Anahtar kelimeler: Tcankara Paydan Payın Yazildiği Başkan Feshi Katip Şirkette Üye Adet

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi ████████ Esas ████████ Karar
T.C.ANKARABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ21.HUKUK DAİRESİESAS NO : ████████ KARAR NO : ████████TÜRK MİLLETİ ADINAKARAR BAŞKAN : ... ...ÜYE : ... ...ÜYE : ... ...KATİP : ... ...İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : █████/2023NUMARASI : ████████ Esas ████████ KararDAVA : Şirketin Feshi DAVA TARİHİ : █████/2022KARAR TARİHİ : █████/2025 GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : █████/2025 Taraflar arasındaki şirketin feshi istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkete ortak olduğunu, müvekkilinin davalı şirkette 12.000 adet paydan 5.400 adet payın sahibi olduğunu, şirketin diğer ortağının aksi karar alınıncaya kadar şirkette münferiden temsile yetkili müdür sıfatı bulunduğunu, şirketin adres değişikliği ve pay devri için █████/2014 tarihinden itibaren genel kurul toplantısı yapıldığını, yapılan bu genel kurullardan müvekkilinin haberinin olmadığını, müvekkiline çağrı yapılmadığını, şirket müdürünün 2016'dan itibaren müdürlük görevinin kendisine tanıdığı yetkileri müvekkiliyle bilgi paylaşımı yapmadan kullandığını, müvekkilinin şirketle ilgili herhangi bir bilgi alamadığını, müdürün şirket defterlerinin düzgün tutup tutmadığını bilmediğini, şirketin kar zarar durumuna ilişkin bilgi alamadığını, şirket müdürü tarafından müvekkiline ait taşınmaz üzerinden şirket adına ticari kredi kullanıldığını, şirket adına çekilen kredinin borçlarının müvekkili üzerine bırakıldığını, müvekkilinin kredi borçlarını ödediğini, şirket müdürünün tavırları sonucunda taraflar arasında anlaşmazlıklar doğduğunu, güven ilişkisinin bozulduğunu, müvekkilinin şirket ortaklığından çıkma hakkının engellendiğini belirterek davalı şirketin feshine, aksi kanaat halinde müvekkilinin şirketteki payının gerçek değerinin hesaplanarak müvekkiline ödenmesine, müvekkilinin şirketten çıkmasına izin verilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin kuruluşundan bu yana ticari işleyişinde hiçbir değişiklik bulunmadığını, aynı müdürler ile idare edildiğini, davacının hukuki yararının bulunmadığını, müdürlük yetkisinin kullanımı açısından değişen durumun davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, şirkette tüm işlerin ortaklar arasında sözlü görüşme ile halledilebildiğini, resmiyet gerektiren durumlarda toplantı yapıldığını, davacının şirket müdürlerine hukuken geçerli bir şekilde genel kurul çağrısı isteminde bulunmadığını, doğrudan şirketin feshinin istenmesinin kötüniyetli olduğunu, davacının ortaklıktan çıkmak için haklı bir sebebinin bulunmadığını, şirket müdürüne karşı açılmış bir sorumluluk davası olmadığını, davacının şirketten ve şirket müdüründen geçerli bir bilgi talebinde bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, davacı açmış olduğu işbu dava ile şirketin haklı nedene dayalı feshi, bunun mümkün olmaması halinde şirketten çıkmaya izin talep etmiş ise de, hem fesih talebinde hem de şirketten çıkma talebinde bulunabilmesi için haklı nedenlerin bulunması gerektiği, TTK'nun 636/3. maddesindeki haklı sebeplerin varlığının ispat edilmesi halinde şirketin feshi sebeplerinin oluşacağı, mahkemece fesih yerine pay değeri ödenerek davacının çıkmasına izin verilebileceği gibi, TTK'nun 638. maddesine göre talebin şirketten çıkmaya izin olarak değerlendirilmesi halinde de haklı nedenlerin bulunması gerektiği, haklı sebeplerin varlığının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket müdürünün 13.04.2014 tarihinden bu yana tam on yıldır adres değişikliği ve pay devri için düzenlenen genel kurul toplantılarına müvekkilini çağırmadığını, müvekkili olmaksızın keyfiyet doğrultusunda karar aldığını, müvekkilinin davalı şirketin 12.000 adet payından 5.400 adet payın sahibi olup şirket ortağı olduğunu, dolayısıyla işbu şirketle ilgili verilecek kararların tamamında söz sahibi olması gerektiğini, davalı şirket yetkilisi tarafından müvekkiline bırakın söz hakkı verilmesini, şirketle ilgili kararların alındığı genel kurul toplantılarına müvekkilini davet bile etmediğini, şirketin neredeyse yarısının sahibi olan müvekkilinin genel kurul toplantılarına dahi çağrılmadığını, şirketle ilgili hiçbir tasarruf işleminde müvekkilinin fikrinin alınmadığını, tamamen şirket yetkilisinin keyfiyeti uyarınca alınan kararlardan müvekkiline haber dahi verilmemesi üzerine şirketin mali durumu ve faaliyetleri ile ilgili müvekkiline bilgi verilmekten kaçınılması durumları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, müvekkilinin hayatın olağan akışı içerisinde mezkur şirketin ortağı kalmaya hapsedilmesinin adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmayacağını, davalı şirket müdürü ... ile müvekkili arasında kişisel husumet bulunduğunu, davalı şirket müdürünün yetkili müdürlüğünü yaptığı ve yine müvekkilinin de pay sahibi sıfatıyla ortaklarından bulunduğu ... Yapı Sanayi Ve Ticaret Limited şirketi isimli bir şirketin daha mevcut bulunduğunu, davalı şirket yetkilisinin, işbu şirket nezdinde şirket müdürlüğü görevinde bulunduğunu, aynı şekilde işbu şirket nezdinde de huzurda görülen dava konusu şirketteki ihmali davranışlarını aynı şekilde sergilediğini, müdürlük görevini olması gerektiği gibi ifa etmediğini, işbu durum üzerine ortaklardan birinin talebi ile Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas ████████ Karar sayılı ilam ile şirkete kayyım atanmasına karar verildiğini, müdürlük görevini olması gerektiği gibi yerine getirmediği mahkeme kararıyla sabit olan feri müdahilin müdürlük yaptığı ve mahkemenizin de malumu olacağı üzere müdürlük asli görevlerinin hiçbirini yerine getirmediği bir şirkette müvekkilinin zorla ortak olmaya devam etmek zorunda bırakılmasının, feri müdahilin keyfi davranışları ve ihmalinin mali sonuçlarına katlanmaya ömür boyunca zorunda bırakılmasının ne hakkaniyete, ne de kanun hükümlerine ne de temel mantık kurallarına uymadığını, aralarında husumet bulunduğu her türlü şüpheden uzak biçimde sarih bulunan iki şahsın menfaat birlikteliği içerisinde olamayacaklarını, şirketin fesholunmadığı veyahut müvekkilinin şirket ortaklığından çıkamadığı her saniye müvekkilinin arasında husumet bulunan ve menfaat birliği içerisinde bulunmadığı, tam aksine kendi şahsi menfaatleri aleyhine iş ve işlemler içerisinde bulunduğunu düşündüğü bir şahsın keyfiyetine mahkum edilmiş olduğunu, hiç kimse içerisinde bulunmak istemediği bir ticari ilişkiye katlanmak zorunda bırakılamayacağını, şirketin feshi bir yana, ortaklıktan çıkma işleminin hukuka aykırı veyahut uygun olmasının, ancak bahse konu işlemin maddi yükümlülükleri ile ilgili bir husus olduğunu, bu hususta en azından mahkemece tarafların birbirlerinden olan borç ve alacaklarının hesap edilmesi, akabinde müvekkilinin ortaklıktan çıkmasına karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin defalarca şirketin ticari faaliyetleri, mali durumu, ticari defterleri ve vergisel yükümlülükleri gibi konularda feri müdahilden bilgi talep etmiş olmasına karşın, feri müdahil müvekkiline ne yazılı ne şifahi hiçbir bilgi vermediğini, müvekkilinin görüşünün alınması gereken birçok ticari ve mali kararı yekün olarak aldığını, birçok keyfi iş ve işlem gerçekleştirdiğini, müvekkilini genel kurul toplantılarına dahi çağırmadığını, birçok konuda karar almadan evvel genel kurul toplantısı yapmak gereği dahi duymadığını, somut olay nezdinde ise feri müdahil ...'ın mezkur yükümlülüklerin tamamını keyfiyeten ve ihmalen ihlal ettiğini, böyle bir durumda müvekkilinin mezkur ticari ilişki ve ortaklık ilişkisini sürdürmesi kendisinden beklenemeyeceğini, dolayısıyla şirketin feshine veya müvekkilinin ortaklıktan çıkmasına karar verilmesi gerektiğini, davalının keşide ettiğini iddia ettiği ihtarnamenin taraflarına tebliğ edilmediğinden hiçbir hüküm doğurmayacağını, davalının taraflarına cevaben keşide ettirdiği ve fakat taraflarına tebliğ edilemeyen ihtarname içeriğinin değerlendirmeye alınmaması gerektiğini, bu durum hilafına, tanzim edilen kök ve ek bilirkişi raporlarının her ikisinde de mezkur ihtarname taraflarına tebliğ edilmiş gibi değerlendirildiğini ve bu şekilde rapor tanzim edildiğini, ek bilirkişi raporuna dayanarak verilen hükmün hatalı bulunduğunu, şirket yetkilisi feri müdahilin keyfiyeti doğrultusunda istediği kararı alıp uyguladığını, fakat işbu keyfi kararlar ve ihmallerin maddi sorumluluğunun yarı oranda müvekkilini etkilediğini, davalı şirket müdürü ...'ın davalı şirket genel kurul toplantılarını usule ve yasaya uygun şekilde icra etmediğini, veyahut hiç icra etmediğini, bilirkişi tarafından yerinde inceleme yapılmak suretiyle davalı şirketin tüm ticari defter ve kayıtları davalıdan talep edildiğini, işbu evrakların içerisinde şirketin genel kurul toplantı tutanakları ile genel kurul toplantısına çağrı tutanaklarının bulunamadığını, şirketin %49 pay sahibi olan ve ortağı bulunan müvekkilinin genel kurul toplantılarına çağırılmaması, şirketin faaliyeti ve mali durumu ile ilgili alınan kararların tek el tarafından tamamen keyfiyet ile alındığı ve diğer şirket ortaklarına bırakın sormayı, haber bile verilmediği hususunun da işbu vesile ile her türlü şüpheden uzak biçimde kanıtlandığını, mezkur hususun tek başına ortaklıktan çıkma adına haklı sebep oluşturduğunu, müvekkilinin davalı şirkete borçlu değil, davalı şirketten alacaklı olduğunun bilirkişi raporlarıyla ispatlandığını, yargılama sırasında davalı şirket yetkilisi ve davanın feri müdahili ...'ın duruşma esnasında vermiş olduğu ifadesinde "Belki haklı olarak çıkmak istiyor ama benim bu parayı verecek gücüm yoktur." şeklinde beyanda bulunduğunu, işbu iki husus değerlendirildiğinde davalının cevap dilekçesi ve beyan dilekçeleri nezdinde müvekkili aleyhine kullandığı ifadeler, iddia ettiği vakıa ve olguların tamamının gerçek dışı, taleplerinin ise hukuka aykırı olduğunun açık biçimde ispatlandığını, müvekkilinin şirketten çıkma hakkını kullanması için gerekli olan haklı sebep şartının gerçekleştiğini, feri müdahil ile müvekkili arasında işbu şirket ve başka şirketler nezdinde gerçekleşen anlaşmazlıklar, taraflar arasında doğan kişisel husumet, feri müdahilin müvekkilini genel kurul toplantılarına dahi çağırmaması, feri müdahilin çoğu zaman karar alırken ve uygularken genel kurul toplantısı dahi yapmaması, tamamen bireysel keyfiyet doğrultusunda karar alıp uygulaması, şirketin mali durumu ve faaliyetleri ile ilgili müvekkilini bilgilendirmekten dahi imtina etmesi hususları bir yekün olarak değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sürdürülmesinin iki taraf açısından da imkansız olduğunu gösterdiğini, davalı tarafça müvekkiline karşı kin, nefret ve düşmanlık hisleri beslendiğini, iki tarafın birbiri ile karşı karşıya dahi gelmemeye çalıştığını, davalı şirketin yetkilisi pozisyonundaki şahsın açık yüreklilikle müvekkilinin talebinde haklı olduğunu ve fakat kendisinin şirket tarafından ödenmesi icap eden bedeli ödemekten aciz pozisyonda olması hasebiyle davanın reddini talep ettiklerini adeta itiraf ettiğini, mahkemece kaleme alınmış gerekçeli kararın gerekçeden yoksun olması itibariyle savunma haklarının kısıtlandığını, gerekçeli kararın gerçek dışı ve hukuka aykırı olduğu birçok yönden sarih bulunan bilirkişi raporuna dayandırıldığını, verilen kararın niçin verildiği, işbu karar verilirken hangi delillerin, ne şekilde değerlendirildiği, hangi delilin hangi özelliği itibariyle işbu kararın kurulmasında ne şekilde etkili olduğu, taraflarınca sunulan delillerin hangi yönleriyle taleplerini karşılar bulunduğu, hangi yönleriyle taleplerinin yeterli hukuki dayanağı oluşturmaktan aciz kaldığı, mezkur kararın verilme sebepleri hakkında hiçbir ifade kullanılmadığını, gerekçeli kararın gerçek manada gerekçe içermesi ve yargılama açısından yapılan her türlü değerlendirmeyi de detaylıca izah etmesi gerektiğini, davalı şirket nezdinde yapılan inşaatlardan müvekkilinin cezai sorumluluğunun devam ettiğini, müvekkilinin yapımında ve denetiminde hiçbir şekilde söz sahibi yapılmadığı yapılarda meydana gelebilecek bir iş kazası veyahut doğal afet faciası sonrasında, defaatle talep etmesine karşın hiçbir şekilde faaliyetleri ve mali durumuna ilişkin bilgi sahibi dahi olamadığı bir şirketin faaliyetleri hasebiyle cezai müeyyide ile karşı karşıya kalabileceğini, dosya kapsamında alınan ek bilirkişi raporunda "... ödemesi olan 18.786,00 TL ve ... ödemesi olan 85.380,00 TL olmak üzere toplam 104.166,00 TL'nin davacı alacağına kaydedildiğine dair veri olmadığı, bu nedenle davalıdan talep edilebileceği kanaatine varılmıştır." denildiğini, müvekkilinin şirketten alacaklı olduğu toplam 332.394,83 TL'nin müvekkiline ödenmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; haklı nedenle limited şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davalı şirketin ticaret sicil kayıtları, davalı şirket mizanı, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü müzekkere cevabı, yargılama aşamasında mali müşavir bilirkişiden alınan █████/2022 tarihli kök, █████/2023 tarihli ek rapor, davalı şirketin genel kurul toplantı tutanakları, banka dekontları, davalı şirket ana sözleşmesi, banka hesap ekstreleri, davacı tarafından davalıya ve dava dışı diğer ortağa/şirket müdürüne gönderilen █████/2022 tarihli ihtarname sureti, Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas ████████ Karar sayılı kararı dosya içerisinde yer almaktadır. Davalı şirketin ticaret sicil dosyasından, şirketin 12.000 adet payından 5.400 adet payın davacıya, 6.600 adet payın ...'a ait bulunduğu, dava dışı ...'ın davalı şirketi aksi karar alınıncaya kadar münferiden temsil ve ilzam yetkisi bulunduğu anlaşılmıştır. Yargılama aşamasında alınan ve davalı şirketin mizan ve ticari defterleri incelenerek hazırlanan bilirkişi kök raporunda, davacının 96.224,98 TL, diğer ortağın 2.678.393,57 TL, davalı şirketten alacaklı olduğu, şirketin genel kurullarını yaptığına dair dava dosyasına sunulan delil bulunmadığı, banka ekstrelerine göre hem davacı hem de diğer ortağın şirket hesaplarına para yatırdığı, defter kayıtlarıyla mali tablolar arasında uyumsuzluk olmadığının görüldüğü, daha önceden talep edilmesine rağmen karar defteri ve pay defteriyle █████/2022 tarihli geçici bilançonun şirket merkezinde hazır olmadığının görüldüğü, teslimi istenmesine rağmen teslim edilmediği, █████/2018 tarihli genel kurul kararında davacının da imzasının bulunduğu, taraflar net olarak ifade etmemelerine rağmen şirketin nakit sıkıntısı yaşaması sebebiyle ortaklar arasında uyuşmazlık yaşandığı, bu durumun mevcut belgelere göre şirket ortaklığından çıkma ya da şirketin feshi için haklı bir neden oluşturmadığı, davacının şirket ortaklığından çıkmasına izin verilirse nakit alacağı dahil 228.228,83 TL alacağı bulunacağı, kat karşılığı yapılan villa ruhsatı yeni alındığından rayiç değerinin belirlenmesinden sonra çıkma bedelinin hesaplanmasında fayda bulunduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. İtiraz üzerine alınan ek raporda, kök rapordaki görüş tekrar edildikten sonra ... tarafından 4 ayrı seferde toplam 18.786,00 TL, ... tarafından 5 ayrı seferde toplam 85.380,00 TL olmak üzere 104.166,00 TL ödemenin davacı tarafından 20.149,98 TL, şirket tarafından 46.769,00 TL'nin davalı şirket hesabına yatırıldığı, davacının yaptığı ödemelerin şirketten alacak hesabına kaydedildiğinden tekrar talep edilmesinin mükerrer olacağı, ... ve ... tarafından yapılan ödemelerin davacı alacağına kaydedildiğine dair veri bulunmadığı, anılan miktarları davacının davalıdan talep edebileceği tespit edilmiştir. Sunulan banka dekontundan davacı tarafından █████/2022 tarihinde davalı şirket hesabına ... kredi taksiti açıklamasıyla 4.706,00 TL yatırıldığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından davalıya ve dava dışı diğer ortağa/şirket müdürüne gönderilen █████/2022 tarihli ihtarname ile, müdürlük görevinin taraflarına tanıdığı yetkileri, davacıyla bilgi paylaşımı yapmadan kullandığı, davacıyla şirketle ilgili herhangi bir bilgi paylaşmadığı, sergilenen bu tavırlar sonucunda davacıyla aralarında anlaşmazlıklar doğduğu, güven ilişkisinin bozulduğu, davacıya şirkete ait mali konularla ilgili bilgi verilmediği, tutulan defterlerin düzgün tutulup tutulmadığının bile bilinmediği, şirketin faaliyetleri ya da kar zarar durumu gibi bilgilerin davacıyla paylaşılmadığı, 2016 yılından itibaren genel kurulun toplantıya dahi çağrılmadığı, davacının müdürün şirketi uğrattığı ve ihtarın tebliğinden itibaren uğratabileceği zararlarla ilgili sorumlulukları kabul etmediği, davacının %49 şirket hissesini taraflarına devri ile ortaklıktan çıkma hakkını kullanmak istediği, cevap verilmez ve çıkma hakkının engellenmesi halinde şirketin tasfiyesiz feshini istemek üzere dava açılacağı ihtar olunmuştur. Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas ████████ Karar sayılı kararından, davacı ... tarafından, davalı ... ... Ltd. Şti.'nin de yetkili müdürü olan ...'ın yine yetkili müdürü olduğu davalı ... Yapı ... Ltd. Şti aleyhine genel kurulu çağrıya izin istemiyle açılan davada davanın kabulüne karar verilerek davalı şirket genel kurulunun kayyım vasıtasıyla yapılmasına izin verildiği görülmüştür. Davacının davalı şirketin adres değişikliğine ilişkin 13//███████ tarihli, hisse devrinin kabulüne ilişkin █████/2018 tarihli genel kurul toplantılarına katıldığı, toplantı tutanakları altında imzasının bulunduğu dosya içeriğiyle sabittir. Davacı yan davalı şirket müdürü olan ...'ın şirketin iş ve işleyişiyle ilgili kendisine bilgi vermediğini, taraflar arasında güven ilişkisinin zedelendiğini, genel kurul toplantılarının yapıldığını, genel kurul toplantılarına çağrılmadığını, şirketin kredi borçlarının kendisi tarafından ödenmek zorunda kalındığını, şirketin haklı nedenle feshi koşullarının oluştuğunu iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık, davacı ile dava dışı ...'ın (aynı zamanda davalı şirketin yetkili müdürü) ortak olduğu davalı şirketin haklı nedenle fesih koşullarının oluşup oluşmadığı hususundan kaynaklanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nun 636/3. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." hükmünü içermektedir. Türk Ticaret Kanunu'nda limited şirketin feshinde haklı sebebin tanımı yapılmadığı gibi haklı sebeplerin neler olabileceğine madde metninde yer verilmemiştir. Ancak Anonim Şirkete ilişkin TTK'nun 531. maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldığı ifade edilmiştir. Doktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında "şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması", "şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması", "şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi", "azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması", "azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi" ve "pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması" şirketin feshi açısından örnek olacak şekilde haklı sebep olarak sayılmıştır. Hakim her somut olayda haklı sebep bulunup bulunmadığını durumun özelliğine göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir. Çamoğlu’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Limited şirket, anonim şirkete nazaran kişisel niteliklerin de gözetildiği bir özelliğe de sahiptir. Bu anlamda ortaklar arasındaki uyumsuzluk gibi şahsi sebepler de haklı sebep olarak ileri sürülebilir. Haklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteliği ve ortaya çıkardığı sorunlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir. Öte yandan limited şirketin feshine ilişkin açılan işbu davada haklı sebeplerin varlığının tespiti ile birlikte haklı sebeplerin davacıdan kaynaklanmadığının da tespiti gerekmektedir. Bir başka anlatımla şirket ortağı kendisinden kaynaklanan sebeplere dayanarak ortağı olduğu limited şirketin feshini talep edemeyecektir. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davacı davalı şirketin 12.000 adet payından 5.400 adet paya sahip iken, diğer ortak ve aynı zamanda davalı şirket müdürü olan ... ise 6.600 adet paya sahiptir. Davacının ortağı olduğu davalı şirketin feshine ilişkin haklı sebeplerin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekir. Mahkemece şirketin feshi yönünde haklı sebeplerin oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı yanın dava dilekçesinde haklı sebep olarak ileri sürdüğü husus şirketin genel kurul toplantılarının yapılmadığı, kendisinin genel kurul toplantılarına çağrılmadığı, şirketle ilgili önemli kararların şirketin diğer ortağı ve yetkili müdürü tarafından tek başına alındığı, şirketle ilgili kendisine hiçbir bilgi verilmediği, şirketin kredi borcunun kendisi tarafından ödenmek zorunda kalındığı, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin ortadan kalktığına ilişkindir. Yargılama aşamasında alınan bilirkişi kök ve ek raporu ile, haklı nedenle fesih koşullarının oluşmadığı tespit edilmiştir. Alınan raporlar, ayrıntılı ve denetime elverişli niteliktedir. Davacı ortak davalı şirketin genel kurul toplantılarının yapılmadığını, kendisinin genel kurula çağrılmadığını ileri sürmüş ise de, davalı şirketin █████/2014 ve █████/2018 tarihli genel kurul toplantılarına davacının katılarak tutanakların altını imzaladığı sabittir. Hal böyle olunca, mahkemece davalı şirketin haklı nedenle feshi koşullarının oluşmadığı, haklı nedenle fesih koşulları oluşmadığından şirketten çıkma talebinin de yerinde olmadığı gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan, fesih' in son çare olması niteliği gözetildiğinde davacının ileri sürdüğü sebeplere dayalı tanıdığı dava ve talep haklarını kullanmadan doğrudan dava açması da haklı nedenle fesih dava özelliğine aykırıdır. Yargılama aşamasında davalı şirket müdürü olan ... █████/2023 tarihli celseye katılarak "Belki haklı olarak çıkma istiyor. Ama benim bu parayı verecek gücüm yoktur." şeklinde tutanağa geçen sözlü beyanda bulunmuştur. Anılan beyan davacının iddiasında yer alan haklı sebebin gerçekleştiğinin davalı şirket müdürü tarafından kabul edildiği anlamına gelecek bir beyan niteliğinde olmadığından somut olayda davacı tarafından haklı nedenin gerçekleştiğinin usulüne uygun delillerle ispatlandığından söz edilemeyeceği gibi, davalı şirket yetkilisi tarafından davacının işbu davada terditli talebi olan şirketten çıkma talebinin kabul edildiğinden de söz edilemeyecektir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2025 Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...... ... ... ... Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.