Anahtar kelimeler: Karyaztar Akdetmiş Lise Okulu Cami İlköğretim Esaskarar Yapmaya Eser Katip

T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ███████ Esas - ████████

TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ
T.C.
ANKARA
11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ███████ Esas
KARAR NO : ████████
HAKİM : ......
KATİP : ......
DAVACI : ......
VEKİLİ : Av. ......
DAVALI : 1- ......
VEKİLİ : Av. ......
DAVALI : 2- ......
VEKİLLERİ : Av. ......
Av. ......
DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2024
KARAR TARİHİ : █████/2024
KAR.YAZ.TAR. : █████/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
İDDİA:
Davacı vekilinin dilekçesi ile " ... Müvekkili şirket (alt yüklenici) ile davalı şirketler arasında iş ortaklığı ile akdetmiş oldukları █████/2017 tarihli eser sözleşmesi gereği müvekkilinin ... altında ki " ...... 447 adet konut, 1 adet lise, 1 adet ilköğretim okulu, 1 adet 750 kişilik cami ile alt yapı ve çevre düzenlemesi işi kapsamında sözleşmede belirtilen Birim Fiyat Tablosunda yazılı ahşap işlerini yapmayı yüklendiğini, müvekkili şirketin üzerinde bulunan işi eksiksiz ifa ederek davalı şirketlere teslim etmiş olmasına rağmen davalı şirketler dava konusu iş kapsamında bulunan bakiye 73.963,92-TL cari hesap borçlarını müvekkiline ödemediklerini, bu nedenle davalı şirketler hakkında bakiye cari hesap alacağının tahsili talebiyle ...... esas sayılı dosyası kapsamında ilamsız icra takibi başlattıklarını ve davalı şirketlerin takip konusu borca itiraz etmeleri nedeniyle icra takibinin durdurulduğunu bunun üzerine davalı şirketler hakkında ......esas sayılı dosyası kapsamında itirazın iptali davası açıldığını ve yargılama neticesinde davalarının kabulü ile ...... esas sayılı dosyasında ki itirazın iptali ile takibin devamına karar verildiğini ve dosyanın kesinleştiğini, ancak davalı şirketlerin takip tarihi itibarıyla ödemeleri gereken 73.950,00-TL olan asıl alacak için müvekkili şirkete takip tarihi olan █████/2021 tarihinden itibaren tahsil tarihi olan █████/2023 tarihine kadar işlemiş olan değişen oranlarda ticari avans faizi olarak toplam 29.886,44-TL faiz ödemesi yapmışlar ise de davalıların borçlarını zamanında ödememeleri nedeniyle müvekkili şirketin davalıların ödedikleri faizden çok daha fazla zarara uğradığını bu nedenle davalı şirketlerin oluşturduğu iş ortaklığı ile akdetmiş olduğu █████/2017 tarihli eser sözleşmesinden kaynaklı bakiye alacağının zamanında ödenmemesi nedeniyle temerrüt faizini aşan munzam zararın belirsiz alacak hükümlerine göre karar tarihine en yakın tarih itibarıyla hesaplanmasını, belirsiz alacak hükümlerine göre talep artırımında bulunma hakları saklı kalmak kaydıyla hesap edilecek olan munzam zarara mahsuben şimdilik 500,00-TL ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazmin ve tahsil edilerek müvekkiline verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini..." talep ve dava ettiği görülmüştür.
SAVUNMA:
Davalılar vekilinin cevap dilekçesi ile "... Davacının munzam zarar talebinin yersiz ve sözleşmeye aykırı olup munzam zarar şartlarının oluşmadığını, müvekkillerinin davacı tarafça başlatılmış olan takibi sürüncemede bırakma ve alacaklarına geç ulaştırma kastının bulunmadığını, bu bağlamda müvekkili şirketlerce sözleşme maddelerine göre hareket edilmesi ve takip konusu alacak ile anılan hususların yargılamaya muhtaç olduğu gözetildiğinde davalı müvekkillerinin kasti ve kusurlu bir davranışının söz konusu olmadığını, davacı tarafın iddiaları soyut olup uğranılan bir zarar var ise bunun somut şekilde ispatlanması gerektiğini, davacı tarafın dilekçe içeriğinde herhangi bir somut zarardan bahsetmediğini, iddialarının tamamen dayanaksız soyut olduğunu, müvekkili şirketlerin yapılan yargılama neticesinde ...... Mahkemesi kararı doğrultusunda takip konusu 73.950,00-TL'yi takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi ile ödediklerini, bu nedenle taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin gözetilmesi, müvekkili şirketlerinin kusurunun ve kötü niyetinin bulunmaması, davacının munzam zararı olduğuna dair sadece soyut nitelikte iddialarının bulunması ve munzam zarar şartlarının oluşmadığı göz önüne alındığında haksız davanın reddinin gerektiğini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini ..." talep ettikleri görülmüştür.
DELİLLER:
...... sayılı dosyasının tetkikinde davacısının dosyamızın davacısı,davalılarının dosyamızın davalıları dava konusunun İtirazın iptali olduğu, mahkemenin █████/2023 tarihli kararı ile "...Alınan bilirkişi raporları, toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; Davacı ile davalıların oluşturduğu iş ortaklığı arasında davalıların dava dışı ...'den ihale ile aldıkları işin bir kısım imalatların yapılması hususunda alt taşeronluk sözleşmesi imzalandığı, davacı tarafın sözleşme kapsamında laminant kapı, mutfak dolabı ve banyo dolabı imalatlarını yapmayı üstlendiği, taraflar arasında düzenlenen hak edişler kapsamında bir kısım ödemelerin yapıldığı, ancak yapılan nakdi teminat kesintisinin ödenmediği, davalı tarafın nakdi teminatın iade edilmemesini işin eksik yapılmasına dayandırdığı, oysa taraflar arasındaki sözleşmenin 10.2.maddesine göre, █████/2017 tarihinin geçici kabul tarih olarak belirlendiği, ilk geçici kabul tutanağının █████/2019 tarihinde düzenlendiği, bu tutanakta eksik işlerin gösterildiği, alınan bilirkişi raporu ile de belirlendiği üzere eksik işlerin alt taşeron davacının yapımını taahhüt ettiği işlerle ilgili olmadığı, netice itibariyle davacının üstlendiği işi eksiksiz olarak tamamlayıp teslim ettiği, bu nedenle dava dışı idare ile davalıların imzaladığı sözleşme kapsamında geçici kabulün ve buna dayalı kesin kabulün zamanında yapılamamasının davacının eyleminden kaynaklanmadığı, davalıların dava dışı idareye karşı kendi edimlerini tam ve eksiksiz yerine getirmemeleri nedeniyle geçici kabul ve kesin kabulün yapılamamasının sonucundan davacının olumsuz yönde etkilenmesinin düşünülemeyeceği, kesin kabul yapılmamasına dayalı davalıların savunmasının MK.2.maddesine aykırı olduğu ve yapılan nakdi teminat kesintilerinin iadesinin gerektiği, bilirkişilerce davalı kayıtlarına göre 69.476,17 TL borç çıkarılmış ise de, █████/2022 tarihli beyan dilekçesinde de belirtildiği üzere davalı tarafın 73.963,00 TL teminatı uhdesinde tuttuğu, takipte istenen miktarın da bu miktar olduğu, davacı defterlerinde miktar yönünde aleyhe kayıt bulunmadığı gözetilerek yapılan itirazın iptalinin gerektiği, ancak alacak eser sözleşmesine dayalı yapılan teminat kesintilerinin iadesi konulu olması ve tespiti yargılama gerektirdiğinden likit nitelikte olmadığı gözetilerek davacının icra inkar tazminat talebinin reddi gerektiği gözetilerek ...Davanın KISMEN KABULÜNE, ...... Esas sayılı dosyasından başlatılan takibe davalının yaptığı itirazın İPTALİ ile, takibin;73.950,00 TL asıl alacak üzerinden DEVAMINA, alacağa takipten itibaren değişen oranlı avans faizi işletilmesine, " karar verildiği " kararın Tarafların Kararı İstinaf Etmemesi Üzerine █████/2023 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
...... Esas sayılı dosyasının tetkikinde takip alacaklısının davacımız, takip borçlularının davalılarımız ,takip konusunun eser sözleşmesinden kaynaklı 73.950,00 TL ı olduğu, borçluların itirazı üzerine takibin durdurulduğu görülmüştür.
Davacı tarafça taraflar arasındaki sözleşme suretlerinin ,hak ediş belgelerinin ibraz edildiği görülmüştür.
...... sayılı ilamında "...Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 15.02.2006 tarihinde ...... işleteni olduğu aracın karıştığı trafik kazasında yaralandığını, iş gücü kaybı ve manevi tazminat talebi ile ...... sayılı dosyasında işleten ve dava dışı sürücü aleyhine dava açıldığını ancak davalı tarafından tehiri icra talepli olarak temyiz ve karar düzeltme kanun yollarına gidildiği için kararın 12.07.2021 tarihinde deracattan geçerek kesinleştiğini, enflasyon değerlerine göre hesaplama yapıldığında olay tarihinden işletilecek faizin ana paranın değerini koruyamayacağını, müvekkilinin munzam zararının bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi ile düzenlenen aşkın zarardan davalının sorumlu olduğunu belirterek belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 100 TL munzam zararın davalıdan tahsilini talep etmiştir. ...Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolması nedeniyle usulden reddedilmesi gerektiğini, ...... Esas sayılı dosya ile dava konusu ve taraflar aynı olduğundan derdestlik söz konusu olduğunu, faizi aşan munzam zararın davacı tarafından somut delillerle kanıtlanması gerektiğini, müvekkilinin temyiz ve karar düzeltme yollarına ilişkin yasal haklarını kullandığını, açılan davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir....İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından trafik kazasına bağlı yaralanma nedeniyle iş gücü kaybı ve manevi tazminat talebi ile davalı aleyhine ...... sayılı dosyasında dava açıldığı, bu dosyada verilen kararın deracattan geçerek kesinleşmesine kadarki süreçte davalı tarafın, temyiz ve karar düzeltme yollarına başvurmasının hem hakkı hem de görevi olduğu, davalıya herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği, olay tarihinden kararın kesinleşmesine kadar geçen 15 yıllık sürede paranın satın alma gücünün düştüğü ancak bu konuda davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. ...Davacı vekili istinaf dilekçesinde; olay tarihi 15.02.2006 olmasına rağmen davalı tarafından ödemenin 15 yıl sonra 01.10.2021 tarihinde yapıldığını, bu süreçte davalının tüm yasal haklarını kullandığını ancak neticede haksız olduğunun tespit edildiğini, olay tarihinden işletilecek yasal faiz ile zararın giderilemeyeceğinin açık olduğunu, kusuru bulunmadığını davalının ispat etmesi gerektiğini, faizi aşan munzam zarardan davalının sorumlu olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmadığı, paranın satın alma gücünün düştüğü ancak bunun sebebinin davalının yasal yollara başvurması olmadığı, davacı tarafından iş gücü kaybı ve manevi tazminat talebi ile açılan davada davalı tarafın yasal hakkı olan temyiz ve karar düzeltme yollarına başvurması nedeniyle kendisine kusur izafe edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. ...Davacı vekili temyiz dilekçesinde; olay tarihi 15.02.2006 olmasına rağmen davalı tarafından ödemenin 15 yıl sonra 01.10.2021 tarihinde yapıldığını, bu süreçte davalının tüm yasal haklarını kullandığını ancak neticede haksız olduğunun tespit edildiğini, olay tarihinden işletilecek yasal faiz ile zararın giderilemeyeceğinin açık olduğunu, kusuru bulunmadığını davalının ispat etmesi gerektiğini, faizi aşan munzam zarardan davalının sorumlu olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. ... Uyuşmazlık; 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi hükmüne dayalı munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Değerlendirme Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, ...... sayılı dosyasında davalının yasal hakkı olan temyiz ve karar düzeltme yollarına başvurduğu, olayda kusur ve sorumluluğunun bulunmadığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir...." denildiği görülmüştür.
GEREKÇE:
Davacı tarafça davalı aleyhine eser sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine haksız itiraz edildiği, davalının yargı sürecini uzattığı, tahsilin geciktiği , davacının temerrüt faizi üzerinde zararı bulunduğu belirtilerek munzam zararın tahsili, davalı tarafça davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş olup.
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü içermektedir haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir ( ......). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
Mevcut olayda davacı tarafça davalı aleyhine eser sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine haksız itiraz edildiği, davalının yargı sürecini uzattığı, tahsilin geciktiği , davacının temerrüt faizi üzerinde zararı bulunduğu belirtilerek munzam zararın tahsili istenilmiş isede; ilamsız takip üzerine yapılan itirazın bir hak olduğu ve kötüniyetli olarak kullanılmadığına dair yeterli ve inandırıcı ileri sürülmediği de dikkate alındığında, icra takibine yönelik itirazın hem hak hem de görev olduğu, kaldıkı itirazın iptali kararının istinaf aşamasına taşınmadığı, bu kapsamda davalıya oluşan zararda herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği, icra takip tarihinden, itirazın iptali ile tahsile kadar geçen sürede paranın satın alma gücünün düştüğü ancak bu konuda davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı ...... sayılı ...... E sayılı dosya sureti ve tüm dosya kapsamı ile anlaşılmakla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm delillerin somut olarak ortaya konulması gerektiği, salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat edilemediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemeyeceği, TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmesi , kanun koyucunun tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını ......’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlediği de dikkate alındığında, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğunun kabul edilemeyeceği de gözetilerek aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı üzere;
1-Davacının davasının reddine,
2) Dava açılışında alınan 427,60-TL peşin harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL harcı karşıladığı anlaşıldığından harç alınmasına yer olmadığına,
3) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 3.800,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,
4) Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5) Davalıların yargılamada vekil ile temsil edildiği anlaşıldığından yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılar tarafına verilmesine,
6) Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider ve delil avansının HMK'nin 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak yatıranlara iadesine,
Dair Taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde ...... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2024
Katip ......
¸e-imzalıdır.
Hakim ......
¸e-imzalıdır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!