Anahtar kelimeler: Suyuna Sulardan Suyunun Kain Komşusunun Tanesini Kaynak Mevkiinde Acil Bıraktığını

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : █████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Ordu ili, ... ilçesi, ...Mahallesi, ...Mevkiinde kain, 160 ada 47 parsel numarasına kayıtlı taşınmazın sahibi olduğunu, taşınmaz içerisinden birden çok kaynak suyunun çıktığını, davacının kendisinin acil kaynak suyuna ihtiyacı olmadığı için bu sulardan bir tanesini davalı ile komşusunun kullanmasına ve yararlanmasına bıraktığını, ancak bu taşınmazın içinden çıkıp dereye akmakta olan 2. kaynak suyuna davacının oğlu ...'ın dereye akıp ziyan olmaması ve ayrıca kendilerinin de su ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hortum takıp yolun kenarındaki bir su peteği içine akıtarak ve artanı da kendi evlerine almak istediğini, bu şekilde bir süre de kullandıklarını, fakat davalının hortumla yol kenarına gelen suyu keserek kendi taşınmazına geçirdiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmaz içindeki suya vaki haksız müdahalenin men'ine karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı cevap dilekçesinde; davaya konu su kaynağının debisi yüksek bir genel su niteliğinde olduğunu, bu nedenle sudan yararlanma hakkının bulunduğunu, dava konusu su üzerinde öncelik hakkı olduğunu, amcası olan davacıya dava dilekçesinde yazılı arazinin dedesinden miras kaldığını, dava dilekçesinde belirtilen hortumları yaklaşık 40 yıl önce babasının yaptırdığını, dava konusu suyun öteden beri mevcut kullanma biçimine göre paylaştırılması gerektiğini, dava konusu sudan toplamda 4 hanenin faydalandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "davacının dava konusu taşınmazı içerisinde 3 kaynak ve evinin bulunduğu, dava konusu olmayan taşınmazda da 1 kaynak bulunduğu, davaya konu edilen 1 numaralı kaynaktan çıkan suyun ... (Davalı), ... Yar, ... ve ...ın hanelerine ulaştığı, davacının bu suda kullanımı bulunmadığı, taşınmazda bu kaynak dışında 2 kaynak daha bulunduğu, bu kaynaklardan birinin tapunun beyanlar hanesinde ...'ya ait olduğunun belirtildiği, diğer kaynağın ise davalının da içinde bulunduğu 2 aile tarafından kullanıldığı, davacının taşınmazından kullanabildiği kaynağının olmadığı, davacının hanesinin yanında 4. kaynak bulunsa da alınan bilirkişi raporunda buradan çıkan suyun davacının ihtiyaçları için yeterli olmadığı, davalının davacıya ait 2 ayrı kaynaktan hanesine su götürdüğü, dinlenen tanık beyanlarından bu suyun tarım ya da fındık bakımı için kullanılmadığı, içme suyu olarak da kullanılamayacağı yalnızca hanedeki ihtiyaçlar için kullanılabildiğinin belirtildiği, yine alınan tanık beyanı ve davalının ikrarında davalının kaynak suyu olmasa dahi şebeke suyuna ulaşımı bulunduğu, ev ihtiyaçları için bu suyun kullanılabileceği zaten dava konusu kaynağın da başka amaç için kullanılmadığı, aynı zamanda davalının yine 3 numaralı kaynak yönünden davacının kabulü ile su kullanımının bulunduğu, davacının evinin yanındaki kaynağın davacı, ailesi ve hayvanları için yeterli olmadığı ve kendine ait taşınmazdaki 1 numaralı kaynağı kullanmak istemesinin makul olduğu değerlendirilmekle davalının 1 numaralı kaynaktaki suya ihtiyacı olmadığı" gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı tarafından, davacıya ait ...Mah. 160 ada 47 parsel sayılı taşınmazındaki 1 numaralı kaynak yönünden (04.10.2023 tarihli fen raporunda belirtilen) suya müdahalesinin men'ine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalı temyiz dilekçesinde özetle; keşfin ve değerlendirmenin kurak mevsim debisine göre yapılması gerektiğini, dava konusu yerde davacının da kullandığı birden fazla kaynak bulunduğundan Mahkemece tarafların ihtiyaçları dikkate alınarak bir su rejimi oluşturulmasına karar verilmesini, jeoloji mühendisince hazırlanan raporun eksik ve hatalı olduğunu, tüm kaynaklara ilişkin men kararı verilmesinin yerinde olmadığını, bilirkişinin önce davacının ihtiyacını belirleyip buna göre çözüm oluşturması gerektiğini, jeoloji mühendisi bilirkişi tarafından kaynakların debisi veya kullanımı itibariyle kaynak suyu mu yoksa genel su mu olduğunun rapor edilmediğini, raporun bu haliyle eksik olup, karar verilmeye yeterli olmadığını, 40 yıldır mevcut olan kullanımın "öncelik hakkı" olarak değerlendirilmesi gerektiğini, mahkemenin hidrolik ve su kaynakları mühendisinden rapor almasını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, suya el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir.Türk Medeni Kanununun 718. maddesi gereğince; arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen Türk Medeni Kanununun 756. maddesi gereğince de; "Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin yer altı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır."Gerek Türk Medeni Kanununun 718. maddesi gerekse 756/2. maddesinde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır.Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması halinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanununa tabidir.Başka bir ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera,orman vb) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir.Özel su ise tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Arazinin mülkiyetine tâbi olan kaynak suyu yani özel su üzerinde, hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa elatma varsa elatmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır.Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince;Mahallinde 14.09.2023 tarihinde yapılan keşif sonucu alınan fen bilirkişisi raporuna göre dava konusu 1 numaralı kaynaktaki suyun davacıya ait taşınmaz içerisinde yer aldığı, jeoloji mühendisinin raporuna göre ise 1 numaralı kaynağın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki dere yatağı içerisinde bulunduğu ve genel su niteliğinde olduğunun belirtilmesi suretiyle raporlar arasında çelişki oluşturulduğu, davalının elatmasının önlenmesi istenen kaynağın genel ya da özel su niteliğinde olup olmadığının tam olarak belirlenmediği gibi 4 No.lu kaynağın kaç kişi tarafından kullanıldığı da tespit edilemediğinden davacının ihtiyacı da tam olarak belirlenmemiş, kullandıkları başka su bulunup bulunmadığı araştırılmamış, eksik inceleme ile sonuca gidilmiştir. Bu durumda Mahkemece, suların en az olduğu dönemde mahallinde ziraatçi ve jeoloji mühendisi bilirkişiler hazır bulundurularak yeniden keşif yapılarak öncelikle dava konusu kaynağın özel su mu, genel su mu olduğu belirlendikten sonra, genel sulardan kadim ve öncelik hakkı nazara alınmak koşulu ile herkesin ihtiyacı oranında yararlanabileceği dikkate alınarak, davacının suya ihtiyacı olup olmadığının bilimsel verilere uygun olarak tespit ettirilmesi, davalının içme suyu ihtiyaçları olup olmadığı, bu ihtiyacı şebeke suyu veya başka kaynaktan karşılayıp karşılamadıkları araştırılmalı ve gerekirse içme suyu ihtiyacının sulama suyu ihtiyacına nazaran öncelikli olduğu da gözetilerek herkesin ihtiyaçları oranında yararlanabileceği bir su rejimi kurulması yoluna gidilmelidir. Değinilen yönler gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiş, ayrıca kısa kararda davalının dava konusu taşınmazın tamamındaki suya müdahalesinin menine karar verilmişken gerekçeli kararda 1 numaralı kaynak yönünden müdahalesinin menine karar verilmesi suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılması da bozma nedeni yapılmıştır. VI. KARARAçıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,13.03.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.