Bütün evraklar
Giriş yap
Kayıt ol

          ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNE

GÖNDERİLMEK ÜZERE

MALATYA BÖLGE İDARE MAHKEMESİNE

DAVACI :

VEKİLİ : Av. Fatih YILMAZ, Adres antette olduğu gibidir.

DAVALI : Milli Savunma Bakanlığı ANKARA

KONUSU : İdare tarafından verilmiş olan “Uyarı” cezasının iptali ve
tazminat talebi ile 6413 sayılı kanunun 43. Maddesinin 1. Fıkrası ve
1602 sayılı kanunun 21. Maddesinin son fıkrasının anayasanın 36.maddesi
ve avrupa insan hakları mahkemesinin 6. Maddesine aykırılığından dolayi
iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemidir.

KARAR TEBLİĞ TARİHİ : 12 Mart 2014

AÇIKLAMALAR : Müvekkilimin 10 Şubat 2014 ve 17 Şubat 2014 tarihli
davranışları sebebiyle 18 Şubat 2014 tarihli savunması istenmiş,
savunması yeterli görülmeyerek 5 Mart 2014 tarihinde “Uyarma “ cezası
ile tecziye edilmiş, müvekkilim 6 Mart 2014 tarihinde cezaya itiraz
etmiş, 12 Mart 2014 tarihinde itirazın kaldırılmasına gerek olmadığı
değerlendirilmiştir. Bu verilen ceza haksız ve hukuksuz ve gerekçeden
yoksundur. Şöyle ki;

A.  OLAYIN AÇIKLANMASI

1.  Müvekkilim 1998 yılında assubay olarak nasbedilmiş, 2012 atamaları
    ile Malatya garnizonuna tayin olmuştur. Ataması yapılan atölyede
    atölye komutanının haksız işlemleri ve buna bağlı olarak yaşadığı
    huzursuzluklar neticesinde,EK-A’da örneğini sunduğumuz 12 Aralık
    2013 tarihinli dilekçe ile görev yeri değişikliği talebinde
    bulunmuştur.

2.  Atölye komutanı bu dilekçenin üzerine müvekkilime 24 Aralık 2013
    tarihinde “kendisini görmek istemediğini, pılısını pırtısını
    toplayarak” gitmesini söyleyerek atölye bağlısı tecrit edilmiş, ağır
    kimyasalların bulunduğu ve TSK sağlık yönetmeliğinin tam sağlam olma
    şartını hüküm altına aldığı şarjhane bölümünde görevlendirmiştir.
    Müvekkilime sağlık raporu dahi aldırılmamıştır. Şöyle ki; TSK Sağlık
    Yönetmeliği 7. Bölüm Hava Astsubayları Sağlık Yetenekleri Madde 77
    “hidrazin, korozyon, aküşarj, yakıt sistem personeli, uçak yıkama
    gibi görevleri yapan astsubayların sağlık muayenelerinde bu göreve
    başlayışta tam sağlık olma şartı aranır.” Hükmü amirdir. Bu da
    müvekkilimin idarecilerinin müvekkilime karşı keyfi uygulamalarından
    bir tanesi olup müvekkilime karşı bakış açısını ortaya koymaktadır.

3.  Iptale konu ceza işleminde ise, Sicil amiri tarafından, müvekkil
    hakkında gereken işlemlerin yapılması konusunda dosya kontrolü ve
    güncelleme işlemi olarak beyan ettiği belgelerin müvekkilin 10 Şubat
    2014 tarihinde imzalanmaması ve 17 Şubat 2014 tarihinde görev yerini
    terkettiğinden” bahisle tarihsiz olarak düzenlenen disiplinsizlik
    olayı tespit tutanağı düzenlemiştir.

4.  Sicil amiri atölye içi eğitimleri vermek veya verdirmek konusunda
    sorumluluğu bulunmaktadır. Atölye içi eğitimleri vermediği veya
    verdirmediği halde, müvekkilim tarafından görülmemiş atölye içi
    eğitimi görmüş gibi imzalaması sicil amiri tarafından 10 Şubat 2014
    tarihinde istenmiş, müvekkilim eğitim gördükten sonra imzalayacağını
    beyan etmiştir. Burada disiplin suçunun unsurları yoktur. Zira
    müvekkil mevzuata uygun davranmıştır.

5.  İkincisinde sicil amiri tarafından aynı disiplinsizlik olayı tespit
    tutanağında 17 Şubat 2014 tarihinde “başka birimlere gitmek
    suretiyle bilgi ve izni olmadan görev yerinden ayrıldığını” tespit
    ettiğini beyan etmiştir. müvekkilimden sosyal kasa için para
    istenmiş, bu paranın temin edilmesi için müvekkilin görevlendirdiği
    yer ile yürüme mesafesi ile iki dakika olan banka ATM’sinden para
    çekmesi mazereti kabul edilmemiştir. Disiplin amiri tarafından
    müvekkilden savunması istendiğinde bankadan alınmış bulunan tarih ve
    saati bulunan dekontun savunma ekine konulması bile disiplin
    amirinin ceza vermesine engel olmamıştır. Zira disiplin amiri
    “gözünün üzerinde kaşın var” misalinde olduğu gibi ceza vermeye
    şartlanmıştır.

6.  Müvekkilim Meslek eğitimini yurt dışında görmüş 16 yıllık meslek
    hayatı başarılarla dolu bir assubaydır. Şimdiye kadar almış olduğu
    ceza bulunmamaktadır. Müvekkilime verilen keyfi cezadan dolayı aile
    düzeni ve sağlığı bozulmuştur. Müvekkilimin bu duruma düşmesinde
    İdarenin ağır kusuru vardır. Maddi olarak tazmin deilmesi,
    müvekkilimin adalet inancını bir nebze olsun yerine getirecektir.
    5000 TL manevi tazminatın idareden alınarak müvekkilime verilmesini
    talep etmekteyiz.

B.  MÜVEKKİLİME VERİLEN 5 MART 2014 TARİHLİ DİSİPLİN CEZASININ İPTAL
    GEREKÇELERİ

1.  Müvekkilime disiplin amiri tarafından keyfi ve gerekçeden yoksun
    olarak ceza verilmiştir. 05 Mart 2014 tarihli tecziye konulu yazıda
    disiplin amiri tarafından “yapmış olduğum değerlendirmeler
    neticesinde savunmanızı yeterli bulmuyorum” şeklindeki bir karar
    kabul edilemez. Disiplin amiri tarafından verilen ceza mutlaka
    gerekçeli olarak verilmelidir. “yapmış olduğum değerlendirmeler
    neticesinde savunmanızı yeterli bulmuyorum…” şeklinde verilmiş bir
    karar gerekçeden yoksundur.

2.  Her ne kadar 6413 sayılı yasanın 43. maddesi, uyarma cezasını yargı
    denetimi dışında tutmuş ise de verilmiş olan gerekçeden yoksun bir
    kararın yargı denetimine tabi olduğu kuşkusuzdur. Zira 6413 sayılı
    yasanın 6. Maddesi 2. Fıkrasında 6413 sayılı yasanın 6.
    Maddesinin 1. Fıkrasında disiplin cezası vermeye yetkilendirilmiş
    kişi ve kurulların, disiplin cezası uygulanması ile ilgili takdir
    haklarını ölçülü, adaletli ve hakkaniyetli bir şekilde, 2.fıkrasında
    ise bu takdir hakkının mutlaka gerekçeli olarak kullanacağı hüküm
    altına alınmıştır. Yasanın 6. Maddesinin gerekçesinde ise bunun
    zorunluluk olduğu “…“Maddenin ikinci fıkrası, disiplin hukuku ile
    ilgili karar vericilerin daha isabetli kararlar vermesine yardımcı
    olmak amacıyla konulmuştur. Uygulamada hiçbir gerekçe gösterilmeden
    disiplin cezası verilmesi gibi durumlara rastlanabilmektedir. Bu
    gibi hatalı durumların önüne geçilebilmesi amacıyla fıkra ile takdir
    hakkının gerekçeli olarak kullanılması zorunlu hâle getirilmiştir…”
    denilerek vurgulanmıştır. Bu yasadan kaynaklı emredici bir hükümdür.
    Disiplin cezası vermeye yetkilendirilmiş kişi ve kurulların vermiş
    olduğu işlemlerin bu yönde denetlenebilmesi için kanunda başkaca bir
    yol öngörülmemiştir. Gerekçede nelerin olması gerektiği aynı
    yasanın 3. Fıkrasında hüküm altına alınmıştır. Buna göre;

    a.  Disiplinsizliğin işleniş biçimi,

    b.  Disiplinsizliğin işlendiği zaman ve yer,

    c.  Disiplinsizliğin askeri hizmete olumsuz etkisinin ağırlığı,

    d.  Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı,

    e.  Disiplinsizlik yapan personelin kast veya taksire dayalı
        kusurunun ağırlığı,

    f.  Disiplinsizlik yapan personelin daha önceki disiplin durumu,

    g.  Disiplinsizlik yapan personelin samimi ikrarı ve gösterdiği
        pişmanlık,
        gibi hususlar gerekçede mutlaka bulunmalıdır.

3.  Ayrıca, aşağıda yasanınn ilgili hükmünün iptal gerekçelerinde
    belirteceğimiz gibi verilecek disiplin cezalarının yargı denetimine
    dışında tutulması Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 6. Maddesine
    aykırılık teşkil etmekte olup üst norm olarak uygulanması
    gerekmektedir.

4.  Anayasa’nın “usulüne göre yürürlüğe konulmuş andlaşmalar kanun
    hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa
    Mahkemesi’ne başvurulamaz” hükmü nedeniyle, “AİHS hükümlerinin, Türk
    Hukukunda, kayıtsız şartsız, bağlayıcı üstün norm olarak kabulü
    gerekir.”

5.  Türkiye’nin AİHS’ye kişisel başvuru yolunu tanımış ve Divanın yargı
    yetkisini kabul etmiş olması, AİHS hükümlerinin Türk yargıçlarınca
    dava aşamasında uyuşmazlığın çözümünde bir hukuk normu olarak
    kullanılmasını gerektirir.

6.  Yukarıda sayılan sebeplerden dolayı öncelikle müvekkilime verilmiş
    olan cezanın iptal edilmesine karar verilmesini talep etmekteyiz.

C.  6413 SAYILI KANUNUN 43. MADDESİNİN 1. FIKRASI VE 1602 SAYILI
    KANUNUN 21. MADDESİNİN SON FIKRASININ ANAYASANIN 36.MADDESİ VE
    AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 6. MADDESİNE AYKIRILIĞINDAN
    DOLAYI İPTAL GEREKÇELERİ

1.  6413 sayılı yasanın 43. Maddesi anayasanın “hak arama hürriyeti” ni
    düzenleyen 36. Maddesinde yazılı “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
    faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
    olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
    Hükmüne kesin olarak aykırıdır. Anayasanın 129. Maddesi 3.
    Fıkrasında Disiplin kararları yargı denetimi dışında
    bırakılamayacağı hüküm altına alınmış ve uyarma ve kınama cezaları
    da bu kapsama alınmıştır. Madde gerekçesinde “…kınama ve uyarma
    cezaları insan onurunu zedeleme bakımından Cezanın hafifliğinin,
    insan onurunu zedeleme niteliği yönünden diğer cezalara göre daha az
    etki doğurmayacağı dikkate alınarak, maddenin üçüncü fıkrasında
    yapılan değişiklikle, memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen
    uyarma ve kınama cezalarının da yargı denetimine açılması
    öngörülmektedir…” Şekilndeki belirtilmiştir.

2.  Her ne kadar aynı maddenin 4.fıkrası ile Silahlı Kuvvetler
      mensupları ile hakimler ve savcılar hakkındaki hükümleri kapsam
      dışına çıkarmışsa da bu, darbe geleneğinin bir alışkanlığı ile
      anayasa metnine alınmıştır. Zira asker olsun sivil olsun herkes
      vazgeçilmez, devredilemez insan hakkına sahiptir. Cezanın
      hafifliğinin, insan onurunu zedeleme niteliği yönünden diğer
      cezalara göre daha az etki doğurmayacağı dikkate alınarak kamu
      görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezalarının da yargı
      denetimine açılması gerekçesi ile 4. Fıkra çelişmektedir.

3.  Anayasa Mahkemesi de, Anayasa’ya aykırılık savlarını incelerken
      karar gerekçelerinde, sözleşmeye bir çok kez yer vermiştir.
      1.7.1963 tarih, E:1963/207, K:1967/115 sayılı ve 27.1.1977 tarih,
      E:1976/43, K:1977/4 sayılı kararlarında hüküm verirken İnsan
      Hakları Sözleşmesinin 2 inci ve 6ıncı maddelerini gözönüne
      almıştır.

4.  Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen 27.1.1977 tarihli kararında,
      Avrupa İnsan hakları Sözleşmesinin 6 ıncı maddesini, doğrudan
      doğruya Türk Hukuk Düzeni içinde uygulamıştır. Ayrıca, bu
      kararında, Sözleşmenin değiştirilemez bir Anayasa ilkesi olduğunu
      da vurgulamıştır. Bu nedenle, Sözleşmeye aykırı olarak yargı
      yolunu kapatan bir Anayasa hükmünün, Sözleşme hükümleri
      karşısında, Türk Hukukunda zımnen iptal edildiği ve Türk
      Yargıcınca Sözleşme hükümlerinin uygulanarak kınama cezalarına
      karşı açılan davaların incelenmeesi gerektiği, Anayasa
      Mahkemesi’nin karar gerekçelerinde yer alan yorumundan da
      çıkmaktadır. (“Bölge İdare Mahkemesi Kararıyla Anayasa’nın ‘zımnen
      iptali’”, İnsan Hakları Yıllığı, cilt 19-20, 1997-1998, sayfa
      215-233, (Kerem Altıparmak ile birlikte))

5.  6366 sayılı Kanunla Türkiye’nin de katıldığı İnsan Haklarını ve Ana
    Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde “her şahıs,
    gerek, medeni hak ve vecibeleriyle ilgili nizalar, gerek, cezai
    sahada kendisine serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek
    olan kanuni müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının
    makul bir süre içinde  hakkaniyete uygun ve aleni surette
    dinlenmesini istemek hakkını haizdir.” denilmektedir.

6.  Bu suretle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile “yargılanma hakkı”
    güvence altına alınarak “adil olarak yargılanma” hakkı açık bir
    hükümle düzenlenmiştir.

7.  Esasen, 2709 sayılı Anayasanın 36 ncı maddesi de, herkesin davacı
    veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğunu
    öngörmekte, ancak 129 ncu maddesi ile de bu hakkı sınırlamaktadır.

8.  Türkiye, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesini usulüne uygun olarak
    imzalamakla, anılan sözleşme hükümlerini de, bir hukuk normu olarak
    kabul etmiştir. T.C Anayasasının 90 ıncı maddesi son bendi ile,
    usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmaların kanun
    hükmünde olduğu ve bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile
    Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamayacağı hükme bağlanmış olup,
    milletlerarası ikili anlaşmaların dahi, yasa hükmünde sayılması
    karşısında, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi hükümlerinin, Türk
    Hukukunda, kayıtsız ve şartsız, bağlayıcı üstün norm olarak kabulü
    gerekir. Esasen, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 25 nci maddesi
    ile, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine sunulacak bir dilekçe ile
    komisyona “kişisel başvuru” hakkı tanınmış olup, halen, ülkemizde
    de, tüm iç hukuk yollarının tamamlanmasından sonra, ilgilisinin,
    İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna kişisel başvuru yolu ile dava
    açması mümkündür. Bu durumda, esas olan İnsan Hakları Avrupa
    Sözleşmesi hükümlerinin Türk yargıçlarınca dava aşamasında göz
    önünde bulundurulması ve sözleşme hükümlerinin, uyuşmazlığın
    çözümünde bir hukuk normu olarak kullanılmasıdır. İnsan Hakları
    Avrupa Mahkemesi’nin, yargısal denetimi, dava konusu uyuşmazlık
    çerçevesinde, iç hukuk işlemlerinin, sözleşme hukukuna uygunluğu
    denetimidir. Bu anlamda, sözleşme kurallarının ihlali, mahkeme
    önünde, iç hukuk kurallarıyla meşrulaştırılamaz. Başka bir deyişle,
    sözleşmeye aykırı, bir ülke mahkeme kararı, iç hukuka uygun olsa
    bile, sözleşme mahkemesi, iç hukukun (yasanın) sözleşmeyi ihlal
    ettiğine karar verebilecek ve iç hukukta yer alan mevzuat yokmuş
    gibi, sözleşme kurallarına göre karar verebilecektir. Uyuşmazlığın
    hallinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin Türk
    Yargıcınca, üst hukuk normu olarak kabul edilmesi gerekecektir.

9.  Yukarıda sayılan gerekçelerle 6413 sayılı kanunun 43. Maddesinin 1.
    Fıkrası ve 1602 sayılı kanunun 21. Maddesinin son fıkrasının
    anayasanın 36.maddesi ve avrupa insan hakları mahkemesinin 6.
    Maddesine aykırılığından dolayi iptali için Anayasa Mahkemesine
    başvurulmasını talep etmekteyiz.

Hukuki Sebepler : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 2709 sayılı T.C.
Anayasası, 6413 sayılı kanun, 1602 Sayılı Kanun vesair mevzuat

Hukuki Deliller : Ceza ve cezaya itiraza ilişkin yazılar, banka dekontu
vesair deliller.

İstem Sonucu : Yukarıda arz ve izah edilen ve re’sen gözetilecek
nedenlere göre;

1.  Müvekkilime verilmiş olan, 5 Mart 2014 tarihli cezanın iptaline,

2.  5000 TL manevi tazminatın dava tarihinden geçerli olmak üzere
      idareden alınarak müvekkilime verilmesine,

3.  6413 sayılı kanunun 43. Maddesinin 1. Fıkrası ve 1602 sayılı
      kanunun 21. Maddesinin son fıkrasının anayasanın 36.maddesi ve
      avrupa insan hakları mahkemesinin 6. Maddesine aykırılığından
      dolayi iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına,

4.  Vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin idareye tahmiline,

Karar verilmesini, bilvekale talep ederiz.01.04.2014

Av. Fatih YILMAZ

Ekler :

1.  Onaylı Vekâletname Örneği,

2.  ........................................