Bütün evraklar
Giriş yap
Kayıt ol

                ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

ANKARA

Yürütmenin Durdurulması İstemlidir.

DAVACI : Tbp. Kd. Albay ......................

  T.C. No: ...................

........................................ KEÇİÖREN/ANKARA

Sınıfı: Tabip

  Rütbesi: Kıdemli Albay

  Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Tıp Fakültesi
  ..................................Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi

Gülhane Askeri Tıp Akademisi Etlik-ANKARA

VEKİLİ :Av. Murat AN & Av. Deniz BEKTAŞ

Zafer Meydanı Büyük Apt. 8/17 Kızılay/ANKARA

DAVALI : Milli Savunma Bakanlığı

06100 Bakanlıklar / ANKARA

TEBLİĞ TARİHİ : 15 Ocak 2015, 15 Şubat 2015

DAVA KONUSU : Müvekkil Kd. Albay ..........’ye 15 Ocak 2015 ve 15 Şubat
2015 tarihlerinde yapılan maaş ödemelerinde, hukuka aykırı olarak
üniversite ödeneği ve sağlık hizmetleri tazminatı ödenmemesi işlemleri
hakkında öncelikle yürütmenin durdurulması kararı verilerek, akabinde
söz konusu işlemlerin iptal edilmesi; ödenmeyen üniversite ödenekleri
ile sağlık hizmetleri tazminatlarından fazlaya ilişkin haklarımız saklı
kalmak kaydıyla; şimdilik 10.000,00 TL nin 15 Ocak 2015 ve 15 Şubat 2015
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte ödenmesine
karar verilmesi; ve 6569 sayılı yasanın 32. maddesi ile 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanununa eklenilen GEÇİCİ 70. Maddenin anayasaya aykırı
olduğuna dair sunduğumuz itirazımız ile söz konusu maddenin anayasaya
aykırılık denetiminin yapılması için Anayasa Mahkemesine başvurulması
istemi hakkındadır.

AÇIKLAMALAR :

1. Müvekkil 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunu’na göre
Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Tıp Fakültesi
........................Ana Bilim Dalında asker öğretim üyesi statüsünde
bulunan, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa tabi bir
kamu görevlisidir. Müvekkil mesai saatleri dışında mesleğini
muayenehanesinde serbest olarak icra etmektedir.

2. Müvekkil .................‘ye kamudaki çalışmasının karşılığı olarak
ödenen ücretleri 15 Ocak 2015 ve 15 Şubat 2015 tarihlerinde eksik
ödenmiştir. Nitekim Gülhane Askeri Tıp Akademisi öğretim üyesi
statüsünde çalışan müvekkile her ay üniversite ödeneği ve sağlık
hizmetleri tazminatı ödenmekteydi. Ancak 15 Ocak ve 15 Şubat 2015
tarihlerinde yapılan maaş ödemesinde üniversite ödeneği ve sağlık
hizmetleri tazminatının ödenmediği kurumdan alınan maaş bordrolarından
anlaşılmıştır (EK 1: Aralık 2014, Ocak 2015, Şubat 2015 karşılaştırmalı
Maaş Bordroları)

3. Gülhane Askeri Tıp Akademisinde öğretim üyelerine ödenen sağlık
hizmetleri tazminatı 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’
nun Ek 17. maddesinin (Ç) fıkrasında düzenlenen;

Ç) (Ek: 21/1/2010-5947/12 md.) Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında
bulunan ve aşağıda rütbeleri belirtilen personelden öğretim üyesi tabip,
öğretim üyesi diş tabibi, uzman tabip, uzman diş tabibi, tabip, diş
tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat
hükümlerine göre uzman olanlara hizalarında gösterilen oranları geçmemek
üzere orgeneral aylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarı ile çarpımı
sonucu bulunan miktarda sağlık hizmetleri tazminatı ayrıca ödenir. hükmü
gereği ödenmektedir.

Üniversite ödeneği ise; 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Kanunu’nun “özlük hakları” başlıklı 49. maddesinin ikinci fıkrasında
atıf yapılan 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 12. maddesi
uyarınca Gülhane Askeri Tıp Akademisi öğretim elemanlarına da ödenen
mali bir haktır. 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunu’nun
“özlük hakları” başlıklı 49. maddesi şöyledir:

  “Özlük hakları:

Madde 49 – Gülhane Askeri Tıp Akademisinde görevli askeri öğretim
elemanlarının ve bu Akademide yüksek lisans, doktora veya tıpta uzmanlık
öğrenimi gören askeri personelin özlük haklarına ilişkin ödemelerde, 926
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu hükümleri uygulanır.

(Değişik ikinci fıkra: 6/7/2000-KHK-604/22 md.; Aynen kabül:
10/5/2006-5498/22 md.) Uzmanlar hariç olmak üzere öğretim elemanları ile
Yüksek Bilim Konseyinden diğer askerî hastahanelerde, Genelkurmay
Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma
Genel Komutanlığındaki sağlık şube müdürlüğü veya daire başkanlığı
kadrolarında görevlendirilebilen öğretim üyelerine, ayrıca, 2914 sayılı
Yüksek Öğretim Personel Kanununun 12 nci maddesine göre üniversite
ödeneği; idarî görevleri bulunanlara da, aynı Kanunun 13 üncü maddesine
göre idarî görev ödeneği ödenir.

Gülhane Askerî Tıp Akademisinde uzman durumunda olanlarla Gülhane Askeri
Tıp Akademisi Komutanlığınca uzman olarak görevlendirilenlere ve bu
Akademide yüksek lisans, doktora veya tıpta uzmanlık öğrenimi gören
kadrolu askeri personele ihtisasları süresince, almakta oldukları aylık
tutarının (ek gösterge dahil) % 85`i eğitim ödeneği olarak ödenir. ⁽¹⁾

(Değişik dördüncü fıkra : 6/7/2000-KHK-604/22 md.; Aynen kabul:
10/5/2006-5498/22 md.) Yukarı fıkralardaki askerî personele, 926 sayılı
Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununda öngörülen iş güçlüğü, iş
riski, temininde güçlük zammı ve malî sorumluluk tazminatı ödenmez. Yan
ödemeden faydalanmayan bu statüdeki personelin çeşitli ödemelerle bir
ayda aldıkları net tutarlar, bu maddede sayılmayan ve yan ödemelerden
yararlanan personele çeşitli ödemelerle bir ayda verilen net tutarlardan
az ise, aynı kıt`a ve karargâhtaki aynı rütbe ve kıdemdekiler arasında
meydana gelen fark ayrıca tazminat olarak ödenir. Meslek ve sanatlarını
serbest olarak icra eden profesör ve doçentlere döner sermayeden pay
almamak kaydıyla üniversite ödeneği ödenir.

Gülhane Askerî Tıp Akademisinde görevlendirilen sivil öğretim
elemanlarının özlük haklarına ilişkin ödemeler, 2914 sayılı
Yükseköğretim Personel Kanunundaki esaslara uygun olarak yapılır.

Bu Kanunun 32 nci maddesine göre haftalık okutulması mecburi ders yükü
saati dışında, meslek ve sanatlarını serbest olarak icra edenler dahil
Gülhane Askeri Tıp Akademisinde görevli öğretim elemanlarına, görev
unvanlarına göre Genelkurmay Başkanlığınca belirlenecek esaslara bağlı
olarak, haftada en çok 18 saate kadar verecekleri dersler için 2914
sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 11 inci maddesine uygun olarak,
ek ders ücreti ödenir.

Gülhane Askeri Tıp Akademisinde tıpta uzmanlık öğrenimi gören sivil
tabiplere yapılacak ödemelerde, aynı durumda bulunan Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlığındaki emsali personele yapılan ödemeler esas alınır.”

4. Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi anayasanın
temel ilkelerindendir. Hukuk devleti; yönetilenlere hukuk güvenliği
sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine dayanan devlet düzeninin adıdır.
Hukuk Devletinde kazanılmış haklara saygı gösterilmesi bir zorunluluk,
hatta yükümlülüktür. Kazanılmış haklara saygı ilkesi, idari işlemlerin
geriye yürüyüp yürümemesi, başka anlatımla geriye dönük sonuç doğurup
doğurmaması açısından önem kazanmaktadır. Önceden oluşmuş hukuksal
durumların sonradan yapılacak işlemlerle değiştirilmesi, hukuktan
beklenen güvenlikle bağdaşmaz. Yönetsel işlemin geriye yürümemesi
ilkesinden, uygulamada yönetilenlerin kazanılmış haklarının korunmasında
yararlanılmaktadır. Gerçekten böylece kurulmuş durumlarla, kazanılmış
hakları korumak, hukuksal ilişkilerde istikrar sağlamak gereksinim ve
zorunluluğundan doğmuş sosyal bir hukuk normudur.[1]

İdari işlemlere egemen olan ilke ve kurallar çevresinde, idarenin hukuka
uygun işlemler tesis etmesi hukuk devleti ve yasal idare ilkelerinin
mutlak bir sonucudur. Bu itibarla idarelerin, ilgililerin haklarını
ihlal etmeden, öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde başta anayasal
kurallara uygun olarak idari işlem tesis etmesi esastır .

5. 19/11/2014 tarihinde kabul edilen 6569 sayılı Türkiye Sağlık
Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 32. Maddesi ile 2547
sayılı Yükseköğretim Kanunu’na geçici 70. Madde eklenmiştir. Söz konusu
madde şu şekildedir:

“Geçici Madde 70 – (Ek: 19/11/2014-6569/32 md.)

Tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim
üyelerinden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla mesai
saatleri dışında serbest meslek faaliyetinde bulunmakta veya özel sağlık
kuruluşlarında çalışmakta olanlara, bu faaliyetlerini sona erdirinceye
kadar üniversite ödeneği ve ek ödeme ödenmez. Bunlardan belirtilen
faaliyetlerini sona erdirmek isteyenler, 31/12/2014 tarihine kadar bu
konudaki iradelerini görevli oldukları kurum yönetimlerine bildirirler
ve bunların en geç 31/5/2015 tarihine kadar bu faaliyetleri sona ermiş
sayılır ve çalışma uygunluk belgesi veya izni iptal edilir. Bu süre
içinde mali hakları ve ek ödemeleri tam olarak ödenmeye devam olunur.

Bu madde kapsamında bulunan öğretim üyelerinden belirtilen
faaliyetlerinden dolayı görevi kötüye kullandıkları yargı kararı ile
tespit edilenlerin, genel hükümlere göre sorumlulukları saklı kalmak
kaydıyla, serbest meslek veya özel sağlık kuruluşlarında çalışma
uygunluk belgesi veya izni iptal edilir.

Bu madde hükmü Gülhane Askeri Tıp Akademisi öğretim üyeleri hakkında da
uygulanır. Ancak bu öğretim üyelerine üniversite ödeneği ile sağlık
hizmetleri tazminatı ödenmez.”

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa eklenilen söz konusu geçici 70.
Maddenin birinci fıkrasının “Tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık
mevzuatına göre uzman olan öğretim üyelerinden, bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla mesai saatleri dışında serbest meslek
faaliyetinde bulunmakta veya özel sağlık kuruluşlarında çalışmakta
olanlara, bu faaliyetlerini sona erdirinceye kadar üniversite ödeneği ve
ek ödeme ödenmez.” şeklindeki ilk cümlesi ve “Bu madde hükmü Gülhane
Askeri Tıp Akademisi öğretim üyeleri hakkında da uygulanır. Ancak bu
öğretim üyelerine üniversite ödeneği ile sağlık hizmetleri tazminatı
ödenmez “ şeklindeki üçüncü fıkrasındaki düzenlemeler nedeniyle davalı
idare müvekkilin üniversite ödeneği ve sağlık hizmetleri tazminatını 15
Ocak 2015 ve 15 Şubat 2015 tarihlerinde ödememiştir.

6. DAVALI İDARENİN ÜNİVERSİTE ÖDENEĞİ VE SAĞLIK HİZMETLERİ TAZMİNATI
ÖDEMEME İŞLEMİNE DAYANAK ALDIĞI 6569 SAYILI KANUNUN 32. MADDESİ İLE 2547
SAYILI KANUNA EKLENİLEN GEÇİCİ 70. MADDE ANAYASAYA AYKIRIDIR;

Yasa koyucu, kamuda çalışan hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında ya da
özel muayenehanelerinde çalışmalarına müdahale ederek; “Tam Gün” olarak
adlandırılan uygulama için şimdiye kadar pek çok yasa ve kanun hükmünde
kararname ile yasal düzenlemeler yapmıştır. Kamuda görev yapan
hekimlerin bu görevlerinin yanı sıra özel hastanelerde yahut
muayenehanelerinde çalışmalarına sınırlamalar getiren düzenlemelerin
tümü hakkında Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesi
nezdinde soyut norm deneti mi ve hatta somut norm denetimi yoluyla
davalar açılmıştır. Anayasa Mahkemesinin çeşitli tarihlerde verdiği
kararlar ile söz konusu düzenlemeler iptal edilmiştir. Kamuda çalışan
hekimlerin, özeldeki faaliyetlerinin sınırlanmasına yönelik yapılan
yasal düzenlemelerin kronolojisi şu şekildedir;

a. 30 Ocak 2010 gün ve 27478 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 5947
sayılı “Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile “2547 sayılı YÖK
Kanununun 36. maddesi ile, 1219 Sayılı Kanunun 12. maddesinin ikinci ve
üçüncü fıkralarında yapılan değişiklikle” üniversite akademik personeli
ve hekimlerin çalışma koşullarında önemli düzenlemelere gidilerek;
hekimlerin çalışma düzeni değiştirilip, üniversite öğretim üyelerinin
mevzuatta belirlenen yarı zamanlı çalışma hakları kaldırılarak öğretim
üyeleri ile kamuda çalışan hekimlerin tam zamanlı çalışması esası
belirlenmiş, üniversite ya da kamu dışında serbest çalışmaları
yasaklanmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 2547 sayılı YÖK Kanunu ile 1219 Sayılı Tababet ve
Şuabat’ı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunlarda değişiklik yapan
5947 Sayılı Kanunun iptali istemi ile açılan davada, 16.07.2010 tarihli
2010/29 E, 2010/90 K sayılı kararı ile 2547 Sayılı Yüksek Öğretim
Kanunun 36. maddesinin 2. fıkrası ile, 1219 Sayılı Kanunun 12. madde 2.
fıkra 1. tümcesini iptal etmiştir.

  2547 sayılı YÖK kanunun 36. maddesi ile getirilen “Öğretim
  elemanlarının yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde ücretli veya
  ücretsiz, resmi veya özel başka herhangi bir iş göremezler, ek görev
  alamazlar, serbest meslek icra edemezler” kuralını Anayasa’nın 130.
  Maddesine aykırı bularak iptal etmiştir. Keza 1219 sayılı Kanunun
  12’nci madde 2’nci fıkrasında yapılan değişiklikle getirilen
  kısıtlamayı da benzer gerekçelerle Anayasa’nın 17. ve 56. maddelerine
  aykırı bulunarak iptal etmiştir. (Anayasa Mahkemesinin 16.07.2010
  tarih ve 2010/29 E, 2010/90 K sayılı kararı)

b. Anayasa Mahkemesinin bu Kararının ardından, üniversitede ve kamu
hastanelerinde çalışan hekimlerin, tam gün mesaiden sonra serbest
çalışması, muayenehanecilik faaliyetini yürütmesinin önünde herhangi bir
mevzuat engeli kalmamıştır. Söz konusu iptal kararına rağmen yasa koyucu
yeniden düzenleme yaparak 26 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazetede
yayınlanan 650 sayılı KHK ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda
değişikliğe gidilmiş ve mesai saatleri dışında serbest meslek yürüten
öğretim üyelerinin döner sermaye getiren faaliyetlerde bulunamayacağı ve
ek ödemelerden yararlanamayacağı düzenlenmiştir. KHK’nın ilgili maddesi
şöyledir;

“650 s. KHK MADDE 40 – 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanununun;
a) 36 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları,
kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 28 inci maddesi hükmüne tâbidir. Ancak öğretim üyeleri,
yükseköğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde
bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen
hizmetlerde çalışmamak kaydıyla mesai saatleri dışında yükseköğretim
kurumlarından başka yerlerde meslekî faaliyette bulunabilir ve meslek
veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir. yükseköğretim
kurumlarından başka yerlerde çalışan öğretim üyelerine 58 inci madde ile
27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı kanun hükmünde kararnamenin ek 3 üncü
maddesi uyarınca ek ödeme yapılmaz; bunlar rektör, dekan, enstitü,
yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı
başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olamaz.”

Üniversite öğretim üyesi hekimlerin mesai sonrası serbest çalışmalarının
koşullarını düzenleyen 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca,
üniversite öğretim üyesi hekimlerden mesai sonrası serbest çalışanların
üniversite hastanesinde hasta bakması ve adlarına hasta yatırılması
engellenmiş; bu hekimlerin döner sermaye ve ek ödemeleri kesilmiştir.

Bu uygulamanın hukuka aykırı olduğunu belirterek Üniversiteye başvuran
öğretim üyelerinin talepleri 650 sayılı KHK gerekçe gösterilerek
reddedilmiştir. Bu durumda olan bir grup öğretim üyesi, Üniversitenin
uygulamasının hukuka aykırı olduğu ve dayanak olarak gösterilen 650
sayılı KHK’nin de Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile dava yoluna
başvurmuştur. Bu davalardan Ankara 11. İdare Mahkemesinde 2012/71 Esas
numarası ile görülen davada, Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülerek
itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.

Anamuhalefet Partisinin soyut norm denetimi başvurusu ile Ankara 11.
İdare Mahkemesinin itiraz başvurusunu birlikte inceleyen Anayasa
Mahkemesi, E.2011/113 - K.2012/108 sayılı ve 18.07.2012 tarihli kararı
ile üniversite öğretim üyesi hekimlerden mesai sonrası serbest
çalışanların üniversite hastanesinde hasta bakması ve adına hasta
yatırılmasının engellenmesi işleminin dayanağı olan KHK düzenlemesini
iptal etmiştir. Bu karar da 01.01.2013 tarihli Resmi Gazetede
yayınlanmıştır.

c) Bu iptal kararı üzerine de yasa koyucu 663 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ve sonrasında bu kararnamede değişiklik öngören kanun ile yeni
düzenlemeler yaparak Anayasa Mahkemesinin iptal kararına riayet
etmemiştir. Şöyle ki;

18 Ocak 2014 tarihinde yayınlanan 6514 sayılı SAĞLIK BAKANLIĞI VE BAĞLI
KURULUŞLARININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME
(663 sayılı) İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN ile
şu düzenlemeler yapılmıştır;

MADDE 14 – 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 64 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla mesai
saatleri dışında serbest meslek faaliyetinde bulunmakta veya özel
kuruluşlarda çalışmakta olan öğretim üyeleri, bu maddenin yayımı
tarihinden itibaren üç ay içinde bu faaliyetlerini sona erdirir; bu süre
içinde sona erdirmeyen öğretim üyelerinin üniversiteyle ilişikleri
kesilir.”

MADDE 19 – 2955 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 11 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, mesai
saatleri dışında serbest meslek faaliyetinde bulunmakta veya özel
kuruluşlarda çalışmakta olan öğretim üyeleri, bu maddenin yayımı
tarihinden itibaren üç ay içinde bu faaliyetlerini sona erdirir; bu süre
içinde faaliyetlerini sona erdirmeyen öğretim üyeleri istifa etmiş
sayılır.”

Anayasa Mahkemesinin 6 Kasım 2014 Perşembe Günü Saat 13.30’da Yapılan
Mahkeme Toplantısında 6514 sayılı Kanunun 14 ve 19. maddelerinin
anayasaya aykırılığı tespit edilerek iptaline karar verilmiştir.

d) Yasa koyucunun kamuda çalışan hekimlerin mesai sonrasında özel
hastane yahut muayenehanelerinde çalışmalarına getirilen sınırlamalar
Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla sonuçlanmasına rağmen, Kanun
koyucu, davaya konu işlemin dayanağı olan, 11 Kasım 2014 tarihli
6569   sayılı yasa ile üniversitelerde özel muayenehane sahibi öğretim
görevlilerine  ekonomik sınırlamalar getirerek tam gün uygulamasına yeni
bir boyut kazandırmıştır. 6569 sayılı yasanın 32. Maddesi ile 2547
sayılı kanuna eklenen geçici 70. Madde ile “ Tabip, diş tabibi ve tıpta
uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim üyelerinden, bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla mesai saatleri dışında serbest meslek
faaliyetinde bulunmakta veya özel sağlık kuruluşlarında çalışmakta
olanlara, bu faaliyetlerini sona erdirinceye kadar üniversite ödeneği ve
ek ödeme ödenmez. “ hükmü düzenlenerek, defalarca iptal kararına konu
olan “Tam Gün” uygulaması yeniden düzenlenmiştir. Bu itibarla 6569
sayılı Kanunun 32. Maddesi ile 2547 sayılı kanuna getirilen geçici 70.
Maddenin de Anayasaya aykırı olduğu ve iptalinin gerektiği açıktır.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin “tam gün” uygulamasına ilişkin kararlarında
tespit ettiği anayasaya aykırılıklar 2547 sayılı kanuna eklenilen geçici
70. maddede devam ettirilmekte olup, yeni düzleme de şu yönleriyle
anayasaya aykırıdır;

Anayasa Mahkemesi kararlarında hukuk devletinde korunması gereken en
büyük değerin insanın canı ve sağlığı olduğu, hukuk kurallarının
konuluşunda ve yorumlanmasında, insan canı ve sağlığının en yüksek ve en
önemli değer olduğu yolundaki temel ilkenin sürekli olarak göz önünde
tutulmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır.

5947 sayılı Yasa (TAM GÜN YASASI) hükümlerinin iptaline ilişkin Anayasa
Mahkemesi’nin 16/07/2010 tarihli 2010/29 E, 2010/90 K sayılı kararında;
kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlerin çalışma şekline ilişkin
hazırlanan normatif düzenlemelerin sağlık hizmetlerine ulaşıp bu
hizmetlerden yararlanma ve bunların doğal uzantısı olan kişilerin hekime
ulaşma hakkını sağlama amacına yönelik olarak hazırlanması gerektiği
açıklanmış, hekimlik mesleğinin icra edilmesine yönelik düzenlemelerin
yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme ve sağlık hakkı ile
arasındaki doğrudan bağa işaret eden vurguları yapmıştır. Bu itibarla
gerekçeli kararda; “Kişinin sahip olduğu hak ve hürriyetler önem
dereceleri göz önünde bulundurularak Anayasa’da yer almıştır. Bu
bağlamda hekimlik; Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan ve bireyin en
önemli hakkı olan yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkı ile doğrudan ilgili bir meslektir. Kişilerin maddi ve manevi
varlıklarını geliştirebilmelerinin mutlu ve huzurlu olabilmelerinin
başlıca şartı, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine ulaşıp bu
hizmetlerden yararlanabilmeleridir. Devlet için bir görev ve kişiler
için de bir hak olan bu amacın gerçekleştirilmesine bu haktan
yararlanmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa’ya
aykırı düşer. Sağlık hizmetleri doğrudan yaşam hakkı ile ilgili olması
nedeniyle diğer kamu hizmetlerinden farklıdır. Sağlık hizmetinin temel
hedefi olan insan sağlığı, mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame
edilemez bir özelliğe sahiptir. İnsanın en temel hakkı olan sağlıklı
yaşam hakkı ile bu yaşamın sürdürülmesindeki yeri tartışmasız olan
hekimin statüsünün de bu çerçevede değerlendirilerek diğer kamu
görevlileri ile bu yönden farklılığının gözetilmesi gerekir. Ayrıca bazı
dallarda uzman olan hekimlerin sayıca az olması ve kamunun yanında özel
sağlık kuruluşlarının da bu dallarda uzman hekimlere ihtiyaç duyması, bu
hekimlerin mesleğini mesai saatleriyle sınırlı olmaksızın yaygın bir
şekilde icra etmelerini gerekli kılabilir. Hekimlerin insan sağlığının
gelişmesi ve yaşam haklarının korunması ile doğrudan ilgili olan bu
konumları dikkate alınmaksızın çalışma koşullarının kuralda belirtildiği
şekilde sınırlandırılması bireylerin yaşam hakkını zedeleyici nitelik
taşımaktadır.” tespitleri yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 2547 sayılı Kanun’un 5947 sayılı Yasa’nın 3’üncü
maddesi ile değiştirilerek yeniden düzenlen 36’ncı maddesinde bulunan
"Öğretim elemanları, bu Kanun ile diğer kanunlarda belirlenen görevler
ve telif hakları hariç olmak üzere, yükseköğretim kurumlarından başka
yerlerde ücretli veya ücretsiz, resmi veya özel başka herhangi bir iş
göremezler, ek görev alamazlar, serbest meslek icra edemezler."
şeklindeki birinci cümlesinin iptaline ilişkin kararında;
“…üniversitelerin bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişime ve
kalkınmaya destek olmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek gibi
görevlerini yerine getirmesinin engellendiği, ayrıca, üniversitelerde
görev yapan öğretim görevlileri, okutmanlar, öğretim yardımcıları
ile akademik olarak belirli bir yetkinliğe sahip öğretim üyeleri
arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın mesai sonrası ücretsiz de olsa
resmi veya özel herhangi bir iş yapmalarının yasaklanmasının”
Anayasa’nın 130’uncu maddesi ile bağdaşmadığı sonucuna varmıştır.

Anayasa Mahkemesi bir başka kararında; “Sosyal hukuk devleti, insan hak
ve hürriyetlerine saygı gösteren, kişilerin huzur, refah ve mutluluk
içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi ile toplum arasında denge
kuran, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti
gerçekleştiren, bu bağlamda sağlık hizmetlerinden bireylerin yeteri
kadar yararlanmasını sağlayan devlettir” vurgusu yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin kimi kararlarında da belirtildiği gibi, anayasaya
aykırılık iddia için yapılacak incelemede; kanunun kamu yararı amacıyla
hazırlanıp hazırlanmadığının araştırılması zorunludur. Yine kararlarda
belirtildiği üzere kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve
bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Anayasa Mahkemesi, hekimlerin
insan sağlığının gelişmesi ve yaşam haklarının korunması ile doğrudan
ilgili olan konumları dikkate alınmaksızın çalışma koşullarının
sınırlandırılmasını, bireylerin yaşam hakkını zedeleyeceğini, bu
alandaki düzenlemelerin bireylerin yaşam ve sağlık hakkını güvence
altına alıcı bir biçimde düzenlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Anayasaya aykırılığını ileri sürdüğümüz yasa kurallarında hekimlik
mesleğinin çalışma koşullarının sınırlandırılmasına yönelik hükümler,
bireylerin yaşam hakkını güvence altına alma amacına uygun değildir. Bu
nedenle hukuk devleti ilkesine de aykırı düşmektedir.

Anayasanın 10’uncu maddesinde öngörülen kanun önündeki eşitlik ilkesi,
Yasama ve Yürütme organına, idare edilenler yönünden, hak yaratırken ve
külfet getirirken, bu ilkeye uygun davranma yükümlülüğü yüklemektedir.
Bu ilke uyarınca birbirlerinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların
uygulanması zorunludur. Kanun bu yönüyle eşitlik ilkesine de aykırıdır.
Nitekim tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan
öğretim üyeleri dışında üniversitelerde görev yapan öğretim üyeleri için
böyle bir yasak ya da kısıtlama bulunmamaktadır.

Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı olan bir düzenleme, hukukun
üstünlüğünü ve dolayısı ile Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan hukuk
devleti ilkesini zedeler. Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan hukuk
devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunu
başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı
denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda
olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan
devlettir.

Anayasa'nın 49’uncu maddesinde öngörülen çalışma hakkı, bir temel hak ve
özgürlük olarak Anayasal güvenceye bağlıdır. Devlet, çalışanların yaşam
düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları
korumak, çalışmayı desteklemekle yükümlüdür. İptali istenilen
düzenlemelerin çalışma hakkının etkin kullanımını sağlama görevini veren
Avrupa Sosyal Şartı’yla da bağdaştırılması mümkün değildir. Anayasa
Mahkemesi, özellikle sosyal haklar konusundaki bazı kararlarında, Avrupa
Sosyal Şartı’ndaki hükümlere açıkça yer vererek, kuralı Avrupa Sosyal
Şartı bağlamında da incelemektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin hukuk güvenliği ilkesini tanımladığı bir başka
kararında “Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu
zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.” denilmiştir.

Anayasanın genel ilke ve kuralları çerçevesinde yaptığımız bu
değerlendirmeye ve Anayasa Mahkemesinin emsal nitelikteki kararlarına
göre 6569 sayılı yasanın 32. Maddesi ile 2547 sayılı kanuna eklenilen
geçici 70. Maddesi;

1.  Adaletli bir hukuk düzeni kuramayarak hukuki güvenlik hakkını ihlal
    ettiği için Anayasa’nın 2’inci maddesine aykırıdır;

Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; her türlü işlem ve
eylemi hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı
amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren devlettir.
Ayrıca “hukuk devleti” ilkesi, yürütme organının faaliyetlerinin
yönetilenlerce belli ölçüde öngörülebilir olmasını, herkesin bağlı
 olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesini, ekonomik ve sosyal
yaşamlarındaki tutum ve davranışlarını buna göre düzene sokabilmesini
gerektirir. Zira hukuk devletinin gereği olan belirlilik ve hukuki
güvenlik ilkesi, idarenin keyfi hareket etmesini engeller.

Bilindiği üzere Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan çalışma ile
“idarece sunulan” sağlık hizmetleri politikası uzun zamandır kamuoyunda
tartışmaya açılmış ve neticesinde “öğretim üyesi statüsünde çalışanlar
dâhil” sağlık personelinin çalışma koşulları neredeyse her yıl
değiştirilen yasalar, bu yasaların iptali amacıyla açılan davalar ve
verilen iptal kararlarıyla; yeni yasalar çerçevesinde sağlık
hizmetlerinden faydalananlar ile bu hizmeti sunanları süregelen bir
belirsizlikle karşı karşıya bırakılmışlardır.

Anayasaya aykırılığını ileri sürdüğümüz 2547 sayılı yasaya eklenilen
Geçici 70. Madde ile üniversitelerde çalışan öğretim üyeleri hakkında
yeni bir hukuki durum yaratılmıştır. Öğretim üyelerinin şimdiye kadar ki
kazanılmış hakları da hiçe sayılarak; hukuk devletinin gereği olan
belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırı bir düzenleme
yapılmıştır. Nitekim Anayasal bir hak olan çalışma hak ve özgürlüğünü
kullanarak, üniversitedeki mesai sonrasında özel muayenehanesinde
çalışma isteyen, büyük emek ve masraf sarf ederek kendi muayenehanesini
kuran, özel muayenehanesi için tıbbi alet ve cihazlarının maslarını
karşılayarak çalışma ortamını oluşturan müvekkilden, yasal mevzuatta
değişiklik yapılarak muayenehanesini kapatması istenilmiştir. Sonradan
yapılan bu yasal düzenleme karşısında muayenehanesini kapatmayan
müvekkile, üniversite ödeneği ve sağlık tazminatı ödenmemesi yaptırımı
uygulanmıştır. Bu durumun hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik
ilkelerini ihlal ederek en başta Anayasanın 2. Maddesinde düzenlenen
hukuk devleti olma ilkesine aykırılık teşkil ettiği açıktır.

2.  Aynı durumda ve aynı konumda bulunan kişilere farklı farklı haklar
    ve külfetler getirdiği için 10. maddesine aykırıdır;

Anayasanın Kanun Önünde Eşitlik başlığı altında düzenlenen 10/5.
Maddesine göre; Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde
kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
Dava konusu işleme dayanak olan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa
eklenen geçici 70. Maddesinde, kurumda görevli öğretim üyelerinden mesai
saatleri dışında mesleklerini serbest olarak icra eden ve etmeyenler
arasında farklı statüler yaratılmıştır. Müvekkil davacı ile diğer
öğretim üyeleri tamamen aynı mesai saatlerine ve aynı çalışma süresine
tabi olduğu ve aynı görev ve sorumlulukları taşıdığı halde, salt mesai
sonrasında özel muayenehanesinde çalışıyor olması sebebiyle kendisine
sağlık tazminatı ve üniversite ödeneği ödenmemektedir. Yani tamamen aynı
işi yaptığı halde sırf mesai saatleri dışında ayrıca mesleğini icra
ettiği için farklı bir değerlendirmeye tabi tutularak; aylık ücretinde
çok ciddi boyutta haksız bir kayba yol açılmaktadır. Söz konusu
düzenleme bu yönüyle Anayasanın 10. Maddesindeki eşitlik ilkesine açıkça
aykırıdır.

Dava konusu üniversite ödeneğinin ve sağlık hizmetleri tazminatının
kesilmesi işleminin dayandığı olarak gösterilen 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanunu’ nuna eklenilen geçici 70. madde bir başka açıdan
da Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırıdır. Zira söz
konusu düzenleme ile sadece tıp fakültesi ve diş hekimliği fakültesi
öğretim üyelerinin mesai dışında mesleklerini icra etmeleri halinde
üniversite ödenekleri kesilmekte, buna karşılık diğer fakültelerin
öğretim üyelerinin mesleklerini serbest olarak icra etmeleri halinde bu
ödenekleri kesilmemektedir. Yani mesai dışında serbest olarak bir
mühendislik fakültesi öğretim üyesinin mühendislik, mimarlık fakültesi
öğretim üyesinin mimarlık, hukuk fakültesi öğretim üyesinin avukatlık,
veteriner fakültesi öğretim üyesinin veterinerlik yapması gibi
durumlarda bu öğretim üyelerinin hiçbir özlük hakkı kesilmemektedir. Bu
durum Anayasanın 10. Maddesindeki eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır.

3. Temel Hak ve Hürriyetlerin özüne dokunması sebebiyle Anayasanın 13.
maddesine aykırıdır; Anayasanın 13 üncü maddesinde öngörülen ölçülülük
ve demokratik toplumun gereklerine uygunluk ilkeleri Anayasaya
aykırılığı ileri sürülen GEÇİCİ 70. madde bakımından da geçerlidir.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 15.10.2002 tarih ve E.2001/309, K.2002/91
sayılı kararında “…sınırlamaların da temel hak ve özgürlüklerin özüne
dokunmaması, demokratik toplum düzeninin gerekli kıldığından fazla
olmaması ve ulaşılmak istenilen amacı aşmaması, başka bir anlatımla
ölçülülük ilkesiyle uyum içinde bulunması zorunludur” denilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne
koşut olarak çoğu zaman ölçülülük ve demokratik toplumun gereklerine
uygunluk ilkelerini bir arada kullanmakta ve meşru bir nedene dayansa
bile yasal sınırlamanın “demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir
niteliği taşımasını” aramaktadır. Bu ilkeler bizim Anayasamızda temel
hak ve özgürlüklere ilişkin genel bir koruma maddesi olan 13 üncü madde
içinde yer aldığına göre, AİHM’nin bu yaklaşımının, temel hak ve
özgürlükleri sınırlayıcı tüm yasal düzenlemelerde göz önünde tutulması
gerekmektedir.

4.  Yaşam hakkı ve sağlık hizmetlerine ulaşıp bu hizmetlerden yararlanma
    hakkını ihlal ettiği, sağlık ve yaşam hakkını koruyup güvence altına
    alma amacına aykırı olduğu, kamu yararına yönelik olmadığı için
    Anayasa’nın 17 ve 56. maddelerine aykırıdır;

Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen kişi dokun Sağlık hakkı Anayasanın
17 nci maddesinde düzenlenen “... yaşama, maddi ve manevi ve varlığını
koruma ... hakkı” ile çok sıkı bağlantı içindedir. Dolayısıyla devlet
ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine getirirken uygulayacağı
sınırlamalarda “yaşama hakkını” ortadan kaldıran düzenlemeler
yapamamaktadır.

5.  Anayasanın 27. maddesinde düzenlenen Bilim ve Sanat Hürriyetine
    aykırıdır;

Anayasanın 27. maddesinde “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve
öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına
sahiptir.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu düzenleme Anayasanın
getirdiği bu hakkı engelleyici, hakkın özünün kullanımını imkânsız hale
getirebilme sonucunu doğurmaktadır.

6.  Çalışma hakkını hem ulusal hem de uluslar arası hukuk normlarına
    aykırı düşecek biçimde etkisiz kıldığı, hakkı yalnızca çalışma
    külfetine indirgediği, devletin çalışma hakkına ilişkin ödevini
    yerine getirmediği için Anayasa’nın 18. 48. 49. ve 90. maddelerine
    aykırıdır;

Dava konusu işlemin dayanağı olan düzenleme Anayasanın Çalışma ve
Sözleşme Hürriyeti başlığı adı altında düzenlenen 48/1 Maddesindeki;
Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.
Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Hükmüne aykırıdır. Zira söz konusu
düzenleme nedeniyle müvekkil de mesai saatleri dışında mesleklerini
serbest olarak icra etmeyen öğretim üyeleri ile tamamen aynı mesai
saatlerine ve aynı çalışma süresine tabi olduğu ve aynı görev ve
sorumlulukları taşıdığı halde, sırf mesai saatleri dışında mesleğini
icra ettiği için çok ciddi boyutta özlük hakkı kaybına uğramaktadır.
Davacı müvekkil Gülhane Askeri Tıp Akademisinde haftanın her mesai günü
saat 08:00’ dan saat 17:00’a kadar mesai yapmaktadır. Bu süre içerisinde
kanunun, bir öğretim üyesi doktora yüklediği bütün görevleri yerine
getirmektedir. Mesaiden sonraki zamanımı değerlendirmek hususundaki
takdir tamamen müvekkile aittir. Müvekkil mesai bitiminden sonraki kalan
zamanını istirahat ederek geçirebileceği gibi anayasada tanımlanan
çalışma hürriyeti hakkını kullanarak muayenehanede de çalışabilir.
Nitekim tıp mesleğinde, özellikle cerrahi branşlarda hekimin tecrübe ve
el becerisinin çalışmasına orantılı olarak arttığı düşünüldüğünde, bir
hekimin daha çok ve daha çeşitli vaka ile karşılaşarak, daha fazla hasta
tedavi etmek istemesi çalışma hak ve özgürlüğünün en temel tezahürüdür.
Bu nedenle müvekkilin muayenehanesini kapatmaması sebebiyle, maaşından
sağlık hizmetleri tazminatı ve üniversite ödeneğinin kesilmesi
anayasanın 48/1 maddesine doğrudan aykırıdır.

Anayasanın Çalışma Hakkı ve Ödevi başlığı altında düzenlenen 49/2
maddesinde; Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma
hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı
desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve
çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır. hükmü
düzenlenmiştir. 2547 sayılı kanuna eklenen geçici 70. Madde anayasanın
bu hükmüne de aykırıdır. Şöyle ki; Müvekkil davacı Gülhane Askeri Tıp
Akademisi bilim dalında doktor olarak görev yapmakta ve hasta muayene
etmektedir. Aynı zamanda öğretim üyesi olarak da asistan ve öğrencilerin
derslerine girmekte, öğrenci ve asistan yetiştirmektedir. Mesai bitim
saati Gülhane Askeri Tıp Akademisinde görev yapan, muayenehanesi olan
veya olmayan bütün doktorlar için 17:00’dır. Eşitlik ilkesine aykırılığı
vurgularken belirttiğimiz üzere; müvekkil davacı, kurumda (Gülhane
Askeri Tıp Akademisinde) görev yapan diğer hekimlerle aynı görevi
yapmasına ve mesai saatinin de aynı saatte başlayıp bitmesine rağmen,
sırf muayenehanesini kapatmamış olması nedeniyle sağlık hizmetleri
tazminatı ile üniversite ödeneği hiç ödenmemektedir. Bu uygulamanın ve
işlemin eşitlik ilkesine aykırı olduğu açıktır. Bu eşitsiz durum aynı
zamanda Anayasanın 49/ 2 de ifadesini bulan çalışma barışını ve ortamını
bozan da bir durumdur. Anayasamıza göre devlet çalışma barışını sağlamak
için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Düzenleme bu haliyle
muayenehanesi olan ve olmayan doktorlar arasında eşitsizlik yaratan ve
çalışma barışının bozulmasına yol açan bir düzenlemedir. Bu nedenle
anayasanın 10/5 ile 49/2 maddelerine aykırıdır.

7.  Ücrette adaleti bozduğu için Anayasanın 55. Maddesine aykırıdır;

Anayasanın ücrette adalet sağlanması başlıklı 55. maddesinde;

Ücret emeğin karşılığıdır.

Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde
etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli
tedbirleri alır.

hükmü düzenlenmiştir. 6569 sayılı kanun 32. maddesi ile 2547 sayılı
kanuna eklenilen GEÇİCİ 70. madde ile anayasanın bu hükmüne aykırı
olarak tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan
öğretim üyelerinin ücretlerinde adaletsiz bir durum yaratılmaktadır.
Müvekkil davacı ile davalı kurumda mesai saatleri dışında mesleklerini
serbest olarak icra etmeyen öğretim üyeleri tamamen aynı mesai
saatlerine ve aynı çalışma süresine tabidir. 2547 sayılı kanuna
eklenilen geçici 70. Madde eşit işe eşit ücret ödenmesine engel olduğu
gibi, yapılan işe göre adaletli bir karşılığın ödenmesine de engel
olmaktadır. Zira davacı müvekkil diğer hekimlerle aynı görev ve
sorumlulukları taşıdığı ve aynı mesai saatlerine göre çalıştığı halde
hiç de adil olmayan bir düzenleme ile diğer akademisyenlerden daha az
ücret almaktadır. İnsan hayatı gibi son derece önemli bir alanda yapılan
çalışmanın karşılığı olarak ödenen ücret, yapılan işe göre adil olmadığı
gibi adaletli de değildir.

8.  Yükseköğretim amaçlarına aykırı olduğu için Anayasanın 130.
    maddesine,

Müvekkil Davacı, diğer üniversitelerin tıp fakültelerinde olduğu gibi
Gülhane Askeri Tıp Akademisinde tıp fakültesi öğrencilerinin ve ayrıca
tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlığı eğitim görmekte olan uzmanlık
öğrencilerinin (asistanların) derslerine girerek öğrenci ve asistan
yetiştirmektedir. Üniversite Öğretim Ödeneği bu nedenle öğretim
üyelerine ödenmektedir. Müvekkil, serbest meslek faaliyeti niteliğinde
olan muayenehanesindeki çalışmayı sonlandırmış olsa bile Gülhane Askeri
Tıp Akademisinde asistanların ve tıp fakültesi öğrencilerin derslerine
gireceği aşikardir. Ya da tersi durumda (yani muayenehanesindeki
çalışmanın devam etmesi halinde) da asistanların ve tıp fakültesi
öğrencilerin derslerine gireceği muhakkaktır. Sonuç olarak, müvekkilin
serbest meslek faaliyetinin (muayenehanesindeki çalışmasını) devam
ediyor olması, Üniversite Ödeneğinin kesilmesine dayanak teşkil etmez.
Müvekkilin serbest meslek faaliyetinin yanı sıra Gülhane Askeri Tıp
Akademisinde asistan ve öğrencilerin derslerine girerek öğretim üyeliği
mesleğini icra etmesine rağmen Üniversite Ödeneğinin ödenmemesi
anayasanın 130. maddesine aykırıdır. Anayasa Mahkemesinin Gülhane Askeri
Tıp Akademisi öğretim üyelerinin görev tazminatlarını rütbeleriyle
kısıtlayarak üniversite öğretim üyelerinden daha az görev tazminatı
verilmesini öngören bir kanun hükmünü iptal eden 05 Şubat 2009 tarih,
2006/53 Esas ve 2009/21 Karar sayılı kararında “Yükseköğretim kurum ve
kuruluşlarına Anayasanın 130 uncu, 131 inci ve 132 nci maddelerinde yer
verilmiştir. 132 nci maddede Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı
yükseköğretim kurumlarının özel yasalarının hükümlerine tabi olacağı
belirtilmekle birlikte, bunların bilimsel özerkliğinin, akademik
çalışmalarının ve öğretim elemanlarının Anayasal güvence altında olduğu
açıktır. Yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Anayasada
kendine özgü önem ve değerde düşünülerek düzenlenmiştir” ve “profesör ve
doçent unvanına sahip subaylar, bu görev gereği görev tazminatı alma
hakkını kazanma bakımından diğer yükseköğretim kurumlarında görev yapan
öğretim elemanlarıyla aynı hukuksal durumdadır.” tespitleri yapılarak
Gülhane Askeri Tıp Akademisi öğretim üyelerinin üniversite öğretim
üyeleri ile aynı Anayasal statüye sahip oldukları açıkça ortaya
konmuştur.

9.  Daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Yasa hükmü ile
    aynı doğrultu, içerik ve nitelikte hükmü düzenlediği için
    Anayasanın 2. ve 153. maddelerine aykırıdır.

Yukarıdaki açıklamalarımızda kanun koyucunun “tam gün” uygulaması için
yaptığı yasal düzenlemelere ve düzenlemelerin karşılaştığı iptal
kararlarına yer verilmişti. Yasa koyucu bu kez de dava konusu işlemin
dayanağı olan 6569 sayılı yasanın 32. Maddesinde düzenlenen 2547 sayılı
kanuna eklenilen Geçici 70. Madde ile; Tıp Fakültelerinde görevli
öğretim üyelerinin mesai saati sonrası çalışmaları halinde üniversite
ödeneği ve ek ödeme yapılmaması hükmünü düzenlemiştir. Bu düzenleme “tam
gün” uygulamasının başka bir yönü olup, üniversite kurumlarında çalışan
akademisyenlerin çalışmalarına mali olarak sınırlamalar getirmiştir. Bu
durum açıkça Anayasanın 153’üncü Maddesinin Son Fıkrasındaki
Bağlayıcılık İlkesine Aykırılık teşkil etmektedir ve bu nedenle iptali
için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerekmektedir.

Anayasanın 153 üncü maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi
kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile yönetim makamlarını,
gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı öngörülmüştür. Bu kural gereğince,
yasama organı yapacağı düzenlemelerle daha önce aynı konuda verilen
Anayasa Mahkemesi kararlarını göz önünde bulundurmak, bu kararları
etkisiz kılacak biçimde yasa çıkarmamak, Anayasaya aykırı bulunarak
iptal edilen kuralları tekrar yasalaştırmamak yükümlülüğündedir. Bu
nedenle, yasama organı düzenlemelerde bulunurken, iptal edilen yasaya
ilişkin kararların sonuçları ile birlikte gerekçelerini de göz önünde
bulundurmak zorundadır. İptal edilen yasalarla, sözcükleri ayrı da olsa
aynı doğrultu, içerik ya da nitelikte yeni yasa çıkarılması, Anayasanın
153 üncü maddesine aykırılık oluşturur.

Yasama organının iptal edilen kuralın aynını veya benzerini
yasalaştırması durumunda Anayasa Mahkemesi kararlarının etkinliği
ortadan kaldırılarak yasaların yargısal denetimi anlamını yitirmektedir.
Bu nedenlerle Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve Anayasanın
üstünlüğü ilkesi karşısında, iptal edilen bir kurala yeni bir yasa ile
geçerlilik sağlanamaz.

Arz ve İzah ettiğimiz sebeplerle 6569 sayılı yasanın 32. maddesi ile
2547 sayılı kanuna eklenilen GEÇİCİ 70. Madde Anayasanın 2, 10, 13, 17,
18, 27, 48, 49 ,55, 56, 90, 130 ve 153. Maddelerine aykırılık teşkil
ettiğinden işbu dava dosyası ile yapılacak somut norm denetimi ile
anayasaya aykırılık iddiamızın kabul edilerek, 2547 sayılı yasanın
GEÇİCİ 70. Maddesi hakkında anayasaya aykırılık denetimi yapılması için
dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini arz
ederiz.

9-) Anayasaya aykırılığını ileri sürerek iptali için Anayasa Mahkemesine
başvuru kararı alınmasını talep ettiğimiz 6569 sayılı kanunun 32.
maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa eklenilen GEÇİCİ 70.
Madde nedeniyle müvekkilin Ocak 2015 ve Şubat 2015 ayı maaşına
üniversite ödeneği ile sağlık hizmetleri tazminatı ödenmediğinden,
üniversite ödeneği ve sağlık hizmetleri tazminatının ödenmemesi
işleminin iptali ve dava konusu işlemin dayandırıldığı kanuni
düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvuru kararı alınması
talebiyle Sayın Mahkemeniz nezdinde işbu davayı açmış bulunmaktayız. .

YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ

Müvekkil .......................... 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp
Akademisi Kanunu’na göre Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Tıp Fakültesi
.........................a Bilim Dalında asker öğretim üyesi statüsünde
bulunan, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa tabi bir
kamu görevlisidir. Hukuka aykırı düzenlemeler ile müvekkilin kamu
görevine son verilemez, aylık ve başka hakları elinden alınamaz.
Müvekkilin ve bakmakla yükümlü olduğu ailesinin geçimi maaşı ve ek
ödemeleri ile sağlanmakta olup, Doçent kadrosunda öğretim görevlisi olan
müvekkilin sağlık tazminatının ve üniversite ödeneğinin kesilmesinin
hukuka aykırılığı da açık ve bariz olduğundan evvela Sayın Mahkemenizden
ivedi olarak, sağlık tazminatı ve üniversite ödeneği ödenmemesi
işleminin yürütmesinin durdurulmasını talep etmek gerekmiştir.

Anayasaya aykırılığını ileri sürdüğümüz, 6569 sayılı yasanın 32. Maddesi
ile 2547 sayılı kanuna eklenilen GEÇİCİ 70. madde öğretim üyeleri
açısından köklü değişiklikler öngörmekte, hekim olan akademik personel
büyük bölümünün özlük hakları ve çalışma şartları konusunda yeni bir
düzen kurmaktadır. Anayasaya aykırı olduğu açık olan GEÇİCİ 70. Madde
özünde kamu yararı amacına dayanmadığından, ve özellikle eşitlik
ilkesini zedeleyerek çalışma barışını bozacağından, bu maddeye dayanarak
müvekkile üniversite ödeneği ve sağlım tazminatının ödenmemeye devam
etmesi halinde sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve
zararların doğabileceği açıktır.

Kaldı ki; özeldeki faaliyetlerini bitireceklerini 31/12/2014 tarihine
kadar bildiren öğretim üyelerine GEÇİCİ 70. maddeye göre 31/05/2015
tarihine kadar mali hakları ve ek ödemeleri tam olarak ödenmeye devam
olunacaktır. Bu kimseler de halihazırda hem mesai sonrası özelde
çalışmalarına hem de üniversitede çalışmalarına rağmen ödeneklerini tam
olarak almaktadırlar. Bu durum 31/05/2015 tarihine kadar devam
edecektir. Salt bu açıdan bakıldığında dahi, üniversitede görevli
akademisyenler arasında eşitlik ilkesinin ve çalışma barışının bozulduğu
açıktır.

HUKUKİ NEDENLER : Türkiye Cumhuriyeti 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu,
2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu, 2955 sayılı Gülhane Askeri
Tıp Akademisi Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu
ve sair mevzuat.

DELİLLER : Özlük Dosyası, Ücret Bordroları, sair her türlü delil

SONUÇ VE İSTEM : Anılan nedenler ve Sayın Mahkemenizce re’sen dikkate
alınacak nedenlerle davamızın kabulü ile ;

1.  Müvekkil davacıya 15 Ocak 2015 ve 15 Şubat 2015 aylarında maaşına ek
    olarak ödenmesi gereken, üniversite ödeneği ile sağlık hizmetleri
    tazminatının ödenmemesi işlemlerinin İPTALİNE,

2.  Hukuka aykırı olduğu tespit edilecek Üniversite Ödeneği ve Sağlık
    Hizmetleri tazminatı ödenmemesi işlemlerinin iptali kararının Ocak
    2015 tarihinden sonra gelen, üniversite ödeneği ve sağlık hizmetleri
    tazminatı ödenmeyen tüm aylara ilişkin olarak verilmesine,

3.  Fazlaya ilişkin talep, dava ve ıslah haklarımız saklı kalmak
    kaydıyla, müvekkil davacıya ödenmeyen 15 Ocak 2015 ve 15 Şubat 2015
    üniversite ödeneklerinin ve sağlık hizmetleri tazminatlarından
    –şimdilik- 10.000 TL nin ödenmesi gereken 15 Ocak ve 15 Şubat 2015
    tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte
    müvekkile ödenmesine;

4.  Davalı idarenin sağlık tazminatı ve üniversite ödeneği ödememe
    işleminin gerekçesi olarak gösterdiği 6569 sayılı kanunun 32.
    maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa eklenilen geçici 70.
    Maddenin tümünün anayasaya aykırı olduğuna ilişkin itirazımızın
    nazara alınarak, somut norm denetimi yoluyla anayasaya aykırılık
    itirazımızın incelenerek GEÇİCİ 70. MADDENİN anayasaya aykırılığının
    tespiti ile söz konusu maddenin iptali için dosyanın Anayasa
    Mahkemesine gönderilmesine ve bu durumun dosyamız açısından
    bekletici mesele yapılmasına,

5.  15 OCAK 2015 tarihinden itibaren üniversite ödeneği ve sağlık
    tazminatı ödenmemesi müvekkili büyük oranda maddi ve manevi zarara
    uğrattığından söz konusu üniversite ödeneği ve sağlık tazminatı
    ödenmemesi işleminin öncelikle YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASINA

6.  Yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesine karar
    verilmesini saygılarımızla arz ederiz.

  Davacı Kd. Albay ..................

  Vekilleri

  Av. Murat AN – Av. Deniz BEKTAŞ

EK: 1. Maaş bordroları (Aralık 2014, Ocak 2015, Şubat 2015)

2. Onaylanmış vekaletname örneği

[1] Hakim Tuğgeneral Dr.Erol ALPAR,

İDARE HUKUKUNDA KAZANILMIŞ HAK KAVRAMI VE UYGULAMASI