önce verilmiş vekaletname veya yetki belgesinin dosyaya eklenmesinin istenilmesi üzerine gönderilen vekaletnamenin 25.08.2014 tarihli temyiz talebinden sonra 10.06.2016 tarihinde düzenlendiği, dolayısıyla temyiz tarihinde Av. ...'nun sanık ...'in müdafi olmadığı anlaşılmakla, sanık adına Av. ...'nun vaki temyiz talebinin 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 317. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla REDDİNE, 24.03.2025 tarihinde karar verildi.
    (Karşı Düşünce)
    KARŞI DÜŞÜNCE
    Sayın daire çoğunluğu ile uyuşmazlığımız, süresi içerisinde sanık adına hüküm temyiz eden Avukat ...’ nun dosyada sanık tarafından verilmiş vekaletnamesi veya yetki belgesi bulunmadığı gibi müdafi sıfatı da olmadığından, temyiz talebinde hukuki eksiklik bulunduğu, temyiz tarihinden sonra edinilmiş vekaletnamenin bu hukuki eksikliği giderip gidermeyeceğine ilişkindir. Muhalefete konu mevcut dosyadaki hukuki safahat şöyledir.
    Sanık hakkında 20.02.2014 tarihinde işlemiş olduğu eylem nedeniyle Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2014 tarihinde 5607 sayılı Kaçakçılık Kanununa muhalefet suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmiştir. Yerel mahkemenin bu kararı sanığın adresine 20.08.2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu tebliğ üzerine yasal süre içerisinde 25.08.2014 tarihinde sanık müdafi olduğunu beyan eden Av. ... tarafından hüküm temyiz edilmiştir. Yargıtay Başsavcılığı tarafından temyiz incelemesi sırasında sanık ile müdafi arasında müdafilik ilişkisi kurulmadığından, temyiz eden Avukat’ın temyiz tarihinden önce verilmiş vekaletnamesi veya vekaleti bulunan Avukat tarafından görevlendirildiğine dair yetki belgesi istenmiştir. Hükmü temyiz eden Avukat 10.06.2016 tarihinde düzenlenen vekaletnameyi dosyaya ibraz etmiştir.
    Bu aşamalardan sonra konuya ilişkin olarak AYM ve AİHM kararları incelendiğinde;
    1-Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır. (Ahmet Yıldırım, B.No:████████, 2/███████, § 28; Özkan Şen, B. No:████████, 7/███████, § 51; Ş.Ç., B. No:█████████, █████/2013, § 28;Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: ████████, 3/4/2014, § 41).
    2-Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkansız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için süre ve şekil gibi bir taktım koşullar öngörülmesi, dava açmayı imkansız kılacak ölçüde katı olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin gereği olup, mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki, öngörülen koşulların açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yorumlanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamadığı takdirde, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinin kabulü gerekir. (Remzi Durmaz, B. No:█████████, 2/███████, § 27; Kamil Koç, B. No: ████████, 7/███████, § 59;Neriman Polat, B. No: █████████, 5/███████, § 35).
    3-Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak veya kanun yoluna başvurmak isteyen kişilerin ilgili mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikle kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilmektedir. (Benzer AİHM kararı için bkz. Geffre/Fransa, B. No: ████████, 23/1/2003, § 34). Bu nedenle, mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdırlar. (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Walchli/Fransa, B. No: ████████, █████/2007, § 29, Eşim/Türkiye, B.No:████████, █████/2013, § 21).
    4-Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve Diğerleri/Yunanistan, B. No:████████, 27/7/2006, § 24).
    5-Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.
    Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğmasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz. (Özkan Şen, B.No: ████████, 7/███████, § 58; Tahir Gökatalay, B.No:█████████, 20/3/2014, § 39; İbrahim Can Kişi, B. No: █████████, 23/7/2014, § 33).
    6-Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. (İbrahim Can Kişi B.No:█████████, 23/7/2014, § 34; Neriman Polat, B.No;█████████, 5/███████, § 42).
    7-Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer verilen güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır. (Tahir Gökatalay, B.No; █████████, 20/3/2014, §41).
    8-AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkının sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen, bunun hiçbir surette mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılmayacağı anlamını taşımadığını, hakkın niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda devletin birtakım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip olduklarını kabul etmektedir. Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması çor külfetler yüklenmemiş olması gerekir. (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık. B.No: ███████, 28/5/1985, § 57; Garcia Manibardo/İspanya, B.No:████████, █████/2000, § 36; Sabri Güneş/Türkiye, B.No:████████, 24/5/2011, § 56).
    9-Sonuç itibariyle mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların, kanuni olması, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlanmaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir. (Serkan Acar, B.No: █████████, 2/███████, § 38; İbrahim Can Kişi, B.No: █████████, 23/7/2014, § 36.)
    Yukarıdaki açıklamalar ışığında, süresinde sanık hakkında lehine olarak temyiz yoluna başvuran müdafiinin, temyiz tarihinden sonraki bir tarihte almış olduğu vekaletnameyi dosyaya ibrazına sanığın itirazı bulunmadığından, mahkemeye erişim hakkının korunması bakımından temyizin süresinde kabulü ve dosyanın Yargıtayca incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına iştirak etmiyorum.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!