Anahtar kelimeler: Tvnin Hakdüşürücü Mensup Fetö Hissedarı Gizli Lisans Amaçları Aşnin Örgütünün

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: █████████
KARAR NO: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2023
NUMARASI: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: █████/2017
BİRLEŞEN İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN
████████ ESAS, ████████ KARAR SAYILI DOSYASI
DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: █████/2022
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2025
Asıl ve birleşen davanın hakdüşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin verilen kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili; davacının 2008 yılı itibarı ile ... TV'nin lisans sahibi ... Hizmetleri AŞ'nin %99.9 oranında hissedarı olduğunu, davalıların mensup olduğu FETÖ örgütünün gizli amaçları için mensuplarını kamu kurumlarına yerleştirdiklerini, kamu gücünü örgütün amaçları için kullandıklarını, FETÖ'nün kendini deşifre eden davacı ve ...'ü hedef alarak ...'ü ele geçirip örgütün basın, yayın, propaganda faaliyetlerinde kullanmak istediğini, devlete sızan örgütün eliyle kamu gücünü kullanarak organize ve sistematik suçlar işlediğini, örgüt üyesi ve yöneticilerinden olan davalı ... ve mensubu olduğu FETÖ'nün, gayrimeşru yollarla elde ettiği kamu gücünü de kullanarak davacıya organize ve sistematik bir kumpas kurduğunu, davacıya yapılan baskı, yasa dışı dinleme, görevi kötüye kullanma, idari ve adli mercileri iğfal, tehdit, yağma, görünüşte vergi ve cezası adı altında ekonomik baskı kurulması, reklam verenlerinin korkutularak gelir kaynaklarının sıfırlanması, sahte evrak düzenlenmesi, itibar sarsıcı haberler yapılması, şirketleri satın almak isteyen diğer alıcıların kaçırılması gibi fiil ve suçların gerçekleştirildiğini, bu kapsamda ... şirketi ve grup şirketlerine reklam verenlere baskı yapılarak gelir kaynaklarının kesildiğini, ...'ün ... şirketine satışının engellendiğini, şirket ortak ve yöneticileri hakkında yasa dışı servet incelemeleri yapıldığını, usulsüz vergi denetimleri yapılarak vergi cezaları kesildiğini, RTÜK eliyle yayın yasağı kararları alındığını, davalıların bu eylemleri sonucu ... şirketi (...) ve grup şirketlerini satıp borçlarını ödemenin tek çıkar yol olarak kaldığını, davacının ... ve grup şirketlerini geriye kalan tek alıcı olan davalılara satmak zorunda kaldığını, davacının iradesi ortadan kaldırılarak 12.05.2008 tarihli pay satım ve devir sözleşmesi imzalatıldığını, bu sözleşme ile ... televizyon kanalına sahip 100.000.000-USD değerindeki ... Hizmetleri A.Ş. ve grup şirketlerinin 30.000.000-USD bedelle FETÖ'nün finansmanını sağlayan, terörün işbirlikçisi, mali destekçisi ve yöneticilerinden olan davalı ...'in büyük hissedarı ve yönetici olduğu davalı ... Ticaret A.Ş. ve bu şirketle ilgili ..., ..., ... ve ...'e devredildiğini, davacıların ... TV ve grup şirketlerindeki hisselerinin davalı ... İnşaat şirketine devredildiğini, ... TV ve grup şirketlerinin diğer küçük hissedarlarının ise aynı sözleşme ile kendi hisselerini davalılar ile ilgili ..., ..., ... ve ...'e devrettiklerini, örgütün suç teşkil eden fiilleri ile davacıların ve küçük hissedarların iradesinin ortadan kaldırıldığını ve şirketleri örgüt emrindeki davalı şirkete mal edilerek davacının 12.05.2008 tarihi itibariyle asgari 70.000.000-USD zarara uğratıldığını, davalıların ise suç yoluyla davacılar aleyhine asgari bu miktarda kazanç elde ettiklerini ve ele geçirdikleri kanalı örgüt faaliyetlerinde kullandıklarını, şirketlerinin ele geçirilmesi dönemindeki suç, baskı ve terörün davalılar ve FETÖ tarafından yapıldığının ortaya çıkması ve üzerlerindeki tehditin ortadan kalkması üzerine davalı ... ile suçlara karışan diğer FETÖ mensupları hakkında şikâyetçi olduklarını, soruşturmanın İstanbul C. Başsavcılığının ██████████ soruşturma sayısı ile yürütüldüğünü, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin █████/2015 tarih ve █████████ D.İş sayılı kararı ile şirket yönetimine kayyım atandığını ve davalının FETÖ ile ilgili faaliyetleri nedeniyle 2015 yılı içinde kanalın Türksat üzerindeki yayınlarının durdurulduğunu, kanalın Türksat uydusundan çıkartılarak Koza/İpek grubuna ait diğer medya kuruluşlarıyla birlikte kapatıldığını, FETÖ emrinde olması nedeniyle Kanaltürk'ün 670 sayılı OHAL kararnamesi ile kapatıldığını, şirketin sicil kaydının terkin edildiğini, bu nedenle sözleşmenin iptali ile TV'nin geri alınmasının bir anlamının kalmadığını, dava süresinde olup TBK'nın 72. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, ayrıca suç oluşturan eylemler nedeniyle uzamış zamanaşımı süresinin uygulanacağını, müvekkilinin iradesi ortadan kaldırılarak düzenlenen sözleşme ile ...'ün lisans sahibi ve işleteni ... Hizmetleri AŞ, ... Tic. Ltd. Şti. ve ... Tic. AŞ'deki davacıya ait 100.000.000-USD değerindeki hisselerin 30.000.000-USD bedelle davalılara devredilmek zorunda kalındığını, bu nedenle TBK'nın 39/2 maddesi gereğince davacının maruz kaldığı 70.000.000-USD maddi zarardan şimdilik 100.000-USD maddi zararın 12.05.2008 tarihinden itibaren işleyecek kamu bankalarınca 1 yıl ve daha uzun vadeli USD mevduatına verilen yıllık %6 ve artan oranındaki USD faizi (mahkemece maddi zararın Türk Lirası olarak kabulü halinde 12.05.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi) ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı ... vekili; dava konusu satışın şirketler arasında gerçekleştirilmiş olup davalının bu sözleşmenin tarafı olmadığını, davalının sadece ... İnşaat'ın hissedarı olup bunun haricinde satış ilişkisinin tarafı olmadığını, bu nedenle davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davanın davalıların ikamet adresinde açılması gerektiğinden mahkemenin yetkisiz olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, davalının hissedarı bulunduğu ... grubunun ticari faaliyetlerine matbaacılıkla başlamış olup, her zaman basın yayın faaliyetlerinin içinde olduğunu ve bu sektörde yatırım yapma ideali taşıdığını, bu doğrultuda önce 2005 yılında ... grubundan ... gazetesinin, sonrasında 2008 yılında ... televizyonunun satın alındığını, kanalın satılma sebebinin haksız uygulanan vergi cezaları olmayıp gerçek ve ödenmesi gereken borçların ödenememesi, bu nedenle ciddi bir borç yükü altında olması nedeniyle oluşan ekonomik sorunlar olduğunu, bu durumun satış sözleşmesinde de açıkça yer aldığını ve bizzat davacı ... tarafından TV'de tüm kamuoyuna hitaben yaptığı konuşmada belirtildiğini, belirtilen tüm ödemelerin satın alma işlemi ile birlikte satış bedeli olarak ödendiğini, satın alma işlemi sırasında beyan edilen borçların beyan edilenden fazla olması ve bu borçların da ... Grubu tarafından ödenmesi nedeniyle ayrıca satın alınan ekipman ve canlı yayın araçlarının teslim edilmemesinden kaynaklı ... Grubu tarafından davacılara açılan davalar bulunduğunu, kanalın satın alınmasına ilişkin inceleme sürerken 15.11.2007 tarihinde ... grubunun 35.000.000-USD'ye satıldığını, bu satışın ...'ün satışı için de ölçü oluşturduğunu, ...ün internet sitesi takipçi sayısı ve reklam gelirinin ...'ten çok yüksek olduğunu, bu değerlendirmeler göz önüne alınarak ...'ün satışının 30 milyon Dolar üzerinden gerçekleştirildiğini, bu bedelin 25 milyon Dolarının satış aşamasında ödendiğini, kalan 5 milyon Dolarının ise ...'ün eski hissedarları tarafından açılan davada ...'e ulusal yayın hakkı lisansı verilmemesi işleminin iptali davasının lehe sonuçlanması halinde ödeneceği hususunda mutabık kalındığını, peşin ödenen 25 milyon Doların 13 milyon Dolarının eski ana hissedar olan ...'a banka yoluyla ödendiğini, 12 milyon Doların ise ... ve diğer hissedarlar tarafından yetkilendirilen kanalın eski mali müşaviri ile teyitleşilerek alım tarihinden önceki vergi, SSK ve üçüncü şahıslara olan ve ticari faaliyetlerden kaynaklanan borçlar için alacaklılara ödendiğini, kanalın satın alınmasının tamamen ticari teamüllere uygun bir şekilde, piyasanın rekabet koşullarında ve ekonomik kriterlerle gerçekleştirildiğini, müvekkilinin FETÖ örgütü bünyesinde yöneticilik yaptığına dair bir mahkeme kararı veya delil bulunmadığını, müvekkilinin devletin içine sızarak örgüt mensuplarına talimat vererek bir işlem yaptırmasının söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... İnşaat vekili; davalı ile davacı arasındaki sözleşmenin başından beri hukuka uygun ve geçerli bir sözleşme olduğunun her iki tarafın da kabulünde olduğunu, davada tüzel kişi olan davalıya yöneltilmiş herhangi bir haksız fiil eyleminden bahsedilmediğini, ika olunduğu bildirilen haksız fiillerin diğer davalı tarafından işlendiğinin belirtildiğini, haksız fiil nedeniyle zarara uğradığını iddia eden davacının, zararını haksız fiili gerçekleştiren kim ise ondan talep edebileceğini, bu nedenle müvekkili aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, kaldı ki davacının uğramış olduğu herhangi bir zararının da bulunmadığını, satışın yapıldığı tarih nazara alındığında üzerinde uzlaşılan 30 milyon Doların ekonomik, teknik, idari bir çok problemi olan kanal için hayli yüksek bir meblağ olduğunu, dolayısı ile davanın koşulu olan zarar unsurunun gerçekleşmediğini belirterek, davanın öncelikle yetki ve zamanaşımı itirazları doğrultusunda usulden reddine, aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN İSTANBUL 4. ATM ████████ E. ████████ K. SAYILI DOSYA
DAVA: Davacı vekili; asıl dava dilekçesindeki beyan ve iddialarını tekrarla, davacının maruz kaldığı maddi zarardan fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik belirsiz alacak olarak 200.000-USD maddi tazminatın 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarına █████/2008 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %6 ve artan orandaki USD faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı ... vekili; dava konusu istemin zamanaşımına uğradığını, davalı sözleşmenin tarafı olmadığından davalıya husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, mahkemenin yetkisiz olduğunu, müvekkili herhangi bir terör örgütü üyesi veya yöneticisi olmadığı gibi, bir irtibatı veya iltisakının da bulunmadığını, müvekkili hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığını, ...'ün satış bedelinin makul olduğunun MASAK tarafından ortaya konulduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... İnşaat vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davalı şirketin işbu davada taraf sıfatı bulunmadığını, dava dilekçesinde davalı şirketin işlediği iddia edilen hiçbir haksız fiilin zikredilmediğini, aksine diğer davalı tarafından işlendiği ileri sürülen haksız fiillerden bahsedildiğini, müvekkilinin bir haksız fiili bulunmadığına göre müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, mahkemenin yetkisiz olduğunu, davacının işbu davayı tek başına açmaya yetkili olmadığını, davaya dayanak sözleşme tarafları arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, belirsiz alacak davasında alacağın tümü talep edilmekle ilk davadaki alacağı da kapsadığını, bu nedenlerle derdestlik itirazlarının bulunduğunu, kaldı ki sözleşme kapsamında uzlaşılan rakamın makul bir fiyat olup, davacının bir zararının söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; davacı tarafça, davalıların mensup olduğu Fetullahçı terör örgütünün kendini deşifre eden davacı ve ...'ü hedef alarak ...'ü ele geçirip örgütün basın, yayın, propaganda faaliyetlerinde kullanmak istediği, devlete sızan eliyle kamu gücünü kullanarak organize ve sistematik suçlar işlediği, örgütün üyesi ve yöneticilerinden olan davalı ... ve mensubu olduğu FETÖ'nün, gayrimeşru yollarla elde ettiği kamu gücünü de kullanarak davacıya organize ve sistematik bir kumpas kurduğu, davacıya yapılan baskı, yasadışı dinleme, görevi kötüye kullanma, idari ve adli mercileri iğfal, tehdit, yağma, görünüşte vergi ve cezası adı altında ekonomik baskı kurulması, reklam verenlerin korkutularak gelir kaynaklarının sıfırlanması, sahte evrak düzenlenmesi, itibar sarsıcı haberler yapılması, şirketleri satın almak isteyen diğer alıcıların kaçırılması gibi fiil ve suçları sonucu davacının iradesi ortadan kaldırılarak 12.05.2008 tarihli pay satım ve devir sözleşmesinin imzalatıldığının ve iradesinin sakatlandığının ileri sürüldüğü, 6098 sayılı TBK'nın 39/1 maddesinde, korkutulanın korkutma etkisi ortadan kalktıktan sonra 1 yıl içerisinde sözleşmeden dönebileceği hüküm altına alınmış olup, korkutmanın hak düşürücü süreye tabi olduğu, davacı tarafından daha önce taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı olarak İstanbul 11. ATM'de █████/2009 tarihinde dava açıldığı, mahkemenin ████████ esas ████████ karar sayılı █████/2018 tarihli kararı incelendiğinde, asıl davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, birleşen İstanbul 2. ATM ████████ esas, ████████ karar sayılı davanın dava ehliyeti dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği, asıl dava davacılarından ... tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin █████████ esas, ████████ karar sayılı █████/2021 tarihli ilamı ile istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, istinaf kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████████ esas, █████████ karar sayılı █████/2022 tarihli ilamı ile istinaf kararının bozularak kaldırılmasına karar verildiği, ikrah etkisi altında sözleşme imzaladığını ileri süren kimsenin, diğer tarafı hasım göstererek dava açması veya onu yetkili makamlara şikayet etmesi durumunda artık bu kimsenin ikrahın etkisinden kurtulduğunun kabul edileceği, davacının da içinde bulunduğu kimseler tarafından, aynı devir sözleşmesi konu edilerek İstanbul 11. ATM nezdinde, sözleşmeden hemen birkaç ay sonra 27.03.2009 tarihinde sözleşmeden kaynaklı alacakların tazmini talebiyle dava açıldığı, o halde davalıların bir ikrahı var ise, en geç bu tarih itibari ile davacının ikrahın etkisinden kurtularak davalı tarafa dava açabildiğinin kabulünün gerektiği, o halde davacının, bu sözleşme ile bağlı olmadığını 818 sayılı BK'nın 31. maddesine göre en geç bu tarihten itibaren 1 yıl içinde davalıya karşı ileri sürmesi gerektiği, eldeki davanın ise bu tarihten yaklaşık 8 sene gibi uzun bir süre sonra açıldığı, yine davacının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na hitaben yazılı 05.02.2015 tarihli şikayet dilekçesi ile aynı iddialarla davalıları şikayet edebilmesinin, bu tarih itibari ile dahi ikrahın etkisinde olmadığını gösterdiği, o halde davacının 6098 sayılı TBK'nın 39. maddesine göre eldeki davayı en geç 05.02.2016 tarihinde açması gerekirken, bu tarih geçtikten sonra açtığı, yani her iki durumda da kanunda düzenlenen hak düşürücü süre geçtiğinden, davacının sözleşmeye onay verdiğinin kabulünün gerektiği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ: Asıl ve birleşen davada davacı vekili; 12.05.2008 tarihli sözleşmenin, davalıların ve mensubu oldukları FETÖ terör örgütünün korkutması (ikrahı) altında imzalandığını, sözleşme imzası sonrasında da davalıların ve mensubu oldukları FETÖ terör örgütünün tehditlerinin, korkutmasının devam ettiğini, davanın konusunun sözleşmenin korkutma nedeniyle iptaline ilişkin olmayıp, korkutma nedeniyle akdedilen sözleşmeden kaynaklanan zararın giderilmesine ilişkin olduğunu, mahkemece davanın konusunun tamamen hatalı değerlendirilerek hukuka aykırı karar verildiğini, TBK'nın 39/2 maddesinde, aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılmasının tazminat hakkını ortadan kaldırmayacağının düzenlendiğini, görüldüğü üzere iradesi sakatlanan tarafın sözleşme ile bağını koparmaması ve bu sözleşmeye dayalı olarak alacak talebinde bulunmuş olmasının, tazminat talep hakkını ortadan kaldırmadığını, işbu dava da uğranılan zararın tazmini amacıyla açılmış olup, hak düşürücü süre bulunmadığını, talep genel hükümlere göre zamanaşımı süresine tabi olup zamanaşımı süresinde açıldığını, korkunun ortadan kalktığı tarih olarak İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ esas sayılı dosyası tahtında 27.03.2009 tarihinin kabul edilemeyeceğini, zamanaşımının başlangıcının, korkutmanın ortadan kalkması ve sözleşmeyi onamış sayılma anından itibaren başlayacağını, korkutma altında imzalanan sözleşmeden kaynaklı bir alacağını korkutulanın talep etmesinin, korkutmanın etkisinin ortadan kalkması olarak yorumlanamayacağını, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığının, kişinin kendisine veya yakınlarına yönelik kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin devam edip etmediği ile değerlendirileceği, korkutma halen varlığını devam ettiriyorsa, korkutulanın elverişsiz sözleşmeye ve o sırada henüz kendisini bağlamayan bir sözleşmeye dayalı talep yöneltmesinin, korkutmanın ortadan kalktığı şeklinde yorumlanamayacağını, davalıların ve mensubu olduğu FETÖ terör örgütünün müvekkili ve şirketin eski ortakları, yöneticileri ve müşterileri nezdinde tehditlerinin devam ettirildiğini, hiç bir şekilde sonlanmadığını, FETÖ tehdidinin, ancak 15 Temmuz 2016 tarihli hain darbe girişiminin bastırılması ve kontrolün devlet yetkilileri eliyle sağlanması akabinde kalktığını, TBK'nın 39/2 maddesindeki tazminat talebi bakımından zamanaşımı süresinin, korkutma altında imzalanan sözleşmenin karşı tarafı için TBK'nın 146. maddesi uyarınca 10 yıl, üçüncü kişi bakımından ise TBK'nın 72. maddesi uyarınca haksız fiil zamanaşımı süresi olduğunu, ayrıca bu maddedeki zamanaşımı süresi bakımından uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağını, ... TV'nin değerinin, satış değeri olan 30.000.000-USD'den daha fazla olduğunun, bu sebeple de müvekkilinin zarara uğradığının tespit edildiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Asıl ve birleşen dava, davacının hissedarı olduğu ... TV'nin lisans sahibi olan ... Hizmetleri AŞ ve grup şirketlerinin davacı tarafından davalıya satışına ilişkin 12.05.2008 tarihli pay satım ve devir sözleşmesinin korkutma etkisi altında imzalatıldığı iddiasına dayalı olarak, oluşan zararın 818 sayılı BK'nın 31/2 (6098 sayılı TBK'nın 39/2) maddesine dayalı olarak tazmini istemine ilişkindir. Somut olayda; davacının da aralarında bulunduğu pay sahipleri ile davalı ... İnşaat ve dava dışı kişiler arasında, ... TV'nin lisans sahibi olan ... Hiz. AŞ. ile grup şirketlerinin hisselerinin satış ve devrine ilişkin 12.05.2008 tarihli pay satım ve devir sözleşmesi imzalandığı, satış bedelinin 30 milyon ABD Doları olarak belirlendiği, satış tarihinde davalı ...'in sözleşmenin tarafı olan davalı ... şirketinin yetkilisi olduğu, davacı tarafça; sözlemenin davalı ile mensubu olduğu FETÖ terör örgütünün baskıları sonucunda korkutma altında imzalandığı ileri sürülerek 818 BK'nın 31/2 (6098 sayılı TBK'nın 39/2) maddesine dayalı olarak korkutma nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle işbu asıl ve birleşen davanın açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Korkutmanın düzenlendiği 6098 sayılı TBK'nın 37. (818 sayılı BK'nın 29) maddesine göre; "bir kimse karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz." Korkutmadan söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabilir. İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme, karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih veya zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi, def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Kanunun 39. (818 sayılı BK'nın 31) maddesinin 1. fıkrasında, yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan tarafın, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılacağı, 2. fıkrasında ise aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılmasının, tazminat hakkını ortadan kaldırmayacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu yasal düzenlemelere göre; koşullarının bulunması kaydıyla, sözleşmenin diğer tarafının veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucunda sözleşme imzalamak zorunda kalan korkutulan, hak düşürücü süre içerisinde sözleşmeyi iptal edebileceği (sözleşmeden dönebileceği) gibi, sözleşme ile bağlı kalarak korkutandan tazminat talep edebilecektir. Görüldüğü üzere korkutmanın sözleşmenin iptali ve tazminat olmak üzere iki sonucu bulunmaktadır. Korkutulanın sahip olduğu tazminat hakkı, iptal hakkına bağlı olmayan, ondan bağımsız bir hak niteliğini taşımaktadır. Çünkü korkutulana söz konusu hüküm kapsamında tanınan tazminat hakkı, doğrudan korkutma teşkil eden fiile bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle korkutulan, iptal hakkını kullandığı durumların yanında, iptal hakkını kullanmayarak sözleşmeye açık veya örtülü bir şekilde onay verdiği ya da TBK'nın 39/1 maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süreyi hareketsiz bir şekilde geçirerek sözleşmeyi onamış sayıldığı durumlarda, tazminat talep hakkını korumaktadır. Eldeki davada da mahkemece, korkutmaya bağlı iptal hakkının davacı tarafça 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmediği kabul edilmiştir. Davacı tarafça düzenlenen dava dilekçelerinde de talebin açıkça TBK'nın 39/2 maddesine dayalı tazminat istemi olduğu vurgulanmıştır. Bu durumda davacının asıl ve birleşen davadaki talebi sözleşmenin iptaline ilişkin olmayıp, sözleşmeyle bağlı kalarak korkutma nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olduğu anlaşılmakla, dava hak düşürücü süreye tabi olmayıp, niteliğine göre belirlenecek zamanaşımı süresine tabidir. Bu nedenle mahkemece talebin tazminat istemine ilişkin olduğu hususu dikkate alınarak yargılamaya devam edilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile asıl ve birleşen davada verilen hükmün HMK'nın 353(1)a-4 maddesi uyarınca kaldırılarak, davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2023 Tarih ████████ Esas - ████████ Karar sayılı hükmün HMK.'nın 353(1)a-4 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine" Asıl ve birleşen davalarda davacı tarafça yatırılan 66.450,85‬-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362(1)-g maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2025

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!