Anahtar kelimeler: Dünyada Darlığından İstemli İleriye Yoğunluğu Sınaî Fikri Ötürü Bakırköy Ret

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : ████████ Esas, ████████ KararHÜKÜM : Esastan retİLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk MahkemesiSAYISI : ███████ E., 2022/9 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 20.05.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ve davalılar vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARARI. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türkiye'de ve dünyada tanınmış "...." ibareli ve logo/şekil unsurlu pek çok markanın sahibi olduğunu, davalı ... adına tescilli ██████████ ve ██████████ sayılı markaların müvekkilinin markaları ile iltibas yarattığını, davalı ...'in davalı şirketin ortağı olduğunu, davalıların, müvekkilinin tanınmış markaları ile karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer olan logoları giyim eşyaları üzerinde kullanarak markaya tecavüz ve haksız rekabet yarattıklarını, müvekkilin markalarında at üzerinde 2 ... oyuncusu varken davalıların kullanımında üç ... oyuncusu kullanılarak müvekkilinin markalarının taklit edildiğini, davalının markalarının kötüniyetle tescil edildiğini, hükümsüz kılınması gerektiğini, müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, tecavüz yaratan kullanımların önlenmesine, ürünlerin imhasına, davalı ...'a ait ██████████ sayılı ve ██████████ sayılı markaların hükümsüzlüğüne, şimdilik 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 14.10.2021 tarihli talep artırım dilekçesi ve 13.01.2022 tarihli tazminat taleplerini açıklama dilekçesi ile her iki davalıdan talep edilen toplam 1.748.553,63 TL tazminatın 1.708.331,75 TL'nin davalı ...'dan; 40.221,88 TL'nin davalı şirketten tahsiline, manevi tazminatın 25.000,00 TL'sinin davalı ...'dan; 25.000,00 TL'sinin davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAPDavalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu markalar arasında benzerlik, karıştırılma ihtimali bulunmadığını, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını, "..." ibaresinin bir spor dalının adı olduğunu, sözcüğün tekstil sektöründe ayırt edici niteliğini yitirerek jenerik bir isim haline geldiğini, davacının markasının tanınmış olmadığını, müvekkili markalarında ... sözcüğünün "..." sözcük grubu içinde aynı yazı tipi ve yazı büyüklüğünde, ... sözcüğü ön plana çıkarılmadan bir bütünün parçası haline geldiğini, ... ibaresinin her iki taraf markasında esas unsur olmadığını, markaların bütüncül izleniminde birbirlerinden farklılaştığını, ... Tekstil'e ait olduğu ileri sürülen tabela, kartvizit ve ürünler üzerindeki kullanımın, müvekkili ...'a ait ██████████ sayılı tescil kapsamında hukuka uygun kullanımlar olduğunu, ürünler ve etiketleri üzerinde etiketin ebatı ve şekline göre bazı değişikliler yapıldığını, bu değişikliklerde müvekkilinin tescilli markasından uzaklaşılmadığını, davanın sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, emsal olarak ibraz edilen lisans sözleşmesinin kabul edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının markalarında yer alan figürün davacının markalarının tescilli olduğu emtialar bakımından ayırdediciliğinin yüksek olduğu, zayıf olarak nitelendirilemeyeceği, davaya konu ██████████ numaralı markanın "... + şekil" unsurundan oluştuğu, görsel olarak kelime yerleşim ve konumlandırmanın davacıya ait ██████████ numaralı marka ile benzerlik içerdiği, davacı markasının serisi izlenimi yaratacak mahiyette olduğu, markanın tüketici nezdinde hatırda kalan ve anımsanan unsurunun davacının tanınmış markasının asli ayırdedici unsuru olan "..." kelimesi olduğu ve bu kelimenin "... oynayan at üzerinde oyuncu figürü" ile pekiştirildiği, söz konusu şekil unsuru ile davacı markasına daha çok yaklaşıldığı, davaya konu ██████████ numaralı marka ile ██████████ numaralı marka arasında en önemli ve asli farkın ... oynayan at üzerindeki oyuncuların konumlandırılış biçimi olduğu, ██████████ tescil numaralı markada oyuncuların yana döndürülerek kullanıldığı, bu konumlandırmanın, doğrudan şekli ayırdedici hale getirmediği, markalar arasında karıştırma ihtimali bulunduğu, davalıların, davacının marka hakkına tecavüz oluşturan eylemlerinin aynı zamanda haksız fiil teşkil edeceği, davalıların ticaret ve iş hacmi ile davacının iş hacminin farklı olması, değişik iş tespit dosyası ile ele geçirilen ürünlerin miktar ve değerinin azlığı hep birlikte nazara alındığında %15 emsal lisans bedeli uygulanmak suretiyle bulunan rakamın hakkaniyetli olamayacağı, %15'lik emsal lisans bedeline göre yapılan hesaplamanın gerçeği yansıtmadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 50 ve 51. maddelerine göre davalıların tecavüz fiilleri değerlendirilmesi gerektiği kanısına varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalıların davacıya ait "US. ... + ŞEKİL" esas unsurlu markalardan doğan haklarına tecavüzünün ve haksız rekabetlerinin tespitine, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, tecavüz oluşturan ve 02.07.2019 havale tarihli bilirkişi raporunun 19. sayfasında görsellerine yer verilen fiili kullanımları ve ██████████ ve ██████████ tescil numaralı markaları ihtiva eden davalıya ait ürün, tabela, ambalaj, ilan, reklam, yayım, broşür, afiş, kartvizit ve her türlü tanıtım malzemesi ile basılı evrakta kullanılmasının önlenmesine, söz konusu materyallerin masrafı davalılardan karşılanmak suretiyle hüküm kesinleştiğinde imhasına, davalı ...'a ait ██████████ ve ██████████ numaralı markaların hükümsüzlüğüne, TBK'nın 50 ve 51. maddeleri de nazara alınarak 500.000,00 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalı ...'dan, 30.000,00 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalı şirketten, 25.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'dan, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı şirketten faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş, hüküm, davalılar vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAFBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönden hukuka uygun olduğu, davacının maddi tazminat istemini 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 151/2.c hükmüne dayandırdığı, Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde sunulan lisans sözleşmesinin somut uyuşmazlığa uygulanamayacağının belirlendiği, davalıların ticari defterlerinin incelendiği, satış hasılatı %15'i belirlenmiş ise de satışlara ait alt hesap gruplarında marka isminin belirtilmediği, Mahkemece TBK'nın 50 ve 51. maddelerine göre takdir olunan maddi tazminat ve manevi tazminatın somut olay, delil durumu, ihlalin ağırlığı, süresi dikkate alındığında yerinde bulunduğu gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalılar vekilince temyiz edilmiştir.V. TEMYİZA. Dava ve Hukuki NitelendirmeDava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi manevi tazminat ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.B.Değerlendirme ve Gerekçe1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b (1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece davalıların kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuk Araştırma Enstitüsü, 30. Bası, Ankara 2024, s.363).Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalılar ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayandığından tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesiştiği dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve █████████-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve ███████-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespitine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının birinci bendinde yer alan “ve haksız rekabetlerinin”, üçüncü bendinde yer alan “ve haksız rekabet” ibarelerinin hükümden çıkarılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılara iadesine, 22.05.2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.