Anahtar kelimeler: Saatte Gününün İstemli Gelmiş Başlanarak Davetiye Olmalarıyla Günde Dinlenerek Sözlü

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : █████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 6. Asliye Ticaret MahkemesiSAYISI : ███████ E., ████████ K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 20.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belli edilen günde davalı vekili Avukat .... ile davacı vekili Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında İstanbul ili, ... ilçesi, ... Köyü, ....mevkiinde kain ... pafta, ... parselde kayıtlı 15.320 m², ve ... pafta, ... parselde kayıtlı 11.869 m² arsa vasıflı gayrimenkuller ile ilgili olarak "Düzenleme Şeklinde Hasılat Paylaşımlı Arsa Payı Karşılığı Bina Yapımı ve Satış Vaadi Ön Anlaşması" yapıldığını, sözleşme gereği müvekkilinin davalı şirkete toplam 350.000,00 USD ödeme yaptığını, 10.000,00 USD'nin şirket muhasebe sorumlusu ....'a belge karşılığı teslim edildiğini, bakiye 250.000,00 USD'nin banka aracılığı ile şirket hesabına gönderildiğini, davalının sözleşmeyi arsa sahibi sıfatıyla imzaladığını, ancak daha sonra arsa sahiplerinin dava dışı .... ve ..... San. ve Tic. A.Ş. olduğunun öğrenildiğini, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğunu, müvekkilinin ..... Noterliğinin 21.04.2017 tarihli ihtarnamesi ile durumu ihtar ettiğini, ancak davalının 350.000,00 Doları iade etmediğini, davalı hakkında İstanbul 21. İcra Dairesi'nin ██████████ Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, davalının borca itirazının haksız olduğunu belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına, davalının % 20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin ısrarı sonucu ve sözkonusu arsalara inşaat yapacağı taahhüdüne güvenilerek işin davacı şirkete verildiğini, davacı şirketin de başlangıçta, samimi olarak işe girişip kısmi ödemeler yaptığını, bilahare işi yavaşlatıp, taahhütlerini ihlal etmeye başladığını, davacının talebinin 818 sayılı BK'nın 126/4. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunun kabulü halinde dahi, ödeme ve sözleşmenin feshi üzerinden 5 yıldan çok daha uzun bir zaman geçtiğinden davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, davacının açtığı davada haksız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Taraflar arasındaki Ön Sözleşmede belirtilen asıl sözleşmenin (Düzenleme Şeklinde Hasılat Paylaşımlı Arsa Payı Karşılığı Bina Yapımı ve Satış Vaadi Sözleşmesinin) taraflar arasında akdedilmediği ihtilaf konusu değildir. Asıl Sözleşme akdedilmediği için davacı şirket (yüklenici), ön sözleşme ve asıl sözleşmenin konusunu oluşturan inşaatı yapma borcu altına girmemiştir.Her ne kadar davacı tarafça taraflar arasında imzalanan sözleşmeyi davalının arsa sahibi sıfatıyla imzaladığı, ancak daha sonra arsa sahiplerinin .... ve .... San. ve Tic. A.Ş olduğunun öğrenildiği, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu bu durumun da .... Noterliğinin 21.04.2017 tarihli ihtarnamesi ile ihtar edildiği ve sözleşmenin geçersiz olduğu iddia edilmiş ise de, taraflar arasındaki sözleşme borçlandırıcı bir sözleşme olup, davalı bu sözleşmeyle yükümlülük altına girmiştir. Bu nedenle, sözleşmenin geçerli olması için davalının sözleşme konusu arsanın maliki durumunda olması şart olmadığı gibi sözleşmenin akdedilmesinden sonra, taşınmazların malikinin sözleşmenin uygulanmasına muvafakat etmediği yönünde bir iddia da söz konusu olmamıştır.Davalı vekilince ibraz edilen 09.11.2022 tarihli ıslah dilekçesi ekinde, davacı şirket tarafından davalı şirket lehine düzenlenen 900.000 USD, 1.000.000 USD ve 1.000.000 tutarlı 3 adet, keşide tarihi kısmı boş bırakılmış çek örneği sunulmuş olup; çeklerin incelenmesi ile keşidecisi davacı ve lehdarı davalı olan Garanti Bankası .... Şubesi muhataplı ... no.lu 900.000,00 USD, ... no.lu 1.000.000,00 USD ve ... no.lu 1.000.000,00 USD olmak üzere toplam 2.900.000,00 USD tutarında çeklerin kendilerinde olduğuna dair yeni haberdar oldukları yönünde beyanda bulunulduğu, sözkonusu çeklerin arkalarında "iş bu çek 11.07.2008 tarihinde yapılan sözleşmeye istinaden teminat olarak verilmiş olup, hiçbir şekilde ciro edilemez." ifadesinin yeraldığı hususu nazara alındığında, bu çeklerin davacı şirket tarafından davalı şirkete Ön Sözleşmenin ödeme başlıklı hükümlerine istinaden Teminat Çeki olarak verilmiş oldukları anlaşılmış, davalı tarafından davacının iş bu çeklere mahsup edilmek üzere davaya konu ödemelerin yapıldığı yönündeki iddiasının ispat edilemediği soncuna varılmıştır.Anılan durum karşısında davacının işbu ön sözleşmeye istinaden 350.000 USD ödeme yaptığının ispat edildiği ve Ön Sözleşmenin akdedilmesinden sonra, taraflar asıl sözleşmenin akdedilmesinden ve uygulanmasından yani davacının ön sözleşmede sözü edilen inşaatı yapmasından karşılıklı olarak vazgeçtikleri için davacı şirketin ön sözleşmeye istinaden davalı şirkete ödemiş olduğu 350.000 USD'nin iadesini davalı şirketten talebe hak kazandığı anlaşılmış takipten önce davacı tarafça temerrüt koşullarının oluşturulmaması nedeni ile takipten önceki faiz talebi yerinde görülmemiştir. Davacı alacağı likit nitelikte olup, davalının itirazında haksız bulunduğu anlaşıldığından İİK'nın 67/2. maddesi hükmü gereğince takdiren tespit edilen miktarın % 20'si oranında icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulması gerekmiştir" gerekçesiyle "Davanın kabulü ile, İstanbul 21. İcra Dairesi'nin ██████████ Esas sayılı dosyasına yönelik itirazın iptali ile takibin 350.000,00 USD asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD ile açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faiz yürütülmesine, takip tarihi itibarı ile talep edilen USD cinsi alacağın Türk Lirası karşılığı 1.281.000,00 TL'nin %20 oranı olan 256.200,00 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "Somut olayda; davacı, ön sözleşmenin akdedilmesinden sonra 350.000,00 USD ödeme yaptığını iddia etmiş ve dava dilekçesi ekinde bu ödemeleri ispata yönelik “ödeme belgeleri” sunmuştur. Davalı da cevap dilekçesinde ve ikinci cevap dilekçesinde, davacının bu ödemeleri yaptığını kabul etmiş, fakat davacının sözleşme konusu inşaatın yapımına başlamaması nedeniyle işbu ön sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini ve davacının yaptığı ödemelerin, davalının uğradığı zararın karşılığı olarak irat kaydedildiğini beyan etmiştir. Bu durumlar karşısında davacının işbu ön sözleşmeye istinaden 350.000 USD ödeme yaptığının ispat edilmiş sayılacağı hususundaki mahkemenin kabul ve takdirinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Davalı tarafın bu yönlere ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Ayrıca,davalı tarafın alacağın zamanaşımına uğradığına ilişkin istinaf sebepleri ile ilgili olarak Dairemizin kaldırma kararındaki detaylı açıklama uyarınca, bu yöne ilişkin istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Davalının maliki bulunmadığı taşınmazlar ile ilgili olarak yaptığı ön sözleşmenin, arsa maliki tarafından icazet verilmediğinden konusunun imkansız olduğu değerlendirilmiştir. Davacının 350.000 USD'yi davalıya ödediğinin (davalının ikrarı ve davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu ödeme belgeleri ile) ispat edildiğinin mahkemece kabul edilmesinde de isabetsizlik bulunmamaktadır. Ön sözleşmenin akdedilmesinden sonra, taraflar asıl sözleşmenin akdedilmesinden ve uygulanmasından, yani davacının ön sözleşmede sözü edilen inşaatı yapmasından karşılıklı olarak vazgeçtikleri için,davacı şirketin Ön Sözleşmeye istinaden davalı şirkete ödemiş olduğunu ispatladığı 350.000 USD'nin iadesini davalı şirketten talebe hak kazanacağı, bu sebeple davalının asıl alacağa itirazının haksız olduğunun kabulü ile,itirazın iptaline karar verilmesi isabetli olup,bu yöne ilişkin istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir" gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalı vekili temyiz dilekçesinde; a.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin zamanaşımı hususundaki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını,b.Yapmış oldukları ıslahın dikkate alınmamasının son derece hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin de bu yöndeki iddialarını incelemediğini, dosyada ikrar bulunmadığını,c.Bölge Adliye Mahkemesinin, yerel mahkemenin davanın esasına ilişkin eksik ve hatalı değerlendirmelerini görmezden geldiğini, oysa davacının davasının haksız olduğunun ortaya çıktığını,d.Bölge Adliye Mahkemesinin icra inkâr tazminatı ve faize yönelik taleplerini reddetmesinin de doğru olmadığını beyan etmektedir. B.Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatının tahsili istemine ilişkindir.Taraflar arasında "Ek Sözleşme No:1" başlıklı 11.08.2008 tarihli adi yazılı sözleşme düzenlenmiş olup, sözleşme içeriğinden, yüklenicinin sözleşmenin a ve b bendlerindeki yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra tarafların "Düzenleme Şeklinde Hasılat Paylaşımlı Arsa Payı Karşılığı Bina Yapımı ve Satış Vaadi Sözleşmesini" noter huzurunda imzalayacakları anlaşılmaktadır. Bu haliyle taraflar arasında imzalanan 11.08.2008 tarihli sözleşmenin ön sözleşme niteliğinde olduğu görülmektedir. Tarafların iradesi hasılat paylaşımlı arsa payı karşılığı bina yapım sözleşmesi yapmak olup, taraflarca ön sözleşmeden sonra "Düzenleme Şeklinde Hasılat Paylaşımlı Arsa Payı Karşılığı Bina Yapımı ve Satış Vaadi Sözleşmesi" yapılmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Tarafların ileride yapacakları asıl sözleşme "Düzenleme Şeklinde Hasılat Paylaşımlı Arsa Payı Karşılığı Bina Yapımı ve Satış Vaadi Sözleşmesi" olup, TBK'nın 29. maddesi uyarınca bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin yapılacak ön sözleşmeler ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin mülkiyeti nakil borcu doğurması sebebiyle 6098 sayılı TBK'nın 237, Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60. maddeleri uyarınca resmi biçimde yapılması geçerlilik şartıdır.Taraflar arasındaki 11.08.2008 tarihli Ön Sözleşmenin TBK'nın 29/2 maddesi uyarınca resmi şekilde yapılması gerekli iken, adi yazılı şekilde yapılmış olup, bu nedenle yapılan Ön Sözleşme geçersizdir.Davada, Ön Sözleşme uyarınca davalıya yapılan 350.000,00 Dolar ödemenin iadesi için girişilen icra takibine itirazın iptali talep edilmiştir. Sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle verilenlerin iadesinde, geçersiz de olsa sözleşme ilişkisi bulunduğundan, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin zamanaşımı süresi değil, geçersiz sözleşmenin tabi olduğu zamanaşımı süresi uygulanır. Sözleşme tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 126/4. maddesi gereğince eser sözleşmelerinde zamanaşımı süresi 5 yıldır. Aynı Kanunun 128. maddesinde zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. Dosyanın incelenmesinde, davalı şirketin davacıya gönderdiği 27.09.2010 tarihli ihtarnamede, ihtarname tarihine kadar inşaata başlanmadığı, davacının inşaata başlaması ve bitirmesi imkanını görmedikleri belirtilerek, sözleşmenin feshedildiğinin davacıya bildirildiği görülmektedir.İhtarname davacı şirkete 30.09.2010 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu durumda davacı şirketin, davalının bu ihtarını tebellüğ ettiği tarih itibariyle, sözleşme uyarınca davalıya ödemiş olduğu bedeli isteme hakkının doğacağı, 30.09.2010 tarihinde iade alacağının muaccel olacağı ve zamanaşımı süresinin bu tarihte işlemeye başlayacağının kabulü gerekir. Davacı şirket tarafından sözleşme uyarınca ödenen bedelin iadesi için 12.10.2017 tarihinde icra takibi başlatılmıştır. Alacağın muaccel olduğu ve zamanaşımı süresinin işlemeye başladığı 30.10.2010 tarihi ile icra takip tarihi olan 12.10.2017 arasında 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf isteminin reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine,Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava konusu uyuşmazlık "Düzenleme Şeklinde Hasılat Paylaşımlı Arsa Payı Karşılığı Bina Yapımı ve Satış Vaadi Ön Anlaşması" başlıklı adi yazılı sözleşmeden kaynaklanan alacak ile ilgili itirazın iptali ve inkar tazminatı istemine ilişkindir. Dairemizin Sayın çoğunluğu ile aramızda adı geçen sözleşmenin mülkiyeti devir borcu doğuran bir sözleşme olması nedeniyle Türk Medeni Kanun'un 706, Türk Borçlar Kanun'un 237. maddesi, Tapu Kanunu 26. madde, Noterlik Kanun'un 60. ve 89. maddesi gereğince resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu konusunda herhangi bir görüş farklılığı bulunmamaktadır. Ancak taraflar arasındaki sözleşme yukarıda yer verilen emredici yasal düzenlemeler gereğince resmi şekilde yapılmadığından sonradan feshi iradesinin bildirilmesi veya mahkemece fesih kararı verilmesine gerek olmaksızın en baştan itibaren geçersiz olup herhangi bir hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. Baştan itibaren geçersiz olan sözleşmelerde taraflar aldıklarına sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade yükümlülüğü altındadırlar. Bu husus Türk Borçlar Kanun'un 77/1. maddesinde "Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş sebebe dayanması durumunda doğmuş olur." Somut uyuşmazlıkta resmi şekilde yapılmayan sözleşme en baştan itibaren geçersiz olup davalının geçersiz sözleşme nedeniyle aldığı iddia edilen 350.000,00 USD'yi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekmektedir. Sözleşmeden kaynaklanan zamanaşımı süresi ve kuralları, sözleşmenin geçerli olması halinde uygulanabilir. Taraflar arasında düzenlenen "Düzenleme Şeklinde Hasılat Paylaşımlı Arsa Payı Karşılığı Bina Yapımı ve Satış Vaadi Ön Anlaşması" sözleşme en baştan itibaren geçersiz olup bu sözleşme kapsamında ödenen bedel sözleşme kurallarına göre değil sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade edilmelidir. Bu durumda Türk Borçlar Kanun'un 82. maddesi zamanaşımı süresini özel olarak düzenlemiş olup bu süre alınan yasanın 82/1. maddesindeki "...herhalde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar..." hükmü gereğince uygulanacak zamanaşımı süresi sayın çoğunluk görüşünün aksine 10 yıldır. Nitekim benzer uyuşmazlıklar hakkında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile 13. ve 3. Hukuk Daireleri emsal içtihatlarında da zamanaşımı süresinin geçersiz sözleşmeler gereğince ödenen bedelin iadesi davalarında 10 yıl olduğu kabul edilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.11.2022 tarih 2021/3-251 Esas, █████████ Karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 11.04.2019 tarih █████████ Esas, █████████ Karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 22.03.2012 tarih █████████ Esas, ██████████ Karar sayılı ilamları)Yukarıda açıklanan nedenlerle sözleşmenin geçersiz olması ve en baştan itibaren hüküm ve sonuçlarını doğurması nedeniyle geçersiz sözleşme türüne göre zamanaşımı süresinin belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup Türk Borçlar Kanun'unda açıkça belirlendiği ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay Hukuk Dairelerinin emsal kararlarında benimsendiği üzere Türk Borçlar Kanun'un 82. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekirken eser sözleşmelerine ait 5 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.