Anahtar kelimeler: Yeşilbayır Üzeri Beldesi Bayilik Akaryakıt Kimliği İstasyonunun İstasyonlu Karayolu Anadolu

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ████████
KARAR NO: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2021
NUMARASI: ████████ E. - ████████ K.
DAVANIN KONUSU: Alacak (Bayilik ilişkisinden kaynaklı)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında, Yeşilbayır Beldesi Antalya/Burdur Karayolu üzeri 18. Km/Antalya adresinde kurulu taşınmaz üzerinde bulunan akaryakıt istasyonunun ... kimliği altında işletilmesi amacıyla 5 yıl süreli, 14.09.2015 tarihli istasyonlu akaryakıt bayilik protokolü, aynı tarihli istasyonlu bayilik sözleşmesi imzalandığını, aynı zamanda davalılarca 17.09.2015 tarihli asgari mal alım taahhütnamesi imzalandığını, anılan taahhütname uyarınca, davalının, akaryakıt bayilik sözleşmesi hükümleri gereğince ve akaryakıt bayilik sözleşmesi süresince, her yıl için 1600 m3 motorin ile 5 ton madeni yağı şirketten alıp satmayı taahhüt ettiğini, istasyonlu bayilik sözleşmesinin14.02.2017 tarihinde 5 yıl süre ile yenilendiğini, ancak bu işlemin, davalının 14.02.2017 tarihinden önceki dönem yönünden bayilik sözleşmesi ve taahhütlerinden kaynaklanan yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığı gibi 14.02.2017 tarihli karşılıklı fesih anlaşması uyarınca da feshedilen sözleşme sebebiyle taraflar arasında doğabilecek hukuki ihtilaflarda müvekkili şirketin münfesih bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart, kar mahrumiyeti, tazminat, cari hesap, ariyet sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar vb. doğmuş ve doğacak olan tüm hak ve alacaklarının saklı tutulduğu, işbu fesih sözleşmesinin davalı bayiyi ibra anlamına gelmediğinin kararlaştırıldığını, 17.09.2015 tarihli taahhütname uyarınca bayi tarafından sözleşme süresi içinde anılan istasyonda her yıl için toplam 1600 M3 (binaltıyüz m3) (motorin) ürününün satın alınacağı taahhüt edildiğini, ayrıca taahhütname hükmünde bu taahhüdün yerine getirilmemesi durumunda her bir yılda eksik alınan ürün bedelinin son cari fiyatı üzerinden hesaplanacak tutarın %5 (yüzde beş)'inin şirkete cezai şart olarak ödeneceği, ödenmemesi halinde teminatlardan tahsil edileceğinin de bayi tarafından kabul ve taahhüt edildiğini,14.09.2015 tarihli bayilik sözleşmesinin yenilenmesinden evvel 14.02.2016-14.02.2017 döneminde bayinin davacıdan 863.640 litre motorin satın aldığını, ancak toplamda 736.360 litre eksik alım yapmış olduğunu, buna karşılık ihtarname tarihi itibarıyla son cari fiyat olan depo satış fiyatı 4,4014 TL/litre üzerinden hesaplanan bedelin %5'i olan 162.050,74 TL cezai şart alacağının tahakkuk ettiğini, davalı bayiye Üsküdar ... Noterliği'nin 20.03.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiğini, ancak ihtarnamenin bayiye ve garantöre istasyonun sürekli kapalı olması sebebiyle tebliğ edilemediğini, davalı ...'ın ise davacı ile davalı şirket arasında akdedilen bayilik sözleşmesi, protokol ve taahhütnameyi garantör sıfatı ile imzalayarak davalı bayinin tüm borç ve yükümlülüklerini şahsen garanti ettiğini, tüm borç ve yükümlülüklerden şahsen sorumlu olduğunu, sözleşmenin 50.maddesinde, yine Protokol hükümlerinde bunun yer aldığını, aynı zamanda taahhütnamede de taahhütlerin ihlali halinde cezai şart, tazminat ve alacaklardan garantörün de sorumlu olduğu ve olacağının kabul edildiğini, ileri sürerek, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, cezai şarttan doğan hesaplanacak tutarın şimdilik 42.000,00 TL'lik kısmının %7 akdi faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar, usulüne uygun tebliğe rağmen davaya cevap vermemişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, bayilik sözleşmesi ve eki alım taahhütnameleri uyarınca 14.02.2016-14.02.2017 taahhüt dönemi yönünden alım taahhütlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle oluşan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. Dilekçeler aşaması tamamlanmakla ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilmiş, deliller toplanmıştır. Taraflar arasında 17.09.2015 tarihli, İstasyonlu Bayilik Sözleşmesi ile aynı tarihli İstasyonlu Akaryakıt Bayilik Protokolü başlıklı 5 yıl süreli sözleşmelerin imzalandığı, davalı bayinin taahhütname uyarınca sözleşme süresi içinde anılan istasyonda her yıl için 1600 m3 beyaz ürün (benzin, mazot) ve 5 ton madeni yağ satışı yapmayı taahhüt ettiği, bayinin ayrıca sözleşmeye aykırı hareket etmesi halinde sözleşme süresi sonuna kadar eksik alınan ürün bedelinin son cari hesap üzerinden hesaplanacak tutarın % 5'i oranında cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 14.02.2017 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiği ve 14.02.2017 tarihli, 5 yıl süreli yeni bir sözleşme imzalandığı, davacının iş bu dava ile 14.02.2016-14.02.2017 taahhüt dönemi yönünden alım taahhütlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle oluşan cezai şart alacağının tahsili talep ettiği görülmüştür.Davacı Şirket ile davalılar arasındaki uyuşmazlığın 17.09.2015 tarihinde imzalanan bayilik sözleşmesi ve ek protokol gereğince yıllık 1600 m3 beyaz ürün (benzin, mazot) ve 5 ton madeni yağ satışı alım taahhüdünün davalılar tarafından yerine getirilip getirilmediği, davalı şirket ile davacı şirket arasında 17.09.2015 tarihinde imzalanan ve 14.02.2017 tarihinde sonlandırılan sözleşme uyarınca 14.02.2016-14.02.2017 tarihleri arasında satın alınan beyaz ürün miktarı ve satın alınan bu miktara göre davacı şirketin sözleşmeden kaynaklanan cezai şart alacağına hak kazanıp, kazanmadığı ve kazandıysa miktarının tespiti hususlarında olduğu tespit edilmiştir.Mahkememizce talimat yoluyla ayrı ayrı davacı ve davalı şirket ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmak suretiyle bilirkişi raporu hazırlanması istenmiş ise de davalı şirket ticari defterlerini incelemeye sunmamış olup, davacı tarafın defterlerinin incelenmesi ile hazırlanan bilirkişi raporları ile muhasebesel konularda ve alımı-satımı yapılan akaryakıt miktarları tespit edilmiştir.Cezai şart alacağı bakımından yapılan değerlendirme; Taraflar arasında 17.09.2015 tarihinde aynı tarihli bayilik sözleşmesinin ayrılmaz parçası olarak akdedilen/taahhüt edilen Asgari Mal Alım Taahhütnamesine göre, davalı şirketin(Bayi) Sözleşme ve Ek Protokol Hükümlerinin; "Bayi, sözleşme süresi içerisinde anılan istasyonda her yıl için 1600 m3 beyaz ürün (benzin, mazot) ve 5 ton madeni yağ satışı yapmayı taahhüt eder. Bayi taahhüt ettiği satış miktarını gerçekleştiremez ise, eksik alınan ürün bedelinin son cari hesap üzerinden hesaplanacak tutarın % 5'i oranında cezai şartı her yılın sonunda başkaca ihtar ve ihbara gerek kalmaksızın ödemeyi kabul ve taahhüt etmektedir." şeklinde olduğu görülmüştür.TBK.'nun 179/2. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez.Buna göre yapılan değerlendirmede; taraflar arasında 17.09.2015 tarihinde imzalanan ve 14.02.2017 tarihinde sonlandırılan sözleşme uyarınca davacı şirket, 14.02.2016-14.02.2017 tarihleri arasında eksik alınan beyaz ürün miktarı üzerinden sözleşmeden kaynaklanan cezai şart alacağını talep etmiş ise de 17.09.2015 tarihinde imzalanan sözleşmenin ilk taahhüt döneminin 17.09.2015-17.09.2016 tarihleri arasında, ikinci taahhüt döneminin 17.09.2016-17.09.2017 tarihleri arasında olduğu, mahkememizce alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere davacının birinci taahhüt döneminin sonunda yada ikinci taahhüt döneminin başında henüz satış yapmadan yada ilk satış ile birlikte birinci dönemde ki eksik alıma ilişkin herhangi bir ihtiraz-i kayıt olmadan davalıya ürün satışına devam ettiği, dolayısıyla bu dönemdeki eksik alımından dolayı cezai şart talep edemeyeceği, yine 17.09.2016 tarihinden sözleşmenin bitim tarihi olan 14.02.2017 tarihi arasındaki dönem için cezai şart alacağı talep edilebileceği düşünülebilir ise de, taraflar arasındaki sözleşmenin 14.02.2017 tarihinde sona erdiği, dolayısıyla sözleşme bir yıllık süre dolmadan sona erdiği, buna göre cezai şart alacağının koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından koşulları oluşmayan cezai şart alacağına yönelik davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; cezai şart talebinin son sözleşme dönemi yönünden olması nedeniyle ihtirazı kayıt şartı veya ihtar gönderilmesi şartı aranmaması gerektiğini, cezai şart talebine ilişkin dönem yönünden 1 yıllık sürenin dolup dolmamasının bir hukuki önemi olmadığını, donuçta sözleşme feshedildiği için müvekkili şirketin son dönem yönünden cezai şart talep hakkı mevcut olduğunu, bayilik sözleşmesi ve ek protokol ile kararlaştırılan cezai şartın, ifaya eklenen bir cezai şart olmayıp niteliği itibariyle seçimlik cezai şart olduğunu, bu halde, seçimlik cezai şartın hukuki niteliğinin bir ceza olmayıp, önceden tarafların beraberce kararlaştırdıkları götürü tazminatı olduğunu, davacının talep ettiği bu cezai şartın, tamamen davalı tarafın taahhütlerine aykırı davranması sonucu davacının davalı tarafından almadığı ürün nedeni ile mahrum kaldığı kara ilişkin bir cezai şart olduğunu, dolayısıyla davacının burada seçimlik hakkını kullandığını, tarafların daha önce beraberce kararlaştırdıkları tazminatı talep ettiğini, bu nedenle, dava konusu olan cezai şart alacağı yönünden BK 158/2. maddesinin uygulanabilirliğinin bulunmadığını, taraflar arasında düzenlenen sözleşme ve taahhüdü içerir ek protokolün tarafların özgür iradeleri akdedildiğini, nu itibarla, davalı kendisine yüklenen asgari alım taahhüdünden de haberdar olduğunu, tarafların açık iradeleri ile sözleşmede ve ek protokolde kesin olarak kararlaştırılmış bulunan satış taahhüdünün yerine getirilmesi için davacı tarafından davalıya ayrıca ihtarda bulunulması ya da ihtirazi kayıt konulması zorunluluğu yüklenmesinin hem hakkaniyete aykırılık teşkil edeceğini hem de taraflar arasındaki sözleşmenin ruhuna aykırı olacağını, önceki dönemlerde talep edilmemesinin, sonrasında cezai şart talep edemeyeceği anlamına gelen bir sözleşme maddesi olmamakla birlikte davacı müvekkilinin açıkça önceden feragat ettiğine ilişkin beyanı da olmadığını, sektörde dağıtım şirketleri bayilik ilişkisi kapsamında akaryakıt istasyonu ve bayi lehine bir takım nakdi ve ayni yatırımlar yapmakta ve bunun karşılığında bayilik sözleşmesi akdedilmekte ve satış taahhütnameleri bayiler tarafından verilmekte olduğunu, dağıtım şirketleri projeksiyonlarını satış taahhütnamelerine göre gerçekleştirdiğini, satış taahhütlerinin de esasen her yıl için öngörüldüğünü, ne var ki uygulamada birçok olayda bayilerin satış taahhütlerini yerine getiremediğini, bunun karşılığında dağıtım şirketlerinin karşılıklı iyiniyet kapsamında bayilerine mutlaka ihtarname keşide etmek veya ihtirazi kayıt koyarak ödemeleri kabul etme yoluna da gitmediğini, zira uzun süreli bir bayilik ilişkisi öngörüldüğünden bu gibi hukuksal girişimlerin taraflar arasındaki iyi niyet ve güven ilişkisini zedelediğini, ayrıca bayinin sonraki taahhüt dönemlerinde eksik satışlarını tamamlayabileceği de öngörüldüğünü, aksi düşüncenin taraflar arasındaki sözleşme serbestisi ilkesine ve Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan dürüstlük ve 3. maddesindeki iyiniyet kuralına açık aykırılık teşkil edeceğini,bu anlamda, bayinin devam eden süre içerisinde eksik satışlarını tamamlama olanağı var ise dağıtım şirketini ihtarname keşide etmeye veya ihtirazi kayıt koymaya zorlamanın da yasal bir dayanağı olmadığını, ayrıca taraflar arasındaki akdi ilişkinin değerlendirmesi ve tarafların sözleşme serbestisi kapsamında düzenledikleri cezai şarta dair hükümlerin dava konusu olaya uygulanması gerektiğini, aksi durumun kabulü halinde dağıtım şirketleri ve bayiler arasındaki sözleşme hükümlerinin tümü ile uygulanamaz hale geleceği gibi sözleşme devam ederken fiilen kar mahrumiyeti ve cezai şart alacağı talep ve tahsil etmenin de olanaksız hale geleceğini, bu durum karşısında dağıtım şirketlerinin eksik ifa ile karşılaştıklarında ihtarname keşide ederek henüz sözleşmenin ikinci yılında sözleşmeyi feshetmeye ve yaptıkları yatırımları geri almaya zorlanacaklarını, bu durumun hizmette sürekliliğin esas olduğu akaryakıt sektörünü nasıl bir istikrarsızlığa sürükleyeceğinin tartışmasız olduğunu, kaldı ki, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin 25.maddesinde, sözleşmenin son bulması halinde müvekkili şirketin maruz kalacağı zarar, ziyan, kar mahrumiyeti ve cezai şarta ilişkin alacağını talep edebileceğinin kararlaştırıldığını, nitekim taraflar arasında akdedilen ek protokolde de aynı hususların hüküm altına alındığını, dava dilekçesinde açık bir şekilde talebin 14.02.20216-14.02.2017 dönemine ilişkisin olduğunu, ilgili talep dönemi taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin feshinden önceki son dönem olduğunu, sundukları Yargıtay kararı ile de sabit olduğu üzere, davacı şirketin davalı şirkete mal vermeden cezai şart konusunda herhangi bir çekince bildirmese veya fatura bu konuda herhangi bir ibare yazmasa dahi son dönem yönünden cezai şart talep etme hakkının mevcut olduğunu içtihat ettiğini, taleplerinde son sözleşme dönemi olması nedeniyle davalı şirkete mal vermeden cezai şart konusunda herhangi bir çekince bildirilip bildirilmediğinin veya fatura bu konuda herhangi bir ibare yazıp yazmamasının herhangi hukuki bir değeri bulunmadığını (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.06.2015 tarihli, ██████████E., █████████ K. sayılı ilamı) bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasındaki akaryakıt bayilik sözleşmesinin karşılıklı feshi sonrasında davalının asgari alım taahhüdünün ihlalinden kaynaklı ceza koşulu alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında 14.09.2015 tarihli istasyonlu akaryakıt bayilik sözleşmesi ve protokolü, imzalandığını, aynı zamanda davalılarca 17.09.2015 tarihli asgari mal alım taahhütnamesi imzalandığı, asgari alım taahhüdü ile davalıların sözleşme süresi içinde anılan istasyonda her yıl için toplam 1600 M3 (binaltıyüz m3) (motorin) ürününün satın alınacağının taahhüt edildiği, bu taahhüdün yerine getirilmemesi durumunda her bir yılda eksik alınan ürün bedelinin son cari fiyatı üzerinden hesaplanacak tutarının %5 (yüzde beş)'inin davacı şirkete cezai şart olarak ödeneceğinin taahhüt edildiği, bu taahhütnamenin de, 14.09.2015 tarihli sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.14.09.2015 tarihli bu sözleşmenin ''Karşılıklı Fesih Anlaşması'' başlıklı belgeye göre 14.02.2017 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiği, bu belgede ayrıca, taraflar arasında yeni bir bayilik sözleşmesi akdedilse dahi bu karşılıklı fesih sözleşmesinin bayinin ibra edildiği anlamına gelmediği, bu sebeple feshedilen sözleşme sebebiyle taraflar arasında doğabilecek hukuki ihtilaflarda davacının münfesih bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart, kar mahrumiyeti, tazminat, cari hesap, ariyet sözleşmesindne doğan alacaklar vb. doğmuş doğacak tüm hak ve alacaklarının tahsili için yasal yolara başvurma hakkının saklı olduğu hususlarının kararlaştırıldığı ve belgenin davacı ile davalı şirket tarafından imzalandığı görülmektedir. Bu arada taraflar arasında, 14.02.2017 tarihinde yeni bir 5 yıllık istasyonlu bayilik sözleşmesi ile protokolü imzalanmıştır. Davacı dava dilekçesinde; 14.09.2015 tarihli bayilik sözleşmesinin yenilenmesinden evvel 14.02.2016-14.02.2017 döneminde bayinin, davacıdan 863.640 litre motorin satın aldığını, ancak toplamda 736.360 litre eksik alım yapmış olduğunu, buna göre 162.050,74 TL cezai şart alacağının tahakkuk ettiğini ileri sürerek talepte bulunmuştur. Mahkemece, 17.09.2015-17.09.2016 tarihleri arasının birinci taahhüt dönemi olduğu, 17.09.2016-17.09.2017 döneminin ikinci taahhüt dönemi olduğu, davacının birinci taahhüt döneminin sonunda ya da ikinci taahhüt döneminin başında henüz satış yapmadan yada ilk satış ile birlikte birinci dönemdeki eksik alıma ilişkin herhangi bir ihtiraz-i kayıt olmadan davalıya ürün satışına devam ettiği, dolayısıyla bu dönemdeki eksik alımından dolayı cezai şart talep edemeyeceği, yine 17.09.2016 tarihinden sözleşmenin bitim tarihi olan 14.02.2017 tarihi arasındaki dönem için cezai şart alacağı talep edilebileceği düşünülebilir ise de, taraflar arasındaki sözleşmenin 14.02.2017 tarihinde sona erdiği, dolayısıyla sözleşme bir yıllık süre dolmadan sona erdiği, buna göre cezai şart alacağının koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki 17.09.2015 tarihli sözleşme 5 yıllık süre dolmadan 14.02.2017 tarihinde karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmiş, taraflar bundan sonra aynı gün 14.02.2017 tarihli yeni bir sözleşme imzalamışlardır. Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde yer alan ''asgari alım taahhüdü''ne uymama hâlinde öngörülen ve sözleşme ile sözleşme eklerinde zaman zaman kar mahrumiyeti, zaman zaman cezai şart olarak adlandırılan ceza koşulu, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 158/2 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179/2) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğindedir. Davacı tarafça bayilik sözleşmesi kapsamında cezai şart talep edilmiş olup, akaryakıt bayilik sözleşmelerinde veya sözleşme eki taahhütnamelerde yer alan yıllık asgari alım taahhüdüne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nın 179/2. maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu niteliğinde olduğu yerleşik içtihatlarda benimsenmiştir (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 24.05.2016 tarih ve ██████████ Esas, █████████ Karar, 17.09.2014 tarih, █████████ Esas, ██████████ Karar sayılı ilamı ile █████████ E-█████████ Karar sayılı ilamı). TBK'nın 179/2 maddesi ''Ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkca feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir'' hükmünü içermekte olup Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nın 179/2 madde hükmü emredici nitelikte olmayıp, taraflarca aksi kararlaştırılabilir. TBK'nın 179/2 maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer halde ise alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Çekince (ihtirazi kayıt) için bir şekil şartı getirilmemiştir. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere TBK 179/2 hükmü emredici olmayıp tarafların bunun aksini kararlaştırmalarına engel emredici bir düzenleme yoktur. Somut olayda, 17.09.2015 tarihli asgari alım taahhüdünde '' ... Ayrıca tarafımdan uzun bir süre asgari alım taahhüdüne uyulmaması ve taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin (...) tarafından feshedilmemiş olmasının, (...) bakımından asgari alım taahhüdünün uygulanmasından ve cezai şart alacaklarından zımnen vazgeçildiği ve feragat edildiği anlamına gelmeyeceğini, (...)in asgari alım taahhüdünden dolayı talep hakkının bu halde de devam edeceğini ... taahhüt ederiz.'' düzenlemesinin bulunduğu, benzer düzenlemenin 14.09.2015 tarihli sözleşmenin 11. maddesinde de yer aldığı görülmektedir. Şu halde, taraflar arasında imzalanan 14.09.2015 tarihli bayilik sözleşmesinin 11. maddesi ve asgari alım taahhütnamesi gereğince davalı bayi tarafından cezai şart ödenmesi açıkça kabul ve taahhüt edilmiş, davacı, sözleşmede, ifaya devam edilmesi hâlinde dahi ihlal edilen dönemlere ilişkin alım taahhüdüne bağlı ceza koşunu talep edeceğine dair hakkını saklı tutmuştur. Bu nedenle, sözleşme hükmü ve taahhütname dikkate alındığında, ifaya devam edilmiş olması davacının birinci döneme ilişkin ceza şartı alacağından zımnen vazgeçtiği anlamına gelip gelmediğinin yukarıda anılan sözleşme hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekirken, dosya kapsamıyla uyumlu olmayan gerekçeyle karar verilmesi usule aykırı olmuştur.Her ne kadar davacı vekili sözleşmenin yenilendiğini ileri sürmekte ise de taraflar arasındaki 14.09.2015 tarihli sözleşmenin 14.02.2017 tarihli ''Karşılıklı Fesih Anlaşması'' başlıklı belge ile bu tarihte karşılıklı olarak feshedildiği, 14.02.2017 tarihli ayrı ve yeni bir sözleşme yapıldığı görülmektedir. Nitekim davacının talebinin de 14.09.2015 tarihli sözleşmeye ilişkin asgari alım taahhüdünden doğan cezai şart alacağı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davacı yanca birinci taahhüt dönemine ilişkin cezai şart talep edebilme hakkının saklı tutulduğuna dair hüküm ve davacı talepleri dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle, eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek nihai karrala birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.26.06.2025
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a hükmü uyarınca karar kesindir.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!