Anahtar kelimeler: Davaitirazın İlamsız Borçlular Bankası Durdurulduğunu Borcun Takibi Sebebinin Takibe Değeri

T.C.
İSTANBUL16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO:████████ EsasKARAR NO:████████DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA DEĞERİ:29.505.373,33 TLKABUL EDİLEN DEĞER : 26.620.574,91 TL (...) 26.615.412,22 TL (...)DAVA TARİHİ:█████/2019KARAR TARİHİ:█████/2025Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin alacağı hakkında davalı borçlu aleyhine .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı tarafça takibe itiraz edilerek icra takibinin durdurulduğunu , bu nedenle işbu davanın açıldığını, icra dosyasındaki borcun sebebinin ... Bankası ile borçlular arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi olduğunu, ... Bankası ile borçlular arasında imzalanmış genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacak için müvekkili şirket ile ... Bankası AŞ arasında alacak temlik sözleşmesi imzalandığını, taraflarınca temlik alınarak alacaklı konuma geçtiklerini, imzalanan genel kredi sözleşmesinde ... ve ...'ın kefil olduklarını, bankaya ödenmesi gereken borç miktarlarının zamanında ödenmemesi üzerine borçlu tarafa banka tarafından noterlikçe kat ihtarnamesi ile ihtarname çekildiğini, bu ihtarnamenin karşı tarafa usulüne uygun bir şekilde tebliğ edildiğini, borcun ödenmemeye başlanması ile genel kredi sözleşmesinin 20.maddesi uyarınca tüm borcun muaccel hale geldiğini , bunun üzerine ... Asliye Ticaret Mahkemesinde ... değişik iş sayılı dosya ile borçlular hakkında ihtiyati haciz kararı alındığını beyanla, itirazların iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın süresinde açılmadığını ve husumet itirazında bulunduklarını, davacının dava konusu alacağı temlik aldığına ilişkin beyanda bulunduğunu ancak temlik sözleşmesini dosyaya sunmadığını, dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesini gerektiğini, dava ve icra takibine konu sözleşmelerin hukuken geçerli olmadığını, müvekkillerinin bu sözleşmelerden kaynaklanan borcu bulunmadığını, müvekkilinin kefil sıfatında bulunduğunun iddia edildiği ancak TBK ya bakıldığında müvekkilinin kefil sıfatını taşımadığının anlaşılacağını, alacak istemine dayanak olan genel kredi sözleşmesinin sayfalarının tam olmadığını, davacı tarafından sözleşmenin tam metnini gizlendiğini, kefaletin bir an için geçerli olduğu varsayılsa dahi müvekkillerinin yalnızca kefil sıfatını haiz olacağından kefillerin asıl borçlu yerine geçerek borcu kişisel olarak üstlenmesi gibi bir durumun Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememiz tarafından deliller toplanılmış, ilgili belgeler celp edilerek dosya içerisine alınmıştır.Mahkememizde açılan işbu dava , Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için açılan .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir..... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; .. Tarafından ..., ... ... Sanayi Ticaret Anonim Şirketi, ..., ..., ..A.ş., ...Şirketi ... ... Şubesi, ...sŞirketi aleyhine takip başlattığı, takipte 22.000.000,00 TL asıl alacak 7.505.373,33 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam, 29.505.373,33 TL alacağın tahsilinin talep edildiği, davalılar vekilince takibe itiraz edilmesi sonucu takip durmuş ve İİK 67 maddesi gereğince işbu itirazın iptali davası ikame edilmiştir.Mahkememiz dosyasında inceleme yapılmak üzere dosya bilirkişi heyetlerine gönderilmiş olmakla; A-Bilirkişiler ... tarafından hazırlanan 04.06.2020 tarihli raporda özetle; "1-Davacı şirket, ... Bankasından temlik aldığı alacaklarının tahsili için davalılar hakkında yapılan aşağıdaki icra takibine, davalılar tarafından yapılan itirazın iptalini dava etmiştir. Asıl alacak Faiz Toplam TL22.000.000,00 7.505.373,33 29.505.373,332-Yapılan incelemede takip tarihi itibariyle davalı banka alacağı, talep ve tespitimiz dikkate alınarak aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir. A-... Asıl alacak Faiz Toplam TL20.191.833,18 1.553.228,28 21.745.061,46B-... Asıl alacak Faiz Toplam TL20.181.063,24 1.765,750,85 21.946.814,09Davalılar , dava dışı ... ... AŞ'nin kredi borçlarına olan kefaleti nedeniyle borçlu durumda olup, anlaşmazlık halinde temlik eden banka kayıtlarının kesin (münhasır) delil sözleşmesi niteliğinde olduğu davalılar tarafından kabul edilmiştir. 3-Davacı şirket takip tarihinden itibaren, asıl alacak tutarına talebi gibi %14,02 oranında gecikme tazminatı / kar payı mahrumiyeti isteyebilir." şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. B-Bilirkişiler ... tarafından hazırlanan 25.11.2020 tarihli raporda özetle; "1-Davacı şirket, ... Bankasından temlik aldığı alacaklarının tahsili için davalılar hakkında yapılan aşağıdaki icra takibine, davalılar tarafından yapılan itirazın iptalini dava etmiştir. Asıl alacak Faiz Toplam TL22.000.000,00 7.505.373,33 29.505.373,332-Yapılan incelemede takip tarihi itibariyle davalı banka alacağı, talep ve tespitimiz dikkate alınarak aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir. A-... Asıl alacak Faiz Toplam TL22.000.000,00 1.254.188,29 23.254.188,29B-... Asıl alacak Faiz Toplam TL22.000.000,00 1.250.392,32 23.250.393,32Davalılar, dava dışı ... ... Tic. AŞ'nin kredi borçlarına olan kefaleti nedeniyle borçlu durumda olup, anlaşmazlık halinde temlik eden banka kayıtlarının kesin (münhasır) delil sözleşmesi niteliğinde olduğu davalılar tarafından kabul edilmiştir. 3-Davacı şirket takip tarihinden itibaren, asıl alacak tutarına talebi gibi %14,02 oranında gecikme tazminatı / kar payı mahrumiyeti isteyebilir." şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. C-Bilirkişi ... tarafından hazırlanan 23.03.2022 tarihli raporda özetle;"1-Takip tarihi itibariyle davacının;Davalı ...'dan 22.000.000,00 TL asıl alacak, 1.254.188,29 TL işlemiş kar payı olmak üzere toplam 23.254.188,29 TL , Davalı ...'dan 22.000.000,00 TL asıl alacak, 1.250.392,32 TL işlemiş faiz (kar payı) olmak üzere toplam 23.250.392,32 TL alacaklı olduğu, 2-Davacının asıl alacağına takip tarihinden itibaren %14,02 nispetinde gecikme kar payı (temerrüt faizi) talep edebileceği,3-Tarafların sair taleplerinin sayın mahkemenin takdirlerinde olduğu " şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür.D-Bilirkişiler ..., ... ve ... tarafından hazırlanan 08.06.2023 tarihli raporda özetle; "BANKACILIK BAKIMINDAN SONUÇ VE KANAAT :Tarafımıza tevdi olunan görev doğrultusunda yapılan inceleme, tespit, irdeleme ve değerlendirmeler sonucunda;Yapılan hesaplama ve tespitler ile taleple bağlılık ilkesi gereğince Alacaklı Varlık Şirketinin takip tarihi itibariyle toplam 26.620.574,91 TL Alacaklı olduğu,26.620.574,91 TL davacı alacağına karşı Davalı ...'ın 22.000.000,00 TL Asıl Alacak, 4.620.574,91 TL İşlemiş gün Faizi (Manuel faiz) olmak üzere toplam 26.620.574,91 TL; Davalı ...'ın 22.000.000,00 TL Asıl Alacak, 4.615.412,22 TL İşlemiş gün Faiz (Manuel faiz) olmak üzere toplam 26.615.412,22 TL'dan Müteselsilen sorumlu olduğu,Davacının Asıl Alacağına Takip tarihinden İtibaren 914,02 nispetinde Temerrüt Faizi (manuel faiz) talep edebileceği görüş ve kanaatine varılmıştır.IV- SÖZLEŞME UZMANLIĞI BAKIMINDAN, İTİRAZLAR DOĞRULTUSUNDA DEGERLENDİRMELERA- Davacı itirazlarının değerlendirilmesi:Davacının Kök Rapora yönelik itirazları, “Bankacılık Uzmanlığı” ile ilgili itirazlar olup, raporumuzun yukarıdaki kısmında değerlendirilmişlerdir.B- Davalının itirazlarının değerlendirilmesi:Davalının itirazları, “Sözleşme Uzmanlığı” ile ilgili itirazlar olup, aşağıda değerlendirileceklerdir.1) Davalı itiraz olarak; davalılar tarafından verilmiş olan kefaletlerin geçerli olmadıklarını, beyan etmiştir.Genel Kredi Sözleşmesinin kefaletlere ilişkin kısmında yer alan “tarihe ilişkin kayıt”tan anlaşıldığı üzere, söz konusu Kefaletler, Genel Kredi Sözleşmesi ile aynı tarihte, yani 12.07.2010 tarihinde verilmişlerdir. Dolayısıyla da, davalı kefiller ile davadışı Banka (kredi veren) arasındaki Kefalet Sözleşmeleri 12.07.2010 tarihinde akdedilmişlerdir.İşbu Kefalet Sözleşmelerinin akdedildikleri tarihte Eski Borçlar Kanunu yürürlükte idi. Yeni Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kefalet Sözleşmeleri Eski borçlar Kanunun 483'üncü maddesinde öngörülmüş olan Şekil Şartına uygun olarak akdedilmişlerdir. Ayrıca Eski Borçlar Kanunu'nda, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için “eşin rızası” da aranmamıştır. Dolayısıyla, dava konusu kefalet sözleşmelerinin akdedilmesi sırasında kefillerin eşlerinin rızası da haklı olarak alınmamıştır.Bilindiği üzere, her sözleşme, akdedildiği tarihte yürürlükte olan kanun hükümlerinin şekil şartına uygun olarak akdedildiği (düzenlediği) takdirde geçerli olur. Söz konusu sözleşmenin akdedilmesinden sonra yürürlüğe giren Yeni Bi Kanun ile söz konusu sözleşmenin geçerli olması için gerekli olan şekil şartında de; yapılırsa ve özellikle şekil şartı daha ağırlaştırılırsa (daha nitelikle bir şekle şartı e), söz konusu sözleşme (yani akdedildiği tarihteki kanunun öngördüğü şekil şartına uygun olarak akdedilmiş olan sözleşme), Yeni Kanunun getirdiği daha ağır şekil şartına uygun olarak akdedilmediği için geçersiz olmaz. Aksi takdirde, adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.Bu sebeple kanaatimizce, Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2'iı addesinde yer verilmiş olan, “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanır” şeklindeki hüküm uyarınca, dava konusu kefalet sözleşmelerinin Yeni Borçları Kanununda öngörülmüş olan ağırlaştırılmış şekil şartına uygun akdedilmedikleri için geçersiz hale geldikleri, kabul edilemez. Aksi takdirde, adalet, hakkaniyet ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.Yine kanaatimizce, kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen hükümler “genel ahlaka” ilişkin hükümler (kurallar) niteliğinde değildir. Ayrıca, yukarıda sözü edilen 2'inci madde hükmünde kastedilen anlamda “kamu düzenine” ilişkin hükümler niteliğinde de değildirler. Bu sebeple de, dava konusu kefalet sözleşmelerinin Yeni Borçları Kanununda öngörülmüş olan ağırlaştırılmış şekil şartına uygun olarak akdedilmedikleri (ve eşin rızası alınmamış olduğu) için, yukarıda sözü edilen 2'nci madde hükmü uyarınca geçersiz hale geldikleri, kabul edilemez. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.3) Davalı itiraz olarak; dava konusu alacağı temlik eden Banka tarafından gönderilen Hesap Katı ihtarına süresi içinde itiraz edilmiş olmasına rağmen bu ihtar yokmuş gibi değerlendirme yapılmış olduğunu, bu hususun Kök Raporda değerlendirilmemiş olduğunu, beyan etmiştir.Gerek Kök Raporda, gerekse dava dosyasına sunulmuş olan Önceki Bilirkişi Kurulu raporunda yer alan Bankacılık ile ilgili İnceleme ve değerlendirmelere göre; davadışı Banka (kredi veren), davadışı asıl borçlunun (kredi alanın) kredi borçlarını vadesinde ödemeyerek bu borçların ödemekte temerrüde düşülmesi sebebiyle, Genel Kredi Sözleşmesinin hükümlerine uygun olarak, yani haklı olarak, Hesap Kat İhtarı göndermiştir ve hesapları kat etmiştir. Dolayısıyla da, Hesap Kat İhtarına davadışı asıl borçlunun (kredi alanın) ve/veya davalı kefillerin itiraz etmemiş ya da itiraz etmiş olması, dava konusu uyuşmazlık ile ilgili olarak varılacak sonuç bakımından herhangi bir farklılık yaratmayacaktır. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.4) Davalı itiraz olarak; Genel Kredi Sözleşmesi hükümlerinin Genel İşlem Koşullarının denetlenmesine ilişkin TBK.md.21 ve devamı hükümleri uyarınca geçersiz olup olmadıkları yönünde bir değerlendirmenin Kök Raporda yapılmamış olduğunu, beyan etmiştir.4/a- Öncelikle belirtelim ki; Genel İşlem Koşullarının denetlenmesine ilişkin TBK.md.21 ve davamı hükümleri, dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinin akdedildiği tarihte yürürlükte olan Eski Borçlar Kanununda yok idiler; bu hükümler Yeni Borçlar Kanununa konulmuşlardır.4/b- Yeni TBK.md.21/f.1 hükmüne göre; “Karşı tarafın menfaatine aykırı Genel İşlem Koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi (geçerli olması), sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin (sözleşmeyi hazırlayanın) karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkanı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır (geçersiz olur)”.Bu hükme göre; Genel İşlem Koşulları içeren sözleşmelerde, sözleşmenin karşı tarafının, (yani, önceden hazırlanıp kendisine sunulan sözleşmeyi imzalayan tarafın), menfaatine aykırı Genel İşlem Koşulları (sözleşme hükümleri) hakkında, sözleşmeyi imzalamadan önce bilgilendirilmemesi vb halinde, karşı tarafından menfaatine aykırı Genel İşlem koşulları (sözleşme hükümleri) geçersiz olacaktır. Görüldüğü üzere bu hükümde de, karşı tarafın menfaatine aykırı Genel İşlem koşullarının geçerli olması için, “özel bir şekil şartı” getirilmiştir.Yukarıda da açıkladığımız üzere; her sözleşme ve sözleşme hükmü, akdedildiği tarihte yürürlükte olan kanun hükümlerinin öngördüğü (düzenlediği) şekil şartına uygun olarak düzenlendiği takdirde geçerli olur. Söz konusu sözleşmenin akdedilmesinden sonra yürürlüğe giren Yeni Bir Kanun ile söz konusu sözleşmenin ve sözleşme hükmünün geçerli olması için gerekli olan şekil şartında değişiklik yapılırsa ve özellikle şekil şartı daha ağırlaştırılırsa (daha nitelikli bir şekle şartı getirilirse), söz konusu sözleşme ve sözleşme hükmü, Yeni Kanunun getirdiği daha ağır şekil şartına uygun olarak düzenlenmediği için geçersiz olmaz. Aksi takdirde, adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.Bu sebeple kanaatimizce, Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2'inci maddesinde yer verilmiş olan, “Türk Borçlar Kanununu kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanır” şeklindeki hüküm Uyarınca, dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde yer alan ve davadışı/asıl borçlunun davalı/kefillerin menfaatine aykırı olan Genel İşlem Koşullarının (sözleşme hükümlerinin) Yeni Borçları Kanununda öngörülmüş olan ağırlaştırılmış şekil şartına uygun düzenlenmedikleri için geçersiz hale geldikleri, kabul edilemez. Aksi takdirde, adalet, hakkaniyet ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.4/c- Yeni TBK.md.21/f.2 hükmüne göre; sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır (geçersiz olur). Bu hükme göre; Genel İşlem koşulları içeren bir sözleşmede, bu sözleşmenin niteliği ve özelliğine yabancı, yani bu sözleşmenin niteliği ve özelliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan hükümlere yer verilmiş ise, sözleşmeni karşı tarafı (yani, önceden hazırlanıp sunulan sözleşmeyi imzalayan taraf) bu hükümler konusunda önceden bilgilendirilmiş olsa dahi, bu hükümler yazılmamış sayılacaklardır; yani geçersiz olacaklardır.Bu hüküm Eski Borçlar Kanunda var olmamasına rağmen, doktrinde bazı yazarlarca, bir takım farklı hukuki gerekçelerle; Genel İşlem Koşulları içerin bir sözleşmede, sözleşmenin niteliği ve özelliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan hükümlere yer verilmiş olduğu takdirde bu hükümlerin geçersiz sayılmaları gerektiği kabul edilmekteydi. Yani bu yönde bir görüş doktrinde var idi. Ancak bu görüş yerinde görülse ve dava konusu sözleşme bakımından uygulanması gerektiği kabul edilse bile; kanaatimizce dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde, uygulamada akdedilen Genel Kredi Sözleşmelerinin niteliğine ve özelliklerine tamamen yabancı hükümler yer almamaktadır. Dolayısıyla da, geçersiz sayılması gereken hükümler yer almamaktadır. Dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde yer alan ve dava konusu uyuşmazlık ile ilgili hükümler, kanaatimizce, Genel Kredi Sözleşmelerinin nitel zelliklerine tamamen yabancı olmayan (dolayısıyla da geçersiz sayılayamayacak) hükümlerdir. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.4/d- Yeni TBK.md.25 hükmüne göre; Genel İşlem Koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.Bu hükme göre; Genel İşlem Koşulları içeren bir sözleşmede, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümlere yer verildiği takdirde, bu hükümler da geçersiz olacaktır.Bu hüküm de Eski Borçlar Kanunda var olmamasına rağmen, doktrinde bazı yazarlarca, bir takım farklı hukuki gerekçelerle; Genel İşlem Koşulları içerin bir sözleşmede, dürüstlük kurallarına tamamen aykırı hükümlere yer verildiği takdirde, bu hükümlerin geçersiz sayılacakları kabul edilmekteydi. Yani bu yönde bir görüş doktrinde var idi. Ancak bu görüş yerinde görülse bile; kanaatimizce dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde, dürüstlük kurallarına tamamen aykırı olan hükümler yer almamaktadır. Dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde yer alan ve dava konusu uyuşmazlık ile ilgili hükümler, kanaatimizce, dürüstlük kurallarına aykırı olmayan (dolayısıyla da geçersiz sayılayamayacak) hükümlerdir. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.5) Davalı itiraz olarak; kök raporda açıklanmış olan, “kefilin kendi yasal temerrüdünün sonuçlarından kefalet limiti ile bağlı bulunmaksızın sorumluluğu bulunması nedeniyle, temerrüt tarihinden itibaren tahakkuk edecek temerrüt faizinden kefalet limiti ile sınırlı olmaksızın sorumlu olaca; indeki kanaatin yerinde olmadığını, beyan etmiştir. Ancak Sözleşme Uzmanı bilirkişiye göre, bu kanaat yerindedir ve doktrinde de kabul edilen bir kanaattir. Nitekim doktrinde Burak Özen de, Kefalet Sözleşmesi adlı eserinde, kendisinin de bu kanaatte olduğunu; “Kefilin kendi temerrüdüne bağlı olarak işleyecek temerrüt faizi, kuşkusuz, kefalet belgesinde (sözleşmesinde) gösterilen üst sınır dışında kalır, kendi temerrüdünün yasal bir sonucu olarak işleyecek temerrüt faizi, kefilden, herhangi bir sınırlı bağlı olmaksızın talep edilebilir” ifadeleri ile açıklamıştır (Bakınız: Doç. Dr. Burak ÖZEN, Kefalet Sözleşmesi, 3.Bası, İstanbul 2014, s.145). " şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür.E-Bilirkişiler ..., ..., ... tarafından hazırlanan 28.11.2023 tarihli raporda özetle; "V-) — SÖZLEŞME UZMANLIĞI BAKIMINDAN, İTİRAZLAR DOĞRULTUSUNDA DEGERLENDİR MELERA- Davacı itirazlarının değerlendirilmesi:Davacının Kök Rapora yönelik itirazları, “Bankacılık Uzmanlığı” ile ilgili itirazlar olup, raporumuzun yukarıdaki kısmında değerlendirilmişlerdir.B- Davalının itirazlarının değerlendirilmesi:Davalını itirazları, “Sözleşme Uzmanlığı” ile ilgili itirazlar olup, aşağıdaki bölümlerde değerlendirilmiştir.1) Davalı itiraz olarak;Davalılar tarafından verilmiş olan kefaletlerin geçerli olmadıklarını, beyan etmiştir.Genel Kredi Sözleşmesinin kefaletlere ilişkin kısmında yer alan “tarihe ilişkin kayıt” tan anlaşıldığı üzere, söz konusu Kefaletler, Genel Kredi Sözleşmesi ile aynı tarihte, yani 12.07.2010 tarihinde verilmişlerdir. Dolayısıyla da, davalı kefiller ile davadışı Banka (kredi veren) arasındaki Kefalet Sözleşmeleri 12.07.2010 tarihinde akdedilmişlerdir.İşbu Kefalet Sözleşmelerinin akdedildikleri tarihte Eski Borçlar Kanunu yürürlükte idi. Yeni Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Kefalet Sözleşmeleri Eski borçlar Kanunun 483'üncü maddesinde öngörülmüş olan Şekil Şartına uygun olarak akdedilmişlerdir. Ayrıca Eski Borçlar Kanunu'nda, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için “eşin rızası” da aranmamıştır. Dolayısıyla, dava konusu kefalet sözleşmelerinin akdedilmesi sırasında kefillerin eşlerinin rızası da haklı olarak alın mamıştır. Bilindiği üzere, her sözleşme, akdedildiği tarihte yürürlükte olan kanun hükümlerinin öngördi (düzenlediği) şekil şartına uygun olarak akdedildiği (düzenlediği) takdirde geçerli olur. Söz konusu sözleşmenin akdedilmesinden sonra yi je giren Yeni Bir Kanun ile söz konusu sözleşmenin geçerli olması için gerekli olan şekil şartında değişiklik yapılırsa ve özellikle şekil şartı daha ağırlaştırılırsa (daha nitelikle bir şekle şartı getirilirse), söz konusu sözleşme (yani akdedildiği tarihteki kanunun öngördüğü şekil şartına uygun olarak akdedilmiş olan sözleşme), Yeni Kanunun getirdiği daha ağır şekil şartına uygun olarak akdedilme: in geçersiz olmaz. Aksi takdirde, adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar.Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.Bu sebeple kanaatimizce, Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2'inci maddesinde yer verilmiş olan, “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanır” şeklindeki hüküm uyarınca, dava konusu kefalet sözleşmelerinin Yeni Borçları Kanununda öngörülmüş olan ağırlaştırılmış şekil şartına uygun akdedilmedikleri için geçersiz hale geldikleri, kabul edilemez. Aksi takdirde, adalet, hakkaniyet ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.Yine kanaatimizce, kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen hükümler “genel ahlaka ilişkin hükümler (kurallar) niteliğinde değildir. Ayrıca, yukarıda sözü edilen 2'inci madde hükmünde kastedilen anlamda “kamu düzenine” ilişkin hükümler niteliğinde de değildirler. Bu sebeple de, dava konusu kefalet sözleşmelerinin Yeni Borçları Kanununda öngörülmüş olan ağırlaştırılmış şekil şartına uygun olarak akdedilmedikleri (ve eşin rızası alınmamış olduğu) için, edilen 2'nci madde hükmü uyarınca geçersiz hale geldikleri, kabul edilemez. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.3) Davalı itiraz olarak;Dava konusu alacağı temlik eden Banka tarafından gönderilen Hesap Katı ihtarına süresi içinde itiraz edilmiş olmasına rağmen bu ihtar yokmuş gibi değerlendirme yapılmış olduğunu, bu hususun Kök Raporda değerlendirilmemiş olduğunu, beyan etmiştir.Gerek Kök Raporda, gerekse dava dosyasına sunulmuş olan Önceki Bilirkişi Kurulu raporunda yer alan Bankacılık ile ilgili İnceleme ve değerlendirmelere göre; dava dışı Banka (kredi veren), dava dışı asıl borçlunun (kredi alanın) kredi borçlarını vadesinde ödemeyerek bu borçların ödemekte temerrüde düşülmesi sebebiyle, Genel Kredi Sözleşmesinin hükümle rine uygun olarak, yani haklı olarak, Hesap Kat İhtarı göndermiştir ve hesapları kat etmiştir. Dolayısıyla da, Hesap Kat İhtarına dava dışı asıl borçlunun (kredi alanın) ve/veya davalı kefillerin itiraz etmemiş ya da itiraz etmiş olması, dava konusu uyuşmazlık ile ilgili olarak varılacak sonuç bakımından herhangi bir farklılık yaratmayacaktır.Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.4) Davalı itiraz olarak;Genel Kredi Sözleşmesi hükümlerinin Genel İşlem Koşullarının denetlenmesine ilişkin TBK.md.21 ve devamı hükümleri uyarınca geçersiz olup olmadıkları yönünde bir değerlendir menin Kök Raporda yapılmamış olduğunu, beyan etmiştir.4/a) - Öncelikle belirtelim ki; Genel İşlem Koşullarının denetlenmesine ilişkin TBK.md.21 ve davamı hükümleri, dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinin akdedildiği tarihte yürürlükte olan Eski Borçlar Kanununda yok idiler; bu hükümler Yeni Borçlar Kanununa konulmuşlardır.4/b-) Yeni TBK.md.21/f.1 hükmüne göre; “Karşı tarafın menfaatine aykırı Genel işlem Koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi (geçerli olması), sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin (sözleşmeyi hazırlayanın) karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkanı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır (geçersiz olur)”.Bu hükme göre; Genel İşlem Koşulları içeren sözleşmelerde, sözleşmenin karşı tarafının, (yani, önceden hazırlanıp kendisine sunulan sözleşmeyi imzalayan tarafın), menfaatine aykırı Genel İşlem Koşulları (sözleşme hükümleri) hakkında, sözleşmeyi imzalamadan önce bilgilendirilmemesi vb halinde, karşı tarafından menfaatine aykırı Genel İşlem koşulları (sözleşme hükümleri) geçersiz olacaktır. Görüldüğü üzere bu hükümde de, karşı tarafın menfaatine aykırı Genel İşlem koşullarının geçerli olması için, “özel bir şekil şartı” getirilmiştir.Yukarıda da açıkladığımız üzere , her sözleşme ve sözleşme hükmü, akdedildiği tarihte yürürlükte olan kanun hükümlerinin öngördüğü (düzenlediği) şekil şartına uygun olarak düzenlendiği takdirde geçerli olur. Söz konusu sözleşmenin akdedilmesinden sonra yürürlüğe giren Yeni Bir Kanun ile söz konusu sözleşmenin ve sözleşme hükmünün geçerli olması için gerekli olan şekil şartında değişiklik yapılırsa ve özellikle şekil şartı daha ağırlaştırılırsa (daha nitelikli bir şekle şartı getirilirse), söz konusu sözleşme ve sözleşme hükmü, Yeni Kanunun getirdiği daha ağır şekil şartına uygun olarak düzenlenmediği için geçersiz olmaz. Aksi takdirde, adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar.Bu sebeple kanaatimizce, Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun Yür ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2'inci maddesinde yer verilmiş olan, “Türk Borçlar Kanununu kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, işlemlere uygulanır” şeklindeki hüküm uyarınca, dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde yer alan ve davadışıl/asıl borçlunun davalı/kefillerin menfaatine aykırı olan Genel İşlem Koşullarının (sözleşme hükümlerinin) Yeni Borçları Kanununda öngörülmüş olan ağırlaştırılmış şekil şartına uygun düzenlenmedikleri için geçersiz hale geldikleri, kabul edilemez. Aksi takdirde, adalet, hakkaniyet ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar.Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.4/c- Yeni TBK.md.21/f.2 hükmüne göre; sözleşmenin niteliğine ve işin özelliği ne yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır (geçersiz olur). Bu hükme göre; Genel İşlem koşulları içeren bir sözleşmede, bu sözleşmenin niteliği ve özelliğine yabancı, yani bu sözleşmenin niteliği ve özelliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan hükümlere yer verilmiş ise, sözleşmeni karşı tarafı (yani, önceden hazırlanıp sunulan sözleşmeyi imzalayan taraf) bu hükümler konusunda önceden bilgilendirilmiş olsa dahi, bu hükümler yazılmamış sayılacaklardır; yani geçersiz olacaklardır.Bu hüküm Eski Borçlar Kanunda var olmamasına rağmen, doktrinde bazı yazarlarca, bir takım farklı hukuki gerekçelerle; Genel İşlem Koşulları içerin bir sözleşmede, sözleşmenin niteliği ve özelliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan hükümlere yer verilmiş olduğu takdirde bu hükümlerin geçersiz sayılmaları gerektiği kabul edilmekteydi. Yani bu yönde bir görüş doktrinde var idi.İse ve dava konusu sözleşme bakımından uygulanması gerektiği kabul edilse bile; kanaatimizce dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde, uygulamada akdedilen Genel Kredi Sözleşmelerinin niteliğine ve özelliklerine tamamen yabancı hükümler yer almamaktadır. Dolayısıyla da, geçersiz sayılması gereken hükümler yer almamaktadır. Dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde yer alan ve dava konusu uyuşmazlık ile ilgili hükümler, kanaatimizce, Genel Kredi Sözleşmelerinin niteliğine ve özelliklerine tamamen yabancı olmayan (dolayısıyla da geçersiz sayılayamayacak) hükümlerdir. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.4/d- Yeni TBK.md.25 hükmüne göre; Genel İşlem Koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler kon ulamaz.Bu hükme göre; Genel İşlem Koşulları içeren bir sözleşmede, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümlere yer verildiği takdirde, bu hükümler da geçersiz olacaktır.Bu hüküm de Eski Borçlar Kanunda var olmamasına rağmen, doktrinde bazı yazarlarca, bir takım farklı hukuki gerekçelerle; Genel İşlem Koşulları içerin bir sözleşmede, dürüstlük kurallarına tamamen aykırı hükümlere yer verildiği takdirde, bu hükümlerin geçersiz sayılacakları kabul edilmekteydi. Yani bu yönde bir görüş doktrinde var idi. Ancak bu görüş yerinde görülse bile; kanaatimizce dava konusu GenelKredi Sözleşmesinde, dürüstlük kurallarına tamamen aykırı olan hükümler yer almamaktadır. Dava konusu Genel Kredi Sözleşmesinde yer alan ve dava konusu uyuşmazlık ile ilgili hükümler, kanaatimizce, dürüstlük kurallarına aykırı olmayan (dolayısıyla da geçersiz sayılayamayacak) hükümlerdir. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.5) Davalı itiraz olarak; kök raporda açıklanmış olan, “kefilin kendi yasal temerrüdünün sonuçlarından kefalet limiti ile bağlı bulunmaksızın sorumluluğu bulunması nedeniyle, temerrüt tarihinden itibaren tahakkuk edecek temerrüt faizinden kefalet limiti ile sınırlı olmaksızın sorumlu olacağı” yönündeki kanaatin yerinde olmadığını, beyan etmiştir. Ancak Sözleşme Uzmanı bilirkişiye göre, bu kanaat yerindedir ve doktrinde de kabul edilen bir kanaattir. Nitekim doktrinde Burak Özen de, Kefalet Sözleşmesi adlı eserinde, kendisinin de bu kanaatte olduğunu; “Kefilin kendi temerrüdüne bağlı olarak işleyecek temerrüt faizi, kuşkusuz, kefalet belgesinde (sözleşmesinde) gösterilen üst sınır dışında kalır, kendi temerrüdünün yasal bir sonucu olarak işleyecek temerrüt faizi, kefilden, herhangi bir sınırlı bağlı olmaksızın talep edilebilir" ifadeleri ile açıklamıştır " şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür.F-Bilirkişiler ..., ..., ..., ..., ... tarafından hazırlanan 21.12.2024 tarihli raporda özetle; "Katılım Bankacılığı ve Bankacılık Mevzuatı Gereği İnceleme ve değerlendirme sonucunda;Tarafımıza tevdi olunan görev doğrultusunda yapılan inceleme, tespit, irdeleme ve değerlendirmeler sonucunda;- Katılım bankasının bir alış-satış işlemindeki kâr olarak tanımladığı kazancın hesaplama şekli ile, bir kredi işlemindeki bank: kullandığı hesaplama şekli aynı olduğu,bu ek raporlardaki hesaplamalarda bir değişi-Yargıtay'ın da “İİK 68/b m. Son cümlesi hükmi uygulanabileceği” yönünde kararları doğrultusunda; hukuki değerlendirme ve takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere; davalı ...'ın eski adresine ulaştığı 26.09.2016 tarihinde tebliğ edilmiş sayılacağı,- Temlik alan davacı şirketin 19.02.2019 tarihinde başlattığı, dava konusu T.C. .... İcra Dairesi ... E. sayılı icra takibinde, asıl alacak 22.000.000,00 TL, takip öncesi faiz 7.505.373,33 TL olmak üzere toplam 29.505.373,33 TL üzerinden takip başlattığı görülmekle temlik aldığı alacaktan daha az tutarda takip başlattığı-Davacının Asıl Alacağına Takip tarihinden İtibaren %14,02 nispetinde Temerrüt Faizi (manuel faiz) talep edebileceği ve işbu dava dosyasında tarafımızca yapılan hesaplamaların buna uygun biçimde hesap edildiği,-İcra tarihinde davalı müştereken ve müteselsilen kefillerin talep ettikleri asıl alacak ve talep edilen diğer alacakların nitelikleri ayrıntılı biçimde değerlendirildiği, feri alacakların icra takibi itibariyle miktarlarının da tespiti yapıldığı ve buna göre;-Yapılan hesaplama ve tespitler ile taleple bağlılık ilkesi gereğince Alacaklı Varlık Şirketinin takip tarihi itibariyle toplam 26.620.574,91 TL Alacaklı olduğu,Davacı tarafın asıl alacağının, 26.620.574,91 TL olarak hesap edildiği; Buna göre davalı taraflardan talep edilebilecek tutarların;Davalı ...'dan 22.000.000,00 TL Asıl Alacak, 4.620.574,91 TL İşlemiş gün Faizi (Manuel faiz) olmak üzere toplam 26.620.574,91 TL;Davalı ...'dan 22.000.000,00 TL Asıl Alacak, 4.615.412,22 TL İşlemiş gün Faiz (Manuel faiz) olmak üzere toplam 26.615.412,22 TL'dan Müteselsilen sorumlu olduğu ve davalılardan talep edilebileceği;Sözleşme Bakımından İnceleme ve Değerlendirmeler Sonucunda;Genel Kredi Sözleşmesinin kefaletlere ilişkin kısmında yer alan “tarihe ilişkin kayıt”tan anlaşıldığı üzere, söz konusu Kefaletler, Genel Kredi Sözleşmesi ile aynı tarihte, yani 12.07.2010 tarihinde verilmişlerdir. Dolayısıyla da, davalı kefiller ile davadışı Banka (kredi veren) arasındaki Kefalet Sözleşmeleri 12.07.2010 tarihinde akdedilmişlerdir.İşbu Kefalet Sözleşmelerinin akdedildikleri tarihte Eski Borçlar Kanunu yürürlükte idi. Yeni Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Kefalet Sözleşmeleri Eski borçlar Kanunun 483'üncü maddesinde öngörülmüş olan Şekil Şartına uygun olarak akdedilmişlerdir. Ayrıca Eski Borçlar Kanunu'nda, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için “eşin rızası” da aranmamıştır. Dolayısıyla, dava konusu kefalet sözleşmelerinin akdedilmesi sırasında kefillerin eşlerinin rızası da haklı olarak alınmamıştır.Bilindiği üzere, her sözleşme, akdedildiği tarihte yürürlükte olan kanun hükümlerinin öngördüğü (düzenlediği) şekil şartına uygun olarak akdedildiği (düzenlediği) takdirde geçerli olur. Söz konusu sözleşmenin akdedilmesinden sonra yürürlüğe giren Yeni Bir Kanun ile söz konusu sözleşmenin geçerli olması için gerekli olan şekil şartında değişiklik yapılırsa ve özellikle şekil şartı daha ağırlaştırılırsa (daha nitelikle bir şekle şartı getirilirse), söz konusu sözleşme (yani akdedildiği tarihteki kanunun öngördüğü şekil şartına uygun olarak akdedilmiş olan sözleşme), Yeni Kanunun getirdiği daha ağır şekil şartına uygun olarak akdedilmediği için geçersiz olmaz. Aksi takdirde, adalete, hakkaniyete vı güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem e tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir. Bu sebeple kanaatimizce, Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2'inci maddesinde yer verilmiş olan, “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanır” şeklindeki hüküm uyarınca, dava konusu kefalet sözleşmelerinin Yeni Borçları Kanununda öngörülmüş olan ağırlaştırılmış şekil şartına uygun akdedilmedikleri için geçersiz hale geldikleri, kabul edilemez. Aksi takdirde, adalet, hakkaniyet ve işlem güvenliği ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; adalete, hakkaniyete ve işlem güvenliğine tamamen aykırı bir durum ortaya çıkar. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.Yine kanaatimizce, kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen hükümler “genel ahlaka” ilişkin hükümler (kurallar) niteliğinde değildir. Ayrıca, yukarıda sözü edilen 2'inci madde hükmünde kastedilen anlamda “kamu düzenine” ilişkin hükümler niteliğinde de değildirler. Bu sebeple de, dava konusu kefalet sözleşmelerinin Yeni Borçları Kanununda öngörülmüş olan ağırlaştırılmış şekil şartına uygun olarak akdedilmedikleri (ve eşin rızası alınmamış olduğu) için, yukarıda sözü edilen 2'nci madde hükmü uyarınca geçersiz hale geldikleri, kabul edilemez. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir.Gerek Kök Raporda, gerekse dava dosyasına sunulmuş olan Önceki Bilirkişi Kurulu raporunda yer alan Bankacılık ile ilgili İnceleme ve değerlendirmelere göre; dava dışı Banka (kredi veren), dava dışı asıl borçlunun (kredi alanın) kredi borçlarını vadesinde ödemeyerek bu borçların ödemekte temerrüde düşülmesi sebebiyle, Genel Kredi Sözleşmesinin hükümlerine uygun olarak, yani haklı olarak, Hesap Kat İhtarı göndermiştir ve hesapları kat etmiştir. Dolayısıyla da, Hesap Kat İhtarına dava dışı asıl borçlunun (kredi alanın) ve/veya davalı kefillerin itiraz etmemiş ya da itiraz etmiş olması, dava konusu uyuşmazlık ile ilgili olarak varılacak sonuç bakımından herhangi bir farklılık yaratmayacaktır." şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda ;Mahkememizde açılan iş bu dava davacı temlik alan ... A.Ş. tarafından davalı müşterek ve müteselsil kefil ... ve ... aleyhine yapılan kredi sözleşmesine dayalı, kefalet ilişkisi nedeniyle aleyhlerine yapılan icra takibine İİK 67 maddesi gereğince, davalıların yaptığı itirazın iptali istemine ilişkin olup, davanın 1 yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı tartışmasızdır.Davacı ... A.Ş. , ... Bankası A.Ş.'nin 3. şahıs borçlu ... A.Ş. İle aralarında yaptığı █████/2010 tarihli GKS kaynaklanan alacağın █████/2018 tarihinde Beyoğlu 14. Noterliğinin █████/2018 gün ve 2810 yevmiye nolu alacağın temlik beyanı ile 22.529.636,00 TL asıl alacak ve faizleri ile birlikte toplam 31.124.597,00 TL alacağa temlik ettiği , davacının iş bu temlik nameye dayanarak .... İcra müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasından GKS sözleşmesine dayalı olarak ilamsız takip yaptığı davalıların kredi sözleşmesinde kefil sıfatı ile yer aldığı ve hesabın ... Bankası tarafından ... Noterliğinin █████/2016 gün ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile kat edildiği tartışmasızdır. Mahkememiz tarafından dosya kendilerine tevdi edilen bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporda takip tarihi itibari ile davacı bankanın temlik konusu alacağının miktarın belirlenmesi ve bu miktardan davalı müşterek ve müteselsil kefil borçluların sorumluluklarının tespiti için bilirkişi raporu alınmıştır. Davacı banka 5411 sayılı bankacılık kanununa tabi, tüm bankalar gibi, ( ... ... ) banka niteliğindedir. Dava konusu kredi ilişkinin GKS kredi sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davalı kefillerin imzasını taşıdığı tartışmasızdır. Katılım bankaları, kredi borçlarının süresinde ödenmemesi ve temerrüt halinde, temerrüt faiz tabiri yerine gecikme tazminatı/kar payı mahrumiyeti gibi ibareler kullanmakta olup, iş bu tabirlerin temerrüt faizinden hiçbir farkı olmadığı yargıtay kararları ile kabul edilmekte olup, ödeme planında katılım bankalarının kredilerinde kar payı olarak adlandırılan faiz, gecikme faizi , gider vergisi ve fon... giderlerin talep edilebileceği kabul edilmektedir. Dava konusu kredi sözleşmesinde davalıların sözleşme hükümlerine göre temerrüt ihtarlarının sözleşmedeki adreslere gönderildiği tartışmasız olup, iş bu sözleşmede faiz oranı yönünden %14,02 oranında gecikme tazminatı/ kar payı talep edilebileceği düzenlenmiş olup, █████/2020 tarihinde dosyaya sunulan asıl ve █████/2020 tarihinde dosyaya giren ek raporlar ile bankacılık kanunu hükümleri gereğince yapılan değerlendirmeler sonrasında davalıların sorumlu oldukları borç miktarının 22.000.000,00 TL asıl alacak, davalı ...'ın temerrüt tarihine göre işlemiş faizi 1.254.188,29 TL olmak üzere toplam 23.254.188,29 TL den , davalı ...'ın temerrüt tarihine göre işlemiş faizi 1.250.392,32 TL olmak üzere toplam 23.250.392,32 TL den sorumlu olduğu takip tarihiden itibaren asıl alacağın %14,02 oranında faiz uygulanması gerektiği rapor edilmiştir. Temlik tarihinden sonra icra dosyasına yapılan her hangi bir tahsilatın olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca davacının da kabulünde olduğu gibi temlik eden bankanın kredi borçlusu ... ... A.Ş. 'nin .... İcra müdürlüğünün ... Esas Sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi dosyasında, talimat yolu ile ipotekli taşınmaz .... İcra Müdürlüğünün ... Esas Sayılı dosyasında █████/2017 tarihinde 12.200.000,00 TL bedel ile bankaya alacağın mahsuben ihale edildiği ve █████/2017 tarihinde temlik eden bankanın uhdesine geçerek asıl borçlu ... ... A.Ş. nin borcuna mahsup edildiği dava konusu temliğin █████/2018 tarihinde bankanın alacaklı olduğu tasfiye halinde ... A.Ş. den olan nakdi alacakların temliğine ilişkin olup, yine bu iş bu kredinin teminatında olan iş bu taşınmazın .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasından paraya çevrilerek █████/2018 tarihinde ve .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasından ipoteğin parayı çevrilmesi yolu ile yapılan takibin █████/2018 tarihinde yapılan ihaleler sonucunda elde edilen bedellerin asıl borçların borcundan mahsup edilmiş ancak tüm bu işlemler temlik tarihi █████/2018 tarihinden önce yapılmış olup, bilirkişi tarafından temlik tarihinde bankanın temlik sözleşmesine konu 22.539.636,00 TL alacaklı olmasına rağmen ve miktar temlik edilmesine rağmen 22.000.000,00 TL üzerinden dava konusu icra takibinin yapıldığı ve yapılan tahsilatların sonuca etkili olmadığı görülmüştür. Mahkememiz tarafından yeniden dosya kendisine tevdi edilen 2. Bilirkişi heyeti olarak ... tarafından tanzim edilen █████/2022 günlü raporda █████/2019 takip tarihi itibarı ile belirlenmiş bulunan takip alacağı miktarında değişiklik tespit edilmemiştir. Yapılan itirazlar ve talepler doğrultusunda dosya ... isimli bilirkişinin yanına ... ve sözleşme borç ilişkileri konusunda uzman Prof. Dr. ... tarafından tanzim edilen █████/2023 günlü raporda Varlık şirketinin alacağı sözleşmenin değerlendirilmesi sonucunda itirazlarda karşılanmak sureti ile;a)Davalı ... yönünden 22.000.000,00 TL asıl alacak, temerrüt tarihinden takip tarihine kadar işlemiş 4.620.574,91 TL olmak üzere toplam 26.620.574,91 TL den ,b) Davalı ... yönünden 22.000.000,00 TL asıl alacak, temerrüt tarihinden takip tarihine kadar işlemiş 4.615.412,22 TL olmak üzere toplam 26.615.415,22 TL den sorumlu olduğu ve takip tarihinden itibaren asıl alacağı %14,02 oranında yıllık temerrüt ( manuel) faiz uygulanması gerektiği rapor edilmiş olup, davacı yanın bu hesaplamaya yönelik itirazları ve özellikle feraiz hükümlerine göre hesaplama yapılmasına ilişkin itirazları üzerine mahkememizce alınan ikinci █████/2023 günlü ek raporda █████/2023 günlü raporda varılan sonuç maddi hatalar düzeltilerek a)... yönünden █████/2019 tarihi itibarı ile, 22.000.000,00 TL asıl alacak 4.458.296,51 TL işlemiş kar payı olmak üzere toplam 26.458.296,51 TL ,b)... yönünden █████/2019 tarihi itibarı ile, 22.000.000,00 TL asıl alacak 4.458.483,09 TL işlemiş kar payı olmak üzere toplam 26.458.483,09 TL , olarak belirlenmiştir. İş bu rapora yapılan itirazlar sonrasında ;Mahkememizce sonuç olarak yapılan hesaplamalar alınan bilirkişi raporları ve değerlendirmeler hep birlikte değerlendirilmek sureti ile tüm raporlara itirazları karşılar nitelikte heyete yeniden 2 bilirkişi ilavesi ile alınan █████/2024 tarihli bilirkişi raporunda mahkememizce alınan 3. Heyetin █████/2023 günlü raporu ile yapılan hesaplamalara yapılan itirazlar tek tek karşılanarak icra takip tarihi █████/2019 itibari ile .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında davacı temlik alanın davalılardan alacağını ;a)... yönünden █████/2019 tarihi itibarı ile, 22.000.000,00 TL asıl alacak 4.620.574,91 TL işlemiş kar payı olmak üzere toplam 26.620.574,91 TL ,b)... yönünden █████/2019 tarihi itibarı ile, 22.000.000,00 TL asıl alacak 4.615.412,22 TL işlemiş kar payı olmak üzere toplam 26.615.412,22 TL olduğu ve davalıların tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile davalıların iş bu borçtan sorumlu oldukları tespit edilmiştir. Mahkememizce alınan █████/2024 günlü rapor ve tüm dosya kapsamına göre yapılan genel değerlendirme sonucunda;Davacı şirketin temlik aldığı GKS kredi borcundan kaynaklanan █████/2010 tarihli sözleşmeden ötürü davalıların iş bu sözleşmede kefil olarak imzalarının yer aldığı ve sözleşmenin tanzim edildiği █████/2010 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 483. maddesinin aradığı şekil koşullarının mevcut olup, davalıların borçtan sorumlu oldukları, yeni TBK'nın █████/2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve kefalet sözleşmelerinin geçerliliği için eşin rızasının aranması, iş bu tarihten sonra yapılan kredi sözleşmeleri için aranan bir koşul olduğu mahkeme ve yeni borçlar kanunu yürürlüğü ve uygulama şekli hakkındaki kanunun 2. Maddesinde geçersizlik halleri olayımızda söz konusu olmadığından, kefalet sözleşmesinde eşin rızasının aranmayacağı ve sözleşmenin geçerli olduğu mahkememizce benimsenmiş buna göre alınan esasen birbirini tamamlayan sözleşmelerin mahkememizce █████/2024 tarihli rapora itibar edilerek icra takibindeki asıl alacak miktarı ve taleple bağlı kuralları ile belirlenen temerrüt tarihi dikkate alınarak, temerrüt tarihi ve takip tarihi arasındaki faiz miktarları esas alınarak raporun 29.sayfasındaki hesap tablosunun sonuç kısmı itibar edilerek davanın kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki gibi hüküm tesis etmek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir. Ayrıca 22.000.000,00 TL asıl alacak üzerinden alacak miktarı sözleşme hükümlerine göre sabit olup, itirazın haksız olduğu kanaatine varılmakla İİK 67 maddesine göre hesaplanan ve %20 oranına isabet eden 4.400.000,00 TL icra inkar tazminatının davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;Davanın KISMEN KABULÜ ile;1-Davalıların ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibine yapılan itirazların 22.000.000,00 TL asıl alacak, davalı ... yönünden 4.620.574,91 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 26.620.574,91 TL , diğer davalı ... yönünden 4.615.412,22 TL olmak üzere toplam 26.615.412,22 TL üzerinden olmak üzere tahsilde tekerrür olmamak ve müteselsilen tahsil edilmesi kaydı ile itirazın iptali ile takibin takip tarihinden itibaren asıl alacak 22.000.000,00 TL sine yıllık %14,02 işleyecek faizi ile birlikte (kar) ve takip talebindeki diğer koşullarla beraber takibin DEVAMINA, Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,2-İcra İnkar tazminatı talebi bakımından alacağın likit olan 22.000.000,00-TL kısmı bakımından İİK 67/2. Maddesi gereğince takdiren %20 oranında hesaplanan 4.400.000,00-TL icra inkar tazminatının davalılardan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,3- Kabul edilen dava değeri üzerinden hesaplanan 1.818.451,47 TL karar-ilam harcından, davacı tarafça peşin yatırılan 503.958,71 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.314.492,76 TL harcın davalılardan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydedilmesine,(Davalı ...'ın 1.818.098,81 TL karar ve ilam harcı ile sorumlu tutulmasına) 4- Davacı tarafça yapılan 34.248,50 TL yargılama giderinden davanın kabul oranına göre (% 90,22) hesaplanan 30.899,96 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,(Davalı ...'ın 30.893,97 TL ile sorumlu tutulmasına) 5- Davalı taraf yargılama gideri yapmadığından bu hususta bir karar verilmesine yerolmadığına,6- Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 874.205,75 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya ödenmesine, (Davalı ...'ın 874.154,12 TL ile sorumlu tutulmasına) 7- Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden, reddedilen talep üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 375.196,89 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 8- Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı Yasanın 333. maddesi ile Yönetmeliğin 207. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra hesap numarası bildirilmiş ise elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle; hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı kalan paradan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak yazı işleri müdürü tarafından iadesine,9- Davacı tarafça peşin yatırılan 503.958,71 TL karar ve ilam harcının davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine,10- Devletçe karşılanan 1.320 TL arabuluculuk ücretinin, davanın kabul oranına göre (% 90,22) hesaplanan 1.190,94 TL 'sinin davalılardan , bakiye 129,06 TL'sinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine,Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.█████/2025Başkan ...e-imzalıdır Üye ...e-imzalıdır Üye ...e-imzalıdır Katip ...e-imzalıdır