Anahtar kelimeler: Görüşü Dördüncü Yağma Direnme Edenlerin Doğrudan Edilebilir Yetkilerinin Ankara Üçüncü

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : ████████ E. ███████ K.SUÇ : Nitelikli yağmaHÜKÜM : DirenmeTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : BozmaAnkara 12. Ağır Ceza Ceza Mahkemesinin 14.01.2025 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 14.10.2024 tarihli, █████████ Esas ve ██████████ Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesine, 7165 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi ile eklenen, üçüncü fıkrası ve aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca doğrudan temyiz yoluna tabi olduğu belirlenmekle; Mahkemece verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin direnme kararını temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇ1. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.02.2024 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun)149/1-a-c, 53. maddesi uyarınca 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, sanık ... hakkında ayrıca 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulamasına karar verilmiştir.2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 27.05.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanıklar müdafilerinin ve katılan vekilinin istinaf başvurusunun, sanık ... hakkında 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine, sanık ... hakkında istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.3. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 27.05.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararının sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 14.10.2024 tarihli ve █████████ Esas, ██████████ Karar sayılı kararı ile "... Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, suç adresindeki görüntülerden ... No.lu görüntüde içeride şikayetçi ve sanıkların oturup hesap yaparken kamera kayıtlarında saat 17.18 gibi şikâyetçi ile sanık ...'nün karşılıklı birbirlerine ellerine kağıt uzattıkları, şikâyetçinin başka evrakları verdiği, sanık ...'nün önündeki kağıda kalemle bir şeyler yazdığının görüldüğü, daha sonra şikâyetçiye uzattığı, şikâyetçinin de bunları alıp inceledikten sonra tekrar saat 17.25 gibi sanık ...'ye evrak verdiği, kamera görüntülerine göre şikâyetçinin 4 ayrı zamanda 4 ayrı çeki sanık ...'ye verdiği, sanık ...'nün de çekler üzerine birşeyler yazarak tekrar müştekiye verdiği, onunda inceleyerek tekrar sanık ... verdiği, sanık .... elindeki kağıtlarla, çantayı da aldıktan sonra olay yerinden ayrıldığı. Sonrasında, ... No.lu kamera görüntüsünde sanık ...'nün önce araca bindiği, aracı Hakimevinin önünde giriş kapısının karşısında kameranın altında yaklaşık 3-4 dakika kadar aracı çalıştırarak beklediği, kimliği belli olmayan Hakimevini kullanmaya geldiği anlaşılan yeşil kıyafetli şahsın işareti üzerine araç ile geri geri giderek Hakimevinin giriş kapısının önünü açtığı olayda, sanıkların savunmalarında üzerine atılı yağma suçuna ilişkin suçlamayı ısrarla kabul etmediği, oluş, dosya içeriği ve sanıkların aksi kanıtlanamayan savunmalarına göre, taraflar arasındaki şirketin devir bedelinin tam olarak ödenip ödenmediği hususunda tartışma ve husumet bulunduğu, şikâyetçinin aşamalarda maddi delillerle desteklenmeyen hatta aksi yönde maddi deliler bulunan beyanından başka sanıkların hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediği hususu tüm dosya kapsamı ile hep birlikte değerlendirildiğinde, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanıkların nitelikli yağma suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, " nedeniyle kararın bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.4. Bozma sonrası yapılan yargılamada Ankara 12. Ağır Ceza Ceza Mahkemesinin 14.01.2025 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile "bozulan kararda direnilmesine" ilişkin dosya Dairemize gönderilmiştir. II. GEREKÇESomut dosyaya göre, ilk derece mahkemesi tarafından verilen ve Dairemizce bozma kararı verildikten sonra dosyayı alan Yerel Mahkemece bozma kararındaki gerekçeler doğrultusunda taraflara bozmaya karşı diyecekleri sorulduğu, direnme ya da uyma kararı vermeden işin esasına girdiği, sanıklar müdafiinin ve katılan vekilinin beyan dilekçesi sunduğu, katılan vekilinin beyan dilekçesinde yeni tarihli yeni belgelerden oluşan iddiaları içeren beyanda bulunduğu, mahkemenin bozma sonrasında eklenen bu beyanları inceleyip bozma kararına uyup uymama yönünde karar vermek üzere dosyayı incelemeye aldığı, bir sonraki celse tarafların esasa ilişkin diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcılığından kovuşturmayı genişletme talebinin bulunup bulunmadığı talebi yoksa mütalaa vermesi için dosyayı tevdi ettiği, Cumhuriyet Başsavcılığının da işin esasına girerek esas hakkında mütalaasını verdiği, mahkemenin öncelikli olarak usule ilişkin direnme veya bozma kararını değerlendirmesi gerekirken, katılan tarafın yazılı olarak sunduğu belge, bilgi ve iddiaları inceleyerek yeniden değerlendirme yaptığı anlaşılmakla;Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre;Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/7-508 Esas ve ████████ Karar, 2022/9-116 Esas ve ████████ Karar, 2022/9-168 Esas ve ████████ Karar, 2022/1-512 Esas ve █████████ Karar, 2023/7-105 Esas ve ████████ Karar sayılı kararlarında ayrıntılı belirtildiği üzere bozma kararına karşı yerel mahkemenin uyma ya da direnme hakkı vardır. Bozma kararına uyma kararı vermesi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin kararı uyarınca incelenen ilk derece mahkemesinin kararı bozulan hususlar açısından tamamen ortadan kalkmaktadır. Direnme kararı verilirse dosya Daireye gönderilmekte ve sonucuna göre ancak kesinleşmektedir. Bozmaya uyma, Yargıtay uygulamaları uyarınca iki şekilde mümkündür. Mahkeme ya doğrudan bozmaya uyulmasına şeklinde karar verir ya da bu şekilde karar vermese bile bozma sonrasında işin esasına girerek esaslı bir işlem yapmaya başlar, bu kapsamda şikâyetçi veya sanık beyanı ya da tanık beyanı alınıp bozmada gösterilen eksik bir delilin araştırması yapılabilir ya da Cumhuriyet Başsavcılığından yeni bir mütalaa vs. alınır ise bu bozmaya eylemli uyma yani fiilen Yargıtay bozma kararına uymak anlamına gelir. Açık açık ''uyulmasına'' denilmesine gerek yoktur. Yargıtay uygulamaları ve usul hükümleri kapsamında Yargıtay bozma ilamına fiilen uyulduktan sonra ilgili bozma kararı, Yerel Mahkeme açısından kesinleşmiş olduğundan yani mahkemenin önceki hükmü ortadan kalkmış olduğundan ortada direnilecek bir karar da kalmayacaktır. Bu nedenle Yerel Mahkemenin fiilen uyma doğrultusunda yeniden işin esasına girip soruşturma yapması ve sonucuna göre karar vermesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.03.2019 tarihli ve ███████-56 Esas, ████████ Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; "...1412 sayılı CMUK'nın 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup, hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır.Bununla birlikte, yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 251. maddesinin son fıkrasındaki; “Sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur” şeklindeki düzenlemenin yeni usul kanununda yer almamasının nedeni, aynı yöntemin yeni yasada kabul edilmemesi değil, 216. maddenin son fıkrasındaki “Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir” ibaresinin bu anlamı da kapsamasıdır.Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da "kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği" ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hâli, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir."Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.09.2023 tarihli ve 2023/1-278 Esas, ████████ Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere"...Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara CMK'nın 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkânı sağlanacaktır.Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğine ilişkin aynı Kanun'un "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi; "1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. 2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir." şeklinde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname'nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya; "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez." cümlesi eklenmiş, 08.03.2018 tarihli ve 30354 Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 143. maddesiyle de anılan cümle kanunlaşmıştır. Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamında bulunan kişilerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu kurallar tez (iddia) ile antitezin (savunmanın) çatışmasıyla sonuca (karara) ulaşılan bir sürecin karşılığı olan muhakeme sonunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 251 ve CMK’nın 216. maddeleri benzer şekilde düzenlenmiş olmalarına rağmen her iki Kanun'da da, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının ne şekilde olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak ceza yargılaması kurallarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usul yasalarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir. Uygulamada esas hakkındaki görüşün mahkûmiyet yönünde olması durumunda, uygulanması talep edilen yasa ve maddelerinin açıkça belirtilmesi yerleşik ve benimsenmiş bir yöntemdir. Öte yandan, iddia makamının esasa ilişkin görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da ilintili olduğunda kuşku yoktur. Zira sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir. Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan kanıtlara göre esasa ilişkin görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkûmiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorundadır." "... Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının alınmasından sonra yine CMK’nın 216. maddesinde yer alan sıralama gözetilerek taraflara söz hakkı tanınacağından, Cumhuriyet savcısının, davanın esasına ilişkin görüşü alınmaksızın ve hazır bulunan sanığa esas hakkında savunma yapma imkânı tanınmaksızın hüküm kurulması, ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde, uygulanması talep edilen kanun ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorunda olduğundan, direnme kararına konu dosyanın 19.11.2019 tarihli oturumunda Cumhuriyet savcısı tarafından ileri sürülen ve CMK’nın 216. maddesinin 1. fıkrası uyarınca duruşmada ortaya konulan delile yönelik olan; "Usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulsun.” şeklindeki görüşün esas hakkında mütalaa olarak geçerli ve yeterli kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Yerel Mahkemece Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşü alınmadan direnme kararına konu hükmün kurulduğu kabul edilmelidir."Mahkemenin, bozma kararından sonra esasa girmese bile, duruşma açıp, tarafların esaslı beyanları alındıktan sonraki kararı eylemli uyma kararı olarak kabul edilmektedir. Yani mahkeme direnme kararını ancak esasa girmeden verebilir.Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/7-508 Esas ve ████████ Karar, 2022/9-116 Esas ve ████████ Karar, 2022/9-168 Esas ve ████████ Karar, 2022/1-512 Esas ve █████████ Karar, 2023/7-105 Esas ve ████████ Karar sayılı kararlarında ayrıntılı belirtildiği üzere bozma kararına karşı yerel mahkemenin uyma ya da direnme hakkı vardır. Bozma kararına uyma kararı vermesi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin kararı uyarınca incelenen ilk derece mahkemesinin kararı bozulan hususlar açısından tamamen ortadan kalkmaktadır. Direnme kararı verilirse dosya Daireye gönderilmekte ve sonucuna göre ancak kesinleşmektedir. Bozmaya uyma, Yargıtay uygulamaları uyarınca iki şekilde mümkündür. Mahkeme ya doğrudan bozmaya uyulmasına şeklinde karar verir ya da bu şekilde karar vermese bile bozma sonrasında işin esasına girerek esaslı bir işlem yapmaya başlar, bu kapsamda şikâyetçi veya sanık beyanı ya da tanık beyanı alınıp bozmada gösterilen eksik bir delilin araştırması yapılabilir ya da Cumhuriyet Başsavcılığından yeni bir mütalaa vs. alınır ise bu bozmaya eylemli uyma yani fiilen Yargıtay bozma kararına uymak anlamına gelir. Açık açık ''uyulmasına'' denilmesine gerek yoktur. Yargıtay uygulamaları ve usul hükümleri kapsamında Yargıtay bozma ilamına fiilen uyulduktan sonra ilgili bozma kararı, Yerel Mahkeme açısından kesinleşmiş olduğundan yani mahkemenin önceki hükmü ortadan kalkmış olduğundan ortada direnilecek bir karar da kalmayacaktır. Bu nedenle Yerel Mahkemenin fiilen uyma doğrultusunda yeniden işin esasına girip soruşturma yapması ve sonucuna göre karar vermesi gerekmektedir. Yerel Mahkeme, Yargıtay bozma ilâmına direnme kararı verilmiş ise de; işin esasına girip tarafları (katılan ve Cumhuriyet savcısı) esasa ilişkin beyanları alınıp hüküm kurulduğu ve bu hükmün eylemli uyma sonucu verilen yeni hüküm mahiyetinde olduğu, eylemli uymadan sonra direnme kararı verilemeyeceği işin esasına girilerek ortada direnilebilinecek bir karar kalmamasına rağmen ''direnme kararı'' adıyla yazılı şekilde karar verilemeyeceği anlaşılmakla yapılan incelemede;Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;Oluş, dosya içeriğine göre; şikâyetçinin, sanıkların kendisini önceden ayarladıkları, görüş açısını hesapladıkları Hakimevine çağırarak çek değişikliği için buluşmayı teklif ettiklerini, Hakimevine geldiğinde çekleri yazmaya başladıklarını, çeklerden birini kasıtlı olarak yanlış tarih yazdıklarını sonra çek değişikliği bahanesiyle sanık ...'in arabaya gidip silah çekmek suretiyle kendisinde bulunan çekleri de alarak gittiklerini, sanık ...nün ise araba çalışır vaziyette kameranın görüş açısı dışında beklediğini iddia ettiği,Sanık ...'in ise savunmasında şikâyetçi ile şirket satışı konusunda anlaştıklarını, şikâyetçinin isteği üzerine şirketin yarısının satış olarak gösterildiğini şirket bedelinin yarısını banka havalesi ile ödediklerini, diğer yarısını da çek vermek suretiyle ödedikleri, bir kısmını önceden ödediklerini 4 çekin kaldığını, şikâyetçiyi çekleri ödemek için Konya'ya çağırdıklarını, Konya'ya geldiğini ve çek bedellerini elden ödediklerini (nakit ödemeye ilişkin fotoğraf ibraz ettikleri) çek bedellerine ödemelerine rağmen şikâyetçinin şirketin değerlendiği gerekçesiyle diğer sanığın eşinin adına kayıtlı taşınmaza koydurduğu ipoteği kaldırmaya yanaşmadığı, bu hususları görüşmek için kendilerini Ankara'ya Hakimevine bizzat şikayetçinin çağırdığını savunduğu, şikâyetçi ile aralarında geçen whatsapp görüşmeleri dökümanlarını dosyaya sunduğu;Diğer sanık ...'nün ise savunmalarında; şoför olarak sanık ...'i getirdiğini, ipoteği kaldırma meselesini Hakimevinde şikâyetçinin isteği üzerine oturup konuştuklarını, konuşma sırasında bizzat şikâyetçinin önceden ödenen olay günü yağmalandığını iddia ettiği çekleri kendisine Hakimevinin içinde iken masada bizzat verdiğini, kendi aralarında konuşmak istemeleri üzerine çeklerle beraber dışarı çıkıp arabaya gittiğini, arabada herhangi bir tehdit olmadığını savunduğu;Şikâyetçi tarafından dosyaya ibraz edilen whatsapp görüşmelerinde; buluşma yerinin şikâyetçi tarafından belirlenip, konum gönderildiği, sanık tarafından ibraz edilen whatsapp mesajları incelendiğinde şikâyetçinin kendi ibraz ettiği whatsap mesajlarının bir kısmını içeriğinin bulunmadığı (şikâyetçinin ibraz ettiklerinin sanığın ibraz ettiklerinin sadece bir kısmını kapsadığı diğer kısmının görünmediği) sanığın ibraz ettiğinde ise şikâyetçinin ödemeyi almak için Konyaya gelmeyi kabul ettiği ve şikâyetçinin Konyaya geldiğine ilişkin bizzat kendi yazdığı yazışmalar olduğu yazışmaların devamında ayrıca diğer hususları ve anlaşmazlıkları görüşmek üzere öğleye kadar gelmeleri konusunda yazışmalar olduğu ve Hakimevine gelmesinin istendiği konum bilgilerinin bizzat şikâyetçi tarafından atıldığı, sanığın halen yolda olduğunu söyleyip Kulu kavşağında olduğunu söylemesine rağmen kızdığına ilişkin mesajlar olduğu görüldüğü; Hakimevine ait olup olay gününü gösteren flashbellek incelendiğinde; Hakimevine geldiklerinde şikâyetçinin sanıkları kapıda karşıladığı, içeride konuşmaya başladıkları, ellerinde bulunan evrakı masanın üzerine dizdikleri, bu konuşma sırasında sanık ...'nün savunmalarında belirttiği gibi şikâyetçinin çekleri tek tek (4 kez) sanık ...'ye verdiği, sanığın bunların üzerine kalemle birşeyler yazıp tekrar şikâyetçiye verdiği, şikâyetçinin eline aldığı belgeleri inceledikten sonra yeniden sanık ...'ye verdiği, sanık ...'nün de elindeki kağıtlarla, çantayı da aldıktan sonra olay yerinden ayrıldığı, sanık ...'nün, şikâyetçinin iddia ettiği gibi kameranın olmadığı ölü bölgede değil, aracı ile Hakimevinin giriş kapısının hemen önünde kameranın ve güvenlik noktasının çaprazında kameralarca rahatlıkla görünen yerde uzun süre beklediği, olayla ilgisi olmayan şahsın ikazı üzerine aracını geri aldığı, olayın gerçekleştiği yerin gündüz olduğu, Hakimevine sürekli insanların giriş çıkış yaptığı, şikâyetçinin iddia ettiği silah çekme olayının kamera görüntüsünün kapsamına girmediği; Hırsızlık suçunun; 5237 sayılı Kanun'un 141. maddesine göre zilyedin rızası olmadan başkasına ait taşınır malın yararlanmak amacıyla alınması ile oluşacağı, 5237 sayılı Kanun'un 148. madde ve gerekçesine göre, hırsızlık suçu tamamlanıncaya kadar uygulanan cebir veya tehdidin eylemi yağmaya dönüştüreceği, her türlü cebir veya tehdidin değil malı almak veya götürmek için uygulanan cebir veya tehdidin eylemi yağmaya dönüştüreceği açıktır. Şikâyetçinin yağmalandığını iddia ettiği çekleri kendi rızası ile sanık ...'ye verdiği ve onun da çeklerle birlikte Hakimevinden ve dolayısıyla şikâyetçinin hakimiyet alanından çıktığı görüntülerle uyumlu sanık beyanı ile sabittir. Çeklerin rıza ile alınması nedeniyle hırsızlık suçunu oluşturmayacağı, malın olay yerinden rıza ile ayrılmasından sonraki cebir veya tehdit varsa bile eylemi yağmaya dönüştürmeyeceği anlaşılmakla;Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, suç adresindeki görüntülerden ... No.lu görüntüde içeride şikâyetçi ve sanıkların oturup hesap yaparken kamera kayıtlarında saat 17.18 gibi şikâyetçi ile sanık ...'nün karşılıklı birbirlerine ellerine kağıt uzattıkları, şikâyetçinin başka evrakı verdiği, sanık ...'nün önündeki kağıda kalemle bir şeyler yazdığının görüldüğü, daha sonra şikâyetçiye uzattığı, şikâyetçinin de bunları alıp inceledikten sonra tekrar saat 17.25 gibi sanık ...'ye evrak verdiği, kamera görüntülerine göre şikâyetçinin 4 ayrı zamanda 4 ayrı çeki sanık ...'ye verdiği, sanık ...'nün de çekler üzerine birşeyler yazarak tekrar şikâyetçiye verdiği, onun da inceleyerek tekrar sanık ...'ye verdiği, sanık ...'ün de elindeki kağıtlarla, çantayı da aldıktan sonra olay yerinden ayrıldığı. Sonrasında, ... No.lu kamera görüntüsünde sanık ...'nün önce araca bindiği, aracı Hakimevinin önünde giriş kapısının karşısında kameranın altında yaklaşık 3-4 dakika kadar aracı çalıştırarak beklediği, kimliği belli olmayan hakimevini kullanmaya geldiği anlaşılan yeşil kıyafetli şahsın işareti üzerine araç ile geri geri giderek Hakimevinin giriş kapısının önünü açtığı olayda, sanıkların savunmalarında üzerine atılı yağma suçuna ilişkin suçlamayı ısrarla kabul etmediği, oluş, dosya içeriği ve sanıkların aksi kanıtlanamayan savunmalarına göre, taraflar arasındaki şirketin devir bedelinin tam olarak ödenip ödenmediği hususunda tartışma ve husumet bulunduğu, şikâyetçinin Konya'ya hiç gitmediği, ödeme almadığı, Ankara'da buluşma yerinin sanıklar tarafından önceden belirlendiği ve kuytu yere park ederek beklediği yönündeki iddiası, Konya'ya geldiğine ilişkin attığı whatsapp mesajları, para alıp sayarken Konya'da çekilen ve dosyaya ibraz edilen fotoğrafları, sanıkların bizzat hakimevine konum atarak çağrıldığına ilişkin whatsapp dökümleri, sanığın aracını giriş kapısının önüne ve kameranın altına park ettiğine ilişkin görüntüler, çeklerin katılana kontrol edilip iptal edildikten sonra verildiğine ilişkin kamera görüntüleri dikkate alındığında, aşamalarda maddi delillerle desteklenmeyen hatta aksi yönde maddi deliller bulunan beyanından başka sanıkların hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediği hususu tüm dosya kapsamı ile hep birlikte değerlendirildiğinde, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanıkların nitelikli yağma suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.Kabule göre de;Bölge Adliye Mahkemesinin 27.05.2024 tarihli kararı ile sanık ... hakkında tekerrüre esas alınan ilâm ve müsadere kararı ile ilgili istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmesine rağmen Yerel Mahkemenin direnme kararında bu hususlarda; istinaf öncesi kararındaki gibi karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.III. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık ... müdafiinin, ... müdafiinin, katılan vekilinin, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.01.2025 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak BOZULMASINA, Bozma kararının gerekçesine göre hak mağduriyetine neden olmaması açısından, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ Esas, 14.01.2025 tarihli kararı ile yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına dair karar verilen sanıklar ... ve ... hakkında dava konusu nitelikli yağma suçundan ADLİ KONTROL TEDBİRİNİN KALDIRILMASINA, bu hususta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarınca yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere dosyanın Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,15.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.