Bütün evraklar
Giriş yap
Kayıt ol

          ADANA 6. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DOSYA NO :

SANIK :

MÜDAFİ :Av.

SUÇ : Özel belgede sahtecilik

D.KONUSU : Önceki süreçte UYAP üzerinden sunulan vekaletname uyarınca
vekilliğimize karar verilmesi ve esasa ilişkin beyanlarımız

AÇIKLAMALAR : Müdafisi bulunduğumuz sanık hakkında TCK’nın bu suçlar
için aradığı unsurlar somut olayda bulunmadığından, beraat kararı
verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Şöyle ki;

BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU KAPSAMINDA SAVUNMAMIZ

1- TCK 207. Maddesinde düzenleme bulan Özel belgede sahtecilik suçundan
bahsedebilmemiz için, müvekkil tarafça somut olayda kullanıldığı iddia
edilen belgenin sahte olarak şahsen düzenlemiş olması veya gerçek bir
özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi
olması gerekmektedir. Kanunun açık lafzından anlaşılan husus bu
yöndedir.

Somut olayımızda müvekkil taraf kamu kurumunu dolandırmak amacı
taşımadığı gibi böyle bir amaç çerçevesinde evrak düzenleme eyleminde de
bulunmamıştır.

Yine böyle bir belgesi sahte olduğunu bilerek de kullanmamış ve hiç kamu
ya da özel hukuk tüzel kişisi ya da gerçek kişiye karşı ibraz etmek
suretiyle kullanmamıştır. Bu nedenle, kanunda düzenlenen sahte bir özel
belgeyi bu durumu bilerek kullanma unsuru da somut olayda
gerçekleşmemiştir.

2- Kaldı ki somut davada katılan sıfatına haiz kuruma ilgili sigorta
giriş ve diğer bildirge evraklarını sunma yükümlülüğü ve görevi müvekkil
sanığa ait olmayıp, 5510 sayılı (SSGSSK) yasanın "Sigortalı bildirimi ve
tescili" 8. Maddesi gereğince işveren tarafa ait bir yükümlülüktür.

Dolayısıyla görevi ve yükümlülüğünde olmayan ve düzenlenmesi ya da
kullanılmasında hiç bir yetkisi ve katkısı bulunmayan müvekkil yönünden,
işbu evrakların sahte olarak düzenlendiği gerekçesiyle cezalandırılma
yoluyla sorumluluğuna gitmek Adil yargılanma ve Suçta ve Cezada
kanunilik ilkelerine aykırı olacağı sayın mahkemenin de takdirleri
gereğidir.

3- Belgede sahtecilik suçu bakımından aranan maddi unsurların müvekkil
bakımından somut olayda sübut bulmadığı kanaatinde olmakla birlikte
suçun manevi unsuru olan belgelerin aldatma kastıyla düzenlenmesi ya
değiştirilmesi amacına yönelik bir kastın varlığını ispata yeter bir
somut olgu da dosyada bulunmadığı kanaatindeyiz.

Nitekim müvekkil taraf, sebep olmadığı ve işveren olan 3. Şahısların
sebep olduğu kurum zararını dahi şahsen gidermekle aslında kurumu zarara
uğratma kastını taşımadığını da orta koymuş haldedir.

4- Somut olayda; 5510 sayılı yasanının 8. Maddesi gereğince belgeleri
ibrazla sorumlu olan işveren tarafından çalışanların açık adres ve
kimlik bilgilerinin Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirildiği gibi, SGK
tarafından her yıl denetime tabi tutulduğu, şirketin vergi kayıtlarının
bulunduğunun anlaşılması karşısında, ödenmeyen sigorta primlerinin kurum
tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a
göre işverenden alınmasının mümkün bulunduğu, Kurum'un kendisine
bildirilen iş yerlerini denetleme yetkisinin bulunduğu, 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 102 ve ek 6.
maddeleri hükümlerine göre çalışan, işten ayrılan personelle ilgili
bildirimlerin süresinde yapılmamasının idari para cezasını
gerektirdiğine dair yasal düzenlemeler karşısında İŞVEREN DAHİ OLMAYAN
müvekkil sanık hakkında isnatta bulunmak Adil Yargılanma ve Şüpheden
sanık ilkelerinin ihlali mahiyettedir. Yüksek Yargıtay'ın yerleşik
içtihatları da bu yöndendir. (Ek:1) (15.CD; 09.06.2014 tarih ve
2013/28434 E ve 2014/11398 K sayılı ilamı)

Kaldı ki, sorumlu olmadığı halde katılan kurumun her türlü zararı da
müvekkil tarafça giderilmiştir.

SONUÇ VE İSTEM :Yukarıda izah edilen ve mahkemece resen gözetilecek
diğer nedenlerle,yasal unsurlar oluşmayan atılı suçlar bakımından
müvekkil sanık hakkında BERAAT ve yargılama giderlerinin hazine üzerinde
bırakılması hakkında karar verilmesi talebi arz olunur.29.07.2015

Ek:1- 15.CD; 09.06.2014 tarih ve 2013/28434 E Sanık Müdafii

ve 2014/11398 K sayılı ilamı Av.Salih AYDIN

E-İMZA

T.C. YARGITAY

15.Ceza Dairesi

Esas: 2013/28434

Karar: 2014/11398

Karar Tarihi: 09.06.2014

DOLANDIRICILIK SUÇU - İŞ YERİNDE GERÇEKTE ÇALIŞILMADIĞI HALDE
ÇALIŞIYORMUŞ GİBİ SİGORTALI GÖSTERMEK VE SİGORTA PRİMLERİNİ ÖDEMEMEK
SURETİYLE KURUMUN ZARARA UĞRATILDIĞI İDDİASI - SANIĞIN BERAATİ YERİNE
MAHKUMİYETİNE KARAR VERİLMESİNİN İSABETSİZ OLUŞU

ÖZET: Olayda, sanık tarafından çalışanların açık adres ve kimlik
bilgilerinin Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirildiği gibi, SGK tarafından
her yıl denetime tabi tutulduğu, şirketin vergi kayıtlarının
bulunduğunun anlaşılması karşısında, ödenmeyen sigorta primlerinin kurum
tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a
göre sanıktan alınmasının mümkün bulunduğu, Kurum'un kendisine
bildirilen iş yerlerini denetleme yetkisinin bulunduğu, çalışan, işten
ayrılan personelle ilgili bildirimlerin süresinde yapılmamasının idari
para cezasını gerektirdiğine dair hüküm gözetildiğinde, dolandırıcılık
suçunun yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine
mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizdir. (5237 S. K. m. 158) (5510 S.
K. m. 102, Ek m. 6)

Dava ve Karar: Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık
suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte
hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına,
kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli
bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır,
yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını
ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan
hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu
yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar
sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak
değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun
durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri
ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

TCK'nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının
zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul
edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o
kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre
belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve
kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.

Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı
almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar
göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve
kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır.
Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına
işlenmesi madde kapsamında değildir.

Somut olayda; sanığın, olay tarihinde "Çetin Danışmanlık" adı altında
faaliyette bulunan iş yerinde gerçekte çalışmadığı halde; H. S., H. Ö.,
R. Ş., N. D., R. K., M. Ç., S. K., S. K., Y. Ş. ve A. A. P. adlı
kişileri fiili olarak çalışıyormuş gibi sigortalı göstermek ve sigorta
primlerini ödememek suretiyle kamu kurumu olan Sosyal Güvenlik Kurumu'nu
zarara uğrattığının iddia edildiği olayda; sanığa ait ve Kumluca Antalya
adresinde SGK işleri, trafik takibi ve arzuhalcilik konularında
faaliyette bulunan "Çetin Danışmanlık" adlı iş yerinin bulunduğu, hayali
bir şirket olmadığı, sanık tarafından çalışanların açık adres ve kimlik
bilgilerinin Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirildiği gibi, SGK tarafından
her yıl denetime tabi tutulduğu, şirketin vergi kayıtlarının
bulunduğunun anlaşılması karşısında, ödenmeyen sigorta primlerinin kurum
tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a
göre sanıktan alınmasının mümkün bulunduğu, Kurum'un kendisine
bildirilen iş yerlerini denetleme yetkisinin bulunduğu, 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 102 ve ek 6.
maddeleri hükümlerine göre, çalışan, işten ayrılan personelle ilgili
bildirimlerin süresinde yapılmamasının idari para cezasını
gerektirdiğine dair hükmü de gözetildiğinde, dolandırıcılık suçunun
yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı
şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu
itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320
sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı
CMUK'nın 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, 09.06.2014 tarihinde
oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)