Anahtar kelimeler: Kain Mevkii İlişkiye Parselde Noterliğinin Yevmiye Maliki İli İlçesi İhtarname
7. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
    SAYISI : ████████ E., ████████ K.
    İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI : ████████ E., ████████ K.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, ... ili, ... ilçesi,... Mahallesi, ... Mevkii, 412 ada 7 parselde kain ... Mahallesi...Sokak, No:13/2, .../... adresinde bulunan taşınmazın maliki olduğunu, davalı tarafın taşınmazı herhangi bir hukuki ilişkiye tâbi olmaksızın kullandığını, müvekkili tarafından ... 1. Noterliğinin 09.08.2021 tarih ve 8381 yevmiye No.lu ihtarname gönderilmesine rağmen davalının hiçbir hukuki ilişkiye dayanmadan taşınmazı işgal etmeye devam ettiğini ileri sürerek davalının müvekkilinin bağımsız bölümüne yaptığı haksız müdahalenin önlenmesi ve alacağın tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere ihtar tarihinden itibaren toplam 1.000,00 TL ecrimisil alacağının her aya ilişkin bedelin ait olduğu ayın sonundan itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    II. CEVAP
    Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın ... İnşaat Ltd. Şti.'den haricen satın aldığı dairenin kendisine teslim edilinceye kadar davaya konu bu evde kalması için davalıya bizzat davacı tarafından ücretsiz olarak tahsis edildiğini, davacının hiç haberi yokmuş ve kendi rızası dışındaymış gibi müvekkili hakkında fuzuli işgal iddiasında bulunmasının iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, hakkın kötüye kullanıldığını, bu nedenle davacının ecrimisil talebinin haksız ve dayanaksız olduğunu, ortada haksız bir işgal bulunmadığı sabit olduğundan davacının şikayeti üzerine ... Kaymakamlığının 06.07.2021 tarihli kararı ile 3091 sayılı Kanun Uygulama Yönetmeliği'nin 15. ve 20. maddeleri gereğince işgalin sona erdirilmesi talebinin reddine karar verildiğini, davalının kendisine tahsis edilen daireyi 29.09.2021 tarihinde tahliye ederek boşalttığını, ... 1. Noterliğine giderek 25.10.2021 tarih ve...No.lu “Düzenleme Şeklinde Emanet Alma Tutanağı” ile anahtarları noterliğe teslim ettiğini ve bu durumu aynı gün noterlikten gönderdiği 11661 No.lu ihtarname ile davacı tarafa ve ... İnşaat Ltd. Şti.'ne bildirdiğini, davacı tarafın bir yandan dairenin anahtarlarını teslim almaktan imtina ederken diğer yandan haksız ve fuzuli işgal iddiaları ile el atmanın önlenmesi talebi ile dava açmasının iyiniyetli olmayan çelişkili ve tutarsız bir davranış olduğunu, ... Kaymakamlığı kararında ve müvekkilinin ... 1. Noterliğinden bizzat gönderdiği ihtarnamede belirtildiği gibi haksız ve fuzuli bir işgalin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... ihtarname tebliği ile davacının taşınmazın kullanılmasına dair rızasını geri aldığının kabulü gerekmekte olduğu, elatma sona erdiğinden bu talebe ilişkin davanın konusuz kaldığı..." gerekçesiyle el atmanın önlenmesi talebi konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Somut olayda, davacı tarafından davalı aleyhine açılan el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talepli davasında İlk Derece Mahkemesince davadan sonra davacıya anahtar teslim edildiğinden el atma yönünden konusuz kalan davanın esasına ilişkin karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil talebinin kısmen kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı ancak dava değerinin davaya konu el atılan yerin değeri ile ecrimisil toplamı üzerinden değerlendirme yapılacağı, davacının iş bu davayı açmakta haklı olduğu ve davanın iş bu davanın açılmasına sebebiyet verdiği göz önüne alınarak davaya konu el atılan yerin değeri ve ecrimisil toplamı üzerinden davacı yararına vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin hükmedilmesi gerekirken sadece kabul edilen ecrimisil miktarı üzerinden vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur" gerekçesiyle başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle el atmanın önlenmesi talebi konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    V. TEMYİZ
    A. Temyiz Sebepleri
    Davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; davalının taşınmazı kullanmasına davacının rızası olduğunu, davalının aldığı dava dışı ev teslim edilene kadar dava konusu taşınmazın davalıya davacı tarafından verildiğini, davacının dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, istinaf kanun yoluna başvurulmamasının haksız işgalin kabulü anlamına gelmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
    B. Değerlendirme ve Gerekçe
    Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
    Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
    Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    VI. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
    Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    03.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
    (Karşı Oy)
    K A R Ş I O Y
    Uyuşmazlık, müdahalenin men'i ve ecrimisil talebine ilişkindir.
    İlk Derece Mahkemesince (İDM) müdahalenin men'i talebi konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil talebinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş, dava değeri olarak ise ecrimisil miktarı esas alınarak bu miktar üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) başvurunun kabulüne karar verilerek yeniden hüküm kurulmuş ve yeni hükümde dava değerinin gayrimenkulün değeri ile birlikte hesaplanan ecrimisilden ibaret olduğu, dolayısıyla davalının 46.234,73TL harçtan ve 100.757,18TL vekâlet ücretinden sorumlu olması yönünde hüküm kurulmuştur. Kararın temyizi üzerine Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır.
    Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık söz konusu müdahalenin men'i davasında esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır.
    492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
    "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."
    Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.
    Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.
    Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.
    Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır.
    Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir.
    Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.
    Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir.
    Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir.
    Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır.
    Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir.
    Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmaz üzerinde bir mülkiyet iddiasında bulunmadığı, taşınmazın geçici olarak kullanılmak üzere davacı tarafından kendisine tahsis edildiği, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taşınmazda davalının kalması için davacının muvafakatinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre dava değerinin İDM kararında benimsendiği üzere ecrimisil miktarı üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir.
    Açıklanan nedenlerle BAM kararının bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki onama kararına iştirak edilememiştir.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!