Anahtar kelimeler: Karyaztar Drenaj Munzam Esaskarar Satım Yapmaya Akdedildiğini Konumunda Katip Feshi

T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████

TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ
T.C.
ANKARA
11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
HAKİM : ......
KATİP ......
DAVACILAR : 1- ......
2- ......
VEKİLLERİ : Av. ......
Av. ......
DAVALI : ......
VEKİLLERİ : Av. ......
Av. ......
DAVA : Munzam Zarar (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2023
KARAR TARİHİ : █████/2024
KAR.YAZ.TAR. : █████/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
İDDİA:
Davacı vekilinin dava dilekçesi ile; "Müvekkil şirket ile davalı idarenin ...... arasında drenaj işi sözleşmesi akdedildiğini. Söz konusu sözleşme kapsamında müvekkil şirket yüklenici, davalı idare ise iş sahibi konumunda olduğunu. Sözleşmenin davalı tarafça haksız feshi üzerine ...... E (Bozma sonrası ...... E) sayılı dosyasıyla alacak davası açıldığını .
Söz konusu sözleşme kapsamında davalı idare tarafından müvekkilin hak ettiği alacak ödenmediği gibi davalı idareye verilen teminatında da gelir kaydedildiğini. Söz konusu karara karşı temyiz başvurusunda bulunulduğunu, 14.03.2023 tarihli Yargıtay ilamı ile davalı idarenin temyiz başvurusu reddedildiğini kararın onandığını, İlam doğrultusunda alacağın tahsili için ......E sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı idarenin başvurusu üzerine tehiri icra kararı verildiğini, Tehiri icra kararı doğrultusunda durdurulan takip Yargıtay'ın 14.03.2013 tarihli ilamı ile kaldığı yerden devam ettiğini ve müvekkil alacağını avans faiziyle birlikte davalı idareden 08.05.2023 ile 18.05.2023 arasında yapılan icra müdürlüğü reddiyat işlemleriyle tahsil ettiğini. Bu nedenle borçlu borcunu süresinde ödememekte, yargı yoluna başvurulduğunda da yargı süresini uzatma gayreti göstermekte; böylece yargı mercilerindeki dava ve takipler çoğalmakta, yargıya güven azalmakta, kendiliğinden hak alma düşüncesi yaygınlaşarak kamu düzeni bozulmakta, kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır. Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla munzam zarardan kaynaklanan belirsiz alacak niteliğindeki 10.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini..." talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekilinin cevap dilekçesi ile " ...... Esasına kayden müvekkilim kurum aleyhine açılan dava ile iş bu davanın tarafları ve konusu aynı olup, önceki açılan "Alacak" davası halen kesinleşmediğini Önceki dava ile ileri sürülebilecek iddialar, ayrı bir dava ile ileri sürülmekte olduğunu. Davacının taleplerinde, munzam zarar olarak ifade edilen alacak; kaçırıldığı somut deliller ile ortaya konulan bir fırsat ve bunun yarattığı maddi bir zarar olmadığını.
Davacı taraf, önceki dava ile talep edilen ticari faiz oranını yetersiz bulmakta, kanunu dolanmak suretiyle, usule ve kanuna aykırı olarak daha fazlasını (muğlak ifadelerle) istemekte olduğunu. Davacının talepleri yeni bir dava konusunun teşkil etmediğini.
Derdestlik itirazımızın kabulü ile davanın derdestlik yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini
Müvekkilim Kurum ile davacı arasında drenaj işi ile ilgili imzalanan dava konusu sözleşme 14.09.2010 tarihli olduğunu, sözleşmenin 05.09.2011 tarihinde feshedildiğini. Davayı kabul etmemekle birlikte, olay ve zarar tarihi üzerinden en az 10 yıldan fazla zaman geçmiş olup, tüm talepler zamanaşımına uğradığını,
Zamanaşımı itirazımızın kabulü ile davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini ....
Belirsiz alacak davası ile müvekkilim Kurum, yersiz ve belirsiz bir dava tehdidi altında bırakıldığını.... haksız ve hukuki mesnetten yoksun işbu davanın esastan reddine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini...."talep ettiği görülmüştür.
DELİLLER:
...... sayılı ilam sureti getirtilmiş,davacısının davacımız,davalısının davalımız ,dava konusunun alacak olduğu, mahkemenin █████/2021 tarihli kararı ile "...Tüm dosya kapsamından; taraflar arasında █████/2010 tarihinde yapım işlerine ait tip sözleşme akdedildiği, anılan sözleşmenin konusunu "... İstasyonları arası km: 47+757-49+078 arasında bulunan ... Tünel portalında drenaj yapıları yaptırılması işi" olduğu, davacı tarafın yüklenici, davalının iş sahibi olduğu sabittir. Taraflar arasında akdedilen sözleşme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 maddesinde tanımlanan eser sözleşmesi niteliğindedir. Eser sözleşmesinde kural olarak yüklenici, yükümlendiği imâlatı fen ve sanat kurallarına, sözleşmeye ve iş sahibinin amacına uygun tamamlayarak teslim etmek zorundadır. İmâlatın ayıplı olması halinde iş sahibinin hakları TBK'nun 475 maddesinde sayılmıştır. Buna göre eserin iş sahibinin kullanamayacağı derecede ayıplı olması veya hakkaniyet kaideleri gereği eseri kabul etmesinin iş sahibinden beklenememesi veya eserin sözleşmede açıkça kararlaştırılan nitelikleri taşımaması halinde iş sahibi eseri kabulden kaçınarak sözleşmeden dönebilir, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteyebilir. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteyebilir. Ayrıca iş sahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Eser sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda işin yapılıp teslim edildiğini yüklenici, iş bedelinin ödendiği ve varsa ayıplı imâlat yapıldığı savunmasını iş sahibi ispatlamak zorundadır. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; davacı taraf, davalı tarafın █████/2011 tarihli yazısı ile işin süresinde yapılmaması nedeni ile haksız ve hukuka aykırı olarak sözleşmenin feshedildiğini öne sürerek ödenmeyen imalat bedeli ile haksız olarak gelir kaydedilen kesin teminat mektubu bedelinin tahsilini talep etmiştir. Mahkememizce benimsenen yukarıda yazılı █████/2021 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda yer alan tespitlerden; davacı yüklenicinin sözleşme konusu işin yapımına 2010 yılında başladığı ancak tünel girişinde davalı idareye ait fiberoptik haberleşme kabloları ve ... kablolarının deplase edilmesinin uzun zaman aldığı ve daha sonra mevsim yağışları nedeniyle araziye girilemediği, davacı yüklenicinin 2011 yılında çalışmaya yeniden başladığı ancak sözleşme konusu işin ödeneğinin davalı idare tarafından 2011 yılı mali bütçesine aktarıldığı ve davalı idarenin işi 2011 yılı yatırımlarından ...... Km:27-74 arası altyapı iyileştirilmesi işi programına dahil ettiği ve davacı yükleniciye yapmış olduğu imalatlar nedeni ile alacaklarına mahsuben ödeme yapmadan tek taraflı olarak sözleşmeyi feshettiği, davacı tarafın yapım yılı itibari ile piyasa fiyatları ile yapılan hesaplama uyarınca alacağının 486.592,00-₺ olduğu, diğer yandan taraflar arasındaki uyuşmazlığın temelini ve muhtevasını teşkil eden sözleşmenin 10.1.1 "Kesin Teminat" başlıklı bölümünde yer alan düzenleme gereği davacı yüklenici tarafından davalıya verilmiş olan ......Şubesi 54.240,00-₺ tutarlı teminat mektubunun █████/2012 tarihinde nakte çevrilerek davalı idarenin gelirlerine alındığı, anılan sözleşmenin 10.4 "Kesin Teminatın ve Ek Kesin Teminatın Geri Verilmesi" başlıklı bölümünde yer alan düzenleme gereği somut olayda kesin teminatın iadesi koşullarının gerçekleştiği, bu durumda davacı tarafın davalı taraftan 486.592,00+52.240,00=540.832,00-₺ alacak talep edebileceği ancak davacı tarafın iş bu davada dava ve ıslah dilekçesi ile toplam 526.981,00-₺ alacak talebinde bulunduğu anlaşılmakla... Davanın kabulüne, Toplam 526.981,00-₺'den 400.000,00-₺'sinin dava tarihi olan █████/2011 tarihinden, 126,981,00-₺'sinin ise ıslah tarihi olan █████/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine," karar verildiği, kararın ...... sayılı ilamı ile Onandığı görülmüştür.
...... E sayılı dosya suretinin uyap üzerinden getirtildiği görülmüştür.
...... sayılı ilamında "...Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 15.02.2006 tarihinde ......işleteni olduğu aracın karıştığı trafik kazasında yaralandığını, iş gücü kaybı ve manevi tazminat talebi ile ...... sayılı dosyasında işleten ve dava dışı sürücü aleyhine dava açıldığını ancak davalı tarafından tehiri icra talepli olarak temyiz ve karar düzeltme kanun yollarına gidildiği için kararın 12.07.2021 tarihinde deracattan geçerek kesinleştiğini, enflasyon değerlerine göre hesaplama yapıldığında olay tarihinden işletilecek faizin ana paranın değerini koruyamayacağını, müvekkilinin munzam zararının bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi ile düzenlenen aşkın zarardan davalının sorumlu olduğunu belirterek belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 100 TL munzam zararın davalıdan tahsilini talep etmiştir. ...Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolması nedeniyle usulden reddedilmesi gerektiğini, ...... Esas sayılı dosya ile dava konusu ve taraflar aynı olduğundan derdestlik söz konusu olduğunu, faizi aşan munzam zararın davacı tarafından somut delillerle kanıtlanması gerektiğini, müvekkilinin temyiz ve karar düzeltme yollarına ilişkin yasal haklarını kullandığını, açılan davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir....İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından trafik kazasına bağlı yaralanma nedeniyle iş gücü kaybı ve manevi tazminat talebi ile davalı aleyhine ...... sayılı dosyasında dava açıldığı, bu dosyada verilen kararın deracattan geçerek kesinleşmesine kadarki süreçte davalı tarafın, temyiz ve karar düzeltme yollarına başvurmasının hem hakkı hem de görevi olduğu, davalıya herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği, olay tarihinden kararın kesinleşmesine kadar geçen 15 yıllık sürede paranın satın alma gücünün düştüğü ancak bu konuda davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. ...Davacı vekili istinaf dilekçesinde; olay tarihi 15.02.2006 olmasına rağmen davalı tarafından ödemenin 15 yıl sonra 01.10.2021 tarihinde yapıldığını, bu süreçte davalının tüm yasal haklarını kullandığını ancak neticede haksız olduğunun tespit edildiğini, olay tarihinden işletilecek yasal faiz ile zararın giderilemeyeceğinin açık olduğunu, kusuru bulunmadığını davalının ispat etmesi gerektiğini, faizi aşan munzam zarardan davalının sorumlu olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmadığı, paranın satın alma gücünün düştüğü ancak bunun sebebinin davalının yasal yollara başvurması olmadığı, davacı tarafından iş gücü kaybı ve manevi tazminat talebi ile açılan davada davalı tarafın yasal hakkı olan temyiz ve karar düzeltme yollarına başvurması nedeniyle kendisine kusur izafe edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. ...Davacı vekili temyiz dilekçesinde; olay tarihi 15.02.2006 olmasına rağmen davalı tarafından ödemenin 15 yıl sonra 01.10.2021 tarihinde yapıldığını, bu süreçte davalının tüm yasal haklarını kullandığını ancak neticede haksız olduğunun tespit edildiğini, olay tarihinden işletilecek yasal faiz ile zararın giderilemeyeceğinin açık olduğunu, kusuru bulunmadığını davalının ispat etmesi gerektiğini, faizi aşan munzam zarardan davalının sorumlu olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. ... Uyuşmazlık; 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi hükmüne dayalı munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Değerlendirme Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, ...... sayılı dosyasında davalının yasal hakkı olan temyiz ve karar düzeltme yollarına başvurduğu, olayda kusur ve sorumluluğunun bulunmadığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir...." denildiği görülmüştür.
GEREKÇE:
Davacı tarafça davalı aleyhine alınan mahkeme ilamının icraya konulması safhasında davalı tarafça tehiri icra kararı alındığı, davalının yargı sürecini uzattığı, tahsilin geciktiği , davacının temerrüt faizi üzerinde zararı bulunduğu belirtilerek munzam zararın tahsili, davalı tarafça davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş olup.
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü içermektedir haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir ( ......). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğra dığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
Mevcut olayda davacı tarafça alacağa ilişkin mahkeme ilamının icrası safhasında davalı tarafça tehiri icra kararı alındığı, ve temyiz yoluna gidildiği , davalının yargı sürecini uzattığı, tahsilin geciktiği , davacının temerrüt faizi üzerinde zararının bulunduğu belirtilerek oluşan zararın tahsili istenilmiş isede; tehiri icra, ve temyiz müessesinin bir hak olduğu ve kötüniyetli olarak kullanılmadığına dair yeterli ve inandırıcı ileri sürülmediği de dikkate alındığında temyiz ve tehiri icra yollarına başvurmasının hem hak hem de görev olduğu, bu kapsamda davalıya oluşan zararda herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği, icra takip tarihinden tahsile kadar geçen sürede paranın satın alma gücünün düştüğü ancak bu konuda davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı ...... sayılı ilamı, ...... E sayılı dosya sureti ve tüm dosya kapsamı ile anlaşılmakla ,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm delillerin somut olarak ortaya konulması gerektiği, salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat edilemediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemeyeceği, TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmesi , kanun koyucunun tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını ......’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlediği de dikkate alındığında, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğunun kabul edilemeyeceği , ...... sayılı dosyası dava konusu ile mahkememiz dosyasının dava konularının aynı olmaması davalının yerinde görülmeyen derdestlik itirazı , mahkeme ilamı üzerine yapılan ödeme ile zaman aşımının kesilmiş olması, ödeme tarihi itibariyle zararın oluşması davalının yerinde görülmeyen zaman aşımı itirazı yönünden gözetilerek aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının davasının reddine,
2-Alınması gerekli 427,60TL harçtan peşin alınan 269,85TL harcın mahsubu ile eksik alındığı anlaşılan 157,75TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir yazılmasına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına ,
4-Davalının yargılamada vekil ile temsil edildiği anlaşıldığından yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider ve delil avansının HMK'nin 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak yatıranlara iadesine,
Dair Taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde ...... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2024
Katip ......
¸e-imzalıdır.
Hakim ......
¸e-imzalıdır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!